MÜELLEFETÜ'L-KULUB - 51. Sayfa
MÜELLEFETÜ'L-KULUB
Kalbleri îslama ısmdınlmak için kendilerine zekattan bir pay ayrılan kimseler.
Kur'an'da sadece bir yerde geçen "Müel-lefetü'l-Kulûb" tabiri, bir isim tamlaması olup, "müellefe" ve "el-kulûb" kelimelerinden oluşur. "Müellefe", ülfetlendirilen, ısındırılan, alıştırılan gibi anlamlara gelir, "el-kulûb" ise kalpler demektir. Böylece deyim, "kalpleri ısındırılan" anlamını ifade eder. Kur'an-ı Kerim (Tevbe, 60) de zekatın kimlere verileceğini sayarken "müellefc-tü'l-kulûb"ü de zikreder. Bu ayetin gereği olarak Rasulullah (s.) de, zamanında zekat mallarının bir bölümünü bu tür insanlara vermiştir. Bunlar, terimden de anlaşılacağı gibi, kalbleri islam'a ısınmamış kimselerdir. Bunda, müslümanlığı her nasılsa kabul eıüği halde ısınmama, ya da hiç kabul etmeme durumları söz konusu olabilir. Bu açıdan Rasulullah'ın kendilerine bu fondan zekat verdiği kimselere baktığımızda değişik kategorilerde olduklarını görürüz:
1) Zekat verilmekle kendinin, ya da aşiretinin müs-lüman olması umulan kimseler. Safvan b. Umeyye bunlardandır. "Rasulullah bana bu kadar mal vermeden önce en çok buğzetti-ğim insandı. Sürekli verdi ve benim için insanların en sevimlisi haline geldi" demiştir.
2) İslam adına şerrinden endişe edilip, kendinin ve yandaşlarının kötülüğünden korunmak istenen kimseler.
3) Islama yeni girip henüz ısınmamış olanlar. Hatta Zühri'ye "mücllefetü'l-kulûb"un kim olduğu sorulmuş, o da, yahudi ve hristiyanların, zengin olsalar bile müslüman olanlarıdır, demiştir.
4) Müslüman olmakla beraber, kafir liderlerden dost ve yakınları bulunanlar. Adiy b.
Hatim ve Zibirkân b. Bedr bunlardandır.
5) Lider kadrosundan olup, müslüman olanlar, ancak imanları zayıf bulunanlar.
6) Sınır boyu bölgelerde bulunan ve sının korumaları arzulanan müslümanlar.
7) Zekat memuru gönderilmeyecek kritik ve uzak bölgelerin zekatını gönüllü toplayıp getirenler. Bu gruplardan olmak üzere Rasulullah'ın kendilerine zekattan bir pay verdiği kimseler ve her birine ne kadar verildiğinin listesi, çeşitli kaynaklarla beraber, Kadı îb-nü'1-Arabî'nin Ahkâm tefsirinde de zikredilir. Bütün bunlar Rasulullah döneminde " müellefetü'1-kulûb" kapsamında ele alınmış ve kendilerine zekattan bir fon ayrılmıştır. Görüleceği gibi, bu kategorilerin hepsinde ortak özellik, İslam'a güç kazandırmak ve yapılması muhtemel her türlü saldırıyı bertaraf etmektir. Bunların içerisinde Abbas b. Mirdas gibi şair olanlar da vardır. Bu fondan kendisine az şey ayrıldığı için şiiriyle hicivlerde bulunmuş, Rasulullah da: "Gidin şunun dilini bizden kesin" buyurmuşlardır. Görevliler de gidip, onu memnun edecek kadar vermişlerdi. Bunlardan anlaşıldığına göre, "müellefetü'l-kulûb" için ayetle sabit olan fon, muhtemel her türlü sözlü, yazılı ve fiili saldırılara karşı Islamı korumayı hedefleyen güvenlik ve İslam düzenini tanıtım ve propaganda fonudur. Bugünkü basım yayım ve iletişim araçlarının her türlüsü bu çerçeveye dahil edilebilir.
Ancak Hz. Ömer döneminde İslam'ın güçlendiği, propagandaya ve müşriklerin kalbini para ile ısındırmaya ihtiyacı olmadığı gerekçesiyle, bu türlü insanlara artık zekat malından verilmez olmuştur. Sahabe de bu uygulamayı görmüş ve karşı çıkmamıştır. Bu noktadan hareket eden Hanefılerin çoğunluğu, zekattan "müellefetü'l-kulûb" için ayrılacak payın neshedüdiğini ve artık Ihı grubun kalmadığını, böylece zekat verilecek sınıfların sekiz değil, yedi olacağını söylerler. Bu konuda İmam Malik de Hanefiler gibi düşünür ve artık "müellefe-tü'1-kulûb" un kalmadığını söyler. Taberî ve Şa'bî de aynı görüştedir. îmam Şafiî de "müellefetü'I-kulûb"a zekat malından verilmeyeceğini, gerek duyulduğunda onlara başka bir fondan, fey'den ve kamu yaran için kullanılan diğer gelirlerden verilebileceğini söyler.
Ama Malikîlerden Halil, Kurtubi, Kadı Abdulvehhab, Kadı tbnü'l-Arabî ve bazı Hanefilerin de içinde bulunduğu fıkıhçı çoğunluğu, bu ayetin neshedilmeşinin mümkün olmadığı görüşündedirler. îslam ülkesinin içe ve dışa karşı güçlü olduğu zamanlarda Hz. Ömer'in uygulaması esas alınıp, "müellefetü'l-kulûb" a zekattan fon ayrılmaması "uiü'l-emr" in yetkisinde olan bir şeydir. Ama durumun böyle olmadığı zamanlarda gerek fertler, gerek milli organizasyonlar, gerekse îslami idare bu fonu kullanır ve bununla iletişim mekanizmaların da, emniyet ve istihbarat örgütlerinde, kısaca yurt içi ve yurt dışı güç odaklarında destek arar, düşmanlıklara engel olur, içe ve dışa yönelik tanıtım reklam harcamalarında kullanır... derler. Yok kabul edilecekleri zamanlarda ise, onlara verilecek pay, zekatın verileceği diğer yerlerin tamamına, ya da idarenin uygun göreceği yerlere verilir. Mescid yapanlara verileceğini söyleyenler de olmuştur ama, delili olmadığından buna itibar edilmemiştir.
Faruk BEŞER Bk. Zekat
İslami Okul Okulların En Önemlisi