Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Misyonerlik - İslami Bilgiler - 33. Sayfa

 

MİSYONERLİK

 

Misyon (mission), menşe itibariyle bir dinin tebliğini yapmak demektir. Bu tebliği yapana da misyoner (missionnaire) denir.

Fakat bu tabirler, daha ziyade hristiyan-lar için kullanılagelmiştir. Hristiyanlar mis­yonerlik geleneğini Hz. İsa'nın havarilerine kadar çıkartmakla ve ilk büyük misyoner olarak da Saint Paul'ü kabul etmektedir­ler.

Başlangıcından itibaren, 18. yüzyıla ka­dar, tamamen dini bir mahiyet arzeden bu hareket sonraları Avrupa Hristiyan emper­yalizminin en büyük aleti olmuş, dinden zi yade devletlerin sömürge politikalarına hizmet etmiştir. Bu anlamda resmi olarak kurulan İlk misyoner örgütü, 1701 yılında faaliyetlerine başlayan Protestanların açtı­ğı Society for The Prapagation of the Gos-pet in Foreign Parts adındaki gizli bir teşki­lattır.

Katolikler ise, bizzat papanın başkanlı­ğında "Congregatio de Propaganda Fide" misyoner teşkilatını kurmuşlardır.

Bu misyoner teşkilatlan, her şeyden ön­ce, misyonerleri yetiştirmekle işe başladı­lar. Çünkü en ağır işleri yüklenecek olan görevliler bunlardı. İngiliz misyoneri Mr. John, misyonerlerin nasıl yetiştirildiklerini şöyle anlatıyor:

"Misyonerler çocukken hizmete alınır­lar, ifa edecekleri vazifeye göre ilmen, ahla­ken ve fikren yetiştirilirler. Şöyle ki: İngiliz misyon cemiyeti her sene bütün rüştiye mektepleri çocuklarının zekilerinden -tabii babalarının rızasıyla- ihtiyaca göre otuz kırk talebe ayırarak dünya ülkelerinin ken­dilerince lüzum hissedilen mıntıkalarına sevk eder. Mesela ikisini Türkiye'ye, üçünü Nubi'ye dördünü Hindistan'a, üçünü Ti­bet'e, beşini Rusya'ya v.s. yerlere serpişti­rir. Bu çocuklar o memleketlerdeki sefaret veya konsolosluklara tevdi edilirler.

Bütün İngiliz sefaret ve konsoloslukla­rında misyon cemiyetinin mükemmel tali­matı vardır. İşte bu talimata göre çocuklar büyütülür, okutulur, öğretilir ve yetiştirilir-

ler. Ben ve akradaşim Herbert on yaşında iken Misyon Cemiyeti tarafından İstanbul'a gönderilmiş idik. Doğruca sefarethanemize gittik. Sefir beni sefaret kavvası, Cihan­gir'de sakin Ali Ağa'ya teslim etti ve şu ten-bihatta bulundu: "Ali Ağa! Bu çocuğun is­mi İbrahim'dir ve senin oğlundur. Herkese öyle söyleyeceksin. Aylık olarak sana on li­ra vereceğiz. Bu para ile çocuğu mahalleni­zin mektebinde okutacaksın. Ve tıpkı kendi soyundan olmuş çocuğun gibi yedirecek içirecek ve giydireceksin, adetiniz nasılsa Öyle terbiye eyliyeceksin. Ayda bir kere ge­celeyin sefarethaneye getirip bana göstere­ceksin" dedi. Kavvas Ali Ağa da kolumdan tutarak beni hanesine götürdü ve zevcesi Gülsüm Hanıma teslim ederek: "İşte sana evlat getirdim, bunu büyüteceksin" dedi. Don, gömlek ve entari yaptılar ve giydirdi­ler ve güzelce yapılmış iki takunya alarak ayağıma geçirdiler ve bir gün cümc on pa­ralık kağıt helvası sıkıştırarak mahalle ço­cukları arasına salıverdiler. Bîr kaç ay ka­dar sıkıntı çektim: Türkçe bilmediğim için kimse bana ehemmiyet vermiyor ve dilsiz diyorlardı. Evde daima Türkçe görüşüldü­ğü gibi, devam ettiğim mahalle mektebinde dahi Türkçeden başka dille konuşan olma­dığından yavaş yavaş kulak dolgunluğuyla Türkçeyi öğrenmeye başladım. Akşam üze­ri evimizin önüne toplanan çocuklarla lop oynamaya başladım. Bir sene sonra çocuk­ların elebaşısı olmuştum. Mcktcbtc de Ho­ca Efendi teveccüh göstermeye başladı. Se­sim iyi ve gür olduğundan Amme cüzzünü güzelce okuyordum, hatta ezberledim. Derslerimde ileri gittim.

Misyoner John şöyle devam ediyor: "El-has:!, bu şekilde Ibtidai ve Rüşdi derslerini gördükten sonra Beyazıt Camii şerifinde Müderris Palabıyık Ali Efendi'nin ders halkasına dahil oldum. Tcshibim elim­de, kitabım koltuğumda, evden medreseye ve camii şerife ve dershaneden eve gider ve gelir, geceleri derslerime çalışır idim. Sarf, Nahiv, Avamil, Kafiye, Mantık, Tasavvu-rat, Tasdikat, Kelam, Fıkıh, Tefsir ve ila ahirih gibi bir çok kitapları sırasıyla oku­dum ve öğrendim. Cami dersini ikmal ede­rek icazet aldım, yani siinni bir müderris ol­dum."

Misyoner John bunlardan sadece bir ta­nesidir. Onun arkadaşı Hcrbcrt ise, Mu-hammed Ali ismiyle Konya'ya gönderilmiş ve orada Bektaşi Şeyhi olarak yetiştirilmiş­tir.

Bu şekilde yetiştirilen misyonerler, deği­şik kılıklara bürünerek müslümanlar arası­na karışıyor, müslümanların safça göster­dikleri ilgiden de yararlanarak faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Bunların çoğu kendilerini kâşif, botanikçi, doklor, arkeolog olarak la-nıtmışlar, içinde faaliyet gösterdikleri ülke­leri, kendi devletlerinin çıkarları doğrultu­sunda nasıl sömüreceklcrinin planlarını yapmışlardır.

Özellikle 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın baş­larında faaliyet gösteren bu örgütler, müs-lümanlan birbirine düşman yapıyor, onları parçalayarak kendi devletlerinin siyasetle­rine alet ediyorlardı.

Hrisüyan misyonerler, -tıpkı bugün ol­duğu gibi- müslüman yöneticilerden büyük destek görüyorlardı. Özellikle Batılının Os­manlı Devleti içerisindeki temsilcisi olan Mustafa Reşid Paşa, İngiliz misyonerlerine çok yardımcı olmuştur.

Müslüman yöneticilerinin cehaletlerin­den dolayı bu gaflete düştüklerini düşün­mek de safdillik olur. Çünkü bu tehlikeli misyoner faaliyetleri hakkında uyarıldıkla­rı halde, bir önlem almaları şöyle dursun, misyonclerc daha fazla yardımcı olmuşlar­dır. Nitekim bu konuda hükümete sunulan Fazıl Alevi imzalı bir arızada şunları oku­yoruz: "Bazı ecnebilerin Ceziretu'l-Arab'da bir takım şeyhi kandırarak kendi ta­raflarına çalışmalarını sağlamak için, bir­kaç seneden beri sarf etmekte oldukları ça­lışmalar neticesi, birkaç sene sonra oraları­nı dahi benzeri hilelerle kendi memleketle­rine katmak fikri alenen siyaset sahnesine çıkaracağından şüphe olmadığından ve Ce-ztretü'1-Arab ise İslamiyet'in merkezi olan Hicaz kılasıyla diğer Arap ülkelerine bitişik olup, Allah göstermesin yabancılar onlara tasallut edecek olurlar ise, türlü fenalıklar zuhur edeceği ve bu halin düzeltilmesinin çok zor olacağı açık bulunduğundan işbu önemli işin şimdiden dikkate alınması ve itina gösterilmesi arzolunur." (Başbakanlık Devlet Arşivi, Yıldız Tasnifi, Kısım no: 14, Evrak No: 88/26, Zarf No: 88, Karton No: 12)

Misyoner örgütleri, her ülkenin milleti ve dinine göre stratejilerini tesbit etmiş ve buna göre hareket etmişlerdir.

Misyonerler, müslümanlar arasında giri­şecekleri eylemleri uzun araştırmalar sonu­cu tesbit etmişler ve bu teshilleri kitaplaşür-mışlardır ki, bunlardan en manidarı misyo­ner Hamphcr'İn "İslam'ı Nasıl Yok Ede-ftm?" adlı kitabıdır.

Müslümanlar arasında faaliyet gösterip sonuç alabilmek için, önce hedef tayin edi­liyor, daha sonra da bu hedefi gerçekleştir­mek için, İslam'ın değerleri, gücü ve müslü­manların zayıf noktaları belirleniyordu.

Hedeflerini, Londra Misyoner Teşkilatı Başkanı şöyle açıklıyor: "Biz İngilizlerin

müreffeh ve saadet içinde yaşamanız için müslümanlar arasına nifak tohumlarını ek­memiz lazımdır."

Londra misyoner teşkilatı, İngilizlerin refah ve saadetini, müsliimanların parça­lanmasında, Amerika İle Fransız misyoner­leri de devletlerinin çıkarlarım müslüman-ları sömürmede görmüşlerdir.

Gerek İngiltere'deki misyoner teşkilatla­rında çalışan elemanlar ve gerekse İslam dünyasında yetişip hizmet verme seviyesi­ne gelen misyoner-casus adayları, her yıl Londra'da toplanarak görev bölümü yapar­lar. Bu görevlerin başında, müslümanların zayıf noktalarını tesbit etmek gelir. Bunun her yıl tekrar edilmesinin sebebi de, müslü-man ülkelerinde meydana gelen iktidar de­ğişiklikleri ve düşünce farklılıklarıdır.

İngiliz Sömürge Bakanlığı, uzun ve yo­rucu çalışmalar sonucunda, genci olarak, müslümanlann zayıf taraflarını tesbit etmiş ve İslam ülkelerinde faaliyet gösterecek misyoner-casusların bu esasları öğrenme­leri için yapılan tesbitler bir kitap haline ge­tirilmiştir. Yeniden tesbit edilen zaaflar da, kitabın daha sonraki baskılarına ilave edi­lir.

ingiliz Sömürge Bakanlığının tesbit edip kitap haline getirdiği bu zayıf noktalar şun­lardır:

1-  İhtilaflar: a) Sünni-Şii ihtilafı, b) Amir-memur ihtilafları, c) Osmanlı-İran ih­tilafı, d) Aşiret ihtilafları, e) Ulema-devlet memurları anlaşmazlığı.

2- Bütün İslam ülkelerindeki genel ceha­let ve İslam hakkındaki bilgisizlik.

3- Donmuş fikirler ve taassup, yenilik­lerden ve dünyadan habersizlik; istek ve gayret azlığı

4- Maddi hayata önem vermeyip, cenne-

te ümid bağlama ve tevekkül.

5- Hükümetlerin halka uyguladıkları is­tibdat ve diktalorya.

6- Emniyetsizlik, yol şebekelerinin azlı-

7- Her yıl yüzlerce kişiyi Ölüme götüren veba, kolera gibi hastalıklara karşı hijyen ve ilaç yokluğu.

8- Şehirlerin viraneliği ve su şebekeleri­nin yokluğu.

9- Devlet dairelerindeki hercümere; mil­letin, Kur'an ve Şeriat'lan çıkarıldığına inandığı kanun ve nizamların olmayışı; Şer'İ anayasanın terk edilmiş oluşu.

10- Bozuk bir iktisat, geri kalmışlık, ge­nel fakirlik ve bütün İslâm ülkelerindeki iş­sizlik.

11- Düzenli orduların olmayışı. Silahsız-Jık; levazım ve savunma teçhizatının azlığı, modası geçmiş silahlar.

12- Kadın haklarının çiğnenmesi.

13- Şehir ve sokakların çevre sağlığın­dan yoksun olması.

Misyoner kitabı, müslümanlann zayıf noktalarını sıraladıktan sonra, şöyle de­mektedir: "Elimizden geldiğince, müslü­manlann, dinlerinin gerçek yönlerini öğ­renmelerine mani olmalıyız."

İhsan Süreyya SIRMA