Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kültür - İslami Bilgiler - 60. Sayfa

 

KÜLTÜR

 

Karmaşık ve oldukça önemli olan bu te­rimin tek bir tanımını yapmak zordur, an­cak aşağıda verilen tanımların her biri farklı amaçlar için yararlı olabilir.

A.L.Kroeber ve C.Kluckhon'ın çağdaş sosyal bilimcilerin çoğu tarafından olum­lu öğeleri barındırdığı kabul edilen sente­zi şöyledir: "Kültür, İnsan gruplarının üre­timlerini de içeren belli başlı kazammlan-nı oluşturan ve sembollerle elde edilen ku­şaktan kuşağa aktarılan açık ya da gizli davranış kalıplarından oluşur; geleneksel düşünceler ve özellikle buna ilişkin değer­ler kültürün temelini oluşturur; kültürel sistemler, bir açıdan eylemin sonucu ola­rak düşünülebilir, öte yandan daha sonra­ki eylemin gerçekleşme koşullarını oluştu­rurlar."

Bir biyolog olan G.E. Hutchinson kısa bir tanım yapmaktadır: "Bir grubun gös­terdiği tüm davranış biçimleri o grubun kültürü olarak adlandırılır". Ama bazdan bu tanımı, kültürel farklılıkların sadece o gruba özgü davranışlardan oluştuğu dü­şüncesiyle kabul etmeyebilirler. Bu pürist bakış açısına göre ancak, bir grup insanın bir amacı gerçekleştirmek için olası ve iş­levsel olarak etkin birden fazla yol varken yalnızca birini seçmekle belirgin bir ter­cih yapıyorsa, kültürden söz edilebilir. Ay­nı düşünceye göre, mesela balıkçılığı tüm detaylarıyla tanımlamadıkça onu deniz kültürünün bir parçası olarak kabul et­mek anlamsız olacaktır. Öte yandan balı­ğı elde eden, ama onu kullanamayan bir toplum için bu veri, kültürü tanımlamada oldukça büyük bir önem taşır.

Buraya kadar verilen tanımlamalarda dikkati çeken bir eksiklik, işlemsel (ope-rasyonel) bir boyutun olmayışıdır. Hutc-hinson'un bu konudaki yaklaşımı şöyle­dir: Bir grup ve yeni doğmuş bir bebek ol­duğunu varsayalım; eğer bu bebek grup içinde büyütülür ve daha sonra gözlenirse davranışlardan farklı olmadığı görülür.

Bu kişinin, alındığı ikinci grubun kültürü­nü oluşturan davranışlardan tamamen farklı bir davranış biçimi gösterebilmesi için doğumundan hemen sonra bu ikinci gruptan ayrılmış olmalıdır.

Düşünce çizgisi, sosyal bilimcilerin son zamanlarda, kültürel birimleri birbirin­den ayırmada kullandıkları en önemli kri­ter olan "önemli süresizlikler" üzerinde kurdukları stres ile çakışmaktadır. Bu te­mele dayanarak C.Levi-Strauss'un tanı­mı sosyal bilimcilerin çoğunun söylediği­ne ve gerçekte uygulamalı çalışmalarına ve araştırmalarına, tamamen uyan, göreli olarak yoğun ve bir ölçüde işlemsel bir ta­nım olarak tekrar hatirlatılabitir: "Bir kül­tür, belirli bir zaman ve dönemde bir İn­san grubu içinde güncel olan davranış biçi­mi kalıpları setidir. Yürütülen araştırma­nın ölçeği ve bakış açısından, diğer davra­nış kalıbı setlerinden gözlenebilir farklılık­lar gösterir."

Set ve setler kelimeleri, topolojik mate­matiğin dalı olan "set teorisi"nin yarı-tek-nik anlamı çerçevesinde anlaşılmalıdır.

İngilizce'de çiftçiliği ön plana çıkaran kültür 1420' lerde ortaya çıkmıştır. Antro­polojideki teknik deyim İngilizce'de ilk kez 1865yılındaE.B.Tylor tarafından kul­lanılmış, sistematik olarak tanımlanmış ve aynı yazar tarafından 6 yıl sonra temel bir kavram haline getirilmiştir: "Kültür, etnografik anlamda bilgi, inanç, sanat, ah­lak, hukuk, gelenek ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği diğer yetenekle­ri ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bü­tündür."

Zamanla kültürün tanımları antropoloji ve diğer sosyal bilimlerin temel bir kavra­mı olarak yeniden üretilmiştir. İngiliz­ce'de antropolog, sosyolog, psikolog, psi-kiyatrist ve diğerleri tarafından kullanılan

160 tanım saptanmıştır. Bu tanımlar te­mel özellikleri açısından 6 gruba ayrılır­lar:

 1) Tasvirci

, 2) Tarihsel,

  3) Kurala,

 4) Psikolojik,

 5) Yapısal,

 6) Genetik.

1- Tasvirci tanımlamanın temsilcisi olan F.Boas, Tylor'un klasik tanımını yinele­mektedir: Kültür bir toplumun sosyal alış­kanlıklarının tüm göstergelerini, yaşadığı toplumun tüm alışkanlıklarından etkile­nen kişinin tepkilerini ve bu alışkanlıkla­rın belirlediği insan etkinliklerinin ürünle­rini içerir. Bu gruptaki tanımların en belir­gin özellikleri, a) kapsamlı bir bütün ola­rak kültür; ve b) Kültür'ün içerdiklerinin ayrıştırılmasıdır.

2- Kültürü tarihsel açıdan ele alan ikinci grubun tanımları, kültürü kendi başına ta­nımlamak yerine, sosyal miras ya da sos­yal gelenekler gibi tek bir yönünü dikkate alır: "...Kültür bir sosyal mirasdır. Genel­de kültür deyimi insanlığın bütün sosyal mirası anlamına gelir, özel bir terim ola­rak bir kültür, sosyal mirasın belirli bir katmanıdır."                          .

3- Üçüncü grup, kültürü belli bir yaşam biçimi veya dinamik gücü olan kurallar ve onların sonuçları olarak tanımlamakta­dır.

4- Dördüncü grup uyum sağlama, öğren­me ve alışkanlık gibi süreçleri ele aldığı için psikolojik olarak adlandırılmaktadır. Kültür öncelikle ihtiyaçları karşılamak, sorunları çözmek ve dış çevreye diğer in­sanlara uyum sağlamak için gereken tek­nikler dizisi olarak görülür. Bu gruptaki tanımların bir kısmı kültürü bir psikolojik ekolün kavramlarına indirgemeye çalış­maktadır: "Kültür kelimesi bütün istekle­rimizi kanalize etme veya yerine başka bir şey koyma veya tepki gösterme biçim­lerinin tümünü kapsar; kısacası (kültür) toplumda içgüdüleri bastıran veya farklı yollarla tatminine İzin veren her şeydir."

5- Yapısal gruptaki tanımlardan yalnız­ca dördü 1945 öncesinde ve bir tanesi de 1939'lardan önce yayınlanmıştır. Bu ta­nımlar her kültürün sistematik niteliğini, kültürün ayrıştınlabilir yönleri arasındaki organize ilişkileri vurgulamaktadır.

Kültür, davranışlara dayanması ve onla­rı yorumlaması gereken, ancak kendisi bir davranış olmayan soyut ve kavramsal bir modele dönüşmektedir. Örneğin C. Kluckhohn ve W.H. Kelly kültürün "bir grubun tüm ya da belirli üyeleri tarafın­dan paylaşılan gizli ya da örtük yaşam bi­çimlerinin sonucu olan bir sistem" olduğu­nu iddia etmektedir. Kültürün mantıksal bir yapı -davranışların soyutlanmasına da­yanan bir model- olduğu antropologların yalnızca bir bölümü tarafından kabul edil­mektedir. Ancak R.Linton, D.Bidney ve L.White gibi antropologlar, kültürün so­mut davranışlardan oluştuğu konusunda ısrar etmektedirler. Bu antropologlar yi­ne de "davranış biçimi kalıpları", "davra­nış formları" gibi deyimleri kullanmakta­dırlar.

6- Genetik grup, kültürün nasıl oluştu­ğu, kültürü ortaya çıkaran veya mümkün kılan etmenlerin neler olduğuna ilişkin so­rulara yanıt ararlar. Kültürün diğer özel­liklerine de değinmekle birlikte özellikle genetik açıdan konuya eğilirler. LJ.Carr bu düşünceyi "geçmişteki davranış bütün­lerinin geleceğe aktarılabilen sonuçları­nın birikimi" olarak özetlemektedir.

Yaklaşık olarak 1935'den bu yana, bir çok İngiliz sosyal antropolog, temel kav­ram olarak kültür yerine "sosyal yapı" teri-lmini kullanmaktadır. Bu eğilim, kültür I kavramının kullanımım kısıtlamaya ve de­ğerini kaybetmesine yol açmışsa da, İngi­lizlerin geliştirdikleri tanımlar Amerikah-ların tanımlarının değişik biçimleri içinde yer almaktadır. Örneğin R.Firth'in sente­tik saptaması bîr Amerikalı tarafından şu şekilde yeniden yazılabilir: "Eğer toplum belli bir yaşam biçimi olan örgütlü kişiler kümesi olarak tanımlanırsa, kültür işte bu yaşam biçimidir. Eğer toplum sosyal ilişkilerin bir toplamı ise, kültür de bu iliş­kilerin kapsamıdır. Toplum insan öğesi­ni, halkın bütününü ve onlar arasındaki ilişkileri vurgular. Kültür ise, halkın mi­ras aldığı, kullandığı, katıldığı ve aktardı­ğı maddi ve manevi kaynak birikimi öğesi­ni vurgular. Bu öğe fiilleri düzenleyici rol oynar. Ayrıca sosyal davranışların etkileri­nin sonuçlarını da içerir ve eylemi teşvik eder." İngiliz sosyal antropologlarının ta­nımlarından yalnızca M.Fortes'in "kültü­rün, yapıdan söz edilebilen her yerde sos­yal gerçeklerin niteliklerini, gerçek veya düşünce düzeyinde niceliksel tasvir ve analize açık sosyal olayların özelliklerini belirlediği" yolundaki tanımı dikkat çekici niteliktedir.

Firth, Kroeber ve Kluckhohn'un kültür tanımlarında işlev kavramına bu kadar az eğilmiş olmalarına ve bu noktamn birçok İngiliz antropologunun görüşünü yansıt­masına şaştığını belirtmektedir.

Çeşitli akademik disiplinlerin özellikleri­ni yansıtan gerçekten sürekli ve tutarlı bir eğilim yoktur. Aslında, birkaç farklı ör­nek bir kenara bırakılırsa, kültür terimini antropolojik anlamda kullanan sosyal bi­limcilerin tümünün yalnızca vurguladıkla­rı noktalar ve ne kadar açıklamaya gerek duydukları açısından farklı yaklaşımları olduğu söylenebilir.

Arkeologların genellikle insanın ürettik­lerinin tanımlanması üzerinde durdukları­nı vurgulayan aşağıdaki cümlelere sık sık rastlanmaktadır." (Kültür) doğumundan itibaren insan tarafından elde edilen her-şeydir."

R.M.Macıver gibi birkaç Amerikalı sos­yolog, uygarlığı toplumun nesnel teknolo­jik ve bilgisel faaliyetleri olarak; kültürü ise öznel din, felsefe ve sanatla tanımla­maktadırlar. Bu görüş, kültür öğesini ol­dukça değiştirebilir, benzersiz ve eklene-mez olarak görürken uygarlığı biriken ve değişmez bir olgu olarak ele almaktadır­lar. Bunun bir uzantısı olarak Türkiye'de Z.Gökalp'm "kültür millidir, uygarlık ev­renseldir" formülü uzun yıllar kabul edil­miş bir görüş olmuştur.

(SBA) Bk. Antropoloji; Uygarlık.