MUTEZİLE MEZHEBİ - 49. Sayfa
MUTEZİLE MEZHEBİ
İslam dininde kelam ilmini ilk vaz eden ilahiyat ekolü. Aynı zamanda İslam düşüncesindeki ilk akılcı akım. Ehl-i sünnet dışında sayılmakla beraber Ehl-i sünnetin iti-kadî mezheplerinin teşekkül ve teessüsünde rol oynamıştır.
Mutezile itizal akidesini yani 'Menzile beyne'l-Menzileteyn' akidesini ileri süren kimselerdir. Rivayete göre vasıl b. Ata el-Gazzâl (öl. H. 13l/M 748) in Hasan el-Basrî (öl. H. 110/M. 728)nin meclisinden ayrılması (İtizal) ile başlamıştır. Mezhebin doğuşunu bu olaydan daha öncelere götürüp Mutezilc'nin başlangıçta siyasî bir teşekkül olduğu ve Şii ve Harici hareketleri gibi aynı şartlar çerçevesinde doğduğu da ileri sürülmüştür. Kendilerine has yorumlarıyla tevhid ve adalet, Mutezile'nin temel ilkeleri olup bunun için Mutezile bilginleri kendileri için Ashabü'1-adl, Ehl-i tevhid ve'l-adl tabirlerini benimsemişlerdir.
Temelleri Vasıl b. Ata ve Amr b. Ubeyd tarafından atılan Mutezile'nin Abbasî halifesi Memun tarafından benimsenerek resmî öğreti durumuna getirilmesi Mutezile alimleri arasında ayrılığa yol açtı. Bağdat'ta yaşayanlar, yönetimle uzlaşma ve işbirliği yoluna gittiler. Memun, Mutezile karşıtı görüşleri dolayısıyla bir çok alimi işkence, sürgün ve katletti. Buna karşılık ilk guruba nisbeten az da olsa yönetimi gayr-i meşru sayan Basra Mutezilîleri de vardı. Kelam
alanında hakimiyeti iki yüzyıl süren Mutezile, Eşarî'nin (öl. 942) ayrılmasıyla zayıfladı ve gittikçe güçlenen Sünnî kelam karşısında Önemini kaybetti.
Mutezüe'nin karakteristik özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür.
a) Her şeyden Önce öğretileri bir müdafaayı hedef tutar; yani vahyi -nassı müdafaa eder
. b) Dolayasıyla Kuran'a dayanır. Allah'ın vasıfları, isimleri ve dinin ahkamında sadece Kuran'a dayanırlar,
c) Fikirlerini mücadeleci bir şekilde -cedel üslubuyla-müdafaa ederler. Diğer fırkaları ve İslam karşıtı fırkaları bu üslubla ilzam etmeye gayret sarfederler.
d) Nazarî ve akılcıdır. Hasımlarını susturmak naslan müdafaa etmek için felsefe'den istifade ederler, din meselelerini akıl ölçütüyle değerlendirirler.
Mutezile Mezhebi kurulduktan bir müddet sonra çok sayıda kola ayrıldı. Fakat bu kollar arasında Mutezile'nin Kelama dair akidesinini toplandığı bes esas (usul) üzerinde bîr ihtilaf yoktur. Bu beş esas şunlardır.
1- el-Menzile beyn el-Menzileteyn (îki menzile arasında orta bir menzile veya makam). Yani büyük günâh işleyenler ne kâfir, ne de mü'mindirlcr. Onlar kâfirle mü'min arasında mânevi bir dereceye sahiptirler. Bir kelimeyle onlar fâsıktırlar. Allah onların günâhlarını affetmez. Tevbe etmeden ölürlerse Cehenneme giderler Ölmeden önce tövbe ederlerse mü'min sayılırlar.
2- Mutezile'nin ikinci prensibi Tev~ hicfd'iT. Bu sebeple onlara Ehl-i Tevhid veya al-Muvahhİd de denir. Onlara göre kıdem Allah'a mahsus yegâne sıfattır. Onlar Allah'ın Zatı ile kaim olan diğer ezelî sıfatlan nefyeUiler. İddialarına göre Allah'ın zati ile kaim veya zatına ilâveten sıfatlar kabul etmek, birçok kadîmlerin var olduğuna (ta-addüd-i kudemâ) inanmak demektir. Allah, zâtı ile Âlimdir, Kadirdir ve Hayydır. İlim, kudret ve hayatla değil. Allah'ın ilmi vardır demek o âlimdir demektir. Sem, basar, irade ve kelâm sıfatlan hakkındaki düşünceleri de buna benzer. Onun kudreti var sözü de O kadirdir demektir.
3- Adalet meselesi: Mutezile'nin bir diğer ad! Ua Ashabü'l- Adl'dır. Bu isim onların şu anlayışının neticesi olmuştun
İnsan kendi fiilinin hâlikidir. Allah insana bir işi yapıp yapmamak kudretini vermiştir. Eğer böyle olmasaydı, insan yaptığı işlerden sorumlu olmazdı. İnsanın âhirette sorumlu tutulması, tam hareket hürriyetine sahip olmasındandır. Bir kimseye ihtiyarı olmadan yaptığı bir işten dolayı ceza verilmesi, Allah'ın adaletine aykırı düşer. Oysa ki Allah kimseye zulmetmez ve kimsenin hakkına tecâvüz etmez. Bu husus Kur'anda-ki birçok âyetlere de tebliğ edilmiştir. Bu âyetlerin bazıları şunlardır Nisa, 40, Tevbe 70, Rum 9 Yunus 44.
Diğer taraftan siyasî başka bir sebep de onları bu prensibi benimsemeye zorladı. Bu da devlet adamlarının zulmünden kurtulmaktı. Eğer insan kendi fiilinin hâl İki olmazsa, yaptığı zulümden Allah İndinde sorumlu olmaz diye düşünülebilirdi. Bu düşünce de idarecileri zorbalığa yöneltebilirdi. Halbuki insanın kendi fiilinin hâliki olduğu kabul edilirse, hükümdarların yaptıkları zulümlerin cezasını çekmekten korkarak idarede adalet üzerine davranmaları düşünülebilirdi. Hâsılı Mutezile'nin bu prensipten beklediği sonuç bu idi.
Onlara bu iddiaları yani kaderi inkâr etmeleri sebebiyle Kaderiye adı da verilir.
Fakat Mutezilî olanlar bu ismi kabul etmek istemediler. İddialarına göre Kaderiye ismi daha çok "hayır ve şer Allah'tandır" diyenlere lâyıktır. Onların bu ismi reddetmeye çalışmalarının sebebi Peygamberden rivayet edilen bir hadise göre Kaderiye'nin Mecûsî sayılmasındandır. Hz. Peygamber, "Kaderiye bu ümmetin mecûsisidir" ve "Onlar kaderde Allah'ın hasımlarıdır", dediğine göre Kaderiye zemme şayan bir isimdir. Bu isim de şüphesiz kaderi ispatlı-yanlara değil, kaderi inkâr ederek Mecû-sî'ler gibi iki halik kabul eder gibi görünen Mutezileye daha lâyıktır.
4- el-Va'd ve'l-Vaid: Mutezile kâmil imandan çıkmış, fakat tamamen küfre sapmamış kimselerin yani fâsıklann cezalandırılmasını ve mü'min otup taat üzerinde bulunanların mükâfatlandırmasını Allah için vacip addeder. el-Va'd va'i-vaid dedikleri prensibin özü budur. Bu da Allah'ın âdil olup kullarına zulmetmiyeceği fikrine dayanıyor. Allah insanlara iyi şeylerin yapılmasını ve kötü şeylerin terk edilmesini Kur'an'da emretmiştir. Bu hususta bir çok âyetler vardır. Bu âyetlerin hükümlerinin infaz edilmiveceğini kabullenmek, Allah hakkında, bir nevi iftira etmek demektir. Allah insanlara emir ve nehiyleri ayırsınlar diye, bir lütuf olarak, akıl vermiştir. In-san'ın sevap ve cezaya duçar olma vucûbi-yeti amelinde mündemiçtir.
Mulezile'ye göre şefaat, kul hakkına taallûk eden günâhlarda hiç bir tesir icra etmez. Ancak ibâdetlerde gösterilen gevşeklikler gibi hakkullah'a taallûk eden günâhları hafifletmekte müessir olabilir. Mutezile Kur'andaki şefaati nefyeden âyetleri olduğu gibi kabul eder. Şefaati emreden âyetleri ise dâvalarına uygun olarak te'vileder.
5- el-Emr bi'l-Ma'ruf ve'n-Nehy ani'l Münker: Bu, iyi ve doğnı şeyleri emr, kötü ve çirkin şeyleri ise men etmek prensibidir. Emir, bir âmirin yani üstle bulunanın kendinden aşağı derecede olana bir şeyin yapılmasına dair hitabıdır. Nchy ise üstün durumda olanın, aşağı mevkide olan bir kimseden bir şeyi yapmamasını istemesidir. Ma'ruf kelimesine gelince: yapılması gereken iyi bir iş yahut fiildir.
Bu beşinci prensip aşağı yukarı bütün İslâm fırkalarınca vacip görülmektedir. Ancak Ehl-i Sünnetle Mutezile arasındaki fark şudur: Ehl-i Sünnet iyi ve kötü şeylerin şer'an öğretilmiş ve açıklanmış olmasının gerektiğine inanır. Mutezile ise al-Emr bi'l-Ma'ruf va'n-Mchy ani'l Münker'in akıl yolu ile vacip olduğunu iddia ederler. Bazılarına göre sem'î de olabilir.
Mutezile bu beş prensipten başka diğer bazı hususlarda da ittifak etmiştir. Bunlardan başlıcaları şu iki özelliktir:
a) Allah'ın Kclâm'ı, emri ve nchy'i, mahlûktur.
b) Allah Ahirctlc gözle görülmez.
(SBA) Bk. Eşarîlik, Kelam
İslami Okul Okulların En Önemlisi