ÖZGECİLİK (DİĞERKAMLIK) - 14. Sayfa
ÖZGECİLİK (DİĞERKAMLIK)
Sevginin, bencilliğe ve ben tutkusu yerine, başka kişilere yönelmesi durumuna özgecilik adı verilir. Binlerce yıldan beri özgecilik problemi, yani onun bir fazilet olarak mı, yoksa insan doğasının bir parçası olarak mı ele alınacağı filozofların ilgisini çekmiştir. Özellikle Bentham, Hobbes, Locke, Mili, Sidgwick ve Smith de dahil olmak üzere İngiliz filozoflar, insanın iyilikseverliğinin psikolojik gerçekliğinin ne olduğu hakkında çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır. Kavramı ortaya atan Fransız filozofu Auguste Comte ise, onu egoizme karşıt anlamda kullanmıştır. Comte, gelişmiş bir toplumun amacının, insan sevgisini ve pozitif bilimi, özellikle de bu yeni değerler yapısını üretecek olan sosyoloji disiplinini beslemek olduğuna inanmıştır. Yakın zamanlarda ise özgecilik kavramı, çeşitli disiplinlerden davranış bilimciler tarafından daha nesnel olarak incelenmiştir.
Özgeciliğin tanımı tartışmalıdır. Bazıları onu empati (başkalarının duygularını an-
layabilme) ve niyet gibi temel güdülere (motivasyonlara) dayanarak tanımlarken, bazıları da 'başkalarına yararlı olma1 gibi davranışsal etkilere dayalı tanımlan tercih etmişlerdir. Davranışsal tanımlamanın üstün bir yanı, gerçek özgecilik diye bir şeyin varolup olmadığıyla ilgili bitmez ve yararsız tartışmayı bir kenara bırakmasıdır. Özgeciliği davranışsal olarak tanımlamak şüphesiz temel güdünün araştırılmasını engellemez; tersine kavramın hayvanlara da uygulanabilmesi imkanını verir.
özgeciliğin, nereden kaynaklandığı konusunda, Sosyo-biyoloji, Kognitif (bilişsel) gelişme ve, Sosyal öğrenme olmak üzere üç ana gelişim teorisi vardır.
1- Sosyo-biyologlar, özgeciliğin evrim tarihinde ortaya çıkmış, insanın doğuştan getirdiği tabiatının bir parçası olduğu kana-atindedirler. Bu görüşün kamu,
a) hayvanların,
b) davranış genetiğinin incelenmesinden sağlanmaktadır. Hayvan incelemelerine göre Özgeciliğe, sosyal gruplar içinde yaşayan diğer türlerde de rastlanmıştır. Kuşlar, köpekler, yunuslar ve şempanzelerden karıncalar, bal arılan ve eşek anlanna kadar hepsi özgeci davranışlar gösterirler (ebeveyn bakımı, karşılıklı savunma, yardıma koşma, birlikte avlanma ve yiyecek toplama gibi). Sosyo-biyologlara göre özgeci birey, genlerini paylaştığı soyuna yardımcı olur ve bu yolla onlardan üreyecek kuşakların sayısını arttınr. Böylece kendi genlerinin kalıtımla aktanlmasına yardım eder. Bu bakışa göre özgeclik DNA'nın kalıtımla aktarılması şeklindeki bencil biyolojik amaca hizmet eder ve genetik benzerlik çizgilerini izler. Davranış genetiğiyle ilgili olarak yapılan incelemelerde özgecilik, empati, şefkat ve bakım tutumlanna göre bireylerin
özünde genetik bir bileşene sahip olacak tarzda farklı olduğu anketlerle ortaya konmuştur.
2- Piaget'in bilişsel gelişim teorisini izleyen araştırmacılar yaşla birlikte çocuğun,
a) Başkalarının perspektiflerinin ve ihtiyaçlarının rolünü alma
, b) Bük Özgecilikle ilgili ahlaki hükümler verme kapasitesinde artışlar olduğunu tespit etmişlerdir. Yine de birçok bireyin 'gelişimin durması1 nedeniyle daha yüksek rol alma veya ahlaki akıl yürütme düzeylerine hiçbir zaman ulaşamadıkları söylenebilir. Bu yüzden bu teori, özgeci davranışı asıl olarak olgunlaşmayla büyüyen bilişsel gelişim üzerinde temellen-miş olarak görür. Yani rol alma yeteneği ve ahlaki akıl yürütme düzeyindeki bireysel farklılıklar, özgeci davranışın habercileridir ve her üçü de yaşla birlikte artar.
3- Sosyal öğrenme teorisi yaklaşımı, adından da anlaşılacağı üzere, özgeciliğin gelişiminde sosyal şartlandırmanın önemi üzerinde durur. Araştırma özellikle şu dört sürece yönelmiştir
: a) Klasik şartlandırma,
b) Şartlı refleksin pekiştirilmesi ve cezalandırma,
c) Başkalarının gözlenmesi ve,
d) Yükleyici etiketleme dahil sözel sosyalleşme, öğrenme teorisyenleri bu prosedürleri, eğitim sistemi, aile, akran grubu ve kitle iletişim araç lany la oluşan sosyalleşmenin biçimini anlamaya uygularlar.
Özgeciliğe farklı bir yönelim, bir özgecilik 'eğilim'i, yani bazılarının başka insanlardan sürekli olarak daha fazla özgeci olup olmadıklarını araştıran kişilik teorisyenle-rinden gelir. Onlar bu soruya 'evet' cevabını verirler. Özgeciler, Özgeci olmayanlara göre daha cana yakın, inatçı ve kontrollü görünürler ve muhtemelen daha güçlü kişisel etkinlik duygusuna sahiptirler.
Özgecilik üzerine birçok sosyal değişkenin etkisi de incelenmiştir. Bu etkenlerden birisi, acil durumda bir grubun büyüklüğünün yardım etmeye olan etkisidir. Eğer seyirciler acil durumda başkalarıyla birlikte değil de, tek başlarına iseler, yardım etme istekleri muhtemelen daha fazla olmakta, başkalarının varlığında ise insanların sorumluluk duygusunun dağılması yüzünden yardım etme isteği azalmaktadır.
özgecilikle ilgili bir başka değişken, mizaçtır. Kötü mizaç özgeciliği azaltırken, iyi mizaç onu arttırmaktadır. Özgecilikle nüfus yoğunluğu arasında olumsuz ilişki, muhtemelen hem grup büyüklüğüyle, hem de mizaçla bağlantılıdır. Özgecilik küçük yerleşim birimlerinde varoşlardan, varoşlarda büyük şehirlerden daha sık görülür. Özgecilik nihayet dostluk ve benzerlikle ilişki-lendirilmiştir. Çocuklarda Özgecilik ve dostluk birbirine yakındır. Erişkinler üzerinde yapılan araştırmalar ise on lann kendi ırklarından ve memleketlerinden olanlara, olmayanlara göre yardım etme olasılıklarının daha fazla olduğunu göstermektedir. Yine insanlar kendilerine benzer olarak algıladıkları kimselere daha empatik bakabilirler ve daha çok yardım ederler.
Özgeciliğe, genellikle şartlarla sınırlı olmayan bir gerçek olarak bakılmıştır, ama yine de araştırmalar bunun her zaman böyle olmadığını göstermektedir. Şefkatin amaçlanmamış olumsuz sonuçları olabilir. Bazı durumlarda aşağılanmış bir benlik kavramına, çaresizlik duygusuna ve gücenikliğe yol açabilir. Bazıları da sosyal refah sisteminde olduğu gibi kurumlaşmış özgeciliğin, bireyin sorumluluk veya harekete geçme duygularını körelttiğini ileri sürerler.
(SBA) Bk. Empati
İslami Okul Okulların En Önemlisi