Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Misak-I Milli - İslami Bilgiler - 31. Sayfa

 

MİSAK-I MİLLİ

 

Amasya Tamimi'nden beri yapılan ha­zırlıkların ve oluşan bilincin, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığı konularında alınan kararların, son "Osmanlı Meclis-i Mebusanı" tarafın­dan benimsenip onaylandığını gösteren ve 28 Ocak 1920rdc İstanbul'da ilân edilen bil­diri. 31 Ekim 1918rdc yürürlüğe giren Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti'nin topraklan üzerinde yaşayan azınlıklara, ya da farklı dinden ve ırktan insan toplulukla­rına ayrı bir devlet kura bilme" çağrısını yapmıştı. Yahudiler, Araplar, Ermeniler, Rumlar başta olmak üzere birçok etnik grup harekete geçti. İngilizler, Fransızlar, İtal­yanlar, Yunanlılar ve Ruslar kendi çıkarla­rına dokunmadıkları oranda, bu gruplara destek verdiler. Bir yandan da işgali yer yer sürdürdüler. Amasya Tamimi, işle bu buna­lım ortasında işgale karşı durabilecek bîr hareketin oluşması için verilen ilk güçlü işaretti (21 Haziran 1919). Kısa bir zaman sonra Erzurum Kongresi gerçekleştirildi (7 Ağustos 1919). Erzurum Kongrcsi'ndc on maddelik bir karar alınarak Kurtuluş Sava-şi'nın nasıl yapılıp kazanılacağının ilkeleri ortaya kondu. 4-11 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi, yurdun her tarafından gelen dele­gelerin katılmasıyla yapıldı. Kongrede, kapsam ve ruh bakımından Erzurum Kong-resi'ndc takınılan tavır desteklenip yenilen­di.

Erzurum ve Sivas Kongreleri, anavata­nın bağımsızlığını ve bölünmezliğini gü­vence altına almaya çalışmakta, müslüman olmayanlara bağımsızlığı ve toplumsal dengeyi bozacak ayrıcalıkların verileme­yeceğini belirtmekteydi. Misak-i Milli de aynı çizgi üzerinde ilerleyerek, "vatan par­çalanamaz" deyip bu iki Kongrenin amaç ve kapsamını onayladığını ilan etti. Başta-rafında "Aşağıya imzalarını koyan Osmanlı Mcbusan Meclisi azaları, Devlet ve Mille­tin istikbalinin, haklı ve devamlı bir sulhe kavuşabilmesi İçin kabul edebileceği feda­karlığın en ileri haddini gösteren aşağıdaki esaslara tamamiyle uyulmasının sağlanma­sıyla mümkün olduğunu ve bu esaslar dışın­da sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve Cemiye­tinin vücudunun mümkün bulunmadığını kabul ve tasdik etmişlerdi." açıklaması bu­lunan Misak-ı Milli'de şu kararlara yer ve­rildi: "

1-) Osmanlı Devleti'nin sadece Arap çoğunluğun oturdukları ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin imzası sırasında düş­man ordularının işgali altında kalan kısım­ların mukadderatı, ahalinin serbestçe vere­cekleri reye uygun olarak tayin edilmek la­zım geleceğinden, adı geçen mütareke hu­dutları içinde din, ırk ve soyca birlik olan, birbirine karşılıklı saygı ve fedakarlık hisle­riyle dolu bulunan, anane ve içtimai huku­kuyla yaşadıkları çevrenin şartlarına tama­miyle uyan Osmanlı-İslam ekseriyetinin oturduğu kısımların hepsi, hakikaten ve hükmen, hiçbir sebeple ayrılık kabul etmez bir bütündür yeti­nin lesbiti de, halkının tam bir hürriyetle ve­recekleri reye göre yapılmalıdır; 4) İslam Hilafeti'nin merkezi ve saltanatın payitahtı ve Osmanlı Hükümeti'nin merkezi olan İs­tanbul şehri ile Marmara Denizi'nin emni­yeti her türiü ihlalden korunmuş olmalıdır. Bu esas mahfuz kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz Boğazları'nın umumî ticaret ve münakalata açılması hakkında bizimle di­ğer bütün alâkadar devletlerin ittifakla ve­recekleri karar muteberdir; 5) İtilaf Devlet-leri'yle hasımları ve bazı müşavirleri ara­sında da kararlaştırılan anlaşma esasları içinde ekalliyetlerin hukuku, civarda bulu­nan memleketlerde müslüman ahalinin de aynı hukuktan istifadeleri emniyetiyle tara­fımızdan teyid ve temin edilecektir; 6) Milli ve iktisadi inkişafımız İmkan dahiline gir­mek ve daha asri, muntazam bir idare şek­linde işlerin yürütülmesine muvaffık ola­bilmek için her devlet gibi bizim de inkişa­fımızın temininden istiklâl ve tam serbestli­ğe sahip olmamız, hayat ve bekamızın te­mel ve esasıdır. Bu sebeple, siyasi, adli, ma­li inkişafımızı önleyen kayıtlara muhalifiz. Gerçekleşecek borçlarımızın ödeme şartla­rı da bu esaslara aykırı olmayacaktır."

Son "Osmanlı Meclis-i Mebusanı" tara­fından ortaya getirilen Misak-ı Milli, ba­ğımsızlığı ve vatanın bütünlüğünü ortadan kaldırabilecek bütün dış etkileri reddedi­yor; kurtuluşun, bütünleşmenin nasıl ger­çekleşebileceğinin yollarını gösteriyordu. Ancak, bütün bu olumlu yanlarına rağmen, Türk milletinin bütün haklarını ifade ettiği de söylenemezdi. Bu yüzden Mİsak-ı Milli 18 Temmuz 1920 tarihinde Ankara'daki Meclis-i Mebusan tarafından da aynen ka­bullenilerek ilan edildiği zaman, Türk milletinin bütün haklarını ifade etmediği ge­rekçesiyle birçok mebus tarafından tenkit edilmiş ve itirazlara uğramıştı. Hatta daha geniş boyutlu yeni Misak-ı Milliler bile teklif edilmişti, fakat Misak-ı Milli hiçbir değişikliğe uğratılmadan, olduğu gibi kabul görmüştü.

Misak-ı Milli'nin ilanına tepki gösteren İngilizler ve diğer istilacı devletler, 16 Mart 1920'de İstanbul'u bütünüyle işgal ettiler. Resmi dairelere el koyup, Mcclis-i Mebu-san'ı dağıttılar. Meclis-i Mebusan'ın dağı­tılmasından ve kimi liderlerin tutuklanma­sından sonra, Misak-ı Milli'nin ilkeleri doğ­rultusunda gelişecek Kurtuluş hareketinin ağırlık merkezi Anadolu'ya kaydı. Misak-ı Milli bildirisi paralelinde başlayan Kurtu­luş hareketinin önemli mesafeler katetme-sinden, özellikle Sakarya Meydan Muhare-besi'nde kazanılan zaferden sonra, Anado­lu'nun güney sınırlarında bulunan Fransa, 20 Ekim 1921'dc Misak-ı Milli'yi kabul eden ikinci ülke oldu. 16 Mart 1921 antlaş­ması ile de Sovyet Rusya, Mİsak-ı Milli'yi daha önce kabul etmişti. 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalanırken, Misak-ı Milli ile belirtilen esaslar açıkça gündeme gelmiş; fakat bu asgari haklar te­min edilememiş; Musul, Batı Trakya, Ha­lep, Batum, Adalar ve Kıbrıs gibi Misak-ı Milli içinde bulunan yerler gözden çıkarıl­mıştır.

Adem KANDEMİR