Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

KLASİK KAPİTALİST İKTİSAT - 38. Sayfa

 

KLASİK KAPİTALİST İKTİSAT

 

Klasik kapitalist iktisat okulu, kapitalist iktisadi düşüncenin dayandığı ilk sistemli düşünceleri ihtiva eder. Genellikle tüm rekabet ve homo economicus (iktisadi adam)varsayımlarınadayanansoyutlama-cı ve tümdengelimci anlayışa sahiptirler.

Bu okul 1776 ile 1873 yıllan arısında Ba­tı Avrupa'da teşekkül etmiştir. İlk klasik,

1776'da yayımladığı "Milletlerin Zenginli­ği" adlı kitabı ile Adam Smith'dir.

Klasik iktisat deyimini ilk kez K.Manc ta­rafından kullanılmıştır. Ona göre klasik iktisat, W.Petty ile İngiltere'de başlar ve Sismondi ile Fransa'da son bulur. Bu de­yimle daha sonraları, A.Smith ile J.S.Mill arasında geçen D.Ricardo, T.Malthus, N.W. Senior, J.B.Say gibi İngiliz ve Fran­sız iktisatçıları kastedilmiştir.

Klasik iktisat doktrini, sanayi devrimi ile birlikte XVIII. yüzyıl sonları İngiltere'sin­de doğmuştur. Sanayi devrimi ile bir yan­dan kapitalist girişimci sınıf (burjuvazi) güçlenirken, öte yandan üretim araçları mülkiyetinden tamamen yoksun bir işçi sı­nıfı (proleterya) doğdu. Birleşik Ameri­ka'nın bağımsızlığı ve Fransız ihtilali, fe­odal kurumları ve merkantilizmi tama­men etkisiz hale getirdi. Fizyokrasinin ön­cülük ettiği, özgürlük, ferdiyetçilik ve top­lumun tabiat örneğinde yeniden teşkilat­landırılması düşüncelerini "bırakınız yap­sınlar" şeklindeki iktisadi hayatın temel yaklaşımını temsil etmişlerdir.

Tarımda kapitalİstleşme istekleri Fran­sa'da fizyokrasiyi doğurduğu gibi, sanayi devrimi de İngiltere'de Klasik İktisat Okulu'nu doğurmuştur. Fizyokrasinin ge­risindeki "bırakınız yapsınlar" a dayalı libe-ralİst ideoloji, klasik kapitalist okulun da temel düşüncesi olmuştur. Bu düşünce ay­nı zamanda kapitalist girişimci sınıfın çı­karını yansıtmaktadır.

Fizyokratlardaki tabii düzenin mükem­melliği fikri, klasiklerin önderi Smith'de, yerini şahsi menfaat fikrine bırakır. İktisa­di faaliyetlerin temelinde bu şahsi menfa­at güdüsü hakimdir. Smİth, Fizyokratla­rın aksine vakıaların gözlemine ve tarihî malumata dayanır. Smith, kendisinden önce gelenlerin fikirlerini geniş ölçüde

kullanmakla birlikte, orijinal ve insicamlı bir teori oluşturmuştur. Smith iyimserdir ve gelişme inancına bağlıdır. Sadece zira-tı değil, sanayi ve ticareti de verimli adde­der. İş bölümüne büyük önem verir. Libe­ralizmi temel kabul ederken devletin gö­revlerini, iç ve dış güvenliği sağlamak ve bazı kamu yatırımları yapmak ile sınırlan­dırır.

Ricardo, Smith'ten daha radikal ve da­ha soyutlamacidır. Diferansiyel rant ve mukayeseli üstünlükler, onun ikttemel gö­rüşüdür. Diferansiyel rant görüşüne gö­re, toprak kirasını belirleyen, verimsiz topraklara verimliler arasındaki farktır. Bu fark toprak sahiplerine gider. Oysa bu toprak sahipleri verimsiz toprakların üre­time açılm asındaki yüksek maliyete katıl­madıklarından, haksız bir kazançtır ve vergilendirilmelidir. Yine bunun için dış ticaret serbest bırakılmalı, özellikle gıda maddeleri ithalatı iteyerli toprak sahiple­rinin nüfuzları ile kırılmalıdır. Ricardo kö­tümserdir. Bu kötümserlik özellikle ücret teorisinde görülür. Tam rekabet şartlan altında, ücretler daima asgari seviyede­dir. Ücretlerin yükselmemesi bir noktada serbest dış ticaret sayesinde gıda madde­leri ithalatına bağlıdır. Ricardo düşük rant, düşük ücret yanında sınaileşmenüı teşvikini ve dolayısıyla karların yükselme­sini savunur.

T.Malthus nüfus hakkındaki görüşleriy­le tanınır. Ona göre gıda maddeleri arit­metik nüfus ise geometrik diziyle artar. Nüfus artışı önlenemezse, ücretlerin fiz­yolojik seviyeye inmesi kaçınılmazdır.

J.B. Say*agöre, her arz kendi talebini ya­ratır. Yani üretilen malların satılamama’sı diye bir mesele yoktur. Mahreçler (piya­salar) kanunu denen bu görüş, özellikle 1930'lara kadar kapitalist düşünceye hakim olmuştu.

Senior, "imsak teorisi" ile tanınır. Bu, malların gelecekte tüketilmesinin bugün­kü tüketime tercih edilmesidir. İmsak, an­cak insanın bugünkü tüketim eğiliminin yenilmesiyle olur. Bu, sermaye birikimi­nin, dolayısıyla kapitalist gelişmenin esası­dır.

J.S.Mill faydacı felsefe geleneğine bağlı­dır. Dış ticaret teorisine karşılıklı talep unsurunu getirmiştir. Dış ticarete konu olan malların denge kıymetini, ülkelerde­ki arz ve talep şartları belirlemektedir. Ona göre üretimin bağlı olduğu kanunlar­la, bölüşümü yöneten kanunlar farklıdır. Üretimi yöneten kanunlar tabiî, buna kar­şılık bölüşümü yöneten kanunlar beşeri­dir. Tabii kanunlara müdahale edilemez. Oysa bölüşüm kanunlarına müdahale edi­lebilir. Mili bu ayrım ile, sosyal reformla-rabir zemin hazırlama amacını güder. Za­ten o, .hayatının sonlarında sosyalizme meyletmiştir.

Bu okula yapılan tenkitler, daha kapita­lizmin Avrupa'da yayılmaya başladığı za­manlarda ortaya çıkar. Çünkü özellikle Smith ve Say gibi iyimser okul mensupları­nın varmış oldukları sonuçlar, fiili duru­ma ve gerçeğe uymuyordu. Sanayi kapita­lizmi ile birlikte bir çok sosyal karışıklık başgöstermişti. İşçi sefaleti ortaya çık­mış, özellikle arz fazlasından kaynakla­nan İktisadi buhranlar sözkonusu olmuş­tur.

Almanya ve daha sonra Birleşik Ameri­ka'da çoğunlukla millî ihtiyaçlar klasik okula duyulan tepkilerin kaynağıydı. Yİ-ne klasiklerin soyutlamacı, tümdengelim-ci, evrensel batı merkezli yaklaşımları, ba­zılarınca kabul edilmemiştir. Bunlar ara­sında XIX. yüzyılın ikinci yarısını kapsa­yan ve adeta iktisadı temsil eder olan Al-

man tarihçi okulunun büyük yeri vardır. Alman iktisatçılarından A. Miller, iktisa­da ahlaki boyut kazandırmaya çalıştığı için romantik olarak suçlanmıştır. F.List, kalsik teorinin ancak İngiltere'ye yaradığı­nı savunur. Çünkü yerli sanayiler kuvvet-leninceye kadar, yabancı mallara yüksek gümrükler uygulamak gibi himayeci ted­birler alınması gerekir. Alman tarihçi okulu, özellikle Rİcardo geleneğinin ev­rensellik iddiasına karşı, iktisadi relativiz-mi ön plana çıkarır. Aralarında Weber gi­bi sosyolog ve Sombart gibi kapitalizm ta­rihçilerinin bulunduğu bu okul, yaygın bir etkiye sahip olmuştur. A.Marshall gibi neo-klasİk iktisadın önemli bir siması, ik­tisat teorisinin evrensel, yani her zaman ve her mekanda geçerli olamayacağını sa­vunurken, tarihçi okulu destekliyordu. Ona göre klasik kapitalist okul, "İngiliz Medeni Hukukunu Hindistan'ın yerli hal­kına zorla empoze eden" kafa yapısının et­kisiyle, teorilerini, "bütün dünyayı Lond­ra'nın sermayedarlarından oluşuyormuş varsayımı" üzerine kurmuştu. Soyutlama yöntemi ise, yine ona göre, Ricardo'nun Yahudi olmasından kaynaklanıyordu.

Alman tarihçi okulu XIX. yüzyılın ikinci yarısında İngiliz iktisatçılarını bile etkile­yecek ve bir İngiliz tarihçi okulunun kurul­masını sağlayacak nüfuza sahip olarak, klasik kapitalist okulun, sadece psikolojik verileri öne çıkaran neo-klasik okula dö­nüşmesinde ve sosyal reformların yapıl­masında, Marksizm gibi, büyük rol oyna­mıştır.

Ahmet TABAKOĞLU