Kültür - İslami Bilgiler - 60. Sayfa
KÜLTÜR
Karmaşık ve oldukça önemli olan bu terimin tek bir tanımını yapmak zordur, ancak aşağıda verilen tanımların her biri farklı amaçlar için yararlı olabilir.
A.L.Kroeber ve C.Kluckhon'ın çağdaş sosyal bilimcilerin çoğu tarafından olumlu öğeleri barındırdığı kabul edilen sentezi şöyledir: "Kültür, İnsan gruplarının üretimlerini de içeren belli başlı kazammlan-nı oluşturan ve sembollerle elde edilen kuşaktan kuşağa aktarılan açık ya da gizli davranış kalıplarından oluşur; geleneksel düşünceler ve özellikle buna ilişkin değerler kültürün temelini oluşturur; kültürel sistemler, bir açıdan eylemin sonucu olarak düşünülebilir, öte yandan daha sonraki eylemin gerçekleşme koşullarını oluştururlar."
Bir biyolog olan G.E. Hutchinson kısa bir tanım yapmaktadır: "Bir grubun gösterdiği tüm davranış biçimleri o grubun kültürü olarak adlandırılır". Ama bazdan bu tanımı, kültürel farklılıkların sadece o gruba özgü davranışlardan oluştuğu düşüncesiyle kabul etmeyebilirler. Bu pürist bakış açısına göre ancak, bir grup insanın bir amacı gerçekleştirmek için olası ve işlevsel olarak etkin birden fazla yol varken yalnızca birini seçmekle belirgin bir tercih yapıyorsa, kültürden söz edilebilir. Aynı düşünceye göre, mesela balıkçılığı tüm detaylarıyla tanımlamadıkça onu deniz kültürünün bir parçası olarak kabul etmek anlamsız olacaktır. Öte yandan balığı elde eden, ama onu kullanamayan bir toplum için bu veri, kültürü tanımlamada oldukça büyük bir önem taşır.
Buraya kadar verilen tanımlamalarda dikkati çeken bir eksiklik, işlemsel (ope-rasyonel) bir boyutun olmayışıdır. Hutc-hinson'un bu konudaki yaklaşımı şöyledir: Bir grup ve yeni doğmuş bir bebek olduğunu varsayalım; eğer bu bebek grup içinde büyütülür ve daha sonra gözlenirse davranışlardan farklı olmadığı görülür.
Bu kişinin, alındığı ikinci grubun kültürünü oluşturan davranışlardan tamamen farklı bir davranış biçimi gösterebilmesi için doğumundan hemen sonra bu ikinci gruptan ayrılmış olmalıdır.
Düşünce çizgisi, sosyal bilimcilerin son zamanlarda, kültürel birimleri birbirinden ayırmada kullandıkları en önemli kriter olan "önemli süresizlikler" üzerinde kurdukları stres ile çakışmaktadır. Bu temele dayanarak C.Levi-Strauss'un tanımı sosyal bilimcilerin çoğunun söylediğine ve gerçekte uygulamalı çalışmalarına ve araştırmalarına, tamamen uyan, göreli olarak yoğun ve bir ölçüde işlemsel bir tanım olarak tekrar hatirlatılabitir: "Bir kültür, belirli bir zaman ve dönemde bir İnsan grubu içinde güncel olan davranış biçimi kalıpları setidir. Yürütülen araştırmanın ölçeği ve bakış açısından, diğer davranış kalıbı setlerinden gözlenebilir farklılıklar gösterir."
Set ve setler kelimeleri, topolojik matematiğin dalı olan "set teorisi"nin yarı-tek-nik anlamı çerçevesinde anlaşılmalıdır.
İngilizce'de çiftçiliği ön plana çıkaran kültür 1420' lerde ortaya çıkmıştır. Antropolojideki teknik deyim İngilizce'de ilk kez 1865yılındaE.B.Tylor tarafından kullanılmış, sistematik olarak tanımlanmış ve aynı yazar tarafından 6 yıl sonra temel bir kavram haline getirilmiştir: "Kültür, etnografik anlamda bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, gelenek ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği diğer yetenekleri ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür."
Zamanla kültürün tanımları antropoloji ve diğer sosyal bilimlerin temel bir kavramı olarak yeniden üretilmiştir. İngilizce'de antropolog, sosyolog, psikolog, psi-kiyatrist ve diğerleri tarafından kullanılan
160 tanım saptanmıştır. Bu tanımlar temel özellikleri açısından 6 gruba ayrılırlar:
1) Tasvirci
, 2) Tarihsel,
3) Kurala,
4) Psikolojik,
5) Yapısal,
6) Genetik.
1- Tasvirci tanımlamanın temsilcisi olan F.Boas, Tylor'un klasik tanımını yinelemektedir: Kültür bir toplumun sosyal alışkanlıklarının tüm göstergelerini, yaşadığı toplumun tüm alışkanlıklarından etkilenen kişinin tepkilerini ve bu alışkanlıkların belirlediği insan etkinliklerinin ürünlerini içerir. Bu gruptaki tanımların en belirgin özellikleri, a) kapsamlı bir bütün olarak kültür; ve b) Kültür'ün içerdiklerinin ayrıştırılmasıdır.
2- Kültürü tarihsel açıdan ele alan ikinci grubun tanımları, kültürü kendi başına tanımlamak yerine, sosyal miras ya da sosyal gelenekler gibi tek bir yönünü dikkate alır: "...Kültür bir sosyal mirasdır. Genelde kültür deyimi insanlığın bütün sosyal mirası anlamına gelir, özel bir terim olarak bir kültür, sosyal mirasın belirli bir katmanıdır." .
3- Üçüncü grup, kültürü belli bir yaşam biçimi veya dinamik gücü olan kurallar ve onların sonuçları olarak tanımlamaktadır.
4- Dördüncü grup uyum sağlama, öğrenme ve alışkanlık gibi süreçleri ele aldığı için psikolojik olarak adlandırılmaktadır. Kültür öncelikle ihtiyaçları karşılamak, sorunları çözmek ve dış çevreye diğer insanlara uyum sağlamak için gereken teknikler dizisi olarak görülür. Bu gruptaki tanımların bir kısmı kültürü bir psikolojik ekolün kavramlarına indirgemeye çalışmaktadır: "Kültür kelimesi bütün isteklerimizi kanalize etme veya yerine başka bir şey koyma veya tepki gösterme biçimlerinin tümünü kapsar; kısacası (kültür) toplumda içgüdüleri bastıran veya farklı yollarla tatminine İzin veren her şeydir."
5- Yapısal gruptaki tanımlardan yalnızca dördü 1945 öncesinde ve bir tanesi de 1939'lardan önce yayınlanmıştır. Bu tanımlar her kültürün sistematik niteliğini, kültürün ayrıştınlabilir yönleri arasındaki organize ilişkileri vurgulamaktadır.
Kültür, davranışlara dayanması ve onları yorumlaması gereken, ancak kendisi bir davranış olmayan soyut ve kavramsal bir modele dönüşmektedir. Örneğin C. Kluckhohn ve W.H. Kelly kültürün "bir grubun tüm ya da belirli üyeleri tarafından paylaşılan gizli ya da örtük yaşam biçimlerinin sonucu olan bir sistem" olduğunu iddia etmektedir. Kültürün mantıksal bir yapı -davranışların soyutlanmasına dayanan bir model- olduğu antropologların yalnızca bir bölümü tarafından kabul edilmektedir. Ancak R.Linton, D.Bidney ve L.White gibi antropologlar, kültürün somut davranışlardan oluştuğu konusunda ısrar etmektedirler. Bu antropologlar yine de "davranış biçimi kalıpları", "davranış formları" gibi deyimleri kullanmaktadırlar.
6- Genetik grup, kültürün nasıl oluştuğu, kültürü ortaya çıkaran veya mümkün kılan etmenlerin neler olduğuna ilişkin sorulara yanıt ararlar. Kültürün diğer özelliklerine de değinmekle birlikte özellikle genetik açıdan konuya eğilirler. LJ.Carr bu düşünceyi "geçmişteki davranış bütünlerinin geleceğe aktarılabilen sonuçlarının birikimi" olarak özetlemektedir.
Yaklaşık olarak 1935'den bu yana, bir çok İngiliz sosyal antropolog, temel kavram olarak kültür yerine "sosyal yapı" teri-lmini kullanmaktadır. Bu eğilim, kültür I kavramının kullanımım kısıtlamaya ve değerini kaybetmesine yol açmışsa da, İngilizlerin geliştirdikleri tanımlar Amerikah-ların tanımlarının değişik biçimleri içinde yer almaktadır. Örneğin R.Firth'in sentetik saptaması bîr Amerikalı tarafından şu şekilde yeniden yazılabilir: "Eğer toplum belli bir yaşam biçimi olan örgütlü kişiler kümesi olarak tanımlanırsa, kültür işte bu yaşam biçimidir. Eğer toplum sosyal ilişkilerin bir toplamı ise, kültür de bu ilişkilerin kapsamıdır. Toplum insan öğesini, halkın bütününü ve onlar arasındaki ilişkileri vurgular. Kültür ise, halkın miras aldığı, kullandığı, katıldığı ve aktardığı maddi ve manevi kaynak birikimi öğesini vurgular. Bu öğe fiilleri düzenleyici rol oynar. Ayrıca sosyal davranışların etkilerinin sonuçlarını da içerir ve eylemi teşvik eder." İngiliz sosyal antropologlarının tanımlarından yalnızca M.Fortes'in "kültürün, yapıdan söz edilebilen her yerde sosyal gerçeklerin niteliklerini, gerçek veya düşünce düzeyinde niceliksel tasvir ve analize açık sosyal olayların özelliklerini belirlediği" yolundaki tanımı dikkat çekici niteliktedir.
Firth, Kroeber ve Kluckhohn'un kültür tanımlarında işlev kavramına bu kadar az eğilmiş olmalarına ve bu noktamn birçok İngiliz antropologunun görüşünü yansıtmasına şaştığını belirtmektedir.
Çeşitli akademik disiplinlerin özelliklerini yansıtan gerçekten sürekli ve tutarlı bir eğilim yoktur. Aslında, birkaç farklı örnek bir kenara bırakılırsa, kültür terimini antropolojik anlamda kullanan sosyal bilimcilerin tümünün yalnızca vurguladıkları noktalar ve ne kadar açıklamaya gerek duydukları açısından farklı yaklaşımları olduğu söylenebilir.
Arkeologların genellikle insanın ürettiklerinin tanımlanması üzerinde durduklarını vurgulayan aşağıdaki cümlelere sık sık rastlanmaktadır." (Kültür) doğumundan itibaren insan tarafından elde edilen her-şeydir."
R.M.Macıver gibi birkaç Amerikalı sosyolog, uygarlığı toplumun nesnel teknolojik ve bilgisel faaliyetleri olarak; kültürü ise öznel din, felsefe ve sanatla tanımlamaktadırlar. Bu görüş, kültür öğesini oldukça değiştirebilir, benzersiz ve eklene-mez olarak görürken uygarlığı biriken ve değişmez bir olgu olarak ele almaktadırlar. Bunun bir uzantısı olarak Türkiye'de Z.Gökalp'm "kültür millidir, uygarlık evrenseldir" formülü uzun yıllar kabul edilmiş bir görüş olmuştur.
(SBA) Bk. Antropoloji; Uygarlık.
İslami Okul Okulların En Önemlisi