Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mizaç - İslami Bilgiler - 36. Sayfa

 

MİZAÇ

 

Mizaç, kişinin, davranışının bütün görü­nümlerini ve dünyayı, insan ilişkilerini al­gılamasını belirgin biçimde etkileyebilen uzun süreli ve dayanıklı içsel yaşantısı şek­linde tanımlanabilir. Fakat gerek gündelik dilde, gerekse bilim adamları taıafından bi­lim dilinde kullanılan bu kavramm her iki kullanım alanında da tam bir kargaşa var­dır. Bu nedenle mizacın anlamını net bir şe­kilde verebilmek için bazı başka kavramla­rın da açıklanmasına gerek olacaktır.

Dilimize coşku olarak çevrilmekte olan emotion kelimesi, psikolojik, bedensel ve davranışsal yanlarıyla karmaşık bir duygu durumudur. Aslında her duygunun psikolo­jik, bedensel ve davranışsal bileşenleri var­dır. Örneğin öfke, yalnızca bir kimseye bir duruma karşı olumsuz algılamalarımızı de­ğil, kalbimizin daha hızlı çarpmasını, ağzı­mızın kurumasını, kaşlarımızın çatılmasını, yumruklarımızın sıkılmasını da kapsar. Ama duygu derken, genellikle bir emosyo-nun yalnızca psikolojik bileşenini söz ko­nusu ediyoruzdur. Gündelik dilde ise duygu ve duygulanmak kavramları daha çok sev­gi, üzüntü, hoşlanma, gurur duyma anlam­larıyla sınırlı olarak kullanılmaktadır.

İşte emosyonların (karmaşık bir duygu durumu anlamında) içsel ve uzun süreli ola­nına mizaç; dışsal ve kısa süreli olanına da duygulanım (affect) adı verilir. Mizaç ve duygulanım arasında nicelik yönünden de bir ayrım yapılabilir: Mizaç, duygulanıma göre daha az yoğunlukludur. Ama daha ya­kından bakıldığında, mizaç ve duygulanım arasında kopmaz bir iç bağlantı olduğu gö­rülür. Mizaç aynı zamanda duygulanımın fonunu oluştururken, duygulanımda aynı zamanda mizacın dışsal ifadesidir. Mizaç­tan sözederken kişinin şimdiki olduğu ka­dar geçmişteki duygu durumunu, duygula­nımdan sözederken kişinin yalnızca şimdi­ki duygu durumunu kastederiz, örneğin "sıkıntılı mizaca sahip bir kimse" dediği­mizde, o kişinin şimdi ve geçmişte sıkıntılı bir insan olduğunu; "sıkıntılı bir duygula­nım içindeki bir kimse" dediğimizde ise, o kişinin şu anda yoğun bir sıkıntı içinde ol­duğunu anlatmak istiyoruzdur. Yine örne­ğin sıkıntılı mizaca sahip bir insanın günde­lik hayat içinde zaman zaman neşeli ve gü-leryüzlü, zaman zaman çok ileri düzeyde gergin, sıkıntılı, öfkeli olabilmesi, onun mi-zacındaki değil, duygulanımındaki deği­şikliklerdir.

Bilimsel kullanımı sırasında duygula­nım, dışsal ve kısa süreli emosyon türleri olarak değil, emosyanlann biçimleriyle il­gili olarak sınıflanır. Buna göre sınırlı duy gulanım (emosyonel ifadenin genişliği veğü için eleştirir ve suçlar. Hatta ideal devle­tinde Homeros'un okunmamasını şart ko­şar.

Mitos'un temel unsuru sayılan sembolle­rin niteliği konusunda farklı anlayışlar orta­ya çıkmıştır. Kerenyi, Mirceau Eliade gibi araştırmacılara göre semboller, merkez-içi (intrinseque), aracısız ve dolayısıyla doğal ve evrensel bir anlam taşımaktadır. Bunun için bütün dünya mitolojilerinde ortaya çı­kan benzerlikleri açıklamak mümkün ola­bilir. Bu görüşün karşısında Levi-Straus ve P. Ricoeu gibi araştırmacılar, sembollerin değerini merkez-dışı (extrinseque) kabul ederler. Bundan dolayı sembollerin anlam­lan ancak bulundukları mevki ve ortam ile bağlantılıdır. Bu nedenle bu tür sembolleri birer mitos olarak kabul etmek mümkün ol­mayabilir. O bakımdan bu semboller etnog rafik mevki ve çevreleriyle incelenebilir ve açıklanabilirler. Sözgelimi belli bir mitos açıklanmak istenilen toplumun Örgütlen­mesi, ibadet şekilleri veya ayinleri, yaşayış tarzı ve teknik birikimleri vb. incelemek su­retiyle gerçekleştirilebilir. Kısacası sem­boller hayat ve düşünce sisteminin bütünlü­ğü içinde fonksiyoner olabilir, dolayısıyla doğal bir sembolden, sembolizmden söze-dilemez.

Mitos, değişik özellikleri bünyesinde ba­rındırır. Sözgelimi bir mitos, doğaüstü bir varlığın eylem ve davranışının tarihi olabi­lir ki, bunlar olağanüstü olaylardan meyda­na gelir. Bu iarih kesin bir şekilde doğru ka­bul edilebilir. Mitos daima yaratılışa (hil­kat) ait olur. Mitos insanın tarihini aşar özellik taşır. Çünkü bunu da mitos temel-lendirmiştir. Dolayısıyla mitostaki zaman, eski "büyük zaman", "rüya zamanı"dır, kı­sacası başlangıçsız ve sonsuz (ezeli ve ebedi) bir zamandır. Mitos iyi bilindiğinde ob­jenin veya evrenin kaynağı (menşei, origi-ne) da bilinir ve mitosla anlatılan olay şimdi de tekrarlanabilir.

Kısacası, düzenli mitosların meydana getirdiği sistem, mitolojiyi oluşturur. An­cak mitoslar arasındaki düzen, mantığa da­yalı olmaktan çok semboliktir. Bundan do­layı mitoslar insan zihninde belli semboller uyandırmayı amaçlarlar. Uyandırılan sem­boller, aynı kültüre bağlı bütün fertlerde ay­nı tarzda duygu ve düşünceleri harekete ge­çirirler. Dini alanda ayinlerde, toplumsal alanda toplumun ortak tavır almasında bu­nu gözlemlemek sözkonusudur. Hatta ideo­lojik tavır almalarda da mitosun bu fonksi­yonunu ve niteliğini belirtmek gerekir. Ni­tekim edebiyat türlerinde olduğu gibi, tarih, siyasal ideoloji, felsefe vb. mitos sembol ve düşünceleriyle belli bir bağlantı içinde ola­gelmişlerdir.

Mitosların değişik türler olarak sınıflan­dırılması da mümkündür. TeogonİIer, Koz­mogoniler, Eskatolojiler gibi. Tanrıların doğusuyla ilgili mitoslar, evrenin yaratılı-ştyla ilgili mitoslar, ahiret ve Cennet ile ilgi­li mitoslar. Eski Hind dinlerinde, Yunan tanrılarının doğuşu ve evreni meydana geti-rişleriyle ilgili mitoslar yanında Mısırlılar­da, Azteklerde, Sümer ve Babillilerde, Cer-men-İskandinavlarda, Romalılarda, Hristi-yan ve Yahudi inanışlarında mitosların ve sembollerin önemli yeri vardır, çoğunlukla da bu temel üzerine kurulmuşlardır. Eski Yunan Şairi Hesiodos'un, günümüze kalan bazı şiirleri, Homeros'un lliada ve Odyseus destanları yazılı mitos örnekleridir. Eski Türklerde de mitosa dayalı inanışın etkisi İslamı kabul edinceye kadar belli biçimlere girerek devam etmiştir. İslam, inancın mahiyeti ve niteliği bakımından vahyin haki­katini temel aldığından, bu anlamda mitosa ve onun dayandığı sembollere itibar etme­miştir. Kur'an'da anlatılan ve "esatir", "esa-tiru'l evvelin" gibi ifadelerle tasvir edilen olayları birer mitos olarak düşünmek müm­kün değildir. Çünkü belli esaslar ve konu­lar, örneklendirme ve ibret alma amacıyla zikredilirken, bu olayların kesin tarihi bili-nemese de, gerçekleştikleri olgusu bir ke­sinlik ifade eder. Onların birer gerçeklik ifade ettikleri de inancın muktevasındandır.

İsmail KILLIOĞLU Bk. Mitoloji