Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nüfus - İslami Bilgiler - 22. Sayfa

NÜFUS

 

Nüfus, belirli bir ülkede yaşayan ve ara­larında çeşitli psiko-sosyo-ekonomik iliş­kiler bulunan insanların tamamını ifade et­mek üzere kullanılan bir terimdir. Genelde, nüfustan söz edilince, belirli bir iklimde, belirli bir yörede ikamet edenlerin tümü ha­tıra gelir. Nüfus terimiyle cinsiyet, medenî hal, belirli bir dine veya mesleğe mensubiyet, çalışıp çalışmama gibi çeşitli özellik­lerde ortak olan bireylerin tamamı kastedi­lir. Nüfus sayımı, nüfus meseleleri denildi­ği zaman da, kullanılan nüfus ibaresi sıfat olur ve demografi (nüfus bilimi) ile eş an­lamlı hale gelir.

İnsanların sayılarının ve özelliklerinin tesbili eski zamandan bu yana yapılagel-mişlir. Çünkü toplum yöneticileri siyasî, hukukî, ekonomik ve kültürel alanlarda toplumun geleceği hakkında kararlar alır­ken bu tesbitlerden önemli ölçüde yararla­nırlar. Savaş zamanlarında eli silah tutabi­lecek, askerlik çağına gelmiş insanların sa­yısı, toplumun devamını sağlamak bakı­mından oldukça önem taşır. Bir ülkenin ve­ya şehrin nüfusunun ne Ölçüde artacağı ya­hut azalacağı konusundaki tahminler, mes­ken, haberleşme, eğitim, eğlence, sanayiin ihtiyaç duyduğu insan gücü ihtiyacı planla­ması bakımından son derece önem arzeder. Çoğunlukla yaşlı kişilerden oluşan bir top­lumun ihtiyaçları, çocuk ve genç nüfusun fazla olduğu bir toplumunkinden elbette farklı olacaktır. Aynı husus bekar erkekle­rin, dul kadınların bulunduğu toplumlar ile erkek-kadın sayısı eşit toplumlar için de ge­çerlidir. Bunun yanında, milletlerin muhte­mel gelişme ve gerilemeleri, hayat seviye­leri, belli gruplarda beklenen kültür özellik­leri, doğrudan doğruya nüfusun sayısı, özellikleri ve dağılımıyla yakından ilgili­dir.

Bu noktada nüfusun çeşitli ölçülere göre söz konusu edilebilecek terkibini, dağılım şeklini incelemeden önce genel olarak mik­tarı üzerinde durmak faydalı olur.

Gencide nüfusun mutlak miktarı ile ilgili olarak ortaya atılan düşünceler, tüm dünya nüfusu veya herhangi bir ülke nüfusu açısından farklılık gösterir. Bülün dünya nüfu­sunun yeryüzünün sınırlı kaynaklarına göre dengesiz bir şekilde hızla artmasından ileri gelen tehlikeler her ülke için aynı derecede sıkıntı ve gelişmeyi Önleyici bir tehdit teşkil etmez. Belirli bir ülke nüfusunun mutlak miktarı hakkında bir değerlendirme yapıp sonuca gidebilmek için nüfusun azlığı veya çokluğu konusunda olumlu ,ya da olumsuz olarak ortaya atılan delilleri sözkonusu ül­kenin şartlan açısından incelemek gerekir. Dünyadaki hızlı nüfus artışının doğura­bileceği tehlikelere ilk defa dikkat çeken Thomas Malthus olmuştur. Ona göre, bilim ilerleyebilir, ama tabiatın sunduğu kaynak­ların, sürekli artan insanların ihtiyaçlarını karşılama kapasitesi sınırlıdır. Onun için rasyonel tedbirlerle nüfus artışı kontrol altı­na alınmadığı takdirde, dünyanın mutlak nüfusu besleme kapasitesini fazlasıyla aşa­caktır. Malthus'un bu görüşleri ileri sürdü­ğü 1803 yılından beri dünyanın nüfusu hız­la arttığı halde, insanların refah seviyesinde de ortalama olarak gözle görülebilecek de­recede bir artış olmuştur. Şu halde, doğal kaynakların değeri, onlardan yararlanan in­sanların kültürlerine göre bir anlam ifade edecektir. Diğer taraftan coğrafî şartların tek başına ve mutlak olarak gelişmeyi, re­fah seviyesini sınırlayıcı özelliği de yoktur. Ancak, belirli bir ülkenin mutlak nüfus miktarının azlığı veya çokluğunun doğura­bileceği sosyal problemlerle ilgili bir değer­lendirme yapmak için yalnız kültür seviye­sini dikkate alarak bir yorum yapmanın ha­talı olacağı bilinmelidir. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Kiilıür seviyesi ve bu seviyeye göre belirli bir anlam ifade eden tabîî-coğrafî kaynaklan aynı kabul ederek nüfusun mutlak miktarını ona bakarak ayarlama politikası yanlış bîr politika­dır. Gerçekte nüfus ayarlaması, gelişen ve­ya gelişmesi planlanan bir kültürün gele­cekteki seviyesine paralel olarak değişecek olan doğal kaynaklardan sağlanan hasıla ile artan nüfusun hangi alanlara rasyonel bir şekilde kanalize edilmesi düzenlenmesi ge­reken bir ayarlama olmalıdır.

Her ne kadar mutlak nüfus artışının sos­yal yapıyı zaafa uğratacağı ve iktisadî refa­hı sarsacağı ileri sürülüyorsa da, nüfus artı­şının yararlan da sözkonusudur. Bu yarar­lardan ilki nüfusun, bir milletin millî ve si­yasî kudretini temsil eden bir güç olmasıdır. Bugün bir kısım ülkeler, örneğin Amerika ve Rusya'nın yer yer bazı ülkelere nüfus planlamasını telkin ederken nüfuslarını art-tıncı bir politika izlemeleri, ancak bu şekil­de açıklanabilir.

Nüfus artışının ikinci yaran, geçim zo­runluluğunun millî kültürü zenginleştirme ve teknik seviyeyi yükseltme, yeni doğal kaynaklar ve iş alanları yaratma ve bulma çalışmalarını teşvik etmesi ve arttırmasıdır. Sözü edilen faydalardan biri de, teknolojik ilerlemeye paralel yürüdüğü takdirde, şe­hirleşmeyi, işbölümünü ve verim artışını teşvik etmesidir.

Nüfus artışının olumlu bir diğer tarafı da, nüfusu çoğalan ve doğal kaynaklan ara­yıp bulmak, teknolojik seviyesini geliştir­mek zorunda kalarak nüfus artışının verdiği itici güçten olumlu olarak yararlanan ülke­lerle çevrili olan bir ülkenin, jeopolitik ve stratejik açıdan da nüfusunu arttırması ge­rekecek, nüfusunu engelleyecek atalete düşmekten kaçınacaktır. Bu tür ülkelerde nüfus artışı yararlı, hatta zorunludur.

Konu ile ilgili literatürde zaman zaman nüfusun mutlak anlamda artışı ile nüfus artış hızı birbirine karıştırılır. Bir ülkede tes-bit edilen doğal kaynaklar, teknoloji ve or­ganizasyon seviyesine göre ülkenin taşıya­bileceğinden fazla bir nüfus artış sının, bir de ülke nüfusunun giderek ortadan kalkma­sıyla sonuçlanabilecek kadar düşük çoğal­ma oranından ibaret alt sınır vardır. Bu oranlar arasındaki en uygun ortalama ço­ğalma hızı mevcuttur. Herhangi bir ülkede ortalama (optimum) nüfusa ulaşılması için nüfus artış hızının azaltılması sözkonusu edilebilir. Ancak, bir ülkede ne doğal kay­nakların, ne de var olan teknolojik ve teşki­latlanma biçiminin sabit kalacağını düşün­mek mümkün değildir. Doğal kaynaklar, teknolojik ve organizasyon seviyesini sabit kabul ederek ülke nüfus artış oranını azalt­maya çalışmak, geçici bir süre için toplum­lara rahatlık sağlayabilir. Ama bu durum, o ülkelerdeki bir takım problemlerin temel kaynağını oluşturur. Belki aynı süre içinde ülkenin kültürel ve diğer şartlarında önemli değişmeler ortaya çıkar; buna bağlı olarak ortalama nüfus artış hızında değişiklikler meydana gelebilir. Onun için gelişmeyi sağlamak için körükörüne aile planlaması ve doğum kontrolü tedbirlerinin uygulan­masından vazgeçilmelidir. Gelişmiş ülke­lerin bir zamanlar nüfus artış hızını frenle­yip bugün arttırmak için her türlü çareye başvurmaları, sözü edilen konularda daha makul bir yol izlemek gerektiğini gösteren en açık örneklerdir.

Nüfusun cinsiyet, yaş, sektör ve faal olup olmaması gibi kriterlere göre birleşim tarzı demograflar, sosyologlar ve iktisatçı­ların daima ilgilendiği bir husustur. Zira bir nüfusun oluşum tarzı, o ülkenin sosyal ya­pısı hakkında yaklaşık bir fikir verir.

Hemen hemen bütün dönemlerde dünya nüfusunda erkek çocuk doğumları kız ço­cuk doğumlarından fazladır. Ancak erkek­lerde ölüm oranının daha yüksek olması, iki cins arasındaki dengeyi eşit hale getirmek­te, hatta ileri yaşlarda kadın nüfusunda faz­lalık görülmektedir. Genç yaşlarda aşağı yukan bütün ülkelerde erkek nüfusun genel nüfus içinde fazla olduğu gözlenmektedir. Genç nüfusun fazlalığı ve bunların çoğu­nun erkek olması, bir ülkede çalışabilir bi­rey oranının yüksekliğini ifade etmekte ve iktisadî açıdan potansiyel bir güç oluştur­maktadır. Ancak bu, iyi planlama yapılma­dığı takdirde istihdam ve eğitim problemle­ri gibi sosyal yapıyı zayıflatıcı ekonomik yükleri de beraberinde getirmektedir.

Erkek oranının şehirlerde yüksekliği, genellikle o ülkenin sanayileşmekte olan ve tarım sektörü gelişmemiş ülke olduğunu gösterir. Çünkü tarım sektörü gelişmemiş olduğundan gizli ve açık işsizlik, geçim şartlan nedeniyle şehirlere göçü hızlandır­maktadır, îç göç denen bu olayda, şehre il­kin erkekler gelir; kadınlar ve ailenin diğer bireyleri ise daha sonra gelirler.

Nüfusun yaşlara göre dağılımı da üze­rinde önemle durulan konulardandır. 1987 Türkiye îsiatistik Yıllığı'na göre, ülkemiz­de 0-19 yaş grubuna giren genç nüfusun miktarı 22.401.219 olup genel nüfus için­deki oranı oldukça yüksektir. Buna karşılık 20-59 yaş grubundaki nüfus aynı yıla göre, 19.262.390, daha yukarı yaş grubundakiler ise, 2.905.908 dir. Yaşlıların az oluşu bir yandan genel refah seviyemizin düşüklüğü­nü gösterirken, diğer yandan da iktisadi açı­dan üretici olmayanların ekonomiye yük olmadıkları gibi olumlu bir noktayı da ifade etmektedir.

Doğum, ölüm oranlan, göçler, evlenmeler, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi çeşitli faktörlerin ülke nüfuslarında yaşlara göre dağılımı etkilediği bilinen bir husustur. Ta­biî olarak bu değişmeler, ülkenin içinde bu­lunduğu şartlan da etkileyecektir. Nitekim doğum oranının yüksek oluşu ve genç nüfu­sun fazlalığı, çalışabilir çağda olanların ik­tisadî yükünü arttırıcı bir etki meydana geti­rir. Fakat eğitim ve istihdam sorunları ma­kul planlamalarla halledildiği takdirde, sos­yal yapıya dinamizm veren bir faktör olarak da değerlendirilir.

Faal nüfus miktarının sektörlere göre da­ğılımı da, bir ülke hakkında yapılacak de­ğerlendirmelerde ilgililere önemli ipuçları verir. 15 ve daha yukarı yaş gruplarında yer alıp bir meslek icra edenlere "faal nüfus" denir. Bir ülkenin faal nüfusuyla ilgili ola­rak bir hükme varırken; o ülkede "faal" teri­minden ne kastedildiğinin iyi bilinmesi, fa­al olma hususunda cinsler arasında ülkeden ülkeye, hatta aynı ülke ve sektörlere göre değişen kültürel anlayış farklılıklarının bu­lunabileceğini daima hatırda tutmak gere­kir. Aksi takdirde varılan sonuçlar yanıltıcı olabilir. Örneğin azgelişmiş ülkelerde zira­at sektöründe çalışanlar fazladır, ama çalı­şılan yıllık sürelerin iş-saatleri ile ifade edi­len değeri ve üretim bakımından gelişmiş ülkelerdekine oranla çok düşük kaldığı gö­rülür.

İzzet ER