OTOMATİK İSTİKRAR ARAÇLARI - 15. Sayfa
OTOMATİK İSTİKRAR ARAÇLARI
Dışarıdan herhangi bir müdahale bulunmaksızın, sosyo-ekonomik sistemin, kendi içindeki bazı kurumların doğrudan harekete geçerek, ekonomide gözlemlenen çalkantıları durultmaya ve ekonomik hayatı dengelemeye yarayan vasıtalardır. Ekonominin bünyesinde mevcut birtakım müesseseler, asıl varlık fonksiyonlarından farklı veya bu fonksiyonlarına paralel olarak ikinci bir yol daha üstlenmektedirler ki, bu da, konjonktürel hareketleri hafifletme; enflas-yonist ve deflasyonist olumsuzlukları kısmen veya tamamen gidermedir.
Anılan araçların tarihi, ekonomi bilimi-ninkiyle özdeştir. Bunların çağdaş nitelik kazanarak kendilerinden beklenen gerçek fonksiyonları sergileyebilmeleri ise, İkinci Dünya Savaşı sonlarına rastlar. Çünkü, söz-konusu savaştan kaynaklanan bazı olaylar, o zamana kadar uygulanagelen ekonomik ve malî politikalarda köklü değişikliklere sebebiyet vermiş; "devlet" hakkındaki yaygın kanaatleri de temelden sarsmıştır.
Her ne kadar ülkemizde, adı geçen müesseseler, "otomatik stabilizatörler", zaman zaman da "otomatik istikrar araçları" şeklinde nitelendiriliyorlarsa da, bunların, Türkçe bir deyimle "kendiliğinden dengeleyiciler" veyahut sadece "istikrarlayıcılar" olarak kelime aralan isimlendirilmelerinin yerinde olduğuna inanmaktayız.
Aşın ve şiddetli olmayan ekonomik dal-galanmalan kendi içerisinde dengelemeye yarayan bu araçlan şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Artanoranlı Vergiler:
Çağdaş vergi anlayışı, kamu harcamalannın finanse edilmesi veya içerisinde bulunulan birtakım sosyo-ekonomik tedbirlerin alınması için, ödeme gücü olanlann, artanoranlı ve şahsi-leştirilerek vergilendirilmeleri esasına dayanmaktadır. Artanoranlı (müterakki) gelir vergileri, ekefnominin canlı ve refah dönemlerinde, kişilerin fazla gelirlerini törpüleyerek, onlann harcanabilir gelirlerinin azalmasına sebebiyet verirler. Deflasyonist evrelerde ise, aksi olur; yani durgunluk, hazinenin zorunlu ve temel gelir kaynağı olan vergileri azaltır. Açıktır ki, vergi gelirlerinin azalması, mükelleflerin harcama yapma imkanlarının yükselmesidir. Şahıs harcamalarının artmasıyla, hızlandıran ve çarpan etkilerini harekete geçirerek, ekonominin deflasyondan çıkmasına yardım eder.
2- Faiz Oranları:
Faiz, şahısların ellerindeki likit kaynaktan (para) mahrum kalmanın bir bedeli olup, bir taraftan kişilerin bu kaynağa atfettikleri psişik değer yargısına, diğer taraftan da ekonomik konjonktüre göre belirlenir. Enflasyonist dönemlerde, her şeyde olduğu gibi faizin de fiyatı (oran) yükselir. Çünkü, paradan kaçış sürecinde, likit kaynağa ihtiyacı olanlar, ancak yüksek faiz oranlarında kredi bulabilirler. Faizin
yükselmesi ise, zincirleme olarak şu iki sonucu birlikte doğurur: a) Yatırım harcamalarının kısılması; b) Milli gelir seviyesinin düşmesi. Deflasyon ist aşamalarda da, paraya fazla talep olmayacağından, faiz oranlan düşer. Bunun sonucu, maliyeti azalan kredilere talep ve dolayısıyla yatırımlar artar; yatırım artışları da, çarpan etkisiyle global gelir seviyesini yükseltir.
3- Destekleme Alımları:
Tarımın genel vasfının ve bünyesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, ziraî ürünlerin arzı inelastiktir; talep eğrisi de oldukça serttir. Dolayısıyla bu sektörde, fiyatlarda sergilenen küçük bir değişmenin, ürün arzını pek fazla etkilememesine rağmen, arzdaki hafif bir artış, fiyatlarda büyük dalgalanmalara (temevvüç) neden olur. Tarım ürünlerinin arz-talep ilişkilerinde gözlemlenen bu dalgalanmalar, ekonomik literatürde "King Kanunu" veya "örümcek Ağı Teoremi" (Cobweb Teorisi) olarak anılır, fşte, tarımın bu niteliğinden ötürüdür ki devlet, hemen hemen bütün ülkelerde, hem çiftçilerin mağduriyetini bertaraf etmek ve hem de tüketicileri korumak için, bu kesimin çoğu ürünlerine asgari (taban) fiyatlar biçerek tarım ürünlerinin fiyatlarının belirli düzeyin altına düşmesine engel olmaktadır. Taban fiyat politikasıyla, ürünün bol olduğu yıllarda devletin satına-lıp depoladığı ziraî ürünler, üretimin kıt ve yetersiz bulunduğu zamanlarda piyasaya sürülmekte ve bu suretle, eksikliği duyulan ihtiyaçların makul fiyat seviyelerinde giderilmesi sağlanmaktadır. Şüphesiz böylece, tarım sektöründeki konjonktürel oynamalar da kendiliğinden dengeye kavuşmuş olur.
4- işsizlik Sigortaları ve Negatif Vergiler:
İşsizlik sigortası, çalışan işçinin, birgün işsiz kalıp çalışamaması halinde, onu güvence altında bulunduran müessesedir. Negatif gelir vergisi de, sosyal ve çağdaş devlet anlayışının bir gereği olarak ortaya çıkmış olup, asgarî gelir düzeyinin altında kalan kişilere, onlan en az geçim seviyesine çıkarmak üzere, doğrudan doğruya devletçe yapılan ödemelerdir. Açıktır ki ülkede, ekonominin canlı ve dinamik olduğu safla-harda pek bir problem (sorun) yoktur. Fakat, deflasyonist aşamalarda, anılan sigorta ve vergi ödemeleri, ülke ekonomisinin yeniden canlanmasına ve istikrara kavuşmasına yardımcıdırlar.
5- Reel Ankes (Pigou) Etkisi:
Her şahıs, elinde, belirli miktarda mal ve hizmete sahip olabilecek bir satmalma gücü bulundurmak ister. Başka bir deyişle, kişilerin elde tutmak istedikleri belirli bir para miktarı vardır ki, onlar, bu paranın nominal (nakdî) kıymetinden ziyade, onun reel değeriyle ilgilidirler. Dolayısıyla, fiyatların seyrine göre, kişilerin ellerinde bulundurduk lan paralar da -değer ve nakdî yönden- değişir ki, buna "Pigou" veyahut "reel ankes etkisi" denir. Bu etkinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, enflasyonist aşamalarda, mal ve hizmet fiyatları artacağından, kişiler ellerinde daha fazla para tutmak isteyecekler; deflasyonist dönemlerde de, ellerinde bulundurdukları reel ankesler azalacaktır. Bu söylenenlerin, istikrar sağlayıcı etkilerinin olacağı kuşkusuzdur.
6- Bütçe Açık ve Fazlaları:
Bütçe, devletin gelir-gider tahminlerini gösteren ve bunların uygulanması hususunda siyasal İktidara yetki veren, yıllık bir kanundur. Bilindiği üzere, ekonomik hayat ile vergi hasılatı arasında doğrudan bir ilişki mevcuttur. Dolayısıyla, ekonominin refah dönemlerinde, vergi sisteminin duyarlı ve esnek olması halinde, vergi hasılatı artar; mali yılın sonunda, bütçenin gelir ve gider kanatları arasında olumlu bir fark meydana gelir ki, bu, "bütçe fazlası"dır. Duraklama ve düşük konjonktür evrelerinde de, "bütçe açığı" sözkonusudur. Hiç kuşku yok ki, içerisinde yaşanan konjonktüre göre kendiliğinden oluşan bu olumlu (fazla) ya da olumsuz (açık) farklar, ekonomiyi istikrara kavuşturmada etkendirler.
7- Para Aldanması (tllusion):
Çoğu tüketiciler, konjonktürel dalgalanmaların gerçek (reci) satınalma güçlerinde vurguladığı kaçınılmaz sonuçları kavramaktan uzaktırlar; veya böyle bir sonucu, en azından, geç farkcderler. Dolayısıyla, fiyat artışlarının para değerinde oluşturduğu kıymet azalışını hemen farkedemeyenler, alışılmış harcama gamlarını bozmadan devam ettirmek isterler. Bunun neticesi olarak, aynı miktardaki tüketim harcamasıyla daha az mal ve hizmet satınalabilirler. Böylelikle , şuurunda olmadan, enfiasyonist hareketleri köstekleyici rol oynamış olurlar. Ekonominin deflasyon içinde bulunduğu dönemlerde ise, para İllüzyonu, kişilerin aynı miktardaki harcama ile -fiyatlar genel seviyesi düşeceğinden- daha fazla mal satınal maları sonucunu doğurur.
8- Mal Stoklarındaki Değişmeler:
Serbest piyasa ekonomisinde üretim, belirsiz tüketiciler için yapıldığından, asgarî düzeyde de olsa, ekonomide devamlı stok mallar bulunur. Bu stoklar, ekonominin canlanma dönemlerinde küçülürlerken, deflasyonist evrelerde artarlar. Sosyo-ekonomik konjonktüre göre stoklarda izlenen bu değişim hareketleri, hafif ekonomik dengesizlikleri kendiliğinden düzenlerler.
9- Gelirlerin Fiyat Artışlarını Takipte Gecikmesi:
Gelir, üretim unsurlarının, belli bir dönemde, ekonomik Üretim vetiresine katılmaktan ötürü, yaraulan katma değerden, her birinin akım cinsinden edindiği paydır. Tabiatiyle, üretimi dokulayan faktör türü kadar gelir unsuru vardır. İşte, bu gelir unsurlarından bazıları, fiyatlarda sergilenen artışları izleme imkanından yoksundurlar (ücretliler, emekliler, çiftçiler, vb.); bazıları da, bunu gecikmeli olarak izlerler. Bunun sonucu olarak, fiyat artışları, özellikle marjinal tüketim eğilimleri yüksek kesimlerce massedilir.
10- Dış Ticaret Etkisi:
Ekonomik konjonktür, dış ticaret dengesi üzerinde oldukça önemli rol oynar. Çünkü fiyat artışları, ihracatı daraltıcı ve ithalatı da genişletici etki yaratırlar. Bu nedenle gerçek ihracat-it-halat (X-M) arasındaki fark, enflasyonist dönemlerde olumsuz; deflasyonist evrelerde de olumludur. Bütün bunların, istikrar sağlayıcı etki yaptıkları izahtan varestedir.
11- Gelir Dağılımı:
Hiç şüphesiz, konjonktürel dalgalanmalar gelir bölüşümünü bozar; sabit gelirliler, bundan menfi şekilde etkilenirler. Marjinal tüketim eğilimleri oldukça yüksek olan sosyal katmanlar aleyhine gelir dağılımının değişmesi, toplam tüketim harcamalarını kısıcı; gelir dağılımının sözkonusu tabakalar lehine değişmesi de, global tüketimi arttırıcı niteliktedir.
12- Tasarruflar:
Tasarruf, kişi gelirlerinin tüketime gitmeyen kısmıdır. Kişiler, gerçek veya tüzel olsunlar, elde ettikleri gelirlerin tamamını harcamayıp, çeşitli motiflerle tasarrufla bulunurlar. Tasarruf miktarı, gelir düzeyinin yüksek ve ekonominin canlılık gösterdiği dönemlerde fazla; durgunluk dönemlerinde de küçüktür. Kuşkusuz bu, enflasyonist ve deflasyonist eğilimler üzerinde kendiliğinden dengeleyicidir. Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan, şu kısa sonuç çıkarılabilir Ülke ekonomilerinin sinesinde mevcut olan bazı müesseseler, konjonktürel hareketlerle bizzat mücadele etmekte ve ekonomiyi doğrudan dengelemeye çalışmaktadırlar. Fakat, unutulmamalıdır ki, bunların kendiliğinden dengeleme rolleri kısmî olup, asıl varlık sebepleri de "istikrar" değildir. Bu nedenle söz-konusu müesseselerin hafif ve küçük boyuttaki dengesizlikleri gidermede kendilerinden beklenilen rolü sergileyebilecekleri; aşın oranlardaki enflasyon ve deflasyonla mücadelede ise, bunların yetersiz kaldıkları ve ancak diğer birtakım (sosyal, para, kredi, iktisat, maliye vb.) politikaların eşliğinde kullanılmaları halinde fonksiyon üstlenebilecekleri gözardı edilmemelidir.
Mehmet E. PALAMUT
İslami Okul Okulların En Önemlisi