Kadıyanilik - İslami Bilgiler - 5. Sayfa
KADIYANİLİK
Hindistan'da, Pehcab'a bağlı Kadı-yan'da, Mirza Gulam Ahmed tarafından kurulan (19.yüzyılın sonları) bir mezheptir. Mezhebin genel düşünce karakterini bütünüyle, İslam kültüründe "eschatolo-gie" denilen kıyametle ilgili haberler, rivayetler çizmektedir. Mirzaiyye ve Ahme-diyye isimleriyle de tanınan Kadıyani-lik'in temel görüşleri, Gulam Ahmed'in şahsım merkez alan "Müceddidlik", "Me-sihlik", "Mehdilik" gibi, inançlara dayanmaktadır.
Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Kadı-yan'da geçen, ilk öğrenimini orada tamamlayan Gulam Ahmed, 1864-1868 yılları arasında Sialkot Bölge Mahkemesi' n-de küçük bir memur olarak çalışmıştır. Bu dört yıllık memuriyet hayatında, Hıristiyan papazları ve Hindularla görüşmüş, bu arada müslüman halkın "İsrailiyat" denilen birtakım uydurma tefsirlere, rüyalara, kıyametle ilgili haberlere düşkünlüğünü de yakından görmüştür. Gerçekten de İngilizler tarafmdan sürekli ezilen müslüman halk arasında, onlardan öçlerini alacak bir "Vaadolunmuş Mesih" in ineceği veya "Beklenen Mehdi" nin çıkacağı gibi umut vaadeden her iddia, kısa zamanda yayılıyordu. Zaten yüzyıllar boyu benzer olaylarla iç içe yaşayan Güney Asya müs-lümanları, bu tür düşüncelere yabancı değildi.
Bu durumu ve Hıristiyan misyonerlerin çalışmalarını yakından görme fırsatı bulan Gulam Ahmed, tekrar doğduğu yer olan Kadıyan'a dönünce, bu yılların da etkisiyle daha yoğun bir çalışmaya girişti. Oradaki yerel gazetelerde Hindu ve Hıris-tiyanlara karşı yazılar yazmaya başladı. Müslümanların Hindu ve Hıristiyanların baskısı altında inlediği bir dönemde (1877-1878) İslam'ı savunan bu yazılar, oldukça büyük ilgi topladı ve Gulam'm adı birden ön plana çıkttı. Bu ilgiden yararlanan Gulam, 1880 yılında ilk cildini ya.yın\adığ}Berahin-İAhmediyye adlı eserini yazmaya başladı. Bu kitabın ilk iki cildinde birtakım kehanetlerde bulunuyor ve müceddidüğini ima ediyordu. Üçüncü ve dördüncü ciltlerinde ise vahyin kesilmediğini; Hz.Peygambere tam anlamıyla uyan birinin, peygambere verilen zahiri ve batini bilgilerle donanacağını, bu gibi kimselerin bilgisinin de peygamberlerin bilgisini andırdığım savundu ve daha da ileri giderek, kendisinin vahy aldığını iddia etti. Bu iddiaların Hint müslümanlan tarafından fazla yadırganmamasından cesaret alan Gulam, Allah'ın kendisini 14.-hîcri yüzyılın müceddidi sıfatıyla, dini yenilemek üzere gönderdiğini ilan etti» Nihayet taraftarlarından bey* at alarak bir cemaat oluşturdu.
Bütün bu faaliyetler, özellikle 1857 Sipa-hİ ayaklanmasından sonra, müslümanla-rın her hareketini gözaltında bulunduran İngiliz hükümetinin dikkatinden kaçmadı. Bu durumu farkeden Gulam, faaliyetlerinin siyasi bir niteliği olmadığını, İngilizlere sadık ve bağlı olduğunu bildirdi. Çok geçmeden de, daha büyük bir iddia ortaya attı. Buna göre, aldığı vahiyler, ona, Hz. İsa'nın tabii bir ölümle öldüğünü ve kendisinin müslümanlann beklediği "Mesih" ve "Mehdi" olduğunu bildirmişti. Gulam Ahmed'e göre, beklenen Mesih, Hz.İsa değil, yaratılış bakımından ona benzeyen Muhammed ümmetindenbirisîdir. Üstelik Mehdi ile Mesih ayrı kişiler değil tek bir kişi, yani kendisidir. O, hem Hz.Muhammed'in, hem de Hz.İsa'nın maneviyatım temsil etmektedir. Bundan dolayı barışçıdır. Davasını silahla değil, propaganda île yapar. Zaten davasının doğruluğu için, ileri sürdüğü deliller; kendisine indirilen vahiyler, ilhamlar, kerametler yeterlidir(!). Buna rağmen Gu-lam, kendisinin taşıdığı "nebi", "resul" gibi sıfatların mecazi olduğunu, yalnızca Hz. Peygamber'in manevi bir yansımasından başka bir şey olmadığım ileri sürer. Nihayet Gulam, 1904 Kasım'mda kendisinin müslümanlar için "Mehdi", hıristiyan-lar için "Mesih", Hindular için de "Kriş-na" olduğu iddiasında bulundu. Böylece bütün dînlerde beklenen kişinin kendisi olduğunu ileri sürerek, bütün dinleri birleştirmeye çalışır.
Kullanabileceği imkanlardan faydalanmayı iyi bilen ve tam anlamıyla bir fırsatçı (opportunist) olan Gulam Ahmet, 26 Mayıs 1908 yılında aniden ölmüştür. Fakat ortaya attığı iddialar, geleneksel, hayalci ve esatire düşkün Doğu dünyasında oldukça geniş yankılar uyandırmakla kalmamış, geniş halk kitlelerini de etrafında toplamıştır.
Kadıyanilerin genel iman esasları konusundaki görüşleri Eş'ari ve Maturidiler-den farklı olmamakla birlikte, fırkanın Kadıyan kolu mensupları Gulam'ın iddialarını inanmayanları kafir sayarlar. Buna rağmen Lahor kolu mensupları bu görüşe şiddetle karşı çıkar ve onun yalnızca mü-ceddit ve veli olduğunu, dolayısıyla ona inanmamanın küfrü gerektirmeyeceğini belirtirler. Onlar ameli bakımdan da kendilerini Hanefi fıkhına tabi görürler. Ehl-i sünnetle önemli anlayış farklılıklarının başında cihad gelir. Onlara göre nefsin tehlikeye düşmesi halinde cihada başvurulabilir. Mezhebin, Lahor kolu, Hz.-Muhammed (s.)'i son peygamber kabul ettiği ve Gulam'ın bazı aşın fikirlerine İltifat etmediği için İslam dairesinde mütalaa edilebilir. Fakat Kadıyan kolu için ibadetler konusundaki titizliklerine rağmen nübüvvetin sona ermediği şeklindeki görüşleri dolayısıyla aynı şeyi söylemek kolay değildir.
Kadıyanİlik konusunda bazı farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bazıları bu fırkanın Hindistan'daki Hıristiyan misyonerlere karşı bir tepki olarak doğduğunu söylerken, bir kısım araştırmacılar da Seyyid Ahmed Han'ın rasyonalist ve batıcı hareketi İle doğan İslam'ın gerilemesine bir protesto olduğunu ileri sürerler. Kenneth Cragg ise onların, İslam'ın kıyamet ve ahir zamanla ilgili inancını, diğer dinlerden giren unsurlardan temizleyerek kendi kendine yeter hale gelmek için ortaya çıktıklarını söyler. Müslüman yazar ve araştırmacılar ise, Kadıyanİlik hareketinin, İngilizler tarafından kendi emperyalist faaliyetlerini desteklemek, müslüman-ların hedefini saptırmak için ortaya çıkarıldığını belirtirler.
(SBA)
İslami Okul Okulların En Önemlisi