Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kilise - İslami Bilgiler - 35. Sayfa

 

KİLİSE

 

Yunanca ekklesia kelimesinden gelir Ve üç anlamı vardır

. 1- Hıristiyanların âyin yaptıkları tapmak;

  2- Bütündini teşkilattâ-rı ve fonksiyonlarıyla Hıristiyan toplulu- kuruldu ve piskoposlar arasından bu kili-ğu;

  3- Ayrı ayrı mezhepler halinde teşki- senin başına geçen kişiye papa dendi. Da-latlanmiş Hıristiyan toplulukları; Katolik ha sonra, örgütlenmenin daha da genişle-Kilisesi, Ortodoks Kilisesi gibi.                     meleriyle Kilise gittikçe dünyevüe§meğe

Hıristiyanlık, başlangıçta herhangi bir     ve kendine has hiyerarşisi, yönetim sİste-dünyevi -dini teşkilatlanmaya gitmiş değil-     mi, kanunları, üyelik kuralları ve toprakla­dı. Toplum içinde ezilmiş olanlar, mane-     nyla devlet içinde devlet olma durumuna vi-ruhi bir boşluk içinde yüzenler ve mad-     geldi. Nihayet, Kilise'nin temsil ettiği'tan-di kültür ve hayattan bunalanların koşup,     nsaP hakimiyet, kralların dünyevi hakimi-her şeylerini havarilerin ve şakirdlerin     yetine üstün gelince, Roma İmparatorlu-ayaklarına atan ve herşeylerini böylece     ğu 'Kutsal Roma İmparatorluğu' oldu. bir şey yaparak paylaşan kişilerin oluştur-     Geçen zaman, çeşitli nedenlerle Katolik duğu ilk Hıristiyan topluluğu, birbaşka de-     Kilisesi'nin karşısına Ortodoks, Protes-yişle ilk kilise, E.Renan'ın ifadesiyle "bir     tan ve ingiltere'de Anglikan Kiliseleri'nİ yoksullar birliği" durumundaydı. Bu kili-     çıkardı..

senin bir yapısı, kiliseler şeklinde ayrı tapı- Bugün Roma Katolik Kilisesi'nin birkaç nakları ve rahiplik, piskoposluk gibi statü- bina, birkaç yüz nüfus, fakat milyarlarca Ier de yoktu. Roma toplumu içinde yaban- üyeli ve dev ve karmaşık ticari, İktisadi, si-cılar olarak nitelendirilen bu ilk Hıristi- yasi ağlan bulunun Vatikan adlı bir devle-yanlar kendilerini Roma'nın değil, "Tan- ti vardır. Bu devletin başı olan Papa, Özel-rı'nın KralhğTnın vatandaşları olarak gö- ilikle dünya katoliklerinin de ruhani reisi-rüyor ve Roma İmparatorluğu'nun siyasi     dir.

varlığının yerini almayı veya bu İmpara-                                                   Ali ÜNAL

torlukla herhangi bîr mücadeleye girmeyi düşünmüyorlardı.                                            Bk. Hıristiyanlık; Katoliklik.

Zamanla II. yüzyıldan itibaren yapı ve

statü itibariyle kiliseler doğmaya başladı.     KİMLİK (SOSYAL KİMLİK) İlk Kilise din adamları, kiliselerin bakım

vetemizliğiyleilgilenen hizmetçilerdi. Da-        En genel anlamda sosyal kimlik bir kişi-ha sonraları, Hıristiyanlık İçin mücadele-     nin, başkalarıyla ilişkisi sırasında kendini Ier, Roma'nm artan zulmü ve Hırİstiyanlı-     tanımlamasına İşaret eder. Bununla bir-ğın ruhani karakteri, pek çok Hiristiyanı     likte sosyal psikolojide terimin genellikle uzlete ve dünyadan el etek çekmeğe götür-     daha spesifik bir çağrışımı mevcuttur: Bir dü. Manastırlara ve kiliselere yerleşen bu     kişinin, kendisini çeşitli sosyal grupların kişilerin kıdemlileri "presbyteri'  adıyla     üyesi olarak tanımlaması, sosyal kimlik ruhbanlaştılar, yani rahip veya rahibe ol-     olarak adlandırılır. Terimin bu anlamı dular. Daha sonra gelenlere de'episcopi'     G.H. Mead tarafından ortaya konmuş-dendi. Yoksullara ve hastalara kendileri-     tur. Mead sosyal bir benlik anlayışı üzerin-ni adayan ve erkek kardeş anlamında *f-     de durarak bireylerin kendilerini bîr bü-rer'.kızkardeş anlamında "sör' adıyla anı-     tün olarak ait oldukları sosyal grubun ba­lan 'episkopi'ler zamanla önem kazanıp     kış açısından gördüğünü öne sürmüştür, 'episcopus (piskopos)' olarak mahalli kili-     Kimliğin bu kamusal (ya da sosyal) yönü-selerin başlarına geçtiler. Piskoposların     nü daha özel (ya da kişisel) yönlerinden birleşmesiyle de Evrensel (Katolik) kilise     ayırd etmek büyük önem taşımaktadır.

Grubun önemi üzerinde duran Mead, kendi yaklaşımım daha bireyci psiko-dina­mik formülasyonlann karşısına koymuş oluyordu. Böylece sosyal kimliği yukarıda­ki şekilde tanımlamak yaygınlaşmış oldu. Kişisel kimlik ise karakter özellikleri, fi­ziksel nitelikler, gayrı şahsi davranış tarz­ları vb. ile tanımlanıyordu.

Tarihsel olarak sosyal kimlik kavramına hem sosyal psikoloji, hem de sosyolojide merkezi bir yer verilmiştir. Sözgelimi 'a-lan psikolojisi' kavramını sosyal psikoloji­ye sokan Kurt Lewin grup ilişkilerinin, Özellikle de azınlık ve marjinal grupların ilişkilerinin psikolojik anlamı üzerinde yo­ğun araştırmalarda bulundu ve elde ettiği sonuçları yayınladı. Psikanalîtik gelenek içinden yetişen E.Erikson'un "grup kimti-ği problemi" üzerine olan çalışmaları bire­yin hayatmda yaşadığı kimlik çatışmaları ve kimlik diffüzyonu üzerinde yoğunlaş­mış ve önemli klinik uygulamalara konu olmuştur.

Sosyoloji içerisinde de sosyal kimlik ko­nusu dikkatlerden kaçmamıştır. Örneğin T.Parsons'un Genel Eylem Teorisi adlı eserinde sosyal kimlik kişilik (persona-lity)'in bir alt-sistemi olarak tanımlanmış ve kişinin sosyal sisteme katılımının belir­lenmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilmiştir. Bu teorik konuları yansıtan farklı kimlik bileşenlerini ölçmek üzere daha deneysel araştırmalara yönelinmiş-tir. Bu çalışmaların kapsamı, benlik saygı­sı (self-esteem), kontrol mevkii ve arzu (istek) düzeyi gibi konular üzerinde odak-laşarak kişisel kimliğin özellikleri üzerin­de yoğunlaşmış, bu metodolojiler R.C.Wylie tarafından Be/»AA: Kavramı (T-he Şelf Concept) (1974) adlı kitabında kapsamlı biçimde eleştirikbi$tk. Buna mukabil sosyal kimliği ölçmtyolunda sa-

dece birkaç girişimde bulunulmuştur. İlk ve hala kullanılan tekniklerden birisi, Yirmi Cümle Testi'dir. Bu test basitçe 'Ben kimim?9 sorusuna deneğin vereceği yirmi cevaptan oluşmaktadır. Bu cevap­lar daha sonra kişinin sosyal ve kişisel kimlik referantlarının tabiatını, kullanı­lanlar terimlerin değerlendirmeye dönük niteliğini ve farklı unsurlara atfedilen öne­mi açıklamak üzere analiz edilebilir.   :"*

Sosyal kimlik kavramı çeşitli alanlarda il­gi uyandırmaya devam etmektedir. Bu il­gilerin çoğunluğu Tajfeîin Sosyal Kimlik Teorisi tarafından uyarılmıştır. Bu ttori sosyal kimlik ihtiyaçları ile gruplararası davranışın çeşitli türleri arasında neden­sel bir bağlantı olduğunu Öne sürer. Bu te­ori için temel olan, kişilerin sosyal kimlik-' Serinin temelde sosyal karşılaştırmalar­dan beslendiği hipotezidir. Kişi, farklı gruplara bakarak kendi grupriçi davranış­larını değerlendirmekte ve keödisiüe en yakın bulduğu, 'grubun kimliği'ne şan& maktadır. Bu basit düşünceden yola çfc kan bu teori, çıkar çatışmalarının yoklo^ ğunda bile gruplar arasında yapılan ayrı­mın yaygınlığını açıklamanın mümkün oh duğunu kanıtlamıştır. 'Aynca bu sosyal kimlik teorisinin azınlık grupların çıkma­zının farklı ücret ödemesi karşısındaki saf nayi çatışmalarının ve etnik gruplar tarat sındaki dil farklılıklarının lam bir analizi­ni yapacağına da inanıyordu.: 

Kimlik kavramı genellikle,'Benlik' kav­ramının bir alt grubu olarak nitelendiri­lir. Genel olarak bir insanın *ne'<:*e im' olduğuna atıfla bulunan' kimlik' kavra­mı, kişinin kendisine ve başkalarına yakış­tırdığı çeşitli anlamlara da işaret eder. Sosyolojide kimlik, hem onların çeşitli sosyal roller, üyelikler ve kategorilere bağlanmalarına, hem de bir bireyin serğledigi ve diğerlerinin belirli sosyal gruplar     KÎNG KANUNU içindeki davranışı temelinde bir bireye at­fettikleri çeşitli karakter özelliklerine işa-       1648-1712 yıllan arasında yaşayan King ret eder.                                                    adlı İngiliz istatistikçisi tarafından ortaya

(SBA)     atılmıştır. Politika Aritmetiği sahasında

Ek. Benlik; Grup; Kişilik.                             çağının en büyük uzmanı sayılan ve son­daj yolu ile birçok ailelerin gelirlerini ve

KİMYA                                                    masraflarını tesbit ederek ilk milli gelir

tahminini de hazırlayan King bazı gözlem-

Doğada bulunan, ya da yapay olarak el-     Ierini değerlendirmiştir. Buğday arzında-de edilebilen binlerce maddenin özellikle-     ki % 10'luk bir azalmanın, buğday fiyatını rînin araştırılması ve rasyonalizasyonu ile     % 30 oranında yükselttiğini tesbit etmiş-uğraşan bilimsel disipline kimya adı veri-     tir. Buğday miktarı 1/10, 2/10, 3/10, lir. Kimya geleneksel olarak kimyasal dav-     4/10,5/10 oranında azaldığı zaman, buğ-ranışlan yöneten fiziksel yasalarla ilgili fi-     day fiyatları da karşılıklı olarak 3/10, ziksel ve spektroskopi ile termodinamiği     8/10, 16/10, 28/10, 45/10 yükselmiştir. de İçeren (termo-kimya dahil) inceleme-     Böylece, ürün miktarı ile fiyatlar arasmda-ler kadar, elektro-kimya, foto-kimya ve     kî bağlantıyı belirten bu olaya "King Ka-stereo-kimya gibi uzmanlaşmış branşlara     nunu" adı verilir. İhtiyaçlar tatmin edildik-aynlmıştır. Karbon içeren maddelerin in-     ten sonra arz edilebilir ürün silolarındaki celenmesini üstlenen organik kimya ile ar-     her artış, fiyatları arz artışından daha bu­ta kalan elementleri ihtiva eden maddeler-     yük oranda düşürür. Buna karşılık, ihti-le ilgilenen inorganik kimya da kimyanın     yaçlar tatmin edilmediği zaman bir ürün alt-bölümlerindendir. Teorik kimya, özel-     yetersizliği, fiyatları arz yetersizliğinden likle kuantum mekaniği ve istatistik meka-     daha büyük oranda yükseltir. King Kaou-niğinin kimyaya uygulanmasıyla ilgilidir.     nu daha sonraları Malthus'çu bir görüşle Kimyasal türlerin bulunması ve değerlen-     ifade edilmiştir. Şöyle ki, buğday miktarı dirilmesi, analitik kimya ve küçük unsurla-     aritmetik dizi ile artar veya azalırken fiyat-n inceleyen mikro-kimya alanına aittir,     lar da geometrik dizi ile azalır veya artar. Yer kabuğu ve atmosferdeki elementle-       Daha genel olarak King Kanunu, talep rîn dağılımı jeo-kimyamn konusunu oluş-     elastikiyeti zayıf tarımsal malların arzın-turur. Modern kimyanın uğraşının epey-     daki değişmelerin, bu malların fiyatlarını cebir bölümünü, özellikle fizik, biyo-kim-     ters yönde etkilemesini belirtmektedir, ya ve metalürjiyle ilgili disiplinler-arası in-     Tarımsal malların üretimi hava şartlarına celemeler teşkil eder. Kimya ile simya     bağlı olduğu için, talep elastikiyetten dü-arasında İslam geleneğinde bir ayrım gö-     şüktür. Böylece tarımsal malların arzın d a-zetilmiş ve kimyanın simyanın değiştirilip     ki bir azalma, fiyatları ve üreticinin top-geliştirilmesinden oluştuğu öne sürülmüş-     lam gelirini artırıcı sonuçlar meydana ge-tür.                                                           tirmektedir. Tersine olarak, çiftçi ürünü­nü artırdığı ölçüde gelir seviyesini yüksel-(SBA)     tememektedir. Bu nedenle ürün fazlası

Bk. Fizik; Simya                                        çiftçinin aleyhine olmaktadır. King Kanu-380

mınun işleyebilmesi bazı temel varsayım­lara bağlıdır, bunlar: a) Üretimi tabiat şartlarına bağlı ve talebi elastik olmayan bir malın söz konusu olması; b) Kapalı bir pazarın bulunması; c) Nüfusun değiş­mesine İmkân vermeyecek kadar sürenin kısa olması; d) Piyasanın doygun hale gel­mesi; e) Talebin rijt veya sert olmasıdır.

Bu varsayımlar genel olarak tarım ürün­lerine uygulanırsa da, King Kanunu ben­zer varsayımlara sahip olan sanayi malla­rında da benzer tesirler uyandırabilir ve böylece uygulama alanını genişletmek mümkün olabilir.

Vildan SEVİM

KİŞİLİK

Genel anlamıyla, bireysel bir insanı hem birey, hem de insan kılan tüm faktör­lerin toplamına kişilik denir.

Batı dillerindeki kişilik kavramı, latince persona sözcüğünden türetilmiştir, Perso-na, oyuncuların tiyatrodaki rollerine uy­gun olarak taktıkları maske anlamına gel­mektedir. Kişilik kavramı, etimolojik an­lamına yakın kullanıldığında, kişinin çev­resindeki diğer insanlarla kurduğu ilişki­lerde gösterdiği tepki ve kendini ortaya koyma biçimi olarak anlaşılabilir. Davra­nışsal açıdan, bir kişinin herhangi bir be­lirlenmiş durumda ne yapacağını belirle­yen şey olarak tanımlanabilir. Eski bir kavram olmasına ve gündelik dilde yaygın kullanılışına rağmen, bugün kişiliğin do­yurucu bir tanımının olduğu söylenemez. Psikoloji çevrelerinde Gordon W.AU-port'un kişilik tanımı genellikle kabul gör­mektedir. Buna göre "kişilik, bireyin ka­rakteristik davranış ve düşüncesini belirle­yen psiko-fizik sistemlerin dinamik bir or­ganizasyonudur."

Gündelik dilde genellikle birbirlerine çok yakın anlamlarda veya birbirlerinin yerine kullanılsalar da, psikologlar kişiliği karakter ve mizaçtan ayırırlar. Karakter, daha sürekli ve yerleşmiş kişilik eğilimleri­ni veya bireyin ahlâkî niteliklerim belirle­mede kullanılır. Allport'un deyimiyle "ka­rakter, değeri yükseltilmiş kişilik; kişilik değeri düşürülmüş karakterdir. Mizaç ise kişiliğin duygusal ifadesidir.

Kişilik objektif ve sübjektif olmak üzere iki unsura ayrılabilir. Psikologlar çeşitli ölçme ve değerlendirme yöntemleriyle in­sanların özelliklerini, yetenek, tutum ve il­gilere, dürtü ve amaçlara, kendilerini bu­lundukları ortama uydurma biçimlerine ve kullanılan savunma mekanizmalarına göre belli gruplar halinde incelerler. Bun­lara kişiliğin görünen, ölçülebilir, tespit edilebilir unsurları veya kişilik özellikleri denir. Elbette bir kişideki kişilik özelliği bunların kabaca toplamından ibaret değil­dir. Bu özellikler her kişide farklı bir bi­çimde organize olur ve sürekli olmaya, de­ğişime direnmeye eğilim gösterirler.

Bir de kişiliğin sübjektif yanı vardır ki, bireyin kendi kişiliğini nasıl algıladığıyla il­gilidir ve kendilik (şelf) adını alır. Kendi­lik çocuklukta kendi bedenimizle diğer nesneleri ayırd etmemizle başlar ve üst­lendiğimiz sosyal rollerle sürekli gelişir. Davranışlarımız ve tepkilerimizin oluşu­munda, duygusal gelişimimizde kendilik algımızın rolü büyüktür. Kendi kendimi­ze Önemli misyonlar atfediyorsak, karşı-mızdakinİ küçük görmemiz, daha katı ve hoş görüşüz bir duygu kalıbı içinde hare­ket etmemiz beklenilen bir tutum olacak­tır.

Objektif ve sübjektif yanlarıyla, bireyin dürtülerinin, amaçlarının, yetenek ve İlgi­lerinin, kendini algılama biçiminin kendine özgü, kararlı ve tutarlı bütünlüğü kişili­ği oluşturur. Fakat bu tanımdan yola çıkı­larak kişiliğin yalnızca durağan ve tamam­lanmış bir yapı olduğu sonucuna varılma-malıdır. Tanı tersine kişilik, bireyin haya­tı boyunca öğrendiklerinin katkısıyla sü­rüp giden; bu arada dürtülerin engellen­mesinden doğan çatışmaları altedebil-mek, kendilik'in değerini muhafaza ede­bilmek için sürekli savunma mekanizma­ları kuran dinamik bir uyum sürecidir.

Kişilik çalışmaları, bireyin karakteristik yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamakta ve bu çalışmalar deneysel psikoloji, çocuk psikolojisi ve psikometri alanlarında yapıl­maktadır. Fakat bu arada psikolojide ekollerin etkinliği unutulmamalıdır. Her psikoloji ekolü, insanı farklı bir yaklaşım­la ye kendi terminolojisi ile ele alır. Böyle­ce psikolojideki ekol sayısı kadar kişilik te­orisi ortaya çıkar. Bütün ekol farklılıkları­na rağmen yukarıda söylenenler ve biyolo­jik kalıtım, kültür ve bireyin aile İçi yaşan­tılarının kişiliğin ana belirleyicileri oluşu genelde kabul edilmektedir.

Psikanaliz literatüründe kişilik kavramı­nın yerine daha çok 'karakter' kavramı kullanılır. Karakterin anlamı da psikanali-tik teorideki değişikliklere paralel olarak değişmiştir. Freud içgüdü teorisini geliş­tirdiği sıralarda özel psiko-seksüel unsur­larla belirli karakter eğilimleri arasında bir ilişki olduğunu belirtmiştir. Psikanali-tik teoriye göre kişilik gelişimi belirli dö­nemlerden geçerek olur. Belli başlı oral, anal, faİlik, latans ve genital olmak üzere beş gelişim dönemi vardır. Bu dönemle­rin özelliklerinin bireyin psikolojik yapı­sındaki etkinliği onun karakterini belir­ler. Örneğin hayatın ilk yılı, ağız boşluğu­nun erotojenik bölge olduğu, her türlü ih­tiyacın ebeveynler tarafından karşılandığı, beden ile dış dünya ayrımının yapıla­madığı oral dönemdir. Erişkin olmasına rağmen oral döneme takıntıları bulunan kişilerde açgözlülük, bağımlılık ve pasif­lik şeklinde oral kişilik Özellikleri olacak­tır. Yine İki ve üçüncü yaşlar, örneğin anü-sün erotojenik bölge olduğu, tuvalet eğiti­minin yapıldığı, çocuğun özerklikle ba­ğımlılık arasında bocaladığı anal dönem­dir. Anal kişilik özellikleri baskın olan bi­reylerde bu nedenle düzenlilik, titizlik, inatçılık, cimrilik ya da tam tersine dağı­nıklık, kirlilik, boşvermişlik veya bonkör­lük eğilimleri bulunacaktır. Psikoanalitik teoriye göre ruhsal aygıt alt-ben (id), ben­lik (ego) ve üst-ben (super-ego) olmak üzere üç yapısal katmandan oluşur. Ben­lik, alt-ben'den gelen içgüdüleri geri ite­rek bastırmakla görevlidir. Fakat benlik yapısı gelişmediğinde geri itilmiş içgüdü­ler bu kez biçim değiştirerek psikolojik ra­hatsızlıklar (nevroz) şeklinde ortaya çıkar­lar. Freud daha sonra nevrozlarla karak­ter eğilimleri arasında önemli bir ayrım olduğunu söyler. Eğer benlik geriye ittiği içgüdü malzemelerini belli savunma me­kanizmaları kurarak dışarı kaçırmamayı başarabilirse, kişinin kullandığı savunma mekanizm asınagöre belli karakter eğilim­lerinden söz edilir. Hangi savunma meka­nizmasına başvurulacağını belirleyen de, yine hangi gelişim dönemi özelliklerinin bireyde baskın olduğudur. Freud en son olarak benlik'in özdeşleşme (identİficatİ-on) işlevinden söz ederek kişilik yapışma göndermede bulunur.

Freud sonrasında da psikanalitik kişilik teorisine katkılarda bulunulmuştur. Bun­lar arasında Kari Abraham ve Wİlbelm Reİch'İn katkıları özellikle Önemlidir. C.Gustav Jung'un da 'Psikolojik Tipler' adında bir çalışması vardır.

Adlerci bireysel psikoloji okuluna göre ise kişilik gelişimini aşağılık duygusu ve onu telafi etmek için bireyin başvurduğu yollar belirler.

Psikanalitik okuldan kopan ve sosyo-kül-türel analistler arasında sayılan Karen Horney ve psikolog Henry Murray'e göre her bireyin psikolojik ihtiyaçları onların kişilik yapılarını biçimlendirir.

Yakın zamanlarda transpersonal (ki-şi-üstü) psikoloji okulunu kuran ve teori­sinde Doğu psikolojisinin tecrübelerine önemli bir yer veren Abraham Maslow, her organizmanın amacının kendini ger­çekleştirme olduğunu; bunun yolunun da beş aşamalı, yalından karmaşığa doğru bir hiyerarşi içinde olan ihtiyaçların karşı­lanmasıyla olabileceğini söyler. Ama her kişinin potansiyelleri ve bu ihtiyaçların ta­şıdığı anlam, dolayısıyla kişilikler de fark­lıdır. Öğrenme teorisyenleri ise kişilik özelliklerinin doğrudan doğruya çevre­den öğrenildiği kanaatûıdedirler.

İngiliz psikolog Hans Eysenck, bireyleri dört farklı kategoriye bölen bir kişilik te­orisi geliştirdi. İlkin insanları dışa-dönük ve içe-dönük olup olmadıklarına göre iki­ye ayırır. Bundan başka bir de tüm birey­leri kararlı ve değişken olmalarına göre tasnif eder. Kararlı bir kişi, dışarıdan ge­len baskılarla başa çıkabilen ve kolay pes etmeyen kişidir; değişken birey İse genel­likle kronik biçimde kaygılıdır ve çabuk yı­lar.

Öte yandan Amerikalı bir psikolog olan Cattell ise, çok daha fazla sayıda (171 adet) kategori gerektiğini ve 'kategori­ler'in kişilik yapılarını (özelliklerini) ifade ettiğini söyler.

Kişilik kavramıyla ilgili tartışmalar, so­nunda 'kişilik ohışumu'nun nasıl olduğu (niçin bir birey içe-dönük olurken, diğeri

dışa-dönük olmaktadır?) sorusunda dü­ğümlenmektedir. Bu alandaki tartışmalar ise kişiyi çevresinin mi, yoksa genetik ku­ruluşunun mu belirlediği konusuna yöne­liktir.

Kişilik özellikleri, katı ve uyumsuz nite­likler gösterdiğinde, kişinin zararına veya önemli işlev kaybına yol açtığında attık ki­şilik bozukluklarından söz edilir. Kişilik bozukluğu olan bireylerin diğer insanlar­la ilişkilerinde Önemli sorunları, tatmin­sizlikleri vardır. Fakat onlar ne kadar güç durumda olursa olsunlar, bu güçlüklerin sorumlularını başkaları olarak görürler ve bundan rahatsız olmazlar. Bazı rahat­sızlıklar duymaları halinde bunları değiş­tirmek için büyük bir çaba göstermeleri­ne rağmen başarılı olamazlar.

(SBA)

Bkz. Genetik; KarakterYapısı.