Huruç - İslami Bilgiler - 26. Sayfa
HURUÇ
Yöneticilere karşı -genelde silahlı- başkaldırı anlamına gelir. İslam Devlet sisteminde, görevde kalması ümmetin iyiliği açısından sakıncalı olan yöneticiler, Ehl-i Hail ve'l-Akd tarafından görevden uzaklaştırılırlar. Yönetici kendi kararıyla da görevden çekilebilir. Silahlı isyanlar ve benzeri ayaklanmalar, Ehl-i sünnet'in büyük bir çoğunluğunca meşru sayılmamıştır. Harici ve Mute/ili grupları ile Zeydi-ler silahlı isyanı meşru kabul ederler. Ehl-i Sünnet uleması arasında da bunu meşru kabul edenler vardır. Bu "meşru" veya "gayr-ı meşru"luk mü'mİn, fakat zalim veya facir yöneticiler için sözkonusu edilmektedir. Müslüman bir toplumun, gayr-i müslimler tarafından yönetilmeye başlanması halinde ise, cihad gündeme gelir.
Gerek Kur'an-ı Kerim* deki ayetler, gerekse itaat konusunu işleyen sahih hadislerden anlaşılan, islam'ın yönetilenlerden yöneticilerine mutlak bir itaati istemediğidir. Kayıtsız ve şartsız teslimiyet-i-taat sadece, Allah'a ve Resulü'nedİr. Diğerlerine itaat ise, "marufla sınırlıdır. "Allah'a isyan olan bir şeyde mahluka itaat yoktur." Bu kayıtlarla çevrili bir itaat, İslam'da dini bir emirdir. "Başınıza Ha-beşli bir köle de getirilse...." anlamındaki çeşitli rivayetlerle nakledilen hadisler ve Ulu'l-Emr'e itaati emreden ayetteki "Muıküm" (sîzden) kaydı, İslami yönetimde şahısların fiziki yapılarının, konumlarının ve cinslerinin değil, düşünce sistemlerinin ve uyguladıkları düzenin dikkate alındığını vurgular.
Sultanlara karşı ayaklanmanın fıkhi hükmü, ayaklananlar ve kendisine ayaklanı-lanlara göre değişir. Ayırıma tabi tutmadan, ayaklananların tamamı bugat terimi ile ifade edilen tek bir kategoriye alınamaz. Silahlı bir ayaklanma, büyük günahlardan biri olabileceği gibi, mekruh, mubah, mendub ve vadb de olabilir, tbn Tey-miye, bu ayırım gözetilmeden, tek bir hükmün gündemde tutulmasına ve sultanlara karşı meydana gelen ayaklanmaların Ashab dönemindeki bazı olaylara kıyaslanmasının teamül haline gelmesine karşı Çıkarak, ayaklananlara, kendisine karşı ayaklanılanlann şer'i durumları gözönü-ne alınarak seri bir hüküm verilmesi gerektiğini belirtir.
Ayaklanma:
a) Mü'mİn ve adil bir sultana karşı yapılmışsa, ulemanın sözbirliği ile bu haramdır;
b) Kafir veya mürted bir yöneticiye karşı ise, bu dini bir görevdir. Hiçbir kafir müslümanlara yönetici olamayacağı gibi, irtidat eden de görevinde kalamaz;
c) Zalim ve fasık-facir sultana karşı ayaklanma meselesinde iki ayrı görüş vardı
1- Ümmetin huzur ve selameti, güvenliği açısından caiz görmeyenler tema noktasında olmasa da, Ehl-i Sünnet'in yaygın görüşü budur.
2- Zalim yöneticilere karşı silahlı ayaklanmayı r^fo görenler: Mutezile, Zeydiye mezhebi ve Hariciler ilke olarak, Ehl-i Sünnet ve Mürcie'de ise azınlıkta kalan bazı görüşler silahlı ayaklanmaları, küfre varmamış olsa bile dine aykırı tavırların değiştirilebilmesi için başka çare katmamışla caiz görürler. Zahiriye ulemasından îbn Hazm, asıhabtan Hz. Ali ve beraberindekiler Talha ve Zübeyr başta olmak üzere bir grubun bu görüşte olduğunu naklediyor. Tabiin ve Tebeu't-Tabiin'den de bazı ileri gelenlerin bu görüşü paylaştıklarını belirtir. Verdiği isimler arasında Malik, Şafii ve Davud vardır. Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed b. Hanbel'den nakledilen rivayetlerden en meşhur olanı, fasık imamlara karşı silahlı ayaklanmayı hoş görmediği şeklindedir.
İkinci grup, Kur'an-ı Kerim'den ban ayetlerin yanında iyiliği emredip kötülükten alıkoymayı emreden ayet ve hadisleri ve zulmü önlemeyi emreden hadisleri birinci derecede; sapkınlık içinde bulunan yöneticilerin zararlarını dile getiren hadisleri de ikinci derecede delil gösterirler; Ashabın başından geçen sözkonusu bazı olayları da delil gösteriyorlarsa da, aynı olaylarda karşıt fikri savunmuş başka sa-habilerin de olması, "sahabe ameli"nin bu noktada delil olabilmesini zorlaştırmaktadır.
Sonuç olarak bu konuda iki hüküm çıkıyor:
a) Müminler, hiçbir şartta kafirlerin emri altında olmaya razı olamazlar. Böyle bir durumda, özel fıkhına uyularak cihada sarılmak farz olur;
b) Küfrü açık olmayan fasık ve zalim sultanlara .karşı mutlak bir itaatten sözedilemeyeceği gibi, mutlak bir isyan da yoktur: Mü'minler, Ehl-i Hail ve'1-Akd'i oluşturan ulema ve ileri gelenler şer'i delillere dayanarak verecekleri karan tatbik ederler. Her iki durumda da ümmetin iyiliği ve çıkarı ön plandadır.
Nureddin YILDIZ
Bk. Hilafet; İmamet
İslami Okul Okulların En Önemlisi