Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaygı - İslami Bilgiler - 27. Sayfa

 

KAYGI

 

Kaygı terimihem anormallik psikolojsin-de, hem de psikiyatride bir duygusal duru­mu ve bir karakter yapısını ifade eder. Ay­rıca strese tepki olarak ortaya çıkan kar­maşık bir psiko- fizyolojik sürece de kay­gı adı verilir.

Kaygısı olan bir kişide bir korku hali, ne­fes almada güçlük, çarpıntı, ağız kurulu­ğu, terleme, solukluk, halsizlik, gerginlik ve tedirginlik halleri görülür. Kaygı sıra­sında psikolojik ve bedensel işlevler, haya­tın başka hiç bir anında olmadığı kadar birbirlerine yaklaşırlar, bir arada bulunur­lar, birbirlerinin yerine geçerler. Bu ne­denle kaygı hem tıbbı, hem psikolojiyi hem de felsefeyi ilgilendirmiştir.

Kaygı tek başına ortaya çıkabildiği gibi, psikolojik veya bedensel bir rahatsızlığa eşlik de edebilir. Kaygı, sağlıklı insan ha­yatında kişiyi bedeninde ve çevresinde oluşan, oluşma ihtimali bulunan değişik­liklere karşı bir sinyal sistemidir. Hayatta­ki değişiklikler, geçişler, aşamalar insan­da bir miktar kaygı ortaya çıkarır.

Kaygı uyum sağlayıcı veya uyumu bozu­cu olabilir. Dikkati arttırabilir veya azalta­bilir. Yalnızca işler kötü gittiğinde değil, bir şeylerin değiştiği, beklenmedik şeyle­rin olduğu veya herşeyin yolunda olduğu zaman da ortaya çıkabilir. Şiddetli oldu­ğunda insanın bütün faaliyetlerini engelleyen huzursuzluk ve tedirginlik halini alabi­lir ve tedaviyi gerektirebilir.

Kaygı ve korku, birbirlerine çok benzer­ler. Fakat korkuda, bireyi huzursuz eden neden bellidir ve genellikle dışarıdan bir tehdit söz konusudur. Kaygıyı korkudan veya gerçek bir dış tehlikeden ayıran yön, tammlanamayan ve nedeni bilinmeyen ga­rip ve dehşet verici bir duygu olmasıdır.

Kaygı halleri çeşitli türlerde olabilirler; tek tek veya birkaçı birlikte ortaya çıkabi­lir. Duruma bağlı kaygı'da ameliyat, Önemli bir iş görüşmesi gibi stres yapan durumlarda görülen tepkiler vardır. Bilin­meyene karşı duyulan endişenin yanı sıra, gerçeğe uygun olmayan biçimde reddedil­me, başarısızlık ve eleştirilme korkuları belirgin olabilir. Fobik kaygı, belli bir nes­neye veya duruma karşı duyulan, gerçeğe uymayan aşırı bir korkuya dönüşmüş kay­gıdır. Kuduz fobisi buna bir örnektir. Sez­gisel kaygı ise, genellikle duruma bağlı ve­ya fobik kaygı ile bağlantılıdır. Ürkülen nesne veya durumla karşılaşıldığında orta­ya çıkan kaygı ve panik durumlarında ger­çeğe uygun olmayan bir biçimde korkma anlamı taşır. Yüzer-gezer kaygı, her hangi bir çevresel etken veya korkuyu ortaya çı­karacak bir uyaran olmaksızın görülen kaygıdır. Sıklıkla gerçeğe uygun olmayan hastalanacakm iş veyayaralanacakmış şek­lindeki düşüncelerle birlikte görülür. Ör­seleyici olaya bağlı kaygı, doğal afetler gi­bi trajik ve beklenmeyen olaylar ile karşı­laşan kişilerde görülen kaygı türüdür. Ge­nellikle uykunun bozulması ve trajik ola­yın kâbuslarda tekrar tekrar yaşanması, gün içinde huzursuzluk, gerginlik, baş ağ­rısı, izolasyon, güvensizlik, yetersizlik duy­guları ve sosyal ilişkilerde kısıtlanma ile karakterize edilir. Kaygı psikolojik ve be­densel bütün hastalıklara eşlik edebilir.

Psikanalitîk teoride kaygıyı ele alış tarzı, S.Freud'un teorisindeki değişikliklere pa­ralel olarak değişmiştir. Freud başlangıç­ta kaygıyı bastırılmış cinsel içgüdülerin so­nucu olarak görürken, daha sonra benli­ğin tehlikeyi haber veren bir işlevi olarak değerlendirmiştir.

Otto Rank, bütün kaygıların kökeninde doğum travması olduğunu söylerken, H.S.Sullivan, kaygının oluşumunda, an-ne-bebek ilişkilerine ve annenin kaygısı­nın bebeğe geçmesinin önemine İşaret eder; Varoluşçu analistlere göre ise kaygı­nın geçmiş yaşantılarla veya kişinin çatış-malanyla bir ilişkisi yoktur. Kaygı insanın temel durumlarından biridir, her zaman ve her yerde vardır. Daha çok hayatın an-lamsızlığıyla ve yok olma korkusuyla ilinti­lidir.

Kaygı, öğrenme teorisyenlerinîn teorile­rinde önemli bîr yer tutar; organizmanın acı veren veya tehlikeli bir dış uyarana karşı kalıtımsal olarak verdiği şartsız bîr tepki olarak görülür.

Kaygı sırasında otonom sinir sistemi de­ğişikliklerinin olması, egzersiz sonrası ar­tan kan laktat seviyelerinin kaygı ortaya çı­karması olgunun nörofizyolojik olarak izah edilebileceği şeklinde bîr anlayışa ne­den olmuştur. Psikolojinin diğer bütün alanlarında olduğu gibi kaygı alanında da pozitİvist anlayış hızla egemen olma yo­lundadır. Kaygı, fiziksel bir semptoma çevrilmek suretiyle etkili biçimde tedavi edilebilir.

Bkz.: Nevroz; Bilinç Bozuklukları.