Müstaz'af - İslami Bilgiler - 55. Sayfa
MÜSTAZ'AF
Arapça "za-u-fe" fiilinin istifal babından ısm-i mef ul bir kelime. îstiz'af genelde za'f ve zaif ile yakın anlamlan olduğu halde, kelimenin bu etimolojik yapıya bağlı olarak semantikte kazandığı anlam güçten düşürülme, güçsüzleştirilmc gibi zihni (en-tellckıücl) ve ruhi (psişik) olguları ifade eder. Nitekim hemen hemen tamamen Kur'an'ın kendisine özel anlamlar yüklediği bu kelime, yine Kur'anî terminolojide sosyolojik bir gerçeklik olarak en çok bu anlamlarıyla ön plana çıkmaktadır.
Kur'an, global anlamda toplumun birbirine karşıt iki sosyolojik realitenin karşılıklı ilişkilerinden meydana geldiğini söyler. Temelde sağlıksız ve çelişkili kutupların yer aldığı böyle bir toplumda -buna cahili toplum denebilir- idari, siyasi ve dini-fikri zümrelerden oluşan "mele"' ile, ekonomik zümrelerden oluşan "mütref" sınıf olan müstekbirler ve burada anlatacağımız biyolojik, ruhi ve zihni güçsüzlük içinde olan mustaz'aflar vardır.
Toplumların sosyolojik bir realitesi olarak mustaz'af sınıflar temelde iki kategoriyi kapsar.
1- Fizik veya biyolojik olarak güç gösterisinde bulunamayacak durumda olan kategorik zümreler. Bunlar kelimenin gerçek anlamında ve tanım gereği zayıf ve güçsüzdürler: Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve bedenî sakatlığı olan insanlar. Bunların zorba güçlerin hakimiyet ve baskılarına karşı koymaları beklenemez. Direnme ve çalışmanın kol gücü ve silahla yürütülmeyi gerekli kıldığı bir ortamda ne çocuklar ne kadınlar, ne de yaşlılar ve sakatlar böylesine zorlu bir mücadeleye atılmayı göze alamazlar. Nitekim geçmi§ zamanların savaş teamülleri içinde bu zümrelerin topluca esir alındıkları görülür.
Bu zümreler güçsüz konumları dolayısıyla kurtarılmayı bekleyecekler. Nisa suresinin 75. ayeti, Allah yolunda savaşmanın amaçlarından biri olarak "müstaz'af erkek, kadın ve çocuklar" uğruna savaşa katılmayı Öngörmektedir. Aynı surenin devam ayetlerinde (98-99) dışarıdan yardım ve destek olmadıkça kendi başlarına kurtuluş imkanı ve çıkış yolu bulamayan bu zümrelerin içinde bulundukları durum dolayısıyla "mazur" görüldükleri, direnme ve savaşla yükümlü tutulmadıkları belirtilir.
2- Ruhsal (psişik) ve zihni-kültürel (en-tellekıüel) anlamda müstaz'af olan kategorik zümreler. Kur'an-ı Kerim bu zümrelere sorumluluk açısından farklı bir gözle bakar. Öncelikle bu zümrelerin ahlaki ve siyasi tutumları, onların negatif ve pozitif özelliklerini bir arada içerir, içinde yaşadıkları toplumsal sistem, ekonomik ilişkiler ve her an karşı karşıya bulundukları politik, dini ve ideolojik telkin ve propaganda onları zihnen güçsüzleştirmiş, sorgulayan, eleştiren, alternatif arayıp farklı çıkış yolları gösteren melekelerini çalışamaz hale getirmiştir. En-tellektüel anlamda güçsüz olanlar, toplumda varolan kültürel ve ideolojik telkin ve
propaganda araçlarının baskısı altındadırlar. Seçim hakları ve alternatif yollar kendilerine gösterilmediği için, bir bakıma kumanda edilmekte, sürü halinde ve bir merkezden idare edilmektedirler. Onların bütün yapabildikleri, kendilerine sunulan şeyi olduğu gibi kabullenmek, istenenleri yerine getirmektir.
Geçmişte olduğu gibi, modern çağda da, özellikle dev iletişim teknolojisini ve araçlarını, eğitim kurumlarını, sanat ve spor alanlarını kontrol eden iktidar seçkinlerinin bütün bir toplumu veya tüm ulusları ve dünyayı her gün biraz daha güçten düşürerek, zaaflarını arttırıp kolayca kumanda ederek yönlendirdikleri söylenebilir. Bu anlamda ekonomik refah ve zenginlik seviyesi itibariyle gelişmiş veya sanayileşmiş ülke İnsanlarının çoğunun cntcllcktüel ve ruhsal anlamda müstaz'af oldukları öne sürülse, bu yukarıda yaptığımız tanıma uygun düşer. Bu kategorik müslaz'af kitlelerin uyarılmaya, zihinlerinin adeta şoke edilmeye ihtiyaçları vardır. Uyarılmadıklan sürece yaşadıkları hayat tarzının mümkün olan tek hayat tarzı olduğunu düşüneceklerinden farklı bir hayat tarzı arayışına girmeleri hemen hemen mümkün olmaz.
Ancak uyarıldıktan sonra kendilerinden seçim yapmaları beklenir. Çoğunlukla sıhhatli seçimlerin olduğu da söylenemez. Uzun bir süreç boyunca alıştıkları düşünce ve davranışlar onların zihni ve ruhi hayatlarında uyuşturucu izler bırakmıştır. Zaafları öylesine gelişmiş ki, artık onlar, kendilerine iktidar seçkinlerinin (müstekbirler) sundukları bağımsızlıklarına son vermiş, haz, zevk, tutku ,arzular vb. şeyler onları adeta esir almıştır, İşte böyleleri Kur'an-ı Kerime göre en az müstekbirler, yâni kendilerini
saptıranlar kadar ağır bir sorumluluk altındadırlar. Scbe' suresi (Ayet, 31-33) bu zaaflarının kurbanı olanların, nasıl kendilerini zaafa düşürenlerle birlikte karşılaşacakların tirajik sonu tasvir etmektedir.
Yine de Kur'an-ı Kerim, asıl büyük sorumluluk ve suçu müstekbir sınıflarda görür ve kitleleri hegemonyası altına alanlara karşı müstaz'af sınıflan uyarmaya, kendilerine bir çeki düzen vermeye, zihni, ruhi ve ahlaki anlamda dirilmeye çağırır. Çünkü bu zayıf kitleler, sahip oldukları potansiyel güçleri harekete geçirmedikçe, müstekbir-lcr baskı ve sömürülerine devam edecek, bunun da tarihsel bir kader olduğunu telkin edeceklerdir. Gerçekte ise baskı altına alınanlar güçten düşürülmüş, zayıflaştırılmış-lardır; bu geniş anlamda psikolojik, ahlaki ve kültürel araçlarla gerçekleşmiştir. Eğer onlar kendi potansiyel güçlerinin farkına varsa, zaaflarını yense, günün birinde zorbaların baskı rejimlerine karşı direnmeyi göze alacaklardır. Kur'an-ı Kcrım'e göre Allah, zaten bu müstaz'af kitleleri önder kılmak istemektedir. (Kasas: 4, 5, A'raf:137) ve insanın tarihinde bunun örnekleri yaşanmıştır.
Ali BULAÇ Bk. Müstekbir
İslami Okul Okulların En Önemlisi