Müstekbir - İslami Bilgiler - 56. Sayfa
MÜSTEKBİR
Arapça "ke-bü-re" fiilinin istifa! babından ism-i meful bir kelime. Büyüklük, bü-yüklenmck, büyüklük göstermek anlamlarına gelir. Kur'an'ın önemli terimlerinden biridir. Istikbar, yani büyüklük, büyük olma, kibriya ve kibir, hem Allah için; hem de insan için kullanılır.
Terimin bu iki kullanımı aynı zamanda
dini ve toplumsal iki önemli olguyu ifade eder. Dolayısıyla bir kullanımı yerinde ve olumlu, diğer kullanımı haksız ve olumsuz anlamlar içerir. İnsana ve varlık dünyasında yer alan varlıklara göre büyüklük sadece Allah'a özgü bir sıfattır. Çünkü O yaratıcı, düzen koyucu ve hayat vericidir. Bütün kudret O'nun elindedir. O olmasaydı, hiçbir şey varolamazdı. O'nun dışında kalan her-şey sınırlı, sonlu, aciz ve güçsüzdür. Evreni yaratan, insanı varlık alemine çıkaran, ona hayat, suret, biçim veren, onu nzıklandıran, öldüren, dirilten ve ondan hesap sorup eylem (amel)lcrine göre karşılık verecek olan, sadece Allah'tır. Bütün bu kozmik ve varo-luşsal gerçekler Allah'ın büyüklüğüne tanıklık eder.
Gerçek yaratıcı ve mülk sahibi Allah'la, mukayese edildiğinde, milyarlarca gezegenden bir gezegende yaşayan ve hayatı türlü ihtiyaç ve araçlarla çevrili olan insan, hakiki büyüklüğün kendisine ait olduğunu öne sürse, büyüklense, bu açık bir mantıksızlık ve haksızlık olur.
Ancak insanın, bu mantıksızlık ve haksızlığı yüce bir sıfat şeklinde kendine nisbet ettiği de bir olgudur. Şu halde negatif anlamda İstikbar bu insanî düzlemde ortaya çıkar. Bazan insan yaratılışını ve ontolojik gerçeğini gözardı edip Allah'ın kendisine yönelttiklerine karşı büyüklüğe kapılır, yersizce gururlanıp iradesine başkaldırır (A'raf:36). Kuşkusuz bu, yaratılışın başında yanılgıya düşüp ilk büyüklenme hatasına düşen îblis'in kötü bir geleneğidir. (Baka-ra:34). İşte kendi tarihini yaşayan insanı, Allah, bu saçma ve haksız tutumdan dolayı yerer, onun bu tavır ve eyleminin kendi yıkımını hazırladığını haber verir.
Yine geçmişle büyüklendiği için birçok
kavim, kendilerini doğruya, hidayete ve Allah'ın iradesine tabi olmaya çağıran peygamberleri yalanlamış, onlara karşı koymuş, böylelikle azaba uğramayı haketmiş-lerdir.
Ontolojik ve tarihsel düzlemde yaşanan bu olayın, toplumsal hayatta izdüşümleri var. Kur'an-ı Kerim, toplumların sosyolojik realitelerini tasvir ederken iki sınıfın birbirlerine göre karşılıklı ve fakat çelişkili konumlarından sözeder. Bu iki sınıftan biri güçsüz veya güçten düşürülmüş müstaz'af-lar, diğeri de müstekbirlerdir. Müstaz'afları hakimiyetleri altına alan müstekbirler, bir yandan yukarıda anlattığımız gibi, Allah'a ve O'nun gönderdiği peygamberlere karşı büyüklenip isyana geçerler, diğer yandan zayıf, güçsüz ve çaresiz halk kitlelerine, yığınlara karşı aynı büyüklenme tutumunu sürdürürler.
Müstekbirler sınıfının iki kategorik zümreyi içerdiği söylenebilir. Biri önde ve ileri gelenler anlamında olan mele' diğeri refah ve servet erbabı mûtref zümreler. Bu anlamda ilki siyasi, dini ve idari kategoriyi, ikincisi de ekonomik kategoriyi ve bu kategoriler içinde temerküz elmiş güçleri ifada eder. Mele' denen önde gelenler askeri, bürokratik ve politik çevrelerdir. Bir ülkenin mutlak hükümdarı mele' olabildiği gibi, ona yönetiminde yardımcı olan askeri ve idari Çevreler de mele' kategorisine girer. Tarihte mele1 dediğimiz önde gelen sınıfların, çoğunlukla büyüklenip Allah'ın iradesine karşı çıktıklarını ve peygamberleri çeşitli işkencelere uğrattıklarını gözlüyoruz. Bundan dolayı mele' ile istikbar arasında yakın bir ilişki kurulmuştur (A'raf, 75, 88). Bu çevrelerin peygamberlere karşı çıkarken öne sürdükleri gerekçe, peygamberlerin
çevrelerine halktan, sıradan insanları, köle ve yoksulları toplamış olmaları ve bu sınıfları yönetime ortak etmek istemeleridir. Mele' olanlara göre, bu insanların siyasal katılımda bulunmaya haklan yoktur, çünkü bunlar, aşağılık, sıradan, görüş beyan etmekten yoksun ve "ayak takımı" sürülerdir (Hud, 27). Bu sürüler, ancak seçkin çevrelere hizmet etmek, onlara boyun eğmekle yükümlüdürler.
Mele' terimi, az da olsa görüşlerine başvurulan danışma meclisi üyeleri anlamında da kullanılır (Nemi, 38). Bu kullanım, terimi istikbar olayının dışına çıkarır. Ancak genel olgu mele' ile istikbar arasında varolan kuvvetli bağdır.
Müstekbirler sınıfının diğer bir kategorisi de, ekonomik gücü elinde bulunduran mütref zümresidir. Bunlar bir ülkenin mali, ticari ve ekonomik hayatım kontrol eder, bu konumlan onlara büyük bir refah, servet ve güç katar. Adil olmayan bir bölüşüm sisteminin emek sömürüsüne dayalı yapısı, böyle zümreleri besleyip ortaya çıkaran en büyük etkendir. Bir kere servet ve refahı ellerine geçirdiler mi, artık bu zümrelerin büyüklük göstermeleri, Allah'ın hükümlerine, yoksullan ve emek sahiplerini koruyan adil bölüşüm sistemine karşı koymaları kaçınılmazdır. Bundan dolayı tarih boyunca yoksullardan, güçsüz ve köle sınıflarından yana olan Peygamberlere karşı ilk başkaldıranla-rın bu sınıflardan olması şaşırtıcı değildir (İsra: 16,Sebe:34).
Kur'an'a göre mütref ve mele', karşılık): ilişki ve işbirliği içinde müstekbirler sınıfını meydana getirerek yoksul, güçsüz ve köle sınıflan olan müstaz'aflara karşı birleşirler. Bu derin toplumsal çelişki, ikincilerden yana tavır koyan her peygamberin gelişinde istisnasız bütün dchşetiyle ortaya çıkmış, çatışmalara yolaçmıştır. Bu, toplumların sosyolojik ve realiteleri olarak tarih boyunca gözlenmektedir.
Ali BULAÇ Bk. Mustaz'af
İslami Okul Okulların En Önemlisi