Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müstekbir - İslami Bilgiler - 56. Sayfa

 

MÜSTEKBİR

 

Arapça "ke-bü-re" fiilinin istifa! babın­dan ism-i meful bir kelime. Büyüklük, bü-yüklenmck, büyüklük göstermek anlamla­rına gelir. Kur'an'ın önemli terimlerinden biridir. Istikbar, yani büyüklük, büyük ol­ma, kibriya ve kibir, hem Allah için; hem de insan için kullanılır.

Terimin bu iki kullanımı aynı zamanda

dini ve toplumsal iki önemli olguyu ifade eder. Dolayısıyla bir kullanımı yerinde ve olumlu, diğer kullanımı haksız ve olumsuz anlamlar içerir. İnsana ve varlık dünyasında yer alan varlıklara göre büyüklük sadece Allah'a özgü bir sıfattır. Çünkü O yaratıcı, düzen koyucu ve hayat vericidir. Bütün kudret O'nun elindedir. O olmasaydı, hiçbir şey varolamazdı. O'nun dışında kalan her-şey sınırlı, sonlu, aciz ve güçsüzdür. Evreni yaratan, insanı varlık alemine çıkaran, ona hayat, suret, biçim veren, onu nzıklandıran, öldüren, dirilten ve ondan hesap sorup ey­lem (amel)lcrine göre karşılık verecek olan, sadece Allah'tır. Bütün bu kozmik ve varo-luşsal gerçekler Allah'ın büyüklüğüne ta­nıklık eder.

Gerçek yaratıcı ve mülk sahibi Allah'la, mukayese edildiğinde, milyarlarca geze­genden bir gezegende yaşayan ve hayatı türlü ihtiyaç ve araçlarla çevrili olan insan, hakiki büyüklüğün kendisine ait olduğunu öne sürse, büyüklense, bu açık bir mantık­sızlık ve haksızlık olur.

Ancak insanın, bu mantıksızlık ve hak­sızlığı yüce bir sıfat şeklinde kendine nisbet ettiği de bir olgudur. Şu halde negatif an­lamda İstikbar bu insanî düzlemde ortaya çıkar. Bazan insan yaratılışını ve ontolojik gerçeğini gözardı edip Allah'ın kendisine yönelttiklerine karşı büyüklüğe kapılır, yer­sizce gururlanıp iradesine başkaldırır (A'raf:36). Kuşkusuz bu, yaratılışın başında yanılgıya düşüp ilk büyüklenme hatasına düşen îblis'in kötü bir geleneğidir. (Baka-ra:34). İşte kendi tarihini yaşayan insanı, Allah, bu saçma ve haksız tutumdan dolayı yerer, onun bu tavır ve eyleminin kendi yı­kımını hazırladığını haber verir.

Yine geçmişle büyüklendiği için birçok

kavim, kendilerini doğruya, hidayete ve Al­lah'ın iradesine tabi olmaya çağıran pey­gamberleri yalanlamış, onlara karşı koy­muş, böylelikle azaba uğramayı haketmiş-lerdir.

Ontolojik ve tarihsel düzlemde yaşanan bu olayın, toplumsal hayatta izdüşümleri var. Kur'an-ı Kerim, toplumların sosyolojik realitelerini tasvir ederken iki sınıfın birbir­lerine göre karşılıklı ve fakat çelişkili ko­numlarından sözeder. Bu iki sınıftan biri güçsüz veya güçten düşürülmüş müstaz'af-lar, diğeri de müstekbirlerdir. Müstaz'afları hakimiyetleri altına alan müstekbirler, bir yandan yukarıda anlattığımız gibi, Allah'a ve O'nun gönderdiği peygamberlere karşı büyüklenip isyana geçerler, diğer yandan zayıf, güçsüz ve çaresiz halk kitlelerine, yı­ğınlara karşı aynı büyüklenme tutumunu sürdürürler.

Müstekbirler sınıfının iki kategorik zümreyi içerdiği söylenebilir. Biri önde ve ileri gelenler anlamında olan mele' diğeri refah ve servet erbabı mûtref zümreler. Bu anlamda ilki siyasi, dini ve idari kategoriyi, ikincisi de ekonomik kategoriyi ve bu kate­goriler içinde temerküz elmiş güçleri ifada eder. Mele' denen önde gelenler askeri, bü­rokratik ve politik çevrelerdir. Bir ülkenin mutlak hükümdarı mele' olabildiği gibi, ona yönetiminde yardımcı olan askeri ve idari Çevreler de mele' kategorisine girer. Tarihte mele1 dediğimiz önde gelen sınıfların, ço­ğunlukla büyüklenip Allah'ın iradesine kar­şı çıktıklarını ve peygamberleri çeşitli iş­kencelere uğrattıklarını gözlüyoruz. Bun­dan dolayı mele' ile istikbar arasında yakın bir ilişki kurulmuştur (A'raf, 75, 88). Bu çevrelerin peygamberlere karşı çıkarken öne sürdükleri gerekçe, peygamberlerin

çevrelerine halktan, sıradan insanları, köle ve yoksulları toplamış olmaları ve bu sınıf­ları yönetime ortak etmek istemeleridir. Mele' olanlara göre, bu insanların siyasal katılımda bulunmaya haklan yoktur, çünkü bunlar, aşağılık, sıradan, görüş beyan et­mekten yoksun ve "ayak takımı" sürülerdir (Hud, 27). Bu sürüler, ancak seçkin çevre­lere hizmet etmek, onlara boyun eğmekle yükümlüdürler.

Mele' terimi, az da olsa görüşlerine baş­vurulan danışma meclisi üyeleri anlamında da kullanılır (Nemi, 38). Bu kullanım, teri­mi istikbar olayının dışına çıkarır. Ancak genel olgu mele' ile istikbar arasında varo­lan kuvvetli bağdır.

Müstekbirler sınıfının diğer bir kategori­si de, ekonomik gücü elinde bulunduran mütref zümresidir. Bunlar bir ülkenin mali, ticari ve ekonomik hayatım kontrol eder, bu konumlan onlara büyük bir refah, servet ve güç katar. Adil olmayan bir bölüşüm siste­minin emek sömürüsüne dayalı yapısı, böy­le zümreleri besleyip ortaya çıkaran en bü­yük etkendir. Bir kere servet ve refahı elle­rine geçirdiler mi, artık bu zümrelerin bü­yüklük göstermeleri, Allah'ın hükümlerine, yoksullan ve emek sahiplerini koruyan adil bölüşüm sistemine karşı koymaları kaçınıl­mazdır. Bundan dolayı tarih boyunca yok­sullardan, güçsüz ve köle sınıflarından yana olan Peygamberlere karşı ilk başkaldıranla-rın bu sınıflardan olması şaşırtıcı değildir (İsra: 16,Sebe:34).

Kur'an'a göre mütref ve mele', karşılık): ilişki ve işbirliği içinde müstekbirler sınıfı­nı meydana getirerek yoksul, güçsüz ve kö­le sınıflan olan müstaz'aflara karşı birleşir­ler. Bu derin toplumsal çelişki, ikincilerden yana tavır koyan her peygamberin gelişinde istisnasız bütün dchşetiyle ortaya çıkmış, çatışmalara yolaçmıştır. Bu, toplumların sosyolojik ve realiteleri olarak tarih boyun­ca gözlenmektedir.

Ali BULAÇ Bk. Mustaz'af