Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kadıyanilik - İslami Bilgiler - 5. Sayfa

 

 KADIYANİLİK

 

Hindistan'da, Pehcab'a bağlı Kadı-yan'da, Mirza Gulam Ahmed tarafından kurulan (19.yüzyılın sonları) bir mezhep­tir. Mezhebin genel düşünce karakterini bütünüyle, İslam kültüründe "eschatolo-gie" denilen kıyametle ilgili haberler, riva­yetler çizmektedir. Mirzaiyye ve Ahme-diyye isimleriyle de tanınan Kadıyani-lik'in temel görüşleri, Gulam Ahmed'in şahsım merkez alan "Müceddidlik", "Me-sihlik", "Mehdilik" gibi, inançlara dayan­maktadır.

Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Kadı-yan'da geçen, ilk öğrenimini orada ta­mamlayan Gulam Ahmed, 1864-1868 yıl­ları arasında Sialkot Bölge Mahkemesi' n-de küçük bir memur olarak çalışmıştır. Bu dört yıllık memuriyet hayatında, Hıris­tiyan papazları ve Hindularla görüşmüş, bu arada müslüman halkın "İsrailiyat" de­nilen birtakım uydurma tefsirlere, rüyala­ra, kıyametle ilgili haberlere düşkünlüğü­nü de yakından görmüştür. Gerçekten de İngilizler tarafmdan sürekli ezilen müslü­man halk arasında, onlardan öçlerini ala­cak bir "Vaadolunmuş Mesih" in ineceği veya "Beklenen Mehdi" nin çıkacağı gibi umut vaadeden her iddia, kısa zamanda yayılıyordu. Zaten yüzyıllar boyu benzer olaylarla iç içe yaşayan Güney Asya müs-lümanları, bu tür düşüncelere yabancı de­ğildi.

Bu durumu ve Hıristiyan misyonerlerin çalışmalarını yakından görme fırsatı bu­lan Gulam Ahmed, tekrar doğduğu yer olan Kadıyan'a dönünce, bu yılların da etkisiyle daha yoğun bir çalışmaya girişti. Oradaki yerel gazetelerde Hindu ve Hıris-tiyanlara karşı yazılar yazmaya başladı. Müslümanların Hindu ve Hıristiyanların baskısı altında inlediği bir dönemde (1877-1878) İslam'ı savunan bu yazılar, oldukça büyük ilgi topladı ve Gulam'm adı birden ön plana çıkttı. Bu ilgiden ya­rarlanan Gulam, 1880 yılında ilk cildini ya.yın\adığ}Berahin-İAhmediyye adlı eseri­ni yazmaya başladı. Bu kitabın ilk iki cil­dinde birtakım kehanetlerde bulunuyor ve müceddidüğini ima ediyordu. Üçüncü ve dördüncü ciltlerinde ise vahyin kesil­mediğini; Hz.Peygambere tam anlamıyla uyan birinin, peygambere verilen zahiri ve batini bilgilerle donanacağını, bu gibi kimselerin bilgisinin de peygamberlerin bilgisini andırdığım savundu ve daha da ileri giderek, kendisinin vahy aldığını id­dia etti. Bu iddiaların Hint müslümanlan tarafından fazla yadırganmamasından ce­saret alan Gulam, Allah'ın kendisini 14.-hîcri yüzyılın müceddidi sıfatıyla, dini ye­nilemek üzere gönderdiğini ilan etti» Ni­hayet taraftarlarından bey* at alarak bir ce­maat oluşturdu.

Bütün bu faaliyetler, özellikle 1857 Sipa-hİ ayaklanmasından sonra, müslümanla-rın her hareketini gözaltında bulunduran İngiliz hükümetinin dikkatinden kaçma­dı. Bu durumu farkeden Gulam, faaliyet­lerinin siyasi bir niteliği olmadığını, İngi­lizlere sadık ve bağlı olduğunu bildirdi. Çok geçmeden de, daha büyük bir iddia ortaya attı. Buna göre, aldığı vahiyler, ona, Hz. İsa'nın tabii bir ölümle öldüğünü ve kendisinin müslümanlann beklediği "Mesih" ve "Mehdi" olduğunu bildirmişti. Gulam Ahmed'e göre, beklenen Mesih, Hz.İsa değil, yaratılış bakımından ona benzeyen Muhammed ümmetindenbirisîdir. Üstelik Mehdi ile Mesih ayrı kişiler değil tek bir kişi, yani kendisidir. O, hem Hz.Muhammed'in, hem de Hz.İsa'nın maneviyatım temsil etmektedir. Bundan dolayı barışçıdır. Davasını silahla değil, propaganda île yapar. Zaten davasının doğruluğu için, ileri sürdüğü deliller; ken­disine indirilen vahiyler, ilhamlar, kera­metler yeterlidir(!). Buna rağmen Gu-lam, kendisinin taşıdığı "nebi", "resul" gi­bi sıfatların mecazi olduğunu, yalnızca Hz. Peygamber'in manevi bir yansımasın­dan başka bir şey olmadığım ileri sürer. Nihayet Gulam, 1904 Kasım'mda kendisi­nin müslümanlar için "Mehdi", hıristiyan-lar için "Mesih", Hindular için de "Kriş-na" olduğu iddiasında bulundu. Böylece bütün dînlerde beklenen kişinin kendisi olduğunu ileri sürerek, bütün dinleri bir­leştirmeye çalışır.

Kullanabileceği imkanlardan faydalan­mayı iyi bilen ve tam anlamıyla bir fırsatçı (opportunist) olan Gulam Ahmet, 26 Ma­yıs 1908 yılında aniden ölmüştür. Fakat ortaya attığı iddialar, geleneksel, hayalci ve esatire düşkün Doğu dünyasında olduk­ça geniş yankılar uyandırmakla kalma­mış, geniş halk kitlelerini de etrafında top­lamıştır.

Kadıyanilerin genel iman esasları konu­sundaki görüşleri Eş'ari ve Maturidiler-den farklı olmamakla birlikte, fırkanın Kadıyan kolu mensupları Gulam'ın iddia­larını inanmayanları kafir sayarlar. Buna rağmen Lahor kolu mensupları bu görüşe şiddetle karşı çıkar ve onun yalnızca mü-ceddit ve veli olduğunu, dolayısıyla ona inanmamanın küfrü gerektirmeyeceğini belirtirler. Onlar ameli bakımdan da ken­dilerini Hanefi fıkhına tabi görürler. Ehl-i sünnetle önemli anlayış farklılıkları­nın başında cihad gelir. Onlara göre nefsin tehlikeye düşmesi halinde cihada baş­vurulabilir. Mezhebin, Lahor kolu, Hz.-Muhammed (s.)'i son peygamber kabul ettiği ve Gulam'ın bazı aşın fikirlerine İlti­fat etmediği için İslam dairesinde müta­laa edilebilir. Fakat Kadıyan kolu için iba­detler konusundaki titizliklerine rağmen nübüvvetin sona ermediği şeklindeki gö­rüşleri dolayısıyla aynı şeyi söylemek ko­lay değildir.

Kadıyanİlik konusunda bazı farklı görüş­ler ortaya atılmıştır. Bazıları bu fırkanın Hindistan'daki Hıristiyan misyonerlere karşı bir tepki olarak doğduğunu söyler­ken, bir kısım araştırmacılar da Seyyid Ahmed Han'ın rasyonalist ve batıcı hare­keti İle doğan İslam'ın gerilemesine bir protesto olduğunu ileri sürerler. Kenneth Cragg ise onların, İslam'ın kıyamet ve ahir zamanla ilgili inancını, diğer dinler­den giren unsurlardan temizleyerek ken­di kendine yeter hale gelmek için ortaya çıktıklarını söyler. Müslüman yazar ve araştırmacılar ise, Kadıyanİlik hareketi­nin, İngilizler tarafından kendi emperya­list faaliyetlerini desteklemek, müslüman-ların hedefini saptırmak için ortaya çıka­rıldığını belirtirler.

(SBA)