Para Talebi - İslami Bilgiler - 5. Sayfa
PARA TALEBİ
Para talebi denildiğinde, kişilerin niçin elde para tuttuklan anlaşılmalıdır. Gelişmiş bir mali sektöre sahip ekonomilerde paranın bizzat kendisinin öz değeri yoktur. Paranın değeri tamamen onun değişim değerinden kaynaklanır. Daha açık bir deyişle paranın yapıldığı madde, ya da kağıtla değeri arasında bir ilişki sözkonusu değildir. Mademki para yalnızca mal ve hizmet siparişi için istenmektedir. Acaba halk niçin parayı mal ve hizmetle değiştirmek yerine elinde tutmaktadır. Kişilerin ellerinde tuttuktan paranın değerinin yapıldığı madde nin, öz değerinden bağımsız olması ve hatta banka parası (kaydi para) söz konusu olduğunda fiziksel olarak da görülmemesi, para talebinin incelenmesini ilginç kılmaktadır. Öte yandan diğer mal ve hizmetlerin talep-lerindeki değişmelerin ekonomi üzerindeki etkileri sınırlı olmasına karşılık, para talebindeki değişmeler tüm ekonomiyi baştan başa etkilemektedir, tşte bu durum para talebinin geniş olarak incelenmesini zorunlu hale getirmektedir. Konu oldukça farklı görüşlerin ortaya atılmasına neden olmaktadır. Şimdi bu çeşitli görüşlere göre para talebini inceleyelim:
/. Klasik Yaklaşım
A. Muamelat Para Talebi Yaklaşımı:
Klasik görüşteki iktisatçılara göre para, alışverişleri kolaylaştırmak için basit bir değişim aracı olarak talep edilmektedir. Klasik görüşe göre paranın elde tutulmasının kendine has bir faydası yoktur. Kişilerin ellerinde para tutmalarının nedeni, parasal gelirleriyle harcamalarının aynı zamana rastlamamasıdır. Böylece para, gelirlerin elde edilmesiyle, harcamalar arasında geçen zaman için bir köprü görevi yapmaktadır. Bu durumda tüm para muamelat amacıyla tutulmaktadır. Şüphesiz buna gelecekteki muamelelerin finansmanı için tutulan paralar da dahildir. Klasik sistemde halkın elinde tutmak istediği para miktarını belirleyen diğer faktörler gözönüne alınmamaktadır.
Toplum ve kişilerin ellerinde tuttukları para miktarının tamamı büyük ölçüde ekonomideki kurumsal düzenlemelere bağlıdır.
Konuyu önce kişisel düzeyde düşünelim. Mesela bir kimsenin eline aylık olarak (30 gün için) 300 bin lira geçiyor olsun ve her gün gelirinin 1/30'unu harcasın. 30 gün sonra kişinin elindeki para miktarı (para an-kesleri) sıfır olacaktır. Daha sonraki aylarda da kişi benzer şekilde davranacaktır. Böylece her ayın başında kişilerin elinde 300 bin lira, her ayın sonunda da sıfır lira olacaktır. Bu durumda kişilerin elinde aylık ortalama olarak 150 bin lira para duracaktır. O halde kişinin yanında tutmak istediği para miktarını etkileyen en önemli etkenlerden birisi kişinin gelirinin miktarıdır.
Şimdi de kişinin gelirini aylık değil, haftalık olarak aldığını ve eline haftada 70 bin lira geçtiğini farzedelim. Aynı şekilde hafta sonunda elindeki para miktarı sıfır olsun. Bu durumda kişinin elindeki para miktarı ortalama olarak 35 bin lira olacaktır. Dolayısıyla kişinin yanında tutmak istediği para miktarını etkileyen bir ikinci faktör, kişinin eline geçen gelirin sıklığıdır. Bir başka deyişle kişinin eline geçen gelirin yıllık, aylık, haftalık, ya da günlük olarak ödenmesi, kişinin para talebini etkiler.
Kişinin yanında tutmak istediği para miktarını etkileyen bir üçüncü faktör harcama biçimidir.
Konuyu şimdi de toplum düzeyinde ele alalım. Bu durumda muamelat ankeslerinin boyutunu bazı diğer faktörlerin etkilediğini görebiliriz. Çeşitli ekonomik birimlerce yapılan ödemelerin zamanlaması, bunların üst üste gelip gelmemesi, endüstrinin yoğunlaşma durumu, kredi kullanımının yaygınlığı v.b.
Bir ekonomide para sadece muameleleri finanse etmek amacıyla tutuluyorsa, bu amaçla tutulan miktar, finanse edilecek muamelelerin seviyesine ve bu muameleleri çevreleyen bazı kurumsal düzenlemelere bağlıdır.
Eğer kurumsal düzenlemelerin veri olduğu farzedilirse, o takdirde arzulanan muamelat ankes miktarı, muamelelerin nominal (parasal) değerine bağlıdır. Öte yandan eğer belli bir muamelat düzeyinin olduğu farzedilirse, talep edilen muamelat ankes miktarı kurumsal düzenlemelere bağlı olacaktır. Bu durumda, eğer bu düzenlemeler değişirse, herhangi bir muamelat düzeyini finanse etmek için gerekli para miktarı da değişecektir. Para stokunun muamelat düzeyine oranına, paranın muamelat dolaşım
hızı denilmektedir. Klasik iktisatçılar toplumun arzuladığı muamelat ankestlerini etkileyen krumsal faktörlerin kısa dönemde aşağı yukan sabit olduğunu, uzun dönemde de çok az değiştiğini farzetmektedir. Bu nedenle de paranın muamelat dolaşım hızının fiilen sabit olduğunu farzetmektedirler. Şimdi muamelat için tutulan ankesleri ifade eden para stokunun M olduğunu kabul edelim. Çünkü para yalnızca muamelat amacıyla elde tutulduğundan, M aynı zamanda toplam para stokunu da ifade eder. Bir dönem boyunca yapılan muamelelerin değeri T, bu muamelelerin ortalama fiyat seviyesi de P olsun. Buna göre V, para stokunun muamelat hızı olacaktır. O halde V=PT/M dir. Buradan MV=PT şeklinde yazılabilir. Bu denklen Irvıng Fisher'in ünlü mübadele denklemidir. (Daha ayrıntılı bilgi için bk. Miktar Teorisi)
Klasik iktisatçılar para talebine, elde niçin para tutulduğuna ilişkin saiklerden daha çok, paranın dolaşım hızı bakış açısından yaklaşmaktadır.
B. Nakit Ankes Yaklaşımı:
Para talebi için muamelat ankes yaklaşımında kişilerin ellerinde niçin para tutmak istedikleri göz önüne alınmamakta, buna karşılık basitçe toplumun elde tutacağı para miktarım (muamelelerin finansmanı için) hangi faktörlerin belirlediğini ortaya koymaktadır. Cambridge nakit ankes yaklaşımı (Marshall ve C. Pigou gibi iktisatçılarca geliştirilmiştir) kişilerin yanlarında tutmak istedikleri para miktarını hangi faktörlerin belirlediğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşıma göre kişiler, parayı kendilerine sağladığı hizmetler nedeniyle talep ederler. Para
kişilere, kendilerinin anında gerçekleştirebilecekleri bir satınalma gücü sağlar. Ayn-ca, kişilerin paraya sahip olmaları, fırsat çıktığında kendilerine en uygun şartlarda satın alma imkanı sağlar. Bu anlamda para bir güvenlik hizmeti sağlamaktadır.
Paranın satın alabileceği mal ve aktifler de hizmet sağlar. Ancak mal ve aktiflerin sağladığı bu hizmetlerle paranın sağladığı hizmet birbirlerinden farklıdır. Kişi açısından sorun, mal ve aktiflerin sağladığı hizmetlerle, paranın sağladığı hizmetleri dengede tutmaktır. Ancak elde para tutulmaması halinde kişi bundan bir gelir sağlayamaz. Bu nedenle herkes (otomatik bir şekilde ve içgüdüsel olarak) elindeki parayı, paranın kendilerine sağladığı emniyetle, satın aldığı malların (ayakkabı, elbise gibi doğrudan yarar sağlayan, ya da fabrika, hisse senedi gibi kendisine parasal gelir sağlayan) gelinlerini dengelemeğe çalışır. Böylece kişi bir yandan elinde para tutmakla paranın kendisine sağladığı güvenlik hissiyle, öte yandan elde para tutmakla kaçırabileceği fırsatları bir arada düşünmek zorundadır.
Her kişinin elde para tutmasının avantajlarının ve dezavantajlarının dengelenmesi, herbir kişinin gelirinin ne kadarını para olarak cebinde tutacağını belirlemektedir. Halkın gelirinin bir kısmını yanında para olarak tutmaya değer gördüğü bir oran vardır. Bu oran 1/5, 1/10, 1/20 gibi bir rakam olabilir.
Tüm toplum ele alındığında, gelirin belli bir oranı olarak yanında tutmak istediği parayı ulaşım sistemi, üretim yöntemi, genel iş durumu gibi bir dizi faktör etkiler.
A. Marshall, nakit ankes yaklaşımını bir
denklem çerçevesinde açıklamaya çalışmamıştır. Ancak izleyicileri bunu, faydalı olacağını düşünerek para talebi fonksiyonunu
Md= k PY
şeklinde ifade etmişlerdir. Bu denklemde PY, kişinin parasal gelirini, (k) da kişinin nominal gelirine göre yanında tutmayı arzuladığı nominal para ankes oranını göstermektedir. (k= 1/V ya da V= l/k ilişkisi miktar teorisi çerçevesinde incelendiğinden burada ayrıntılara girilmemiştir).
//. Keynesyen Para Talebi
Keynes, elde para tutmayla ilgili olarak muamelat, ihtiyat ve spekülasyon saikleri olmak üzere üç saik üzerinde durmaktadır.
Bunlardan muamelat ve ihtiyat saikle-riyle kişilerin para talep etmeleri, paranın alışverişleri kolaylaştırıcı özelliğinin bir sonucudur. Buna karşılık spekülasyon saiki paranın bir aktif olarak kullanımından ve kıymet saklama özelliğinden türetilmekte-dir.
A. Muamelat ve ihtiyat Saikleri:
Keynes'in muamelat ve ihtiyat saikleriy-le para talebi Cambridge okulu tarafından geliştirilmiş analize yeni bir ilavede bulunmamaktadır. Muamelat para talebi rutin ve öngörülen normal cari muameleleri yapmak için gerekli para talebidir.
Bu muameleler özel kişiler ve firmalar tarafından yapılır. Bu nedenle Keynes muameleleri, gelir saiki ve iş saiki olmak üzere iki kısımda düşünmektedir. Gelir saiki özel kişilere uygulanan muamelat saikidir. Mua-
melat saikiyle para talebi kişilerin gelirleriyle ödemeleri arasındaki oransızlıktan doğmaktadır. Keynes'e göre bu saikın gücü gelirlerin boyutuna ve gelirlerin elde edili-Şİyle ödemeler arasındaki zaman aralığına bağlıdır. îş alemi muamelat saikiyle parayı, karşı karşıya oldukları maliyetlerle satışlarından elde edilen hasılatlar arasındaki zaman aralığı için bir köprü olarak tutmaktadır. Bu saikın gücü cari üretimin değerine (cari gelire) ve üretilen malların el değiştirme sayısına bağlıdır.
Keynes'in ihtiyat saikiyle para talebi Cambridge "güvenlik" saikının yeniden vurgulanmasından başkaca bir şey değildir. Keynes'e göre ihtiyat saiki ona, harcamalar ve beklenmedik avantajlı satın alım fırsatları için bir avantaj sağlamaktadır, ihtiyat saikiyle para talebi aynı zamanda gelir düzeyine de bağlıdır. Burada şu hususa <la işaret edelim. Muamelat ve ihtiyat saikiyle para talebi üzerinde faiz oranlarının etkisi zayıftır.
B. Spekülasyon Saiki:
Keynes'e göre halk yalnızca muamelat amacıyla para tutmaz, aynı zamanda kıymet, ya da servet biriktirmek amacıyla da para talep eder. Bununla birlikte, acaba pozitif bir faiz oranında servetini halk niçin faiz getirişi alan bir şekilde tutmak yerine faiz getirişi almayan para şeklinde tutmaktadır? Halkın belli bir faiz oranında servetini para şeklinde tutmasının, ya da likiditeyi tercih etmemesinin nedeni, gelecekteki faiz oranlarıyla ilgili belirsizliktir. Gelecekte faiz oranının ne olacağı belirsizse, bu durumda kişiler, gelecekte faiz oranının ne olacağını piyasaya göre daha iyi bilmeleri, kendilerine spekülatif kazanç sağlayacaktır.
Burada belirsizlikten kastedilen, faiz oranlarının gelecekte ne olacağı hakkında kişilerin düşünceleri arasındaki farklılıktır. Yoksa bir kısım halkın gelecekte faiz oranlarının ne olacağı konusundaki belirsizliği demek değildir. Kişiden kişiye gelecekte faiz oranının ne olacağı değişmektedir. Kişilerin gelecekle faiz oranında ne olacağıyla ilgili düşünceleri arasında fark yoksa, kişiler piyasaya göre gelecekte faiz oranının ne olacağını daha iyi bilseler bile karlı duruma geçemeyecektir.
Keynes, spekülasyon saikı analizinde kıymet biriktirme fonksiyonu açısından paranın tek alternatifinin sadece tahvil olduğunu düşünmektedir. Bir aktif olarak tahvil, sahibine yıllık olarak sabit bir parasal geliri sağlar. Mesela % 10 faizle çıkarılan sonsuz vadeli 1000 liralık bir tahvil, yıllık 100. TL. lık bir geliri sağlar. Tahvilin fiyatıyla faiz oranı birbirleriyle tersine olarak ilişkilidir. Bir örnek vermek gerekirse, piyasaya %20 faizli yeni 1000.-TL. lık tahvillerin çıkarıldığını farzedeüm. Böylece yeni tahviller sahiplerine yıllık 200.-TL getiri sağlayacaktır. Bu durumda hiç kimse %1O getirili 1000.-TL. lık tahvillerin alım satımlarında 500.-TL. dan daha fazla vermeyeceklerdir. Bir kişi elinde tahvil tutarken eğer faiz oranı değişirse tahvilin piyasa değeri değişir. Böylece elde tahvil tutulması, sahibini sermaye kaybı ya da kazancıyla karşı karşıya bırakır.
O halde elinde tahvil bulunduran bir kimse faiz geliri ve sermaye kazancı, ya da kaybı şeklinde iki tür gelir kaynağıyla karşı karşıyadır. Eğer elinde tahvil tutan bir kimse faiz oranının yükseleceğini bekliyorsa,
elindeki tahvillerin değerinin düşeceğini, yani sermaye kaybına uğrayacağını düşünerek, bundan kaçınmak için önceden harekete geçer. Bazı durumlarda faiz oranlarındaki yükselme sonucu ellerinde tahvil bulunduranların sermaye kaybı, faiz gelirinden daha büyük olabilir. Bazı durumlarda sermaye kaybıyla faiz geliri birbirine eşit, bazı durumlarda da faiz geliri sermaye kaybından fazla olabilir.
Kişilerin servetlerini tahvil şeklinde mi, yoksa para olarak mı, tutacağını faiz oranıyla ilgili bekleyişleri belirler. Eğer bir kimse faiz oranının değişeceğini beklemiyorsa, sermaye kazancı ya da kaybına uğramayacağı için, elde tahvil tutmakla elde edeceği faiz geliri onu tahvil tutmaya teşvik edecektir. Eğer kişi faiz oranının düşeceğini bekliyorsa, sermaye kazancı sağlamak için tahvil satın alacaktır. Buna karşılık eğer faiz oranının yükseleceğini bekliyorsa, sermaye kaybına uğramamak için elindeki tahvilleri satacak ve para tutmayı tercih edecektir.
Şimdi konuyu biraz daha açalım. Kişilerin tahvili mi, yoksa parayı mı, tercih edecekleri, cari (piyasa) faiz oranıyla kişilerin kendilerine göre düşündükleri ve kişiden kişiye değişen normal faiz oranlarına bağlıdır. Eğer bir kimse normal faiz oranının cari faiz oranının üzerinde olacağına inanıyorsa, cari faiz oranının yükseleceğini düşünerek ellerindeki tahvilleri satacaktır. Tersine eğer bir kimse, kafasındaki normal faiz oranı cari (piyasa) faiz oranının altındaysa, cari faiz oranının düşeceğini düşünerek tahvil satın almak isteyecektir.
Bu analizde para ile tahvil arasındaki seçim, ya hep ya hiç (arzında olmaktadır.
öte yandan tek tek her kişinin kafasında kendine göre bir normal faiz oranı vardır. Burada bir diğer göz önüne alınması gereken şey kritik faiz oranıdır. Kritik faiz oranı spekülatörlerin gözönünde tutacakları özel bir faiz oranıdır. Elde tahvil tutulmasıyla uğranılacak muhtemel bir sermaye kaybıyla elde edilecek faiz gelirini denkleştiren cari faiz oranına kritik faiz oranı denilmektedir. Buna göre herhangi bir cari faiz oranında, kişilerin kritik faiz oranı, cari faiz oranının altındaysa, kişiler spekülatif an-kesleriyle tahvil satın alacaklardır. Tersine eğer kişilerin kritik faiz oranlan cari faiz oranının üzerindeyse, ellerinde para tutmayı tercih edeceklerdir. Kuşkusuz kritik faiz oranı kişiden kişiye değişecektir. Ancak cari faiz oranı ne kadar yüksekse, kritik faiz oranının cari faiz oranının altında olduğunu düşünenlerin sayısı o kadar fazla ve spekülatif ankeslere gidecek para miktarı o kadar daha az olacaktır.
Kuşkusuz herkes için kritik faiz oranı farklı farklıdır. Ancak bir maksimum ve bir minimum kritik faiz oranı da vardır. Cari (piyasa) faiz oranlarının maksimum kritik faiz oranının üstünde olması durumunda herkes spekülatif ankeslerini tahvile yatırır ve hiç kimse elinde para tutmaz.
Benzer şekilde, bir minimum kritik faiz oranı söz konusudur. Cari faiz oranının minimum kritik faiz oranının altında olması durumunda da herkes spekülatif ankeslerini para olarak elinde tutmak İster. Kişilerin likidite tercih eğrileri, şekil (1) deki eğrinin BC arasındaki biçimi, kişilerin kritik faiz oranlan ve spekülatif ankeslerin kişiler ara sındaki dağılımı çizilerek elde edilmiştir.
Şekil (1)
max rc
. mın rr
M
Q2 M
Şimdi konuyu biraz daha açalım. Bilindiği gibi faiz oranındaki bir artış, tahvillerin sermaye değerini azalttığından, spekülatif ankeslerin boyutunu azaltır. O halde kişinin toplam spekülatif ankesi şekil (2)deki EGF eğrisiyle ifade olunabilir. Kişinin spekülatif para talebi ABGF olacaktır. Faiz oranı r ise, kişi tüm spekülatif ankeslerini tahvil olarak tutacaktır. Çünkü cari faiz oranı, kritik faiz oranının üstündedir. Eğer cari faiz oranı r2'ye düşerse kişi elindeki tahvilleri satarak nakde dönüştürecektir. Böylece kişi OQ1 kadar para talep edecektir. Eğer cari faiz oranı r3'e düşerse kişi elindeki tahvilleri çıkararak OQ2 kadar parayı yanında tutacaktır. Spekülatif para talebi eğrisi, kişilerin tüm spekülatif ankesleri ellerinde nakit olarak tuttukları faiz oranında tam inelastik (yatay eksene paralel) olacaktır. Bu duruma likidite tuzağı denilmektedir. Keynesin para talebiyle ilgili olarak geliştirdiği en önemli yenilik "likidite tuzağı" kavramıdır. Yukarıda da açıklandığı üzere, cari faiz oranı ne kadar düşükse, kişiler tüm spekülatif ankeslerini nakit olarak tutacaktır.
Özetlersek, Keynes muamelat, ihtiyat ve spekülasyon olmak üzere üç saikle paranın talep edileceğini söylemektedir. Muamelat ve ihtiyat saikiyle para talebini Mİ, spekülasyon saikiyle para talebini de M2 ile gösterelim. Ya da Mİ yerine, Ll, M2 yerine de L2 harflerini kullanırsak para talebini,
M= Ml+M2= Ll (Y) +L2 (r) şeklinde yazabiliriz. Formülden de görüldüğü üzere Ll gelir düzeyine L2 de faiz oranına ve bekleyişlere bağlıdır.
///. Para Talebiyle İlgili Postkeynesyen Gelişmeler
A. Muamelat Talebinin Faize Duyarlılığı-
Keynes'in analizinde muamelat para talebini etkileyen en önemli faktörler gelir düzeyi ve bazı kurumsal, ya da mekanik faktörlerdi. Keynes faiz oranının muamelat para talebinin üzerindeki etkisinin çok az önemli olduğunu söylemektedir. W.S. Bau-mel ve J. Tobin gibi bazı iktisatçılar teorik olarak muamelat para talebinin faize karşı oldukça duyarlı olduğunu vurgulamaktadır.
Muamelat ankeslerine bir çeşit envanter olarak bakılabilir. Ellerinde para tutanlar bunu yeri geldiğinde muamelelerini finanse
etmek için tutarlar (yapılan işlemler genellikle öngöriilebilen ve rutin işlemler olarak düşünülmelidir.) Ancak elde muamelat an-keşlerinin tutulmasının da bir maliyetinin olduğunu gözardı etmemek gerekir. Bu maliyet elde tutulan muamelat ankeslcrinin gelir getirici yatırımlara yatırılması halinde elde edilebilecek muhtemel gelirden vazgeçilmiş olmasıdır. İşte bu paralan aylak olarak elde tutmak yerine, gelir getirici aktiflere yatırıp gerektiğinde bunları paraya dönüştürerek kişinin bir getirİ elde etmesi mümkündür.
Ancak muamelat amaçlı para talebi, kişinin elde ettiği gelirin aylık ya da haftalık olmasına göre biçimlendiği için çok kısa dönemde muamelat amaçlı ankeslerin gelir getirici tahvillere dönüşmesi ve daha sonra gerektiğinde bunların yeniden paraya dönüştürülmesi sırasında karşılaşılacak maliyetler, elde tahvil yerine para tutulması durumunda kaybedilecek gelirler ve elde para tutmak yerine tahvil tutmakla elde edilecek gelirler birlikte dünüşülmek zorundadır.
Şüphesiz kişiler zaman içinde maliyetlerini en düşük seviyeye indirecek biçimde portföyünü ayarlamağa çalışacaktır. Bunu şöyle çözümlemeye çalışacaktır: Kişinin elde ettiği gelirin miktarı T olsun. T, aynı zamanda kişinin yaptığı iktisadi muamelelerin değerine eşittir, r, dönem boyunca sabit farzedilen faiz oranını göstersin. Tahvillerin paraya dönüştürülmesi sırasında ödenecek bankerlik komisyonu da b olsun. Nihayet k da böyle bir dönüştürme işlemi olduğunda, her seferinde nakte çevrilen tahvillerin gerçek değerini belirlesin.
Bu durumda kişinin maliyeti iki kısımdan oluşmaktadır. Birincisi kişi elindeki tahvili sattığında bir simsarlık komisyonu
ödemek zorunda kalmaktadır. Kişi, elindeki tahvillerini, K kadar kısımlara ayırarak satarak nakte çevirdiğinde ödeyeceği simsarlık komisyonu b (T/K) olacaktır. Eğer kişiler tahvil satın almak yerine gelirlerini ellerinde para olarak tutuyorlarsa, bu durumda faiz gelirinden yoksun kalacaklardır. Kişilerin yoksun kalacakları bu faiz gelirini de bir maliyet olarak düşünmek gerekir. Kişilerin ellerindeki parayı sabit bir hızda harcadıklarım varsayarsak, dönem içinde ellerine geçen paranın yansını (K/2) ortalama olarak ellerinde tutacaklardır. Bu tutar tahvillerin satışından elde edilen paranın yansına eşittir. Bu miktann faiz oranıyla çarpılması, elde para tutmanın fırsat maliyetini verir.
Buna göre kişinin eline geçen para sonucu karşı karşıya olduğu toplam maliyet (Ç)
C= 6: T/K qr: K/2dir.
Şimdi söz konusu olan bu maliyetin en düşük olmasını sağlayan K değerinin ne olduğunun bulunmasıdır. Bunun için de yukarıdaki eşitliğin Kyagöre türevinin alınıp sıfıra eşitlenmesi ve K için çözümlenmesi gerekir.
AC/AK= -6T/K2+r/2=0
Buradan,
K= 26 T/v bulunur.
Yukanda, her dönem için elde tutulan paranın ortalama değerinin (K/2) olduğunu açıklamıştık. Bu durumda reel para talebi denklemi
Md/P=r K/2= 1/2V 26T/v olacaktır.
Buna göre reel olarak ölçülen işlem sai-kjyle para talebi ekonomik işlemlerin hacminin kare köküyle doğru, faiz oranlarının kare köküyle ters orantılı olarak değişmektedir.
Şimdiye kadar paranın işlem saikıyle elde tutulmasının yararıyla, ya da bu tür bir yararın faiz gelirine tercih edilmesiyle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Açıkça ortaya konan durum paranın ekonomide değişim aracı olması ve ekonomide faiz getiren varlıklann nakde çevrilmesinin bir maliyetinin olması, yani simsarlık giderinin mevcudiyetidir. Örneğin yukarıdaki denklemde (b) yerine sıfır koyarsak, ifade sıfıra eşit olacaktır. Bunun anlamı ise şudur. Eğer kişiler ellerinde bulunan tahvilleri satarken bir maliyetle karşılanmazsa, paranın tek mübadele vasıtası olduğu ekonomilerde bile para talebi olmayacaktır. Simsarlık gideri sözkonusu olmayınca mal alımları, tahvil satımlanyla tam tamına aynı ana rastlatılacak ve böylece tahvilleri satan ve mal satın alan kişilerin ellerinde bulunduğu süre hariç hiç para tutulmayacaktır.
B. Para Talebinin Likidite Tercih Analizinde Gelişmeler:
Daha önce Keynes'in, spekülatif para talebiyle ilgili analizini belirsizliğe dayandırdığını gördük. Ancak Keynes'in vurguladığı belirsizlik, faiz oranının gelecekteki gidişiyle ilgili olarak düşüncelerin farklı farklı olmasıdır. Yoksa gelecekle ilgili olarak kişinin düşüncesindeki belirsizlik değildir. Kişi gelecekte faiz oranının ne olacağı konusunda tam bir kanıya sahiptir. Buna göre kişi açısından rasyonel karar, elde ya tahvil, ya da nakit tutulmasıdır. Bir diğer deyişle kişi gelecekte faiz oranının ne olacağı hakkında kesin bir karar içindedir ve bunun sonucu olarak ya parasını tamamen tahvile yatırmakta, ya da ellerindeki tüm tahvilleri nakte dönüştürmektedir.
Oysa bu durum gerçek dünyadaki durumla uyumlu değildir. Gerçek dünyada kişiler ellerinde hem tahvil, hem de para tutarlar. Bir diğer deyişle kişi portföyünü çeşitlendirir. 8u konuda James Tobin halkın para tutmak arzusunu elindeki tahvillerin içerdiği riske karşı bir davranış olarak göstermeğe çalışmaktadır. Tobin'in analizi de belirsizliğe dayanmaktadır. Ancak Tobin'in analizindeki belirsizlik Keynes'ten farklı olarak kişilerin düşüncelerinde mevcuttur. Halk faiz oranının ne olacağı hakkında emin değildir.
Gelecekte faiz oranlarının belirsizliği, tahvillerin gelecekteki sermaye değerindeki belirsizlik demektir. Bu nedenle ellerinde tahvil bulunan halk, gelecekte sermaye kazancı mı elde edeceği, yoksa sermaye kaybına mı uğrayacağı konusunda emin değildir. Bu nedenle elde tahvil tutmak bir risk içerir. Birçok kişi için parasal gelir sağlanması arzu edilen, buna mukabil risk arzulanmayan bir durumdur.
Şimdi bu durumun spekülasyon saikiyle para talebine nasıl uygulandığını görelim. Her dönem gelirinin bir kısmını tasarruf edebilen bir kişiyi ele alalım. Bu kişi tasarrufunu ne şekilde tutacaktır. Farzedelim ki elindeki imkanlar tasarrufunu para ya da tahvil şeklinde tutabileceğini göstermektedir. Eğer fiyat düzeyi sabitse, parasını elinde tutmayı tercih eden kişi açısından paranın gelir getirmesiyle, kişiye risk yüklemesi arasında parasal sorun yoktur. Mamafih, tahviller faiz geliri sağladıklarından ve fiyatları dalgalandığından getirdikleri geliri belirli değildir. Bu gelir iki kısımdan oluşur. Kesin olarak belli olan kısım elinde tahvil tutan kişiye ödenen faizdir. Tahmin edilmesi gereken kısım tahvili elinde bulunduran kişinin karşılaşacağı muhtemel bir sermaye kaybı, ya da kazancıdır. Bu durumda kişi elinde tahvil tutmakla karşı karşıya olmayı beklediği sermaye kayıp, ya da kazancını sıfır yapacak şekilde davranacaktır. Böylece, kişilerin elde tahvil tutmakla bekledikleri getiri tam tamına piyasa faiz oranına eşit olacaktır. Mamafih, elde tahvil tutulmasına bağlı getiri ile ilgili bir risk mevcuttur. Bu risk, olasılık dağılımında yaygın olarak kullanılan standart sapmayla ölçülür. Kişiler bu olasılık dağılımına göre gelecekteki tahvil fırsatlarıyla ilgili bekleyişlerini tanımlar.
Kişinin belli bir dönem sonunda karşı karşıya olduğu sorun, miktarını daha önceden sapladığını farzettiğimiz tasarruflarını. elde etmeyi beklediği faydayı maksimize etmek için, para ve tahvil arasında nasıl tahsis edeceğidir. Kişinin elinde daha fazla tahvil tutması, tasarruflarından elde etmeyi beklediği faiz gelirini artıracaktır. Bu durum bir dönem sonra sahip olmayı beklediği serveti arttıracağından kişinin faydasının artmasına neden olacaktır. Mamafih bu durum, aynı zamanda, gelecek dönemde kişinin servetinin ulaşacağı muhtemel değerin dağılımını da arttırmaktadır.
Kişinin portföyünde faiz oranındaki değişmelere bağlı olarak fiyatları dalgalanan tahvillerin miktarı arttıkça portföyün değerindeki muhtemel dalgalanmalar daha büyük olacaktır. Risk kişinin faydasını azalttığı için, kişinin portföyüne ilave tahvillerin katılması, onun ilave beklenen servet karşılığında gelecek dönemde ek risk yüklenmesini içermektedir.
Bu durumda kişinin sorunu, elde tahvil tutma riski ve faiz oranı veri iken, portföyünden sağlayacağı faydayı maksimuma
çıkarmaktır. Faiz getirişi elde tahvil tutulmasını cazip hale getirmekte risk ise bu cazibeyi azaltmakladır. Bir yandan faiz oranlan yükselirken öte yandan da riskte bir azalış olursa, elde tahvil tutmak daha da cazip hale gelmektedir. Ya da tersi. Bu durumda faiz ve risk eşdeğer bir şekilde etki yapmaktadır.
Burada bir hatırlatma yapalım. Göz önünde tuttuğumuz teori kişinin spekülasyon saikiyle para talebidir.
Burada önemli bir nokta da bizzat kişilerle ilgili durumdur. Spekülasyon saikiyle para talep edenlerin riski seven, kumarbaz ruhlu, riskten kaçınan, garantiyi seven kişiler olması da davranışlarını büyük ölçüde etkilemektedir.
IV. Friedman'ın Para Talebi Teorisi
Friedman para talebini incelerken, elde para tutulmasıyla ilgili saikleri gözönünde tutmamaktadır. Kişilerin ellerinde para tutmalarını bir veri kabul ederek çeşitli durumlarda ellerinde ne kadar para tutmak isteyeceklerini belirleyen faktörleri incelemektedir. Friedman para talebini modern miktar teorisyenlerine göre para talebi, sermaye ya da servet teorisinin bir parçası olarak incelemektedir. Friedman para talep edenleri, servet sahipleri ve işletmeler olmak üzere iki grupta ele almaktadır.
A. Nihai Servet Sahiplerinin Para Talebi:
Friedman'a göre para, diğer herhangi bir aktif gibi, elinde bulunduran kişiye çeşitli hizmetler sağlar. Bu hizmetler paranın hemen kullanılmaya hazır satın alma gücü kaynağı olmasından doğmaktadır. Bu durumda elde ne kadar fazla para tutulursa paranın sağladığı hizmetlerin değeri diğer aktiflerin sağlayacağı hizmetlerin değerine göre daha az olacaktır. Aslında bu durum tüketim mallan için geçerli olan azalan marjinal ikame oranı genel prensibinin bir özel uygulamasından başka birşey değildir. Talep teorisinin özel herhangi bir uygulamasında olduğu gibi yapılacak şey bütçe kı-sıtlamalannın yakından incelenmesi ve paranın alternatif maliyetini ölçecek uygun değişkenlerin seçilmesidir. Elde ne kadar aktif tutulacağıyla ilgili olarak servet uygun bir kıstastır. Böylece elde para tutmak yerine diğer aktiflerin tutulması sonucu elde edilecek faiz geliri paranın fırsat maliyetidir. Aslında böyle bir analizi Marshall ve Pigou da yapmıştır. Onların analizlerindeki eksiklik para talebiyle ilgili olarak kullanılabilecek uygun servet tanımı ve gözönüne alınacak uygun alternatif getiri oranlarının ayrıntılı listesidir. İşte Friedman'ın katkısı burada yatmaktadır.
Modern miktar teorisyenlerine göre, toplam servete tüm gelir kaynaklan ya da tüketilebilir hizmetler dahildir. Birçok kimse için önemli gelir kaynağı kendi vücudunun produktif kapasitesidir. Kişiler kendi bedenlerini, bazı gelir şekilleri karşılığında mal ve hizmet üretmek için kullanabilir. Beşeri servet, tutulabilecek servet şekillerinden birisidir.
Servet, gelir ve tüketilebilir hizmet sağlayan bir aktif stokudur. Öte yandan, gelir ve tüketilebilir hizmetler aktiflere sahip olmaktan kaynaklanan bir akımdır. Stok ve servetle, akım ve gelir arasındaki ilişkiyi faiz oranı belirler. Gelir servetin getirişi; ser-vetse gelirin şimdiki değeridir. Eğer Y toplam gelir akımlarını, W servet stokunu ver faiz manini gösteriyorsa, bu durumda
W= YAdir.
Fricdman ve izleyicilerine göre gelir, is-tatikçilerce Ölçülen gelir değildir. Friedma-nın düşündüğü gelir kavramı sürekli gelirdir. Sürekli gelir geçmiş, şimdiki ve gelecekteki gelirlerin ortalamasıdır. Servet, para talebi fonksiyonunda gelirle ilişkili olarak yer aldığından sürekli gelir önemli bir kavram haline gelmektedir. Friedman'a göre kişilerin ekonomik davranışları, cari (mutlak) gelir düzeyindeki değişmelere bağlı olarak değişmez. Kişilerin ekonomik davranışlarında etken olan sürekli gelirleridir.
Toplam servet içinde beşeri servete özel bir yer verilmektedir. Bunun başlıca nedeni tüm diğer servet şekillerinin piyasada alınıp satılması, buna karşılık beşeri sermayenin alınıp satılmamasıdır. Bir kimse elindeki beşeri olmayan servetini bazı alım ve satımlara ayarlayabilir. Mesela, eğer bir kimse servet portföyü içinde kamu sektörü tahvillerini azaltıp özel sektör tahvillerini arttırmak isterse, bunu menkul kıymetler borsasında devlet tahvillerini satarak karşılığında da özel sektör tahvillerini satın alarak sağlar. Mamafih, kişi beşeri servetini Öyle kolayca ayarlayanla/.. Yapabileceği şey kendi tahsili için yatırım yaparak gelecekteki gelirini ve bu nedenle de beşeri servetinin bugünkü değerini yükseltmektir. Servet sahiplerinin beşeri serveti diğer servet şekilleriyle ikame kabiliyetlerinin sınırlı olması, para talebi için beşeri olmayan servetin en iyi endeks olacağı yönünden görüşlerin ortaya atılmasına neden olmuştur. Friedman uzlaştırıcı bir yol izlemektedir. Friedman para talebiyle ilgili olarak kapsamlı bir tanım kullanmaktadır. Ancak para talebi
fonksiyonunda bazen servet piyasasının olmayışını göz önünde tutarak, fonksiyona beşeri ve beşeri olmayan servet oranını katmaktadır. Toplam servette beşeri sermayenin oranı ne kadar büyükse muhtemelen para talebi, beşeri servetin, beşeri olmayan servete göre pazarlanabilirlîğinin zayıflığını telafi etmek para talebi daha yüksek olacaktır. (Beşeri servetin beşeri olmayan servete oranını h ile gösterelim.)
Para talebini etkileyen ikinci grup faktörler elde para ve diğer aktifleri tutmakla sahip olunabilecek getirilerdir. Friedman servet portföyünü oluşturan beş aktif ayır-detmektedir. Bunlar para, tahviller, hisse senetleri, beşeri olmayan fiziksel mallar ve beşeri sermayedir.
Paranın, para olarak bîr nominal geliri sağlayıp sağlamayacağı, alacağı şekillere bağlıdır. Nakit, onu ellerinde tutanlara parasal bir getiri sağlamaz. Buna karşılık vadeli mevduatlar (Friedman vadeli mevduatları para tanımı içine alır) getiri sağlarlar. Hemen belirtelim ki, batı ülkelerinde cari hesaplar (vadesiz mevduatlar) bankaların maliyetler için komisyon aldığından negatif getirili olarak düşünülmektedir.
Para, parasal getiri getirmese de, sahibine elverişli ve güvenlik v.b. satmalına gücünden doğan bir getiri sağlar. Paranın getirişini de rm olarak gösterebiliriz.
Bir tahvil sahibine belli bir dönem için nominal olarak sabit konsol durumunda sonsuz bir dönem için bir getiri sağlar. Şüphesiz, bir tahvil kişilerin ellerinde beklerken piyasa fiyatı değişebilir. Keynes'in spekülasyon saikiyle para talebini açıklarken vurgulandığı üzere, elinde tahvil tutan bir kişi iki tür geliriyle karşı karşıyadır. Nominal olarak sabit faiz geliri ve hasıl olacak
sermaye kazancı ya da kaybı. Tahvilin piyasa değeri cari faiz oranıyla tersine olarak değişir. Böylece faiz oranındaki değişine yüzdesi sermaye kaybı ya da kazancının saptanmasında bir ölçüt olarak kullanılmaktadır.
Ellerinde tahvil tutanların bımu hesaba katmaları gerekir. Elde tahvil tutmanın getirişini rö ile, elde tahvil tutmakla beklenen sermaye kazancı ya da kaybını (l/r6 Ar6/At) olarak gösterebiliriz. Bu durumda elde tahvil tutmakla sağlanan toplam getiri (r6-l/r6. Ar6/At)dir.
Kişilerin portföylerinde hisse senedi tutmakla elde edecekleri parasal gelir de iki kısımdan oluşur. Birincisi kişi hisse senedine sahip olmakla bir dividant elde (re) eder. İkincisi zaman içinde hisse senedinin sermaye değeri değişir (l/re. Are/At). Elde hisse senedi tutmakla elde edilecek toplam gelir (re-l/re. Are/At)dir.
Fiziksel mallar da iki tür getiri sağlar. Birincisi fiziksel mal hırın hizmet akımı şeklindeki getirişidir. Bu getirinin nominal değeri, fiyatlarının ne olduğuna bağlıdır. Fiziksel bir malın (ev) fiyatındaki artışı sonucu sağladığı hizmetin reel değeri değişmese bile parasal değeri yUkselir. Fiziksel maldan elde edilen ikinci tip getiri malların nominal parasal değerinin değerlenmesi/değer kaybetmesidir. Eğer malların fiyatlarının beklenen değişme oranı l/P AP/dt şeklinde gösterilirse, aynı ifade reel aktiflerin beklenen nominal getiri oranını da işaret eder.
Para talebini etkileyen nihai grup faktörler "U" ile gösterilen zevkler ve tercihlerdir. Friedman bu faktörleri reel servet ya da gelir düzeyine ilave etmektedir. Prensip olarak paranın gördüğü hizmet servet sahiple-
rince ekmek, gibi bir gereklilik olarak görüldüğünde paranın tüketimi gelirdeki herhangi bir artıştan oransal olarak daha az artar. Paranın gördüğü hizmet dinlence gibi bir lüks olarak görüldüğünde, paranın tüketimi oransal olarak daha fazla artmaktadır. Bu kategoriye Friedman'ın dahil ettiği diğer faktörler, ekonomik istikrar derecesi (ekonomide belirsizlik arttıkça paranın gördüğü hizmetlere daha fazla değer vermektedir) servet sahiplerinin coğrafi hareket kabiliyeti (daha fazla hareketlilik daha fazla para talebi demektir) ve gelire göre sermaye transferlerinin hacmi (sermaye aktiflerinin dönüşü ne kadar büyükse, halkın elinde nakit olarak tutmayı faydalı gördüğü toplam aktif oranı o kadar büyük olacaktır.)
Çeşitli aktiflerin sağladığı tüm gelinlerin reel olarak boyutu fiyat düzeyine bağlı olarak servet portföyünü belirler. Buna göre para talebi fonksiyonunu nominal ve reel şartlarda şöyle ifade edebiliriz.
M/P=F (w, h, rm, r6-l/6 Arb/At, re-l/re, Are/At, l/P, AP/At, u)
Bu fonksiyonu, eğer r6 tahvillerin beklenen nominal getiri oranım gösteriyorsa, beklenen fiyat artışlarını da katarak
M6P= f(w, h, rm, r6, re, 1/0, Ap/At, u) şeklinde gösterebiliriz.
b. Müteşebbislerin Talebi:
Friedman para talebi fonksiyonunu ele alırken, kişileri nihai gelir sahipleri ve girişimciler olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Birincileri incelediğimiz için şimdi de girişimcilerin para talebini inceleyelim.
Friedman'a göre müteşebbisler kârları maksimize etmek amacıyla, para da dahil, üretimde kullanılan tüm aktifleri hangi miktar ve hangi kompozisyonda olması gerektiğini belirlerler. Öte yandan muteşebbisler sermaye piyasasına başvurarak gerektiğinde sermayelerini arttırabilirler. Bu nedenle müteşebbislerin para talebi fonksiyonunda, müteşebbisin toplam servetinin (w), ya da onun yerine geçebilecek gelirinin yer almasına gerek yoktur.
Serveti beşeri ya da beşeri olmayan diye ikiye ayırmanın, her iki türü de faktör piyasasından müteşebbisin kolayca sağlayabileceği düşünüldüğünde anlamı kalmamaktadır.
Müteşebbisler paranın sağlayacağı geliri diğer üretken girdilerle sağlayabilirler. Gerektiğinde kredi olarak, harcamalarıyla gelirleri arasındaki kısa dönemli dengesizlikleri giderebilirler. Müteşebbislerin parasal ve parasal olmayan aktifler arasındaki seçimini kârlılık saikı etkilediği için, parasal ankeslerin getirişi konusundaki bekleyiş ve tercihler, hane halkından ya da nihai gelir sahiplerinden farklılık gösterir.
Öte yandan U değişkeni müteşebbislerin para talebi fonksiyonunda yer alır. Ancak bu değişken zevk ve tercihlerin yanısıra teknolojik değişiklikleri de temsil eder.
İlker PARASIZ
İslami Okul Okulların En Önemlisi