Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kader - İslami Bilgiler - 2. Sayfa

 

KADER

 

Kelimeolarak ölçmek, düzenlemek, tak­dir etmek, hüküm ve kaza anlamlarını ta­şıyan kader, dini bir terim olarak, Al­lah'ın her şeyi vakti gelince ezelî ilmine ve iradesine uygun bir şekilde icad etmesi­dir. Bunun yamsıra kelam kitaplarında ka­der, Allah'ın iradesinin belirlenmiş vakit­lerde eşyaya taalluk etmesi, mümkinatın yokluktan varlık sahasına birer birer kaza­sına uygun olarak çıkması şeklinde de ta­nımlanmıştır.

Kader terimi ve onunla doğrudan ilgili olan 'kaza' terimi arasındaki fark, kaza­nın bütün mümkinatın 'levh-i mahfuz'da toplu olarak bulunması; kaderin ise müm­kinatın şartları oluştuktan sonra arketip-lerde (ayan-ı sabitede) dağınık bir şekilde bulunmasıdır.

Yukarıdaki tanımlar Eşarilerin kader anlayışlarını yansıtır. Maturidilere göre ise kader, Allah'ın ezelden ebede dek ol­muş veya olacak şeylerin zamanını, meka­nını, sıfatlarını, ezelde bilip ona göre be­lirlemesidir. Yani kader, Eşarilere göre Allah'ın kudret, Maturidilere göre ise ilim ve İrade sıfatlarına yöneliktir. Kaza ise Eşarilere göre Allah'ın ilim ve irade sı­fatlarına, Maturidilere göre ise tekvin sıfa­tına yöneliktir.

Aslında kaza ve kader meselesindeki ih­tilaf temelde, fiillerin yaratıcıları insanlar mıdır, yoksa Allah mıdır, şeklindeki ihti­laftan doğmuştur.

Kader meselesi insanın içinde bulundu­ğu durumu seçme ve o durumda bulunma­daki şahsi payı, Allah'ın kendisine yükle­diği yükümlülükler karşısındaki konumu, kısacası hayata verdiği anlamla ilgili oldu­ğu için, hemen her din ve inanışta insanın zihnini meşgul eden bir problem olagel­miştir. Kader meselesinin İslam'dan ön­ce de Araplar arasında tartışma konusu edildiğini Kur'an'dan öğreniyoruz. (En'am 148). Bu mesele İslamiyetten son­ra da önemini kaybetmemiş, kelamî mü­nakaşaların önemli bir kısmı irade, fiillerin yaratılması ve kader konusu etrafında cereyan etmiştir.

Ashab döneminde Hz.Muhammed'in (s.) sakındırmaları ve ikazları neticesin­de, akaide taalluk eden meselelerde özel­likle kader üzerinde fikrî tartışmaya gir­mekten uzak duran müslümanlar, sadece O'nun kaderine, hayrın da şerrin de O'n-dan olduğuna inanmışlardı. Fakat yaban­cı din ve İnanış mensublarıyla temasların artması neticesinde sonraki devirlerde ka­der meselesinin yaygın bir şekilde tartışıl­dığını ve zorunluluk (cebir) ve özgürlük (ihtiyar) istikametlerinde gruplaşmaların teşekkül ettiğini, hatta her iki uç nokta­dan da uzak kalarak itidal üzere olmayı tercih edenlerin dahi farklı yaklaşımlarda bulunduğu görülür. Bu gruplaşmaların özellikle Emevi devrinde yaygınlık kazan­ması ve o devrin siyasi yapısı meseleye farklı bir boyut da kazandırmaktadır.

Kader meselesinde farklı ekoller Kur'an'dan deliller getirerek iddialarını desteklemişlerdir. Gerçekten de bazı ayetler Kaderiyye'nin kabul ettiği şekilde, insanın fillerinde hür ve özerk olduğuna, bazı ayetler zorunluluğa delalet etmekte, yani insanın fiil ve hareketlerinde bağım­sız olmadığım ifade etmektedir. Her iki grup ayetten birine diğerinden sarf-ı na­zar edilerek yaklaşılmış ve neticede Kur'an'ın göstermek istediğinden farklı istikametlerde anlayışlar ortaya çıkmıştır. Hadislerde ise özellikle üzerinde durulan husus, kaderin ispatı olup insanın fiillerin­de hür olduğu hususuna pek temas edil­mez. Bu durumu Peygamberimizin bu meselede asıl tehlikenin, kadere dayana­rak sorumluluğu iptal eden görüşten ziya­de, kaderi bütünüyle reddeden bir görü­şün yayılması halinde ortaya çıkabileceği­ni düşünerek, müslümanlan böyle bir teh-

likeye hazırlamaya çalışmış olmasıyla izah etmek de mümkündür. Nitekim Ceb-riyye mezhebi aynı devirde ortaya çıkan Kaderiyye kadar yaygınlık kazanmamış­tır.

Yekta SARAÇ Bk. İrade; Kaderiyye.