Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mu'mın - İslami Bilgiler - 52. Sayfa

 

MU'MIN

 

Mü'min iki basamaklı bir anlam ifade et­mekte olup, ilk basamakta İslam'ın temel esaslarından Tevhid, Nübüvvet ve Ahirel'e inandığını diliyle ifade eden, ikinci basa­makta ise, adına dini zaruretler denilen, ina­nılması gerekli bütün îslami esaslara ina­nıp, inancını diliyle ikrar ve günlük haya­tında tatbik eden kişidir.

Mü'min, Arapça "e,mi,ne" fiil kökünden gelir; bu fiil, 'emin olmak, korkmamak, gü­venlikte olmak' anlamlarındadır. "Emn", "emanet", "eman" gibi, birbiriyle bağlantılı anlamlan olan kelimeler de bu fiilin mas-darlandır. Fiil dört harfli kiplerden (bab) bi­rincisine nakledildiğinde 'a-me-nc' olur; 'mü'min1 kelimesinin ism-i fail (fiilin ifade ettiği işi yapan) olarak kendisinden türediği bu fiile geçişli haliyle kullanıldığında "em­niyette kılmak, emniyet vermek", geçişsiz olarak kullanıldığında ise "emniyetli ol­mak" demektir. Kur'an-ı Kerim'de ve meş­hur olan geçişsiz 'bi' edalıyla kullanılışında "-e inandı, iman etli, onun gerçekliğini tas­dik elli" anlamına gelir; şu kadar ki, fiilin kök anlamı hiçbir zaman kaybolmaz ve bu­rada da inandığı şeyi kendinden emin kıl­ma, aldatmama ve emniyet verme yine söz konusudur.

İnsan, nefsinden ve çevresinden kaynak­lanan çok çeşitli faktörlerin etkisi altında­dır. Onun ferdî ve toplumsal olmak üzere iki yön arzeden yeryüzü hayalını şekillendi­ren, bu etkiler sonucu oluşturduğu zihin ve kalb yapısıdır. Bu yüzden, kendisine hitap eden ve hayatını şekillendirecek olan sis­temler, ya önce onu kendi temel prensipleri çerçevesinde zorla yaşatıp, sonra da 'yaşa­dığı gibi inandırma', ya da önce kendi temel

prensipleri doğrultusunda onun zihin ve kalb yapısını şekillendirme, yani onu ken­dine 'inandırma' ve inandığı gibi yaşatma yollarından birini seçer, islam, birinci şıkkı asla benimsemez ve reddeder; bu şıkkı uy­gulayan sistemlerin zor, baskı, zulüm, ya da tutkularının talminiyle güdülmeye mah­kum köleler haline getirdiği insanlara yeni­den onur, kişilik, hürriyet ve haysiyet ka­zandırmak için gönderilmiş olduğundan, kalb ve zihinleri arıtmaya ve arınmış olan zihin ve kalblere kendi ana prensiplerini yerleştirmeye girişir. Bunun yolu da, önce­likle insanın muhakeme, düşünme, tartma güçlerine, kısaca akli melekelerine seslen­me, bu şekilde her türlü delillerle onu inan­maya çağırmadır. İslam'ın bu çağrısına muhatab olan insan "Lâ ilahe illallah Mu-hammedün Rasulullah" (Allah'tan başka İlah yoktur, Muhammcd Allah'ın Rasulü-dür) dediği zaman iman dairesinin içine gir­miş olur. Bu Tevhid kelimesini diliyle söy­leyen insana 'mü'min' denilir ve kendisin­den beklenen artık imanının gereklerini ye­rine getirmesidir. İster araştırma sonucu, is­terse alalardan tevarüs ve taklit yoluyla ol­sun, Kelime-i Tevhid'i söyleyen insan iman etmiş demektir. Böyle bir kişinin kalben iman etmiş olup olmadığı bilinmiyorsa ve hatta iman ettiğinden şüphe duyuluyorsa, kendisinden açık küfrü gerektiren bir söz veya davranış ortaya çıkmamak şartıyla kalbi yarılıp bakılamayacağından, yine kendisine mü'min muamelesi yapılır tabii ki.

Tevhid Kelimesi'ni söyleyen insanın gerçekten 'mü'min' olabilmesi için, bu Keli-me'nin gerektirdiği diğer iman esaslarına da ayrıntılarıyla inanmak, Rasulullah'ın Al­lah'tan getirdiği Din'in, yani İslam'ın bütün

esaslarını kabul ve tasdik etmek zorunlu­dur. Bu tasdik, kendisini elbette davranış­larla gösterecek ve ortaya koyacaktır. Bu da, Din'in emirlerini yerine getirip, yasakla­rından kaçınmakla olur. Bu şekilde, zihnin­deki kabulü, kalbinde iman haline gelmiş, bir başka deyişle, başın üzerinde yanan lamba kalpte yanmaya başlamış, kabulleri kendisini amele götüren, teknik tanımıyla, diliyle ikrar, kalbiyle tasdik ve gereğiyle amel eden kişi, Kur'an'ın övüp niteliklerini saydığı ve kurtulduğunu müjdelediği 'nıü'min'dir artık.

Her mü'minin her ameli imandan kay­naklanmak ve imanını göstermek gerekir­ken, bu her zaman böyle olmayabilir; bir mü'minden zaman zaman kafir amelinin, bir kafirden de belki çok zaman mü'min amelinin sadır olduğu görülebilir. Bu durumda, ne mü'min kafir olur, ne de kafir mü'min. Yani, işlediği bir günah kişiyi kafir yapmaz, yalnız imanını her bakımdan zede­ler. Günahta ısrar edilirse, sonunda kalbin kararması ve imanın bütün bütüne yok ol­ması ihtimali vardır ki, bunu önleyecek gü­nahta ısrar etmemek ve her günahın arka­sından bir daha yapmamak üzere tevbe et­mektir.

Mü'min, her bakımdan güvenilir kişidir. Allah'ın koruması altında olmakla ve Ce­hennem azabından korunmuş bulunmakla 'emniyette'dir ve koyduğu hükümleri yerine getirme noktasında Allah, her bakımdan doğruluğu ve güvenilirliği sebebiyle insan­lar ve hatta hayvanlar ve bitkiler, kısaca bü­tün kainat kendinden emindir. Kimseyi al­datmaz, yalan söylemez, kendisine verilen akıl, irade ve İslam emanetine ihanet etme­diği gibi, günlük hayatında kendisine tevdi edilen görev, sorumluluk, mal ve namus

emanetlerine de en ufak bir ihanette bulun­maz. Ahdini yerine getirir, sözüne sadıktır ve düşmanlığında ileri gitmez. Mü'min fe­raset sahibidir. Allah'ın nuruyla bakar, zih­ni ve kalbi aydınlık, yolu belli ve yolunun doğruluğundan da emindir; yani inancında şüpheye düşmez. Kısaca, mü'min İslam'ın müşahhas temsilcisidir.

Ali ÜNAL Bk. îman, İslam