Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Milliyetçilik - İslami Bilgiler - 29. Sayfa

 

MİLLİYETÇİLİK

 

Mlleti ve onun değerlerini ideolojik, kültürel ve siyasî esas olarak kabul eden gö­rüşler; nasyonalizm, ulusçuluk.

Milliyetçilik gerek bir kavram gerekse süren bir hareket olarak değişik şekillerde ve şartlarda ortaya çıkmış, buna bağlı ola­rak tarif ve tasnifler de farklı olmuştur. Bu biraz da "millet" ve "milliyet"e verilen an­lamlarla ilgilidir. Mefhum İslâm dünyasına ve kültürüne aktarıldığı'zaman problem bi­raz daha karmaşık bir yapıya bürünmekte­dir. Fakat genel olarak milliyetçiliğin millî devlet, millî kalkınma, bağımsızlık, millî birlik, millî dil, millî kültür... alt kavramla­rını öne çıkardığı, dolayısıyla daha dar, da­ha sınırlı ve daha mütecanis bir siyasî ve sosyal yapıyı öngördüğü söylenebilir. Bir başka açıdan milliyetçilik kişinin kendisini etrafındakilerden farklı bir şekilde tanımla­ması anlamına gelir. Kişinin üyesi olduğu millete/topluma hayranlık ve bağlılık duy­guları geliştikçe diğerlerini dışlama veya geri plana ilme eğilimi de güçlenmekte­dir.

Milliyetçiliğin bir ideoloji olarak doğu­şunu milletlerin ortaya çıkışı ile başlatmak mümkündür. Bu yönüyle milliyetçilik Batı kaynaklıdır. Feodalite çözülürken millet leşme hareketleri güç kazandı. Bir ideoloji olarak milliyetçiliğin belirmesi XVIII. yüz­yıl Batı Avrupası ve Kuzey Amerikasında gerçekleşti. Amerika ve Fransız ihtilalleri bunun ilk belirlileridir. Bu akım XIX. yüz­yılın başlarında Güney Amerika'ya. Orta Avrupa'ya, yüzyılın ortalarına doğru güney ve güneydoğu Avrupa'ya sıçradı, XX. yüz­yılın başlarında bazı Asya ülkelerinde ken­dini gösterdi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsızlık hareketlerinin ortaya çıkmasıyla Asya ve Afrika ülkelerin­de sosyalizm ile birlikte güçlendi.

Milliyetçilik din, dil, toprak, menfaat birliği gibi faktörlerin tesiri altında ortak değerlere sahip olanların yakınlaşma duy­gusundan ve vakıasından kuvvet almakla birlikte bir ideoloji olarak millî devleti esas alır. Bu yüzden feodal beylikler, imparator­luklar, dinî birliğe dayalı toplumlar, kabile toplumları için milliyetçilik ideali diye bir şey sözkonusu olmamıştır.

Batıda milliyetçiliğin ortaya çıkışı kapi­talizmin gelişmesiyle de yakından ilgilidir. Ticarî kapitalizmin doktrinini oluşturan Merkantalizm, devletlerin dış piyasalarda kendi lüccarıyla bütünleşmesini, bu da "millî şuurun" varlığını gerektirmiştir. Yine feodal toplumda Önemli olan din faktörü­nün Protestanlık ve Laisizm ile zayıflatıl­ması içtimaî birliğin en önemli unsuru ola­rak vatan fikrinin güç kazanmasını sağladı. Kapitalizm Hıristiyanlığı kendi amaçları doğ rultusunda reforma tabi tuttu; Protes­tanlık bunun sonucudur. Yine Protestanlı­ğın bir varyantı olan Püritenliğin XVII. yüzyıldan itibaren İngiliz milliyetçiliğinin temelini teşkil ettiği biliniyor. Tevrat ve Yahudi kültürünün bu yeni oluşumda bü­yük bir yeri vardır.

XVIII. yüzyıl, ülkelerinden sürülen veya buralardan kaçan kanundışı kişilerin yer­leştiği Amerika'da milliyetçiliğin güçlendi­ği bir dönem oldu. Ferdiyetçiliği bayrak ya­pan hürriyete susamış bu insanlar T. Jeffer-son ve T. Paine gibi siyaset adamları ve ide­ologların fikirlerini rehber edindiler. Bu fi­kirler Fransız İhtİlali'nde de etkili oldu. Milliyetçiliği Avrupa'ya ve oradan da Os­manlı ülkesine kadar yayan Fransız İhtilaIi'dir.

İhtilalin ilk dönemlerinde milliyetçilik, mutlak monarşileri, dinî cemaatleri hedef olarak almış, buna bağlı olarak "hürriyet mücadclesi"ni vurgulamıştır. İnsan ve Va­tandaşlık Hakları Beyannamesi'nde yer alan "hakimiyet hakkının millete ait oluşu" "millî hakimiyet" ilkesi bir yönüyle millet ve milliyetçilik kavramlarını güçlendirir­ken millî menfaatleri savunan ve aynı za­manda yöneticilerin halkın destek ve reyiy-le seçilmelerine imkân sağlayan millî si-yasî-idarî yapılara da yol açmıştır.

İhtilalin, hürriyet, eşiılik. (müsavat) ve kardeşlik (uhuvvet) sloganı ve İnsan Hak­lan Beyannamesi, liberalizm ve demokrasi­nin temelini oluştururken siyasî batılılaşma tarihîmizde önemli bir yere sahip oldular. Napolyon bu akımın Avrupa'da ilk ve etkili yayıcısıdır. Bu arada buna tepki olarak Al­man milliyetçiliği doğdu. XIX. yüzyıl Batı-smda kapitalizmin getirdiği sosyal buhran­lar sosyalizmle birlikte liberal ve demokra tik ideallere bağlı milliyetçiliği geliştirir­ken Alman milliyetçiliği otoriter ve muha­fazakâr bir temel üzerinde inkişaf etti ve ge­lişti.

XIX. yüzyılın sonlarında Avrupa'da ha­nedanlar çökerken milliyetçi akımlar Avus­turya, Macaristan, Çekoslavakya, Yugos­lavya gibi birçok devletin doğuşunda etkili oldu.

Milliyetçilik zaman içinde faşizm ve na­zizme yol açarken komünizm gibi beynel­milelciliği esas alan bir rakip de kazandı.

Bununla beraber bağımsızlık hareketle­rinde sosyalizm, hatta komünizm, milliyet­çiliğin unsurlarından birini teşkil etti. Ba-zan ayrılıkçı hareketlerin benimsediği ko­münist düşünceler bu hareketlerin milliyet-

çiliğinden başka bir şey değildir. Yine Av­rupa Topluluğu gibi beynelmilel bütünleş­melerin başarısızlığı milliyetçiliğe bağla­nabileceği gibi komünist ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların ve bölünmelerin temelin­de de milliyetçilik vardır. Stalin, Tito, En­ver Hoca ve Mao komünist olmakla beraber milliyetçi idiler, denebilir. Mao komüniz­minde milliyetçilik lafzen de bir düstur olmuştur.

Milliyetçilik hareketleri Osmanlı Devlc-ti'nin yıkılış sebeplerinden biridir. Burada İlk milliyetçi adımlar müslüman olmayan azınlıklar tarafından atıldı. İktisadî yönden kaçakçılığın, fikrî yönden Fransız İhüla-li'nin beslediği Rumlar, milliyetçilik akımı­na önderlik yaptılar ve ilk defa Yunanistan bağımsızlığını kazandı. Bulgarların ve Er­menilerin yürüttükleri milliyetçilik faali­yetleri yeni yeni doğmakta olan komünizm­den kuvvet aldı. Hatta II. Abdülhamit döne­minde Komünist manifesto Ermeniler tara­fından Türkçeye tercüme edildi.

Müslüman unsurlardaki milliyetçi hare­ketler ise Batılı sömürgeciler, özellikle İn­gilizler tarafından oluşturulmuş ve kişkır-tılmıştır. Arap milliyetçiliğine Hıristiyan Arapların önderlik yapması bu açıdan se­bepsiz değildir. Bütün İslâm ülkelerini ve Osmanlı Devleti'ni etkileyen bu hareketler­de "azınlık kategorisi" ile "bağımsızlık ka­tegorisi" öne çıkmıştır. Kendilerini içinde yaşadıkları siyasî yapıdan ayırdetmek, geç­mişi canlandırmak, etnik kökleri vurgula­mak, millî dillcre-kültürlere ağırlık vermek bu kategorilerin en belirgin yönleridir.

Tanzimat'tan Mütareke yıllarına gelin­ceye kadar Osmanlı Devleü'nin uyguladığı siyasalar aslında yeni bir mület/miliiyet an­layışı belirginleştirmek ve etkili kılmak uğruna geliştirilmiştir. Osmanlıcılık (ittihad-ı anâsır: panottomanizm) müslim -gayri­müslim, Türk - gayntürk unsurlan içine alan birleştiren bir millet anlayışını öne çı­kardı, islamcılık (ittihad-ı İslâm: panisla-mizm) Türk - gayntürk bütün müslüman-lardan oluşan bir milliyet düşüncesini geliş­tirdi. Türkçülük (ittihad-ı etrak: pantür-kizm) ise yalnız Türklere yaslanan bir milli­yet hareketini ifade etti.

Burada birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor:

1. Üzerinde durulan tarih kesitinde mil­let ve rmftiyet(çiük) kavramları hem muh­teva hem de insan unsuru olarak gittikçe da­ralan bir karakter taşımaktadır,

2. Siyasallara paralel olarak gelişen ve birbirini takip eden üç hareket de esas itiba­riyle gittikçe yükseliş gösteren millet/milli­yetçilik düşüncesine bütünüyle yabancı ve karşı değildir. Bir başka ifade ile her hare­ket milliyetçiliği kendine doğru çekerek kendisinin çizdiği belli bir alana hapsetme, gerilimi azaltma ve olumsuz neticelerinden kurtulma meyli göstermiştir. Neticede mo­dern anlamda milliyetçiliğin, zamanın ve şartların da zorlamasıyla her üç hareketi aş­tığı söylenebilir.

3. Geniş coğrafyalara yayılan kültürleri, milletleri, devletleri aynı siyasî merkeze bağlama gayesi güden (bir bakıma süper devlet) "pan: ittihad hareketleri" başarısız olunca bugünkü anlamına daha yakın mîllî devlet anlayışı ağırlık kazanmıştır.

Dikkatten uzak tutulmaması gereken bir noktaya daha işaret etmek gerekiyor İslâm birliği (ittihad-ı îslâm) düşüncesinin yay­gınlaşmasında ve buna paralel bîr siyasetin oluşturulmasında önemli roller üstlenen Cemalettin Efganî aynı zamanda îslâm ülkelerindeki millî hareketlerin de öncülerin­den kabul edilmektedir. Hindistan, tran, Mısır, Osmanlı ülkesi gibi o dönemde müs-lümanlann yoğun olarak bulundukları bü­tün bölgelerde belli bir müddet kalan, bu bölgelerin ve devletlerin vakıalarım yakın­dan tanıyan Efganî'nin böyle bir yönelişi benimsemesi sebepsiz değildi. Ona göre çoğu millî kurtuluş hareketlerini gerçekleş­tirmedikçe ittihad-ı İslâmın vücut bulma şansı yoktur. Çok geç de olsa İslâm ülkeleri istiklallerini şu veya bu ölçüde kazandılar, fakat ittihad-ı İslama imkân vermeyecek şartları da yanlarında taşımaya mahkûm ol­dular.

Bu asrın başlarına kadar Osmanlı ülke­sinde millet ve milliyet kavramları, İslâm dini ve Osmanlı kültürü açısından müsbet anlamlara sahipti. Bunun en önemli sebebi millet kelimesiyle din kelimesinin eşan­lamlı oluşları idi. Nitekim XIX. asrın orta­larından itibaren "nation" Osmanlıcaya "kavim" olarak aktarılmış, millet, din unsu­runun belirleyici olduğu cemaatlar için kul­lanılmıştır. Bugünkü anlamda milliyetçilik için uzun yıllar "kavmiyetçilik"; ırkçılık an­lamında ise "cinsiyet" geçmektedir.

II. Meşrutiyet devrini baştan aşağı kapla­yan milliyetçilik tartışmaları, esas itibariyle milliyetçiliğin gittikçe Türkçülük - Turan­cılık çizgisine çekilmesinin bir sonucudur. Rusya'dan göç edip gelen Türk aydınlarla (Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu vb.) aslen Türk olmayan Osmanlı aydınlarının (bun­lar arasında Moiz Kohen Tekinalp gibi Mu­seviler de vardır) başı çektiği, ittihat ve Te­rakki iktidarının desteğine de sahip olan Türkçülük -Turancılık hareketi hem Os­manlıcıların hem de İslamcıların tenkitleri­ne muhatap oldu.

Osmanlıcılar (msl. Ali Kemal, Süleyman Nazif) daha çok Osmanlı birliğinin dağıl­ması, Türk kültürünün Osmanlı Devleti içindeki gayrimüslim veya gayrıtürk müs-lim tebeanın katkılarından mahrum kalma­yacağı, islâmiyet öncesi Türk kültürüne uzanmanın anlamsızlığı... gibi noktalarda tenkitler geliştiriyorlardı. İslamcılar ise -Osmanlıcıların tenkitlerini paylaşmanın yanında- milliyetçiliğin (kavmiyetin) İsl­ama aykın bir düşünce ve siyaset olduğunu öne alarak harekete geçtiler. Bütün müslü-manların kardeş olduğu, Arap, Türk, Acem vb. ayrımların ayet ve hadislere ters düştü­ğü, rüçhaniycün ancak 'takva"da olacağı, Islâmiyetin asabiyeti yasakladığı, milliyet­çiliğin müslüman ülkeler ve milletler ara­sında parçalanmalara, kopmaîara sebep olacağı, bu sebeple de Osmanlı-İslâm birli­ğinin bozulacağı gibi görüşler çok geniş ve yaygın bir şekilde ileri sürülmüş, tartışılmış ve savunulmuştur. (Ziya Gökalp'in 1913-14 yıllarında makale olarak yayınladığı ve 1918 yılında kitaplaşan Türkleşmek İslâ­mlaşmak Muasırlaşmak kitapçığı, adından da anlaşılacağı gibi bu ortamda uzlaştırıcı bir rol üstlenmek istemiştir. Gökalp'in "Türk milletindenim, İslâm ümmeünde-ninı, Garp medeniyclindenim" deyişi de bu­nu gösterir. Fakat 1923'te yayınlanan kita­bının adı yalnızca Türkçülüğün Esasları-dır).

Milliyetçilik, Cumhuriyet Türkiyesi ideo­lojisinin de temelini oluşturdu. İslâm öncesi Türk tarihi ve kültürü ile batılılaşma veya "muasır medeniyet seviyesine ulaşma" ar­zusu bu milliyetçiliğin esasıdır. Türkiye topraklan böyle bir milliyetçiliğin coğraf-yasıdır. Türk olduğunu ikrar eden herkes (gerçekte Türk olsun olmasın) Türk kabul

edilir. Devrimler bu esaslar üzerine oturtul­muştur. Yine bu yüzden özellikle Osmanlı tecrübesi bu milliyetçilikte yer işgal etmez. Atatürk milliyetçiliği Osmanlı ümmetçili­ğinin bir antitezi olarak görülmüştür. Ken­dine mahsus Osmanlı geleneği, Batının kendi şartları içinde oluşturup geliştirdiği bir milliyetçiliği ve millî hakimiyet görüşü­nü bünyesinde barındırmadığı için suçlan­mış ve mahkûm edilmiştir. Bu çerçevede Türk milliyetçiliği cumhuriyetin kuruluşu ile başlatılmıştır. Bu resmi teze karşı, milli­yetçiliği İslâm öncesi Türk tarihinin unsur­larından kaynaklandıran ırkçı-Turancı; do-ğu-batı sentezci; İslamcı-Anadolucu; milli­yetçi-mukaddesatçı görüşler geliştirilmiş­tir (Nihal Atsız, Peyami Safa, Nurettin Top-Çu, Necip Fazıl Kısakürck bu görüşleri sa­vunan insanların önde gelenleri olarak zik­redilebilir).

(SBA)

Bk. Batıcılık, islamcılık