Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müstaz'af - İslami Bilgiler - 55. Sayfa

 

MÜSTAZ'AF

 

Arapça "za-u-fe" fiilinin istifal babın­dan ısm-i mef ul bir kelime. îstiz'af genelde za'f ve zaif ile yakın anlamlan olduğu hal­de, kelimenin bu etimolojik yapıya bağlı olarak semantikte kazandığı anlam güçten düşürülme, güçsüzleştirilmc gibi zihni (en-tellckıücl) ve ruhi (psişik) olguları ifade eder. Nitekim hemen hemen tamamen Kur'an'ın kendisine özel anlamlar yüklediği bu kelime, yine Kur'anî terminolojide sos­yolojik bir gerçeklik olarak en çok bu an­lamlarıyla ön plana çıkmaktadır.

Kur'an, global anlamda toplumun birbi­rine karşıt iki sosyolojik realitenin karşılıklı ilişkilerinden meydana geldiğini söyler. Temelde sağlıksız ve çelişkili kutupların yer aldığı böyle bir toplumda -buna cahili toplum denebilir- idari, siyasi ve dini-fikri zümrelerden oluşan "mele"' ile, ekonomik zümrelerden oluşan "mütref" sınıf olan müstekbirler ve burada anlatacağımız biyo­lojik, ruhi ve zihni güçsüzlük içinde olan mustaz'aflar vardır.

Toplumların sosyolojik bir realitesi ola­rak mustaz'af sınıflar temelde iki kategoriyi kapsar.

1- Fizik veya biyolojik olarak güç göste­risinde bulunamayacak durumda olan kategorik zümreler. Bunlar kelimenin gerçek anlamında ve tanım gereği zayıf ve güçsüz­dürler: Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve be­denî sakatlığı olan insanlar. Bunların zorba güçlerin hakimiyet ve baskılarına karşı koymaları beklenemez. Direnme ve çalış­manın kol gücü ve silahla yürütülmeyi ge­rekli kıldığı bir ortamda ne çocuklar ne ka­dınlar, ne de yaşlılar ve sakatlar böylesine zorlu bir mücadeleye atılmayı göze alamaz­lar. Nitekim geçmi§ zamanların savaş tea­mülleri içinde bu zümrelerin topluca esir alındıkları görülür.

Bu zümreler güçsüz konumları dolayı­sıyla kurtarılmayı bekleyecekler. Nisa sure­sinin 75. ayeti, Allah yolunda savaşmanın amaçlarından biri olarak "müstaz'af erkek, kadın ve çocuklar" uğruna savaşa katılmayı Öngörmektedir. Aynı surenin devam ayetle­rinde (98-99) dışarıdan yardım ve destek ol­madıkça kendi başlarına kurtuluş imkanı ve çıkış yolu bulamayan bu zümrelerin içinde bulundukları durum dolayısıyla "mazur" görüldükleri, direnme ve savaşla yükümlü tutulmadıkları belirtilir.

2- Ruhsal (psişik) ve zihni-kültürel (en-tellekıüel) anlamda müstaz'af olan katego­rik zümreler. Kur'an-ı Kerim bu zümrelere sorumluluk açısından farklı bir gözle bakar. Öncelikle bu zümrelerin ahlaki ve siyasi tu­tumları, onların negatif ve pozitif özellikle­rini bir arada içerir, içinde yaşadıkları top­lumsal sistem, ekonomik ilişkiler ve her an karşı karşıya bulundukları politik, dini ve ideolojik telkin ve propaganda onları zih­nen güçsüzleştirmiş, sorgulayan, eleştiren, alternatif arayıp farklı çıkış yolları gösteren melekelerini çalışamaz hale getirmiştir. En-tellektüel anlamda güçsüz olanlar, toplum­da varolan kültürel ve ideolojik telkin ve

propaganda araçlarının baskısı altındadır­lar. Seçim hakları ve alternatif yollar kendi­lerine gösterilmediği için, bir bakıma ku­manda edilmekte, sürü halinde ve bir mer­kezden idare edilmektedirler. Onların bü­tün yapabildikleri, kendilerine sunulan şeyi olduğu gibi kabullenmek, istenenleri yerine getirmektir.

Geçmişte olduğu gibi, modern çağda da, özellikle dev iletişim teknolojisini ve araç­larını, eğitim kurumlarını, sanat ve spor alanlarını kontrol eden iktidar seçkinlerinin bütün bir toplumu veya tüm ulusları ve dün­yayı her gün biraz daha güçten düşürerek, zaaflarını arttırıp kolayca kumanda ederek yönlendirdikleri söylenebilir. Bu anlamda ekonomik refah ve zenginlik seviyesi itiba­riyle gelişmiş veya sanayileşmiş ülke İn­sanlarının çoğunun cntcllcktüel ve ruhsal anlamda müstaz'af oldukları öne sürülse, bu yukarıda yaptığımız tanıma uygun düşer. Bu kategorik müslaz'af kitlelerin uyarılma­ya, zihinlerinin adeta şoke edilmeye ihti­yaçları vardır. Uyarılmadıklan sürece yaşa­dıkları hayat tarzının mümkün olan tek ha­yat tarzı olduğunu düşüneceklerinden farklı bir hayat tarzı arayışına girmeleri hemen hemen mümkün olmaz.

Ancak uyarıldıktan sonra kendilerinden seçim yapmaları beklenir. Çoğunlukla sıh­hatli seçimlerin olduğu da söylenemez. Uzun bir süreç boyunca alıştıkları düşünce ve davranışlar onların zihni ve ruhi hayatla­rında uyuşturucu izler bırakmıştır. Zaafları öylesine gelişmiş ki, artık onlar, kendileri­ne iktidar seçkinlerinin (müstekbirler) sun­dukları bağımsızlıklarına son vermiş, haz, zevk, tutku ,arzular vb. şeyler onları adeta esir almıştır, İşte böyleleri Kur'an-ı Kerime göre en az müstekbirler, yâni kendilerini

saptıranlar kadar ağır bir sorumluluk altın­dadırlar. Scbe' suresi (Ayet, 31-33) bu zaaf­larının kurbanı olanların, nasıl kendilerini zaafa düşürenlerle birlikte karşılaşacakla­rın tirajik sonu tasvir etmektedir.

Yine de Kur'an-ı Kerim, asıl büyük so­rumluluk ve suçu müstekbir sınıflarda gö­rür ve kitleleri hegemonyası altına alanlara karşı müstaz'af sınıflan uyarmaya, kendile­rine bir çeki düzen vermeye, zihni, ruhi ve ahlaki anlamda dirilmeye çağırır. Çünkü bu zayıf kitleler, sahip oldukları potansiyel güçleri harekete geçirmedikçe, müstekbir-lcr baskı ve sömürülerine devam edecek, bunun da tarihsel bir kader olduğunu telkin edeceklerdir. Gerçekte ise baskı altına alı­nanlar güçten düşürülmüş, zayıflaştırılmış-lardır; bu geniş anlamda psikolojik, ahlaki ve kültürel araçlarla gerçekleşmiştir. Eğer onlar kendi potansiyel güçlerinin farkına varsa, zaaflarını yense, günün birinde zor­baların baskı rejimlerine karşı direnmeyi göze alacaklardır. Kur'an-ı Kcrım'e göre Allah, zaten bu müstaz'af kitleleri önder kıl­mak istemektedir. (Kasas: 4, 5, A'raf:137) ve insanın tarihinde bunun örnekleri yaşan­mıştır.

Ali BULAÇ Bk. Müstekbir