Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Huruç - İslami Bilgiler - 26. Sayfa

 

HURUÇ

 

Yöneticilere karşı -genelde silahlı- baş­kaldırı anlamına gelir. İslam Devlet siste­minde, görevde kalması ümmetin iyiliği açısından sakıncalı olan yöneticiler, Ehl-i Hail ve'l-Akd tarafından görevden uzak­laştırılırlar. Yönetici kendi kararıyla da görevden çekilebilir. Silahlı isyanlar ve benzeri ayaklanmalar, Ehl-i sünnet'in bü­yük bir çoğunluğunca meşru sayılmamış­tır. Harici ve Mute/ili grupları ile Zeydi-ler silahlı isyanı meşru kabul ederler. Ehl-i Sünnet uleması arasında da bunu meşru kabul edenler vardır. Bu "meşru" veya "gayr-ı meşru"luk mü'mİn, fakat za­lim veya facir yöneticiler için sözkonusu edilmektedir. Müslüman bir toplumun, gayr-i müslimler tarafından yönetilmeye başlanması halinde ise, cihad gündeme gelir.

Gerek Kur'an-ı Kerim* deki ayetler, gerekse itaat konusunu işleyen sahih hadis­lerden anlaşılan, islam'ın yönetilenler­den yöneticilerine mutlak bir itaati iste­mediğidir. Kayıtsız ve şartsız teslimiyet-i-taat sadece, Allah'a ve Resulü'nedİr. Di­ğerlerine itaat ise, "marufla sınırlıdır. "Allah'a isyan olan bir şeyde mahluka ita­at yoktur." Bu kayıtlarla çevrili bir itaat, İslam'da dini bir emirdir. "Başınıza Ha-beşli bir köle de getirilse...." anlamındaki çeşitli rivayetlerle nakledilen hadisler ve Ulu'l-Emr'e itaati emreden ayetteki "Muıküm" (sîzden) kaydı, İslami yönetim­de şahısların fiziki yapılarının, konumları­nın ve cinslerinin değil, düşünce sistemle­rinin ve uyguladıkları düzenin dikkate alındığını vurgular.

Sultanlara karşı ayaklanmanın fıkhi hük­mü, ayaklananlar ve kendisine ayaklanı-lanlara göre değişir. Ayırıma tabi tutma­dan, ayaklananların tamamı bugat terimi ile ifade edilen tek bir kategoriye alına­maz. Silahlı bir ayaklanma, büyük günah­lardan biri olabileceği gibi, mekruh, mu­bah, mendub ve vadb de olabilir, tbn Tey-miye, bu ayırım gözetilmeden, tek bir hükmün gündemde tutulmasına ve sultan­lara karşı meydana gelen ayaklanmaların Ashab dönemindeki bazı olaylara kıyas­lanmasının teamül haline gelmesine karşı Çıkarak, ayaklananlara, kendisine karşı ayaklanılanlann şer'i durumları gözönü-ne alınarak seri bir hüküm verilmesi ge­rektiğini belirtir.

Ayaklanma:

 a) Mü'mİn ve adil bir sulta­na karşı yapılmışsa, ulemanın sözbirliği ile bu haramdır;

 b) Kafir veya mürted bir yöneticiye karşı ise, bu dini bir görevdir. Hiçbir kafir müslümanlara yönetici ola­mayacağı gibi, irtidat eden de görevinde kalamaz;

 c) Zalim ve fasık-facir sultana karşı ayaklanma meselesinde iki ayrı görüş vardı

 1- Ümmetin huzur ve selame­ti, güvenliği açısından caiz görmeyenler tema noktasında olmasa da, Ehl-i Sün­net'in yaygın görüşü budur.

 2- Zalim yö­neticilere karşı silahlı ayaklanmayı r^fo görenler: Mutezile, Zeydiye mezhebi ve Hariciler ilke olarak, Ehl-i Sünnet ve Mürcie'de ise azınlıkta kalan bazı görüş­ler silahlı ayaklanmaları, küfre varmamış olsa bile dine aykırı tavırların değiştirile­bilmesi için başka çare katmamışla caiz görürler. Zahiriye ulemasından îbn Hazm, asıhabtan Hz. Ali ve beraberinde­kiler Talha ve Zübeyr başta olmak üzere bir grubun bu görüşte olduğunu nakledi­yor. Tabiin ve Tebeu't-Tabiin'den de ba­zı ileri gelenlerin bu görüşü paylaştıkları­nı belirtir. Verdiği isimler arasında Ma­lik, Şafii ve Davud vardır. Hanbeli mezhe­binin imamı Ahmed b. Hanbel'den nakle­dilen rivayetlerden en meşhur olanı, fasık imamlara karşı silahlı ayaklanmayı hoş görmediği şeklindedir.

İkinci grup, Kur'an-ı Kerim'den ban ayetlerin yanında iyiliği emredip kötülük­ten alıkoymayı emreden ayet ve hadisleri ve zulmü önlemeyi emreden hadisleri bi­rinci derecede; sapkınlık içinde bulunan yöneticilerin zararlarını dile getiren hadis­leri de ikinci derecede delil gösterirler; Ashabın başından geçen sözkonusu bazı olayları da delil gösteriyorlarsa da, aynı olaylarda karşıt fikri savunmuş başka sa-habilerin de olması, "sahabe ameli"nin bu noktada delil olabilmesini zorlaştırmakta­dır.

Sonuç olarak bu konuda iki hüküm çıkı­yor:

a) Müminler, hiçbir şartta kafirlerin em­ri altında olmaya razı olamazlar. Böyle bir durumda, özel fıkhına uyularak ciha­da sarılmak farz olur;

 b) Küfrü açık olmayan fasık ve zalim sultanlara .karşı mutlak bir itaatten sözedilemeyeceği gibi, mut­lak bir isyan da yoktur: Mü'minler, Ehl-i Hail ve'1-Akd'i oluşturan ulema ve ileri gelenler şer'i delillere dayanarak verecek­leri karan tatbik ederler. Her iki durum­da da ümmetin iyiliği ve çıkarı ön planda­dır.

Nureddin YILDIZ

Bk. Hilafet; İmamet