Namaz - İslami Bilgiler - 1. Sayfa
NAMAZ
Namaz; dini bir terim olup Arapça'da salat kelimesi ile ifade edilmektedir.
Salat kelimesi lügatte; dua, ihsan, bereket, teşbih ve belli bir ibadet şekli manasına gelir. Salat kelimesi Allah'a nisbet edilirse, kullarına rahmet, müminlere nisbet edilirse, dua, meleklere nisbet edilirse Allah'tan mağfiret dilemek manalarını ifade eder.
Dini yönden namaz denilince, İslâm'ın beş şartından biri olan ibadet şekli akla gelmektedir. Islâmi terminolojide namazı şöyle tarif edebiliriz: "Belli söz ve hareketleri kapsayan, tekbir ile başlayıp selam ile son bulan müslümanlara günde beş kere kılınması farz olan ve insan ruhunu yükseltici bir fonksiyona sahip önemli bir ibadet şeklidir."
Namaz, diğer ibadetlerin ulaşamadığı yüksek bir mertebeye sahiptir. Namaz dinin direği, Allah Teala'nın kullarına ilk olarak farz kıldığı bir ibadettir. Namaz, Hicret'ten birbuçuk yıl önce, Mekke'de Hz. Peygamberin Mirac'a teşrifi esnasında farz olmuştur.
Enes (R.A.)'tan rivayet edildiğine göre, "Namaz, Hz. Peygamber (s)'in miracı esnasında önce elli vakit olarak farz kılınmıştır. Daha sonra Hz. Peygamber (s)'in ricaları ile beş vakte kadar indirilmiştir. Sonra Hz. Peygamber (s)'e şöyle seslenilmiştir: "Ey Muhammed! Benim katımda söz değiştirilmez. Bu beş vakit namaz sebebiyle senin için elli vakit sevabı vardır." (Hadisi Ah-med, Nesai, Tirmizi rivayet etmiş olup, Tir-mizi sahih demiştir.) Tabcrani'nin rivayet ettiği bir hadiste ise şöyle denilmektedir. "Kulun Allah katında ilk hesaba çekileceği görev namazdır."
Kur'an-ı Kerim'de namaz kelimesi 34 yerde zekâtla beraber, 65 yerde de zekâttan ayrı olarak geçmektedir. İslâm'ın beş şartından biri olan namazın bu kadar sık olarak tekrarlanması, namazın İslâm dinindeki önemini ve müslüman kişinin hayatındaki etkisini ortaya koyması bakımından bizlere mükemmel bir fikir vermektedir. Yani namazsız bir mü si uman Iık, namazsız bir İslâm toplumu düşünülemez. Bununla beraber, müslümanın hayatında her şeyin namazdan ibaret olduğunu söylemek de mümkün değildir.
İslâmi yönden namaz o kadar önemli bir ibadettir ki, her halükârda; hazarda, seferde, savaşta, güven içinde, korku halinde, hastalık durumunda, sıhhat halinde, zayıf ve kuvvetli durumlarda mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Ancak, çeşitli durumlarda namazın kılınma şekilleri de farklılık gösterir. Bu durum, fıkıh kitaplarında geniş bir şekilde açıklanmıştır. Özet olarak: Namazı ayakta kılamayan kişi oturarak, oturarak kı-lamayan yaslanarak kılar. Yaslanarak kılamayan ve işaret yapamayacak derecede hasta olan namazını kılmaz. Oturarak veya yaslanarak namaz kılarken rüku' ve secde işaretle yapılır. Secde rüku'dan biraz daha
alçak yapılır. Oturarak, yahut yaslanarak işaretle namaz kılamayacak derecede hasta olanlardan namaz borcu düşer.
Namazı kılmayanlar dinimizde şiddetle kınanmışlardır. Allah Teala bir ayette şöyle buyuruyor: "O peygamberlerin ardından namazı kılmayan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar yakında (cehennemliklerin kan ve irinlerinin biriktiği derin bir çukur olan) gayya kuyusuna gireceklerdir." (Meryem, 59) Maun surasinde ise Allah Teala şöyle buyuruyor: "Kıldıkları namazdan gafil olan kimselerin vay haline." (Maun, 5-6)
Namaz çok önemli bir olaydır. Namaz kılmaya muvaffak olmak, Allah tarafından özel bir hidayete bağlıdır. Nitekim İbrahim (a.s.) hem kendisi, hem de zürriyetinin namaza devam etmeleri için şöyle dua etmiştir. "Rabbim! Beni ve çocuklarımı namazı kılanlardan eyle." (İbrahim, 40)
Allah Teaİa Ankebut suresinde namazın önemini şöyle ifade buyuruyor: "Şüphesiz namaz, insanı çirkin söz ve işlerle kötülüklerden alıkor." (Ankebut, 45) Muminûn suresinde namaz kılanlara şu müjde veriliyor: "Namazlarında korku ve sükûnet içinde bulunanlar kurtulmuştur." (Muninun, 2)
Hz. Peygamber (s) de namazla ilgili olarak şöyle buyuruyor: "îslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka bir ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi bulunduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek ve Ramazan ayında oruç tutmak." (Bu hadisi Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir.)
Namazın öneminden ve sağladığı manevi Üstünlüklerden bahseden ayet ve hadislerin sayısı çoktur. Burada sadece namazın fert ve toplum açısından önemine işaret et-
mekle yetin ilecektir.
1- Her şeyden önce, namaz kişiyi büyük bir ruhi tatmine ulaştırır. Devamlı olarak namazı hakkıyla kılan kişi, kendisini psikolojik bunalımlardan, ruhi dengesizliklerden kurtarır, kişinin ruh sağlığını garanti altına alır.
2- Namaz, kişiyi bağımsızlığa kavuşturur, onu başı dik, fakat alçak gönüllü tam bir şahsiyet sahibi yapar. Namaz kılan kişi güven içinde olur. Günde beş vakit namaz kılan kişinin kıldığı kırk rekatte kırk kere Fa-liha'yı okur. Fatiha'nın manası ise çok büyüktür. Başta bütün övgüler Allah'a tahsis edilmektedir. Daha sonra şu cümle okunmaktadır: "Yalnız sana tapar, yalnız senden yardım isteriz." Bu cümle müslümanın kimliğinin vesikasıdır, hayattaki başarısının esas formülüdür. Bu cümleleri anlayarak okuyan ve günde kırk kere tekrarlayan bir müslümanın kendini küçük görmesi, aşağılık duygusuna düşmesi, teşebbüs ettiği işlerde başarılı olamaması düşünülemez. Sahabe'yi başarıya ulaştıran bu kimliktir, kuvvetli inançtır.
3- Namaz müminin hayatını günde beş kere yeniler. Namaz kılan mümin, bu süre içinde hayatın tüm sıkıntılarından, streslerinden kurtularak rahata kavuşur. Günde beş kere dünya hayatı ile irtibatını koparan kişi, hayatını yeniler, adeta beş kere yeniden doğar. Namaz kılmadan önce, günde beş kere usulüne uygun tarzda abdest alan bir mümin, yorgun olan uzuvlarını dinlendirir, sinirsel yönden meydana gelmiş bulunan gerilimleri yok eder. Hakiki manada abdest alıp namaz kılan bir mümin, yeniden doğmuş gibi, hem ruh yönünden sağlığa kavuşur, hem de işlediği küçük günahlar affedilerek günahsız duruma gelir. Yani namaz
kişiyi günahsız, gamsız, üzüntüsüz bir hayata kavuşturur.
4- Başka bir yönden bakıldığı zaman, namaz vücudun bütün uzuvlarını harekete ge-Çİrerek bedensel sağlığı korur, kan dolaşımını hızlandırır, kasları çalıştırır, vücuda hareketlilik kazandırır.
5- Namaz, günlük hayatla kulun işlemiş bulunduğu küçük günahları affettirir. Bir hadis-i şerifte açıklandığına göre, beş vakit namaz, vakit aralarında işlenen bütün küçük günahları yok eder, örter.
6- Namaz, kişiyi tüm kötü davranışlardan, kötü sözlerden, çirkinliklerden, yasaklanmış günah olan işlerden alıkor. Namaz adeta, mümin kişinin kötülüklere ve çirkinliklere karşı bir jandarması, bir bekçisidir.
7- Namaz, ibadetlerin bütün çeşitlerini içine alan kapsamlı bir ibadettir. Bu sebeple namaz, ibadetlerin temci direğidir. îçinde zikir, harad, tekbir, besmele, taavvüz, (şeytandan Allah'a sığınma) teşbih, kelime-i şe-hadet, kelime-i tevhid, salavat-ı şerife, dua, Kur'an okumak gibi başlıca ibadet türleri vardır. Günde beş vakit namaz kılan kişi, ibadetlerin her türlüsünü yapmış ve büyük bir sevap kazanmış olur. Namaz kılan kişi, ibadetlerin ve ilahi emirlerin diğerlerini de yerine getirmekte başarılı olur. Yani namaz, bir nevi ibadetlerin anahtarıdır. Bu sebeple, Hz. Peygamber'in en çok sevdiği İbadet namaz idi. Hatta bunun için: "Namaz benim gözbebeğimdir." buyurmuştur.
8- Namaz mümin kulun miracıdır. Gerçekten namaz kılan kişinin ruhu yükselir, böyle bir kişi günde beş kere miraca çıkmış gibi olur.
Namazı kılmamak ise büyük bir mahrumiyet olup, dinimizde bunlarla ilgili ağır hükümler vardır. İslâm alimlerinin ittifakı
ile, inkâr edip namaz kılmamak kâfir olmayı gerektirir. Çünkü Hz. Peygamber (s) şöyle buyuruyor: "Kişi ile küfür arasındaki fark namazı kılmamaktır."
Ebu Hanife, Malik ve Şafii, hükmünü inkâr etmediği sürece, namaz kılmayan kimsenin kâfir olmadığı, belki taat çizgisinden dışarı çıkmış fasık bir kişi olduğu görüşündedirler. Bu alimlere göre, namaz kılmayan kişi tevbe etmeye çağrılır. Ebu Ha-nife dışındaki alimlere göre, namaz kılmayan kişi eğer tevbe etmezse öldürülür. Ebu Hanife'yc göre, Öldürülmeyip belki namazı kıhncaya kadar haps edilir. Ebu Hanife'nin dayandığı delil: "Allah kendisine eş koşulmasını mağfiret etmez. Şirk dışında dilediği kimselerin işledikleri günahları affeder." (en-Nisa, 116) ayetidir.
Beş vakit namaz şu vasıfları kendisinde bulunduran herkese farzdır: Müslüman olmak, akıllı olmak, erginlik çağına girmiş bulunmak. Namazın farz oluşunun delilleri bir çok ayet ve hadislerle icma'dır. Kur'an-ı Kerim'in değişik yerlerinde namaz kılmak emredilmekicdir. Bunlardan bir kaçı şunlardır: "Şüphesiz namaz vakitli olarak müminlere farz kılınmıştır." (en-Nisa, 103), "Namazı kılın, zekâtı verin." (el-Bakara, 83, 110, el-Hacc, 78, en-Nur, 56, el-Mü-zemmil, 20) Yukarıda ikinci emir Kur'an-ı Kerim'de aynı ifadelerle beş kere tekrarlanmakladır.
Erginlik çağına gelmemiş çocuklara günde beş vakit namaz kılmaz farz değil ise de, çocuk yedi yaşma girince velisinin ona namaz kılmayı emr etmesi gerekir. Böylece belli bir süre sonra, çocukta bu lemel ibadete karşı bir alışkanlık meydana getirilmiş olur. Çocuk eğer on yaşına girince de namaz kılmazsa, velisi onu hafifçe dövebilir.
Bu hüküm bir hadis-i şerif ile sabittir.
Farz olan namazın vakitleri beş olup şunlardır: Sabah vakti, öğle vakti, ikindi vakti, akşam vakti, yatsı vakti. Bu vakitler ayet ve hadislerle, günümüze kadar gelen müslü-manlann uygulamaları ile sabittir.
Bu beş vaktin dışında, bir de namaz kılmanın ve ibadet yapmanın mekruh olduğu vakitler vardır ki, bu vakitler şunlardır Güneş doğarken ufukta bir mızrak boyu yükselinceye kadar geçen vakit, güneş zevalde iken, güneş batarken, sararmaya başladığı andan itibaren baüncaya kadar geçen vakit.
Uyku, yahut unutma sebebiyle, farz olan bir namazı kılamayan kişinin, uyanınca, yahut bu namaz aklına gelince, hemen onu kılması gerekir. Bundan Ötürü kişinin herhangi bir kusuru yoktur. Hz. Peygamber (s) bu konuda şöyle buyuruyor: "Uykudan ötürü bir kusur sözkonusu değildir. Kusur ancak, uyanık iken yapılan iştedir. Sizden biri herhangi bir namazı unutur, yahut uyuyakalır da kılamazsa, hatırlayınca onu hemen kılsın." (Nesai, Tirmizi)
Fakat, bile bile namazını kılmayan kimseler alimlerin büyük çoğunluğuna göre günahkârdır ve ayrıca tevbe ederek bu kılmadığı namazları kaza edeceklerdir. Namazlar kaza edilirken sadece farzlar kılınır. Sünnetler kaza edilmez. Farz namazlar kaza edilirken önce ezan okunur, sonra her bir vakit namazı için kamet getirilir. Bir oturuşta bir çok vaktin kazası kılınabilir.
Namazın çeşitleri şunlardır: Farz namazlar, vacip namazlar, sünnet namazlar, nafile namazlar. Beş vakit namaz farz namazları teşkil eder. Cuma namazı da farz namazlardandır ve en kuvvetlilerindendir. Cenaze namazı da farzdır. Fakat, herkese farz değildir. Yani cenaze namazını eğer bir kimse kılarsa diğer müslümanlar üzerinden farz düşer. Nafile namazlar ise şunlardır: Beş vakit namazda kılman sünnetler, Teravih namazı, kuşluk namazı, teheccüd namazı, Evva-bin namazı, hacet namazı, tevbe namazı, istihare namazı, küsuf namazı, yağmur isteme namazı, teşbih namazı, Tilaved secdesi, şükür namazı, korku namazı.
Cuma namazı İslâm'ın güç ve kuvvetini gösteren haftalık -bir nevi gövde gösterisi-namazıdır. Cuma namazı müslüman, akıllı, erginlik çağına eren, erkek, köle olmayan ve yolcu bulunmayan, özürlü ve hasta olmayan herkese farzdır. Cuma namazı en kuvvetli (muhkem) farzlardan olup kıyamete kadar, nesh edilmeye, değiştirilmeye ihtimali yoktur. Farz oluşu muhkem olan şu ayetle sabittir: "Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıda bulunulduğu zaman, Allah'ı zikretmeğe koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için çok hayırlıdır." (el-Cuma, 9)
Alimlerin kuvvetli olan kanaatine göre, Cuma namazı Hicret'ten önce Mekke'de farz kılınmış, fakat müşriklerin müslüman-lara karşı şiddetli baskı ve işkenceleri sebebiyle burada kılınamarmşür. tik Cuma namazı, Hz. Peygamber (s)'in bilgisi dahilinde Medine'de Es'ad b. Zürare başkanlığında, Medine yakınlarında bulunan Beni Beyaza köyünde kılınmıştır. Hz. Peygamber (s) ise ilk Cuma namazını, Hicret esnasında Küba ile Medine arasında, Beni Salim b. Avf oğullarına ait bir yerleşim yerinde, beraberindeki sahabileri ile birlikte kılmıştır. Cuma namazının farz olduğunu bildiren ayet ise sonradan Medine'de inmiştir.
Sahih hadis kaynaklarında Hz. Peygamber (s)'in Cuma namazını kıldırma şekli
şöyledir: Evinden doğruca minbere çıkar, sonra hutbeyi okuyup iki rekat Cuma namazının farzını kıldırır, farzdan sonra mescid-de beklemeksizin yine evine gider, burada iki rekat sünnet namaz kılardı. Mescidden ayrılırken ise sahabeye "Her kim farzdan sonra mescidde nafile namaz kılmak isterse dört rekat kılsın" buyururdu.
Daha sonraları Cuma namazına farzdan önce dört rekat ilave yapılmıştır. Böylece Cuma namazının rekat sayısı onu bulmuştur. Zühr-i ahir adı verilen bu namazın ilave edilmesinin sebebi, Cuma namazının edasının şartlarında ortaya çıkan bir ihtilafı önlemektir.
Y. Vehbi YAVUZ
İslami Okul Okulların En Önemlisi