Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Proleterya - İslami Bilgiler - 24. Sayfa

 

 PROLETERYA

 

Marksist terminoloji ve ideolojinin en önemli kavramı sayılan Proletcrya'nın, bir­birine yakın anlamlar taşıyan değişik ta­nımları yapılmaktadır. "İşçi sınıfı" olarak Türkçeleştirilcn kavram, "sınıf kavgasın­da", toplum kesimlerinin yerini belirten bîr etiket rolü oynamaktadır.

Bir tanıma göre proleterya; yalnızca emeğini satarak yaşama şansına sahip olan sanayi işçisine verilen addır. Benzer bir ta­nımda da; proleterya, üretim araçlarının sa­hibi olan burjuvazinin karşısında yeralan ve hiçbir üretim aracına sahip olmadığı için emek güçlerini satarak yaşayan modern emekçi sınıf, olarak tarif edilmektedir. Eski Roma'dakİ kullanımından hareket edildiği zaman, topraksız olan ve hayatını emeğiyle kazanan kişiler proleteryayı oluşturmakta­dır. Kari Marks ise proleteryayı; "dünyanın ve tarihin kaynağı olarak kendi bilincine varan evrensel emek gücü" şeklinde tarif et­miştir.

Yaygın kullanımı ile proleterya; üretim araçlarının sahibi olmayan emekçiler" anla­mında belirli bir toplumsal sınıfı kastetmek üzere kullanılmaktadır.

Proleterya, ilk defa, Eski Roma'da, en alt sınıfla bulunan toprağı olmayan, çok sayıda haktan mahrum tutulan, ancak çocuk yap­ma konusunda faydalı olarak kabul edilen fakir kimselere verilen ad olarak kullanıl­mıştır. 15 ve 16. yüzyıllarda Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan "çiftlik kapatma" olayla­rı, kavramın tekrar yaygın şekilde kullanıl­masına yolaçmıştır. Sismondi, Proudhon, Louis Blanc ve Lorenz Von Stein gibi düşü­nürler, Proleterya kavramını sık sık kullan­mışlardır. Bunlardan Sismondi, 1838 yılın­da bu sınıfın mensubu olan proleteri, zen­ginlikle ilişkisi olmayan, bugünkü durumu ve geleceği konusunda herhangi bir garanti­ye sahip olmayan kişi olarak tarif etmiştir. Ancak kavramın yaygın anlamı ile kullanı­mı, Friedrich Engels ve özellikle de Kari Marks tarafından gerçekleştirilmiştir.

Kavramın siyasi ve felsefi literatüre geç­mesini sağlayan Kari Marks, proleteryayı, belirli kimseler için kullanılan bir kavram olmaktan çıkararak, bir "sınıf kavramı ha­line sokmuştur. Burjuvaziye dahil olmayan herkes proleterya olarak kabul edilmiş, in­sanlık tarihi de burjuvazi ve proleterya mü­cadelesi şeklinde yorumlanmıştır.

1917 Rus ihtilali ve önderi Lenİn, 20. yüzyılda kavramın çok sık olarak kullanıl­masına yol açmış, Sovyet Komünist Partisi, bîr anlamda proletcryanın partisi olarak ad­landırılmıştır.

İkinci Dünya savaşından sonra, Avrupa ülkelerinde iktidara gelen bütün partiler, is­ter muhafazakar, islerse sosyal demokrat olsun, sosyal politika ağırlıklı bir program takip etlikleri için, işçiler hem maddi ba­kımdan daha iyi bir duruma geçmişler, hem de kol gücü ile çalışan klasik sanayi işçisi olmaktan çıkmışlardır. Bu gelişmeler, pro-leteryayı günümüzde yaygın olarak kulla­nılan bir kavram olmaktan uzaklaştırmış, yalnızca Marksist literatüre has bir kavram olma özelliği ağırlık kazanmıştır.

Marksist Felsefe, insanlık tarihini bir sı­nıf savaşları tarihi olarak yorumlamaktadır.

Bu kavga, dönem ne olursa olsun, gizli veya açık, kesintisiz şekilde ezen ve ezilen sınıf­lar arasında devam etmiştir. Feodal toplu­mun yıkıntıları üzerine kurulan kapitalist toplumda da bu mücadele vardır ve burju­vazi ile proleterya arasında geçmektedir. Marks'ın ifadesi ile zincirlerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayan proleter­ya, yarattığı değerden çok düşük bir pay alabilmekte, bu payla da asgari bir geçim garantisi sağlayabilmektedir. Sanayileşme proleteryayı sayı olarak artıracaktır. Ancak bu artış yalnızca sayısal olarak kalmayacak, büyük yığınlar halinde yoğunlaşan işçi sını­fı, yoğunlaşma ile birlikte sınıf bilincinin artarak farkına varacaktır. Bu bilincin belli bir düzeye geldiği noktada, proleterya, si­yasi iktidarı ele geçirmek için, burjuva mül­kiyetini kaldırıp bütün üretim araçlarını devletin elinde toplamak amacı ile bir siyasi parti şeklinde teşkilatlanacak ve burjuvazi ile mücadele edecektir. Proleterya hakim sınıf haline gelince de kapitalist ekonomik düzenin üretim ilişkilerini ortadan kaldıra­rak, sonuçta sınıfsız bir toplum oluşmasını sağlayacaktır.

Marks, proleterya kavramını, tamamen şehirlerde yaşayan ve sanayi işçisi olan ke­simi dikkate alarak tanımlamıştır. Marks'ın düşünce sistemi içinde köylüler proleterya içinde yer almaktadır.

Marks a göre, genel olarak proleterya ve özel olarak da her proleter, bir beceriler bü­tününü geliştirmek için bütün üretim araç­larına sahip olmak zorundadır. Proleterya-nın iktidarı, sermayenin iktidarının simetrik olarak tamamen tersidir ve proleterya ser­mayeyi kollektif olarak sahiplenecektir.

Marks'a göre, proleterya, sınıf bilincini si yasal-felsefi yapı ile birleştirecek ve sürekli bir devrimci yapıya kavuşacaktır. Bu değerlendirme, yani proleteryamn devrim­ci olup-olmama Özelliği, bu alanda en çok tartışılan hususlardan birini oluşturmuş­tur.

Marksist felsefeye göre kusursuz bir proleter, tümüyle toplum için çalışır. Emek sağlayan kişi olarak ticari mela ve hizmetle­rin de tüketicisi durumundadır. Proleterya, ücretli olmayan her işin ortadan kaldırılma­sı ilkesine de sahiptir.

19. yüzyıl Avrupasındaki ekonomik ve sosyal şartlardan harekede, kol gücüne bağ­lı olarak, kann doyuracak bir ücretle çalışan kesimleri nitelendirmek üzere kullanılan proleterya kavramı, bugün artık azınlık bir toplum kesiminin durumunu açıklamakta­dır. Tarihi gelişme, Marks'ın beklediği ça­tışma ve yeni toplum biçimini ortaya çıkar­mamıştır. Marksist hareketler proleterya-nın yoğun olarak bulunduğu ülkelerde de­ğil, daha az gelişmiş tanm karakteri ağır ba­san ülkelerde ortaya çıkmıştır.

Marks'm tarif ettiği proleteryayı bugün için bir azınlık haline getiren ve onun "gele­neksel" olarak tarif edilmesine yol açan iki önemli gelişme olmuştur. Bunlardan ilki, sanayileşmiş ülkelerdeki sosyal olayların, takip edilen sosyal politika tedbirleri ile ka­pitalizmin çöküşüne yol açacak bir noktaya gelmeden önce durdurulmasıdır. Eğilimi ne olursa olsun, bütün siyasi iktidarlar belirli sosyal politikaları, en azından asgari sevi­yelerde sürekli olarak uygulamak duru­munda kalmışlardır. Bugün gelişmiş ülke­lerdeki işçi, gelişmenin nimetlerinden fay­dalanan, refah içinde bulunan kişidir. Her­hangi bir düzen değişikliğinde kaybedecek çok şeyi vardır ve bunun için köklü düzen değişiklikleri getirecek olan Marksizm gibi

felsefelere yatkın değildir. Bugün bütün dünya, ekonomi ve sosyal politika gibi iki önemli gerçekle yaşamaktadır ve bunlar da Marksist felsefenin temel ilkelerini doğru­lamayan gerçeklerle vardır.

İkinci önemli gelişme, teknolojik geliş­meye bağlı olarak prolcteryanın niteliğin­deki değişme konusunda ortaya çıkmıştır. Bugün kol gücü ile çalışanların sayısı, üc­retliler içinde çok küçük oranlarda kalmış­tır. Teknolojik gelişme ve hizmet sektörü­nün gelişerek üretimde en önemli paya sa­hip olan sektör ha/ine gelmesi, beden gü­cünden çok fikri gücü daha ağırlıklı olarak çalışanların sayısını artırmıştır. Bu gelişme ve sosyal hayattaki değişmeler, Marksist te-orisyenleri, yeni durumu açıklayacak yeni kavramlar bulmaya itmiştir. Yeni proleter­ya kavramı da bu çerçevede şu anda çok de­ğişken özelliklerle çalışan lan nitelendir­mek üzere kullanılan kavramlardan biri ola­rak atılmıştır. Ancak, tarif etmeye çalıştığı kitlenin özeliklerinden dolayı büyük belir­sizlikler taşımaktadır.

Yusuf ALPER