Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 2. Sayfa

 

ÖDEV AHLÂKI

 

Kelime Jeremy Bentham tarafından De-ontology or the Science ofMorality (1834) isimli eserinde kullanılmıştır. Bentham "deontology" kelimesini kullanırken "ödev bilimi" veya "Ethİk'i ödev bilimi şeklinde anlamlandırmak istemiş olmalıdır.

Yunanca "deon" (ödev) ile "Logos" (bi­lim) kelimelerinin birleşmesiyle oluşan "deontology" (deontologie) kelime anla­mında "ödev bilimi" şeklin anlaşılsa da, kavramsal anlamda "Ethik" alanının kapsa­mında düşünülmelidir. Ancak "Ethik"in kapsamına giren ödev terimi bu çerçevede farklı düşünüş ve yorumların yazılmasına ortam hazırlamış olmaktadır. Bu anlamda "ödev" terimi Ödev Ahlâkı öğretisinin kap­samının belirlenmesinde, tanımlanmasında anahtar rolü oynamaktadır. Yeni "ödev" in mahiyeti, nitelik ve niceliği tartışması da çı­kış kaynağını beslemektedir.

Ahlâki öznenin eylemi veya davıınışla-n, zihin ya da akil aracılığıyla önceden

mümkün olacak ve dilediğinde yapılacak bîr kısım eylemleri tasarlar. Bu eylemlerin bazıları sözkonusu özne (süje) tasarlar. Bu eylemlerin bazıları sözkonusu özne (sûje) larafından olumsuz, sözgelimi zararlı veya yararsız olarak değerlendirilir. Ne var ki bu türden eylemlerin bütünü apaçık imkan da­hilinde ve zorunlu bulunamayabilir. O tak­dirde eylemi/eylemleri yapmak veya yap­mamak isteğimizin, yani irademizin kapsa­mındadır. Fakat eylem mahiyeti gereği zo­runlu olabilir. Böylece, akıl tarafından da tasarlanmış bir olgunluk idealinin oluştur­duğu dizgeden bir bölüm bulunuyor, dene­bilir, tşte mümkün olan ile zorunlu olan ara­sındaki uyuşmazlık yükümlülüğü, kısacası ödevi meydana getirir. Başka bir söyleyişle ödev idesi zihnimizde varolanı dış dünyaya yansıtmakta, orada gerçekliğe dönüştür­mektedir. Bu anlamda ödev insan için yü­kümlü bulunulan, gerçekleşmesi istenilen tasarlanmış iyilik (hayır) tir ve insanın biz­zat gerçek özüne uygun ahlâkî bir zorunlu­luktur.

Yapılması gereken eylem veya davranış Ödevin konusu, yani muhtemeldir ki, yazıl­ması gerekenin dayandığı buyruğun yasası­dır. Onun için bu yasa bizi zorlamış olmasa da mutlak surette yükümlü kalmaktadır. Bu nitelikteki eylemin vicdanımızda aldığı pratik zorunluluğun niteliğine de onun for­mu diyebiliriz ki, iyiliği yapmak zorunlulu­ğunu temellendirir.

Bununla birlikte Ödevin buyurma gücü, yani eylem veya davranışlarımız üzerinde egemen oluşu nereden gelmektedir? Ger­çekte iyilik (hayır) kavramı mantık bakı­mından ödev kavramını doğurmaz, öte yan­dan iki kavramın vicdanla bağlantısı, akıl yürütmede geçerli olan öncülün sonuca

olan orantısına benzemez. Gerçekte akıl ödevin buyurma gücünü eylemlerimiz üze­rinde onaylasa da, bu etkinlik akıldan kay­naklanmamaktadır. İşte bu noktada ödevi, bizim imkan ve güç sınırımızı aşan, bizden aşkın olan bir iradeye, üstün bir kudrete bağlamak gerekmektedir. İnsanı aşan, onun üstünde varlıkları kabul edilmesi gereken kudretin biri Tann'dır. İkinci üstün güç ise toplam olarak nitelendirilmektedir.

Ödev kavramı ve dolayısıyla Ödev Ahl­âkı Jeremy Bentham'in Yararcı (Utilitarist) felsefesine bağlı olarak toplumsal iyiliğin gerçekleştirilmesi yönünde, Kant'da ise rı­za kavramının gerçekleştirilmesinde ahlâkî kesin buyruk olarak ele alınmış ve açıklan­maya çalışılmıştır. Fakat Bentham Kant gi­bi ödevi bir yükümlülük olarak tanımaz. Bunun bir ahlâk! hesap, daha doğrusu "haz hesabı" (hedonistle calculus) olduğunu ile­ri sürer. Her davranış biçiminin sonucu ola­rak gereken haz ve acı miktarının belirtil­mesine dayanır. Başka bir söyleyişle yapı­lan davranışların toplumdaki öteki fertler bakımından meydana getireceği hazlar ve acıların bir dökümünü çıkarmak ve bunlara önceden belirlenmiş değerleri vererek etki­lenen fert sayısıyla çarpılmasıdır. Burada hazlar ile acılar birbirini götürüp geri kalan değer hangisinin tercih edileceği sonucunu ortaya çıkartacaktır. Sözgelimi yasa koyu­cu açısından iyilik ölçüsü en büyük çoğun­luğun en büyük mutluluğudur. Çoğunluğun mutluluğu ilkesi reyle temellendirilecek-tir? Ona göre bu ilke, kendi dışındaki tüm ahlak değerlendirmelerinin doğrulanması­na yarayan bir temel olduğundan, kendisi kanıtlanamayan bir ilkedir. Bütün kanıtla­maların dayandığı ilk başlangıç noktası as­lında bu ilke olmaktadır. John Stuaart Mili,

Bendham'ın bu görüşlerini geciktirecektir. Ödev Ahlâkının gerçek anlamda ilkele­rini belirleyen Kant olmuştur, demektir. Kant'a göre nza (iyi niyet, iyi isteme) kav­ramı dışında hiç bir şey kayıtsız şartsız iyi olamaz. İyiyi istemek ya da nza'ya uygun davranmak, ahlâk yazarına uygun olarak davranışta bulunmayı istemektir ki, bu ahl­âk yazarına duyulan saygıdan kaynaklanır. Öte yandan ahlâk yasası Kant'a göre "kesin buyruk" (categorigue emperatif) tur. Kesin buyruğun muhtevasının belirlenmesi ise, Kant'ın ahlâk felsefesinin en tartışmalı ko­nusu olmuştur. Fakat ahlâk yasası, kişinin evrensel bir yasa olmasını isteyebileceği bir ölçü niteliği de taşımalıdır. Kantı eleştiren­ler bütün ahlâk ölçülerinin bu biçimsel ilke­ye dayandırılamıyacağını ileri sürerler. 1leri sürülen bu eleştirileri ingiliz felsefecisi W.D. Ross cevaplandırmaya çalışacaktır

. İsmail KILUOĞLU