Kilise - İslami Bilgiler - 35. Sayfa
KİLİSE
Yunanca ekklesia kelimesinden gelir Ve üç anlamı vardır
. 1- Hıristiyanların âyin yaptıkları tapmak;
2- Bütündini teşkilattâ-rı ve fonksiyonlarıyla Hıristiyan toplulu- kuruldu ve piskoposlar arasından bu kili-ğu;
3- Ayrı ayrı mezhepler halinde teşki- senin başına geçen kişiye papa dendi. Da-latlanmiş Hıristiyan toplulukları; Katolik ha sonra, örgütlenmenin daha da genişle-Kilisesi, Ortodoks Kilisesi gibi. meleriyle Kilise gittikçe dünyevüe§meğe
Hıristiyanlık, başlangıçta herhangi bir ve kendine has hiyerarşisi, yönetim sİste-dünyevi -dini teşkilatlanmaya gitmiş değil- mi, kanunları, üyelik kuralları ve toprakladı. Toplum içinde ezilmiş olanlar, mane- nyla devlet içinde devlet olma durumuna vi-ruhi bir boşluk içinde yüzenler ve mad- geldi. Nihayet, Kilise'nin temsil ettiği'tan-di kültür ve hayattan bunalanların koşup, nsaP hakimiyet, kralların dünyevi hakimi-her şeylerini havarilerin ve şakirdlerin yetine üstün gelince, Roma İmparatorlu-ayaklarına atan ve herşeylerini böylece ğu 'Kutsal Roma İmparatorluğu' oldu. bir şey yaparak paylaşan kişilerin oluştur- Geçen zaman, çeşitli nedenlerle Katolik duğu ilk Hıristiyan topluluğu, birbaşka de- Kilisesi'nin karşısına Ortodoks, Protes-yişle ilk kilise, E.Renan'ın ifadesiyle "bir tan ve ingiltere'de Anglikan Kiliseleri'nİ yoksullar birliği" durumundaydı. Bu kili- çıkardı..
senin bir yapısı, kiliseler şeklinde ayrı tapı- Bugün Roma Katolik Kilisesi'nin birkaç nakları ve rahiplik, piskoposluk gibi statü- bina, birkaç yüz nüfus, fakat milyarlarca Ier de yoktu. Roma toplumu içinde yaban- üyeli ve dev ve karmaşık ticari, İktisadi, si-cılar olarak nitelendirilen bu ilk Hıristi- yasi ağlan bulunun Vatikan adlı bir devle-yanlar kendilerini Roma'nın değil, "Tan- ti vardır. Bu devletin başı olan Papa, Özel-rı'nın KralhğTnın vatandaşları olarak gö- ilikle dünya katoliklerinin de ruhani reisi-rüyor ve Roma İmparatorluğu'nun siyasi dir.
varlığının yerini almayı veya bu İmpara- Ali ÜNAL
torlukla herhangi bîr mücadeleye girmeyi düşünmüyorlardı. Bk. Hıristiyanlık; Katoliklik.
Zamanla II. yüzyıldan itibaren yapı ve
statü itibariyle kiliseler doğmaya başladı. KİMLİK (SOSYAL KİMLİK) İlk Kilise din adamları, kiliselerin bakım
vetemizliğiyleilgilenen hizmetçilerdi. Da- En genel anlamda sosyal kimlik bir kişi-ha sonraları, Hıristiyanlık İçin mücadele- nin, başkalarıyla ilişkisi sırasında kendini Ier, Roma'nm artan zulmü ve Hırİstiyanlı- tanımlamasına İşaret eder. Bununla bir-ğın ruhani karakteri, pek çok Hiristiyanı likte sosyal psikolojide terimin genellikle uzlete ve dünyadan el etek çekmeğe götür- daha spesifik bir çağrışımı mevcuttur: Bir dü. Manastırlara ve kiliselere yerleşen bu kişinin, kendisini çeşitli sosyal grupların kişilerin kıdemlileri "presbyteri' adıyla üyesi olarak tanımlaması, sosyal kimlik ruhbanlaştılar, yani rahip veya rahibe ol- olarak adlandırılır. Terimin bu anlamı dular. Daha sonra gelenlere de'episcopi' G.H. Mead tarafından ortaya konmuş-dendi. Yoksullara ve hastalara kendileri- tur. Mead sosyal bir benlik anlayışı üzerin-ni adayan ve erkek kardeş anlamında *f- de durarak bireylerin kendilerini bîr bü-rer'.kızkardeş anlamında "sör' adıyla anı- tün olarak ait oldukları sosyal grubun balan 'episkopi'ler zamanla önem kazanıp kış açısından gördüğünü öne sürmüştür, 'episcopus (piskopos)' olarak mahalli kili- Kimliğin bu kamusal (ya da sosyal) yönü-selerin başlarına geçtiler. Piskoposların nü daha özel (ya da kişisel) yönlerinden birleşmesiyle de Evrensel (Katolik) kilise ayırd etmek büyük önem taşımaktadır.
Grubun önemi üzerinde duran Mead, kendi yaklaşımım daha bireyci psiko-dinamik formülasyonlann karşısına koymuş oluyordu. Böylece sosyal kimliği yukarıdaki şekilde tanımlamak yaygınlaşmış oldu. Kişisel kimlik ise karakter özellikleri, fiziksel nitelikler, gayrı şahsi davranış tarzları vb. ile tanımlanıyordu.
Tarihsel olarak sosyal kimlik kavramına hem sosyal psikoloji, hem de sosyolojide merkezi bir yer verilmiştir. Sözgelimi 'a-lan psikolojisi' kavramını sosyal psikolojiye sokan Kurt Lewin grup ilişkilerinin, Özellikle de azınlık ve marjinal grupların ilişkilerinin psikolojik anlamı üzerinde yoğun araştırmalarda bulundu ve elde ettiği sonuçları yayınladı. Psikanalîtik gelenek içinden yetişen E.Erikson'un "grup kimti-ği problemi" üzerine olan çalışmaları bireyin hayatmda yaşadığı kimlik çatışmaları ve kimlik diffüzyonu üzerinde yoğunlaşmış ve önemli klinik uygulamalara konu olmuştur.
Sosyoloji içerisinde de sosyal kimlik konusu dikkatlerden kaçmamıştır. Örneğin T.Parsons'un Genel Eylem Teorisi adlı eserinde sosyal kimlik kişilik (persona-lity)'in bir alt-sistemi olarak tanımlanmış ve kişinin sosyal sisteme katılımının belirlenmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilmiştir. Bu teorik konuları yansıtan farklı kimlik bileşenlerini ölçmek üzere daha deneysel araştırmalara yönelinmiş-tir. Bu çalışmaların kapsamı, benlik saygısı (self-esteem), kontrol mevkii ve arzu (istek) düzeyi gibi konular üzerinde odak-laşarak kişisel kimliğin özellikleri üzerinde yoğunlaşmış, bu metodolojiler R.C.Wylie tarafından Be/»AA: Kavramı (T-he Şelf Concept) (1974) adlı kitabında kapsamlı biçimde eleştirikbi$tk. Buna mukabil sosyal kimliği ölçmtyolunda sa-
dece birkaç girişimde bulunulmuştur. İlk ve hala kullanılan tekniklerden birisi, Yirmi Cümle Testi'dir. Bu test basitçe 'Ben kimim?9 sorusuna deneğin vereceği yirmi cevaptan oluşmaktadır. Bu cevaplar daha sonra kişinin sosyal ve kişisel kimlik referantlarının tabiatını, kullanılanlar terimlerin değerlendirmeye dönük niteliğini ve farklı unsurlara atfedilen önemi açıklamak üzere analiz edilebilir. :"*
Sosyal kimlik kavramı çeşitli alanlarda ilgi uyandırmaya devam etmektedir. Bu ilgilerin çoğunluğu Tajfeîin Sosyal Kimlik Teorisi tarafından uyarılmıştır. Bu ttori sosyal kimlik ihtiyaçları ile gruplararası davranışın çeşitli türleri arasında nedensel bir bağlantı olduğunu Öne sürer. Bu teori için temel olan, kişilerin sosyal kimlik-' Serinin temelde sosyal karşılaştırmalardan beslendiği hipotezidir. Kişi, farklı gruplara bakarak kendi grupriçi davranışlarını değerlendirmekte ve keödisiüe en yakın bulduğu, 'grubun kimliği'ne şan& maktadır. Bu basit düşünceden yola çfc kan bu teori, çıkar çatışmalarının yoklo^ ğunda bile gruplar arasında yapılan ayrımın yaygınlığını açıklamanın mümkün oh duğunu kanıtlamıştır. 'Aynca bu sosyal kimlik teorisinin azınlık grupların çıkmazının farklı ücret ödemesi karşısındaki saf nayi çatışmalarının ve etnik gruplar tarat sındaki dil farklılıklarının lam bir analizini yapacağına da inanıyordu.:
Kimlik kavramı genellikle,'Benlik' kavramının bir alt grubu olarak nitelendirilir. Genel olarak bir insanın *ne'<:*e im' olduğuna atıfla bulunan' kimlik' kavramı, kişinin kendisine ve başkalarına yakıştırdığı çeşitli anlamlara da işaret eder. Sosyolojide kimlik, hem onların çeşitli sosyal roller, üyelikler ve kategorilere bağlanmalarına, hem de bir bireyin serğledigi ve diğerlerinin belirli sosyal gruplar KÎNG KANUNU içindeki davranışı temelinde bir bireye atfettikleri çeşitli karakter özelliklerine işa- 1648-1712 yıllan arasında yaşayan King ret eder. adlı İngiliz istatistikçisi tarafından ortaya
(SBA) atılmıştır. Politika Aritmetiği sahasında
Ek. Benlik; Grup; Kişilik. çağının en büyük uzmanı sayılan ve sondaj yolu ile birçok ailelerin gelirlerini ve
KİMYA masraflarını tesbit ederek ilk milli gelir
tahminini de hazırlayan King bazı gözlem-
Doğada bulunan, ya da yapay olarak el- Ierini değerlendirmiştir. Buğday arzında-de edilebilen binlerce maddenin özellikle- ki % 10'luk bir azalmanın, buğday fiyatını rînin araştırılması ve rasyonalizasyonu ile % 30 oranında yükselttiğini tesbit etmiş-uğraşan bilimsel disipline kimya adı veri- tir. Buğday miktarı 1/10, 2/10, 3/10, lir. Kimya geleneksel olarak kimyasal dav- 4/10,5/10 oranında azaldığı zaman, buğ-ranışlan yöneten fiziksel yasalarla ilgili fi- day fiyatları da karşılıklı olarak 3/10, ziksel ve spektroskopi ile termodinamiği 8/10, 16/10, 28/10, 45/10 yükselmiştir. de İçeren (termo-kimya dahil) inceleme- Böylece, ürün miktarı ile fiyatlar arasmda-ler kadar, elektro-kimya, foto-kimya ve kî bağlantıyı belirten bu olaya "King Ka-stereo-kimya gibi uzmanlaşmış branşlara nunu" adı verilir. İhtiyaçlar tatmin edildik-aynlmıştır. Karbon içeren maddelerin in- ten sonra arz edilebilir ürün silolarındaki celenmesini üstlenen organik kimya ile ar- her artış, fiyatları arz artışından daha buta kalan elementleri ihtiva eden maddeler- yük oranda düşürür. Buna karşılık, ihti-le ilgilenen inorganik kimya da kimyanın yaçlar tatmin edilmediği zaman bir ürün alt-bölümlerindendir. Teorik kimya, özel- yetersizliği, fiyatları arz yetersizliğinden likle kuantum mekaniği ve istatistik meka- daha büyük oranda yükseltir. King Kaou-niğinin kimyaya uygulanmasıyla ilgilidir. nu daha sonraları Malthus'çu bir görüşle Kimyasal türlerin bulunması ve değerlen- ifade edilmiştir. Şöyle ki, buğday miktarı dirilmesi, analitik kimya ve küçük unsurla- aritmetik dizi ile artar veya azalırken fiyat-n inceleyen mikro-kimya alanına aittir, lar da geometrik dizi ile azalır veya artar. Yer kabuğu ve atmosferdeki elementle- Daha genel olarak King Kanunu, talep rîn dağılımı jeo-kimyamn konusunu oluş- elastikiyeti zayıf tarımsal malların arzın-turur. Modern kimyanın uğraşının epey- daki değişmelerin, bu malların fiyatlarını cebir bölümünü, özellikle fizik, biyo-kim- ters yönde etkilemesini belirtmektedir, ya ve metalürjiyle ilgili disiplinler-arası in- Tarımsal malların üretimi hava şartlarına celemeler teşkil eder. Kimya ile simya bağlı olduğu için, talep elastikiyetten dü-arasında İslam geleneğinde bir ayrım gö- şüktür. Böylece tarımsal malların arzın d a-zetilmiş ve kimyanın simyanın değiştirilip ki bir azalma, fiyatları ve üreticinin top-geliştirilmesinden oluştuğu öne sürülmüş- lam gelirini artırıcı sonuçlar meydana ge-tür. tirmektedir. Tersine olarak, çiftçi ürününü artırdığı ölçüde gelir seviyesini yüksel-(SBA) tememektedir. Bu nedenle ürün fazlası
Bk. Fizik; Simya çiftçinin aleyhine olmaktadır. King Kanu-380
mınun işleyebilmesi bazı temel varsayımlara bağlıdır, bunlar: a) Üretimi tabiat şartlarına bağlı ve talebi elastik olmayan bir malın söz konusu olması; b) Kapalı bir pazarın bulunması; c) Nüfusun değişmesine İmkân vermeyecek kadar sürenin kısa olması; d) Piyasanın doygun hale gelmesi; e) Talebin rijt veya sert olmasıdır.
Bu varsayımlar genel olarak tarım ürünlerine uygulanırsa da, King Kanunu benzer varsayımlara sahip olan sanayi mallarında da benzer tesirler uyandırabilir ve böylece uygulama alanını genişletmek mümkün olabilir.
Vildan SEVİM
KİŞİLİK
Genel anlamıyla, bireysel bir insanı hem birey, hem de insan kılan tüm faktörlerin toplamına kişilik denir.
Batı dillerindeki kişilik kavramı, latince persona sözcüğünden türetilmiştir, Perso-na, oyuncuların tiyatrodaki rollerine uygun olarak taktıkları maske anlamına gelmektedir. Kişilik kavramı, etimolojik anlamına yakın kullanıldığında, kişinin çevresindeki diğer insanlarla kurduğu ilişkilerde gösterdiği tepki ve kendini ortaya koyma biçimi olarak anlaşılabilir. Davranışsal açıdan, bir kişinin herhangi bir belirlenmiş durumda ne yapacağını belirleyen şey olarak tanımlanabilir. Eski bir kavram olmasına ve gündelik dilde yaygın kullanılışına rağmen, bugün kişiliğin doyurucu bir tanımının olduğu söylenemez. Psikoloji çevrelerinde Gordon W.AU-port'un kişilik tanımı genellikle kabul görmektedir. Buna göre "kişilik, bireyin karakteristik davranış ve düşüncesini belirleyen psiko-fizik sistemlerin dinamik bir organizasyonudur."
Gündelik dilde genellikle birbirlerine çok yakın anlamlarda veya birbirlerinin yerine kullanılsalar da, psikologlar kişiliği karakter ve mizaçtan ayırırlar. Karakter, daha sürekli ve yerleşmiş kişilik eğilimlerini veya bireyin ahlâkî niteliklerim belirlemede kullanılır. Allport'un deyimiyle "karakter, değeri yükseltilmiş kişilik; kişilik değeri düşürülmüş karakterdir. Mizaç ise kişiliğin duygusal ifadesidir.
Kişilik objektif ve sübjektif olmak üzere iki unsura ayrılabilir. Psikologlar çeşitli ölçme ve değerlendirme yöntemleriyle insanların özelliklerini, yetenek, tutum ve ilgilere, dürtü ve amaçlara, kendilerini bulundukları ortama uydurma biçimlerine ve kullanılan savunma mekanizmalarına göre belli gruplar halinde incelerler. Bunlara kişiliğin görünen, ölçülebilir, tespit edilebilir unsurları veya kişilik özellikleri denir. Elbette bir kişideki kişilik özelliği bunların kabaca toplamından ibaret değildir. Bu özellikler her kişide farklı bir biçimde organize olur ve sürekli olmaya, değişime direnmeye eğilim gösterirler.
Bir de kişiliğin sübjektif yanı vardır ki, bireyin kendi kişiliğini nasıl algıladığıyla ilgilidir ve kendilik (şelf) adını alır. Kendilik çocuklukta kendi bedenimizle diğer nesneleri ayırd etmemizle başlar ve üstlendiğimiz sosyal rollerle sürekli gelişir. Davranışlarımız ve tepkilerimizin oluşumunda, duygusal gelişimimizde kendilik algımızın rolü büyüktür. Kendi kendimize Önemli misyonlar atfediyorsak, karşı-mızdakinİ küçük görmemiz, daha katı ve hoş görüşüz bir duygu kalıbı içinde hareket etmemiz beklenilen bir tutum olacaktır.
Objektif ve sübjektif yanlarıyla, bireyin dürtülerinin, amaçlarının, yetenek ve İlgilerinin, kendini algılama biçiminin kendine özgü, kararlı ve tutarlı bütünlüğü kişiliği oluşturur. Fakat bu tanımdan yola çıkılarak kişiliğin yalnızca durağan ve tamamlanmış bir yapı olduğu sonucuna varılma-malıdır. Tanı tersine kişilik, bireyin hayatı boyunca öğrendiklerinin katkısıyla sürüp giden; bu arada dürtülerin engellenmesinden doğan çatışmaları altedebil-mek, kendilik'in değerini muhafaza edebilmek için sürekli savunma mekanizmaları kuran dinamik bir uyum sürecidir.
Kişilik çalışmaları, bireyin karakteristik yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamakta ve bu çalışmalar deneysel psikoloji, çocuk psikolojisi ve psikometri alanlarında yapılmaktadır. Fakat bu arada psikolojide ekollerin etkinliği unutulmamalıdır. Her psikoloji ekolü, insanı farklı bir yaklaşımla ye kendi terminolojisi ile ele alır. Böylece psikolojideki ekol sayısı kadar kişilik teorisi ortaya çıkar. Bütün ekol farklılıklarına rağmen yukarıda söylenenler ve biyolojik kalıtım, kültür ve bireyin aile İçi yaşantılarının kişiliğin ana belirleyicileri oluşu genelde kabul edilmektedir.
Psikanaliz literatüründe kişilik kavramının yerine daha çok 'karakter' kavramı kullanılır. Karakterin anlamı da psikanali-tik teorideki değişikliklere paralel olarak değişmiştir. Freud içgüdü teorisini geliştirdiği sıralarda özel psiko-seksüel unsurlarla belirli karakter eğilimleri arasında bir ilişki olduğunu belirtmiştir. Psikanali-tik teoriye göre kişilik gelişimi belirli dönemlerden geçerek olur. Belli başlı oral, anal, faİlik, latans ve genital olmak üzere beş gelişim dönemi vardır. Bu dönemlerin özelliklerinin bireyin psikolojik yapısındaki etkinliği onun karakterini belirler. Örneğin hayatın ilk yılı, ağız boşluğunun erotojenik bölge olduğu, her türlü ihtiyacın ebeveynler tarafından karşılandığı, beden ile dış dünya ayrımının yapılamadığı oral dönemdir. Erişkin olmasına rağmen oral döneme takıntıları bulunan kişilerde açgözlülük, bağımlılık ve pasiflik şeklinde oral kişilik Özellikleri olacaktır. Yine İki ve üçüncü yaşlar, örneğin anü-sün erotojenik bölge olduğu, tuvalet eğitiminin yapıldığı, çocuğun özerklikle bağımlılık arasında bocaladığı anal dönemdir. Anal kişilik özellikleri baskın olan bireylerde bu nedenle düzenlilik, titizlik, inatçılık, cimrilik ya da tam tersine dağınıklık, kirlilik, boşvermişlik veya bonkörlük eğilimleri bulunacaktır. Psikoanalitik teoriye göre ruhsal aygıt alt-ben (id), benlik (ego) ve üst-ben (super-ego) olmak üzere üç yapısal katmandan oluşur. Benlik, alt-ben'den gelen içgüdüleri geri iterek bastırmakla görevlidir. Fakat benlik yapısı gelişmediğinde geri itilmiş içgüdüler bu kez biçim değiştirerek psikolojik rahatsızlıklar (nevroz) şeklinde ortaya çıkarlar. Freud daha sonra nevrozlarla karakter eğilimleri arasında önemli bir ayrım olduğunu söyler. Eğer benlik geriye ittiği içgüdü malzemelerini belli savunma mekanizmaları kurarak dışarı kaçırmamayı başarabilirse, kişinin kullandığı savunma mekanizm asınagöre belli karakter eğilimlerinden söz edilir. Hangi savunma mekanizmasına başvurulacağını belirleyen de, yine hangi gelişim dönemi özelliklerinin bireyde baskın olduğudur. Freud en son olarak benlik'in özdeşleşme (identİficatİ-on) işlevinden söz ederek kişilik yapışma göndermede bulunur.
Freud sonrasında da psikanalitik kişilik teorisine katkılarda bulunulmuştur. Bunlar arasında Kari Abraham ve Wİlbelm Reİch'İn katkıları özellikle Önemlidir. C.Gustav Jung'un da 'Psikolojik Tipler' adında bir çalışması vardır.
Adlerci bireysel psikoloji okuluna göre ise kişilik gelişimini aşağılık duygusu ve onu telafi etmek için bireyin başvurduğu yollar belirler.
Psikanalitik okuldan kopan ve sosyo-kül-türel analistler arasında sayılan Karen Horney ve psikolog Henry Murray'e göre her bireyin psikolojik ihtiyaçları onların kişilik yapılarını biçimlendirir.
Yakın zamanlarda transpersonal (ki-şi-üstü) psikoloji okulunu kuran ve teorisinde Doğu psikolojisinin tecrübelerine önemli bir yer veren Abraham Maslow, her organizmanın amacının kendini gerçekleştirme olduğunu; bunun yolunun da beş aşamalı, yalından karmaşığa doğru bir hiyerarşi içinde olan ihtiyaçların karşılanmasıyla olabileceğini söyler. Ama her kişinin potansiyelleri ve bu ihtiyaçların taşıdığı anlam, dolayısıyla kişilikler de farklıdır. Öğrenme teorisyenleri ise kişilik özelliklerinin doğrudan doğruya çevreden öğrenildiği kanaatûıdedirler.
İngiliz psikolog Hans Eysenck, bireyleri dört farklı kategoriye bölen bir kişilik teorisi geliştirdi. İlkin insanları dışa-dönük ve içe-dönük olup olmadıklarına göre ikiye ayırır. Bundan başka bir de tüm bireyleri kararlı ve değişken olmalarına göre tasnif eder. Kararlı bir kişi, dışarıdan gelen baskılarla başa çıkabilen ve kolay pes etmeyen kişidir; değişken birey İse genellikle kronik biçimde kaygılıdır ve çabuk yılar.
Öte yandan Amerikalı bir psikolog olan Cattell ise, çok daha fazla sayıda (171 adet) kategori gerektiğini ve 'kategoriler'in kişilik yapılarını (özelliklerini) ifade ettiğini söyler.
Kişilik kavramıyla ilgili tartışmalar, sonunda 'kişilik ohışumu'nun nasıl olduğu (niçin bir birey içe-dönük olurken, diğeri
dışa-dönük olmaktadır?) sorusunda düğümlenmektedir. Bu alandaki tartışmalar ise kişiyi çevresinin mi, yoksa genetik kuruluşunun mu belirlediği konusuna yöneliktir.
Kişilik özellikleri, katı ve uyumsuz nitelikler gösterdiğinde, kişinin zararına veya önemli işlev kaybına yol açtığında attık kişilik bozukluklarından söz edilir. Kişilik bozukluğu olan bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinde Önemli sorunları, tatminsizlikleri vardır. Fakat onlar ne kadar güç durumda olursa olsunlar, bu güçlüklerin sorumlularını başkaları olarak görürler ve bundan rahatsız olmazlar. Bazı rahatsızlıklar duymaları halinde bunları değiştirmek için büyük bir çaba göstermelerine rağmen başarılı olamazlar.
(SBA)
Bkz. Genetik; KarakterYapısı.
İslami Okul Okulların En Önemlisi