Klasisizm - İslami Bilgiler - 39. Sayfa
KLASİSİZM
Güzel sanatlarda Eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutum.
• (Edebiyat)
XVII. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan ve sonraları diğer Batı edebiyatlarında da etkisini göstererek gelişen bir edebiyat akımı. Adım Fransızca sınıf, toplumsal sınıf anlamına gelen Classe kelimesinden türemiş Cİassicisme (klasik olma, klasiklik) kelimesinden alan bu akım, gelenek olarak Antik Yunan ve Latin edebiyatlarına sıkı bir şekilde bağlıdır. Duygu ve coşkuları, akıl ve sağduyuyla ahlak ölçüleri çerçevesinde kontrol altına almaya ve tabiatı akıl yoluyla incelemeye dayanır.
Fransa'nın XVII. yüzyıl başlarında içinde bulunduğu durum; 1560'lardan beri süregelen mezhep ve din savaşlarının dinmiş olmasıyla beraber İç barışın tesisi ile mutlak bir monarşinin kurulmasının getirdiği siyasal denge ve oturmuşluk, bu dengenin ekonomik alanda ve uluslararası ilişkilerde sağladığı olumlu gelişme, ülkede felsefe, sanat ve edebiyat (bütünüyle kültür) alanında da yeni eğilim ve arayışların filizlenmesine zemin hazırlar. 1635'de "Fransız diline kesin kuralları vermek, onu arı, iyi anlatımlı kılmak ve sa-natlarla bilimleri işleyebilecek duruma getirmek hususunda gayret ve özenle çalışmak" üzere Cardinal de Richelieu'nun ça-balarıyla Fransız Akademisi kurulur. Aka-demi'nin kuruluşundan daha evvel XVI. yüzyıl sonlarında Fransızca'ya da en az Yunanca ve Latince kadar önem vermeyi ve antik yazarların eserlerindeki dil gibi mükemmel bir dille yazılmış Fransızca eserler ortaya koymayı düşünerek bir araya gelen Pleiade (Yedi Şair Topluluğu) ile 1605 yılından itibaren Fransız dili ve şiirinde reform sayılacak fikirler ve uygulamalarla eserler meydana getiren ve Plei-ade'ın Fransızca'yı çetrefilleştirdiği iddiasıyla, halkın anlayabileceği yalın, süssüz bir dil ve şiir isteyen Malherbe'in çalışmaları klasik akıma zemin hazırlayan etkenler olmuştur. Bu etkenler arasmda Fransa'da sosyete salonlarında oluşan, duygularda ve anlatımda inceliği esas alan salon edebiyatının dilin ve duyguların işlenmesine ettiği hizmeti de belirtmek gerekir.
Klasisizm'in XVII. yüzyıldaki gelişim seyri üç döneme ayrılabilir: 1598-1660 arası hazırlanma dönemi, 1661-1680 arası akımın en parlak dönemi ve 1681-1715 arası zayıflayış ve çöküş dönemi.
1650'lerden itibaren gelişme gösteren Descartes'ın rasyonalist hazırlanış döneminde klasik akımın, tutku ve duyguların akılla kontrol altına alınması ve akim emrettiği vazifenin ahlak adına önplana çıkması prensibinin oluşmasında etkili olur.
Klasisizm'in kuruluşu ve edebiyatta tutacağı yol herhangi bîr beyanname ile ilan edilmez. Fakat Boileau'nun eserlerinde, özellikle Epitre'ler ve L'Art Poetique (Şİ-ir Sanatı)'de bu ekolün ana ilkelerini bulmak mümkündür. Özellikle ikinci eserinde Boileau, Malherbe'den başlayarak, çağdaşı olan büyük Fransız edebiyatçılarının bu konudaki düşüncelerini sistemli bir biçimde bir araya getirmiştir.
Klasik akımm ana ilkeleri şunlardır:
1-Sanatçının anlattığı konu ne olursa olsun, eserine akıl ve sağduyu hakim olmalı, hayaller, ihtiraslar ve heyecanları akıl kontrol altında bulundurmalıdır. Akıl doğruyu gösterir ve doğru olan herşey güzeldir;
2- Tabiata önem vermek ve onu iyi İncelemek gereklidir. Fakat bu tabiat, dış alemdeki canlı, renkli, hareketli tabiat değildir. Klasik sanatçılar "tabiaf'la insanın iç dünyasını, "fıtraf'ı kasdetmişler ve insanın iyi tanınmasının, iç aleminin derinliklerine inilmesinin bir sanatçı için gerekli
olduğunu söylemişlerdir. Çünkü ancak o zaman sanatçı insanı tanıyabilir ve eserlerine yahut sahneye güzel bir şekilde akset-tirebilir. Dış tabiatı görmek ve göstermek hastalığa işarettir. İnsan tabiatım işlerken de, aşağı ve bayağı yönlerini göstermekten kaçınmalıdır. Çünkü bu yönler, insanların hayvanlarla ortak olduğu yönlerdir. Bu yüzden İnsanın üstün ve olgun değerleri ve özellikleri klasik eserlere girmelidir. Bu ayırımda ölçü akıldır;
3- Örnek ve gelenek olarak Antik Yunan ve Latin edebiyatları benimsenmelidir. Çünkü Home-ros, Virgüius, Horatius, Sophokles, Aiso-pes, Euripides gibi sanatçıların yüzyıllardır beğenilip hâlâ okunuyor olmaları, eserlerinde insanı, insanın kalbini ve dünyasını çok iyi bilmelerinden, bu noktada mükemmeli yakalayabilmelerindendir;
4- Klasik eserlerde mutlaka gerçeğin, olmuş olanın anlatılması gerekmez. Olaylar gerçekte meydana gelmemiş olabilir. Ama böyle de olsa "gerçeğe benzerlik" ilkesi esas alınmalıdır. Yani konudan çok, konunun gerçeğe benzer bir şekilde anlatılması ön plandadır;
5- Konunun anlatımının konudan daha önemli olması, klasik yazarları Antik Yunan ve Latin edebiyatlarının konularını tekrar tekrar İşlemeye yöneltmiştir;
6- Gerçeğe benzerlik İlkesinin bir devamı olarak, toplumda geçerli geleneklere, törelere ve ahlak anlayışına uymak gerekir;
7- Edebi türler birbirinden kesin bir şekilde ayrılmalıdır. Her edebi türün kendine has ilke ve teknik Özellikleri vardır. Birinden öbürüne geçilmez;
8- Tiyatroda "üç birlik kuralı" esastır. Yani olayda birlik (tek bir olayın anlatılması), mekanda birlik (olayın aynı yerde geçmesi, değişik sahnelerin olmaması) ve zamanda birlik (olayın bir günde başlayıp bitmesi) ilkesi klasik tiyatronun teme-
lidir. Klasik yazarlar bu ilke doğrultusunda, dış dünyanın karışıklığı ve ayrıntısı yerine kişinin iç hayatını, yüksek duygularını ve psikolojik olayları yalın bir şekilde sahnelemek amacını gütmüşlerdir;
9- Bu akılcılık ve ilkelere bağlılık, klasik akımı kuru ve sıkıcı bir gerçekçiliğe itmemiştir. Klasiklere göre sanat eğitici ve öğretici olmalı, ama bunu yaparken hoşa gitmeyi de başarabilmelidir;
10- Klasik eserlerde yalnız seçkin ve olgun insanlar (aristokrat sınıf) ele alınmıştır. Çünkü onlara göre bunlar akıllarını ve iradelerini kullanabilen uyumlu kişilerdir. Sıradan halk klasik yazarlara hitap etmez;
11-Klasik akıma bağlı sanatçı, eserinde şahsi kanaatlerini daima gizlemiştir. O okuyucunun yahut seyircinin dikkatini yalnızca eser kahramanları üzerine çekmeyi amaçlar;
12- Klasik yazarlar milli dile önem vermişlerdir. Eserlerin konuşma diliyle, süssüz, yalın, açık ve sağlam olmasına dikkat edilmiştir. Fakat kullanılan dil, halkın değil, seçkin sınıfın konuştuğu kültür dilidir.
Klasik akımın önde gelen sanatçıları Bo-ileau, Moliere, Racine, La Fontaine, Cor-neille, Bossuet, Madam de la Fayette'dir. Akım XVIII. yüzyıl başlarında, gelişen yeni edebi eğilimler, sosyal şartlar ve ayrıca Moliere, Racine, La Fontaine ve Bossuet gibi büyük klasik yazarların ölmüş olmaları dolayısıyla gitgide zayıflar ve etkisini yitirir.
Bizim edebiyatımıza klasisizmin girişi, diğer akımlarda olduğu gibi, tercümeler yoluyla olmuştur. Bununla beraber bizde klasisizmden bir akım olarak değil, tercüme edilmiş klasik eserler diye bahsetmek daha doğru olacaktır.
Şînasi, 1859' da neşrettiği Terteme-i Manzume'd& Racine, Fenelon ve La Fontaine'den yaptığı küçük şiir parçaları tercümesine de yer verir. Ahmet Vefik Paşa, Moliere'in pek çok tiyatro eserini tercüme veya adapte eder. Recaizade Mah-mud Ekrem La Fontaine'den bazı eserler çevirir. Ahmed Midhat Efendi Corneil-le'den Le Cid'ı tercüme ederek Tercü-man-ı Hakikati yayınlar. Onun bu tercümesi edebiyatımızda bir klasik eser tartışmasını da başlatır.
1313/lS9S'âcTercüman-ıHakikat\eya-yınlanan A.Midhat Efendi'nin "îkrâm-ı Aklâm" adlı yazısında klasiklerin devrinin geçmediği, bizim henüz bu eserlere nüfuz edemediğimiz, bu eserlerin tercüme edilerek edebiyatımıza kazandırılmasının gerektiği fikirleri öne sürülmektedir. Bu yazıya Ahmed Cevdet, Malûmat dergisinde cevap verir. Ona göre bizim edebiyatımızın kendi klasikleri vardır. Süleyman Çelebiler, Sinan Paşalar, Muallim Naciler bizim klasik yazarlarımızdır. A.Cevdet bu yazısında klasik eserleri, her devirde geçerliğini koruyan mükemmel eserler olarak ele alır. Her dil ve edebiyatın kendi klasikleri vardır. Ayrıca bu klasik eserler yazıldıkları dillerin güzelliklerini taşıdıklarından, tercüme edildiklerinde bu özelliklerini kaybederler.
Tartışma, devrin diğer kalemlerine de sıçrar ve giderek, klasiklerin tercümesi değil, bizim de klasiklerimizin olup olmadığı şekline bürünür. Divan edebiyatına klasik denilip denilmeyeceği tartışılır. Bu tartışmalarda Cenab Şehabeddin'İn "Klasikler Meselesi" adlı yazısıyla, A.Midhat Efendi'nin buna verdiği cevap dikkat çekicidir. Cenab, Klasiklerin tercümesinin gereksiz olduğu, klasik akımın Fransız edebiyatında dahi devrini doldurduğu, klasik eserlerin illa da çevrilmesi isteniyorsa, o halde onların da önderleri olan eski Yunan ve Latin edebiyatlarına gitmenin da-
ha doğru olacağı görüşündedir. Ahmed Midhat ise eserleri zamana göre değerlendirip, bu benîm zamanımın eseri değil diye ikinci plana atmanın yanlış olduğunu söyler ve gerekirse eski Yunan ve Latin edebiyatına da gidilebileceği fikrini savunur.
Bütün bu yazılar ve tartışmalara bir bütün olarak bakıldığında, bunların klasi-sizm'i bir akım halinde ele alma, onu açıklama ve yaygınlaştırma şuurundan uzak oldukları görülür. Zaten bu yıllarda klasi-sizm Avrupa'da çoktan sona ermiş, romantizm bile hızını kaybetmiş, yerini realizme (gerçekçiliğe) bırakmaya başlamıştı. Bu yüzden klasisizm, bizde Batılılaşma dönemi edebiyatçıları arasında çok fazla ilgi uyandırmamıştır.
M.Fatih ANDI Bk. Realizm, Romantizm.
İslami Okul Okulların En Önemlisi