Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Psikanaliz - İslami Bilgiler - 26. Sayfa

 

PSİKANALİZ

 

Temelleri Sigmund Freud (1856-1939) tarafından atılan bir kişilik ve tedavi teorisi­ne ve bir tedavi uygulamasına toplu olarak psikanaliz adı verilir. Bir başka deyişle S. Freud'un kişilik ve tedavi teorisinden ve te­davi uygulamasından oluşan çalışmaları, aralarında aynm gözetilmeksizin psikana­liz adıyla anılır.

Psikanaliz teorisi ve tedavi uygulamaları bir çok değişiklikler gösterir; Freud'un ken­di çalışmaları bile birbirinden farklı birçok aşamada ele alınabilir. Bu nedenle psikana­liz kavramının tam olarak çakıştığı anlam alanını tesbit etmek mümkün değildir. De­nilebilir ki, insan hayatında bilinçdışımn önemini ilk kez keşfeden, onun yasalarını, onu düzenleyen mekanizmaları, bilinçle arasındaki ilişkiyi ilk kez sistemli bir biçim­de araştıran ve bu araştırmalardan çıkardığı sonuçlan özellikle bir grup psikolojik ra­hatsızlıkların (nevrozların) tedavisine uy-

gulayan kimse Freud'dur. Freud'un çalış­masının birçok tarihsel kökeni olduğu söy­lenebilir. Örneğin XIX. yüzyılın başlarında Batıdaki tıbbi yaklaşım ve romantik hare­kette psikolojik belirtilerin hayat ve ölüm gibi karşıt güçler arasındaki çekişmeden kaynaklandığına inanılıyordu. Yine bilinç dışı, XVIII. yüzyıl Fransız ahlakçıları, XIX. yüzyıl filozof ve biyologlannea da kabaca bilinmekteydi. Hatta Freud'un iyileşmeyi hastanın kazanacağı içgörüye bağlama inancı, Platoncu ve Orfik geleneklere kadar geriye götürülmektedir. Ama ne olursa ol­sun, Freud'un çalışmasının tıp tarihinde, üs­telik biyolojik bir tıp yaklaşımının egemen olduğu bir dönemde, yeni bir çığır açtığı tartışma götürmez bir olgudur.

Psikanalizin neredeyse bir yüzyıla yak­laşan tarihi, Freud'un ileri sürdüğü fikirlerin savunulmasının veya onlara farklı noktalar­dan karşı çıkılmasının tarihidir. Freud'un ortaya koyduğu ilkelerin kesinkes doğru ol­duğuna inananlara ortodoks psikanalist, bu tarz psikanalize de klasik, psikanaliz denir. Klasik psikanaliz, altın devrini Freud son­rasında 1950-1960 yıllan arasında yaşa­mıştır. Başlangıçta aydınlar arasında, daha sonra da halk arasında psikanalizden geç­mek, yani düşünce ve davranışlarının bi-linçdışı nedenlerini anlamaya çalışmak bir moda haline gelmiş, psikanalizden "yeni din" diye sözedilir olmuştur. Ancak psiko­lojik rahatsızlıkların tedavisinde en az psi­kanaliz kadar etkili yeni yöntemler ve teori­ler geliştirilmesi, dahası onların psikanali-tik tedaviden çok daha kısa süreli ve ucuz oluşu, ilaç tedavisinde büyük basanlar sağ­lanması klasik psikanalizi tahtından çabuk indirmiştir. Seansı yaklaşık 100 dolardan haftada en az bir veya iki seans, en az 3-5 yıl

süreyle devam eden klasik psikanaliz uygu­laması, ortodoks analistleri bile yeni yakla­şımlar bulmaya zorlamıştır. Artık Ortodoks an al i s ti er bile iyileşmeye değil, hastanın bazı tutumlarını değiştirmeye; tam bir içgö-rü kazandırmaya değil, hastanın kendini gözleme kapasitesini artırmaya; geçmiş ço­cukluk yaşantılarına değil, seans sırasında olup biten yaşantılara önem verir hale gel­mişlerdir. Psikanaliz deyince akla ilk gelen araçlardan biri olan, analistin arkasında hastayı dinlediği sedir tarihe karışmış, ana-listler yüzyüze görüşmeyi tercih etmeye başlamışlardır. Diğer psikoterapiler arasın­da psikanalizin yeri giderek azalmış ve sı-nırlanmışsa da, Freud'un teorik düşünceleri canlılığını sürdürmeye devam etmiştir. Ha­la psikoloji ve psikoterapi alanındaki her yeni görüş, işe Freud'u eleştirerek başlamak zorunda kalmaktadır. Adeta Norman O. Brown'un kehaneti doğrulanmaktadır "Te­davi yaklaşımı olarak psikanaliz eninde so­nunda kaybolacak, ama düşünceleri hep ha­yatta kalacaktır."

Freud, düşüncelerini yeni yeni sergile­meye başlamışken en yakın çalışma arka­daştan tarafından terkedilmiştir. Birçok ulusal ve uluslararası psikanaliz demekleri­nin çabasıyla, bir yandan psikanalitik hare­kete taze güçler katılırken, bir yandan hare­ketten yeni ayrılmalar olmuş, yeni düşünce­ler filizlenmiş, insanın psikolojik yapısını anlamada ve psikolojik rahatsızlıkların te­davisinde yeni ekoller ve önderler çıkmış,, Freud'dan kökenlenen psikanalitik düşünce dallanıp budaklanmıştır.

Freud'tan ilk ayrılanlar arasında, kendi düşünce ekollerini kuran üç isim özellikle dikkat çeken Adlcr, Jung ve Rank. Bunlar­dan Alfred Adler, nevrozların oluşumundaki cinsel etmenleri reddedip, nevrozlara, or­ganik veya işlevsel nedenlere bağlı organ aşağılanmasını telafi etme çabalarının yol açtığını söyledi. 1911'de kendi "Bireysel Psikoloji' okulunu kurdu. Bir papazın oğlu olan, psikoanalitik harekete katılmadan ön­ce parapsikolojik çalışmalarıyla tanınan Cari Gustav Jung, bireysel bilinçlisinin ya-nısıra, bir de bütün insanlarda ortak bir de­rin bilinçdışı yapı daha olduğunu ileri sür­dü. 1912'de 'Analitik Psikoloji1 okulunu kurdu. Efsaneler ve psikolojik tipler gibi birçok konuda yeni görüşler geliştirdi, yeni bir tedavi yöntemi önerdi. Çok fazla ün ka­zanmış olsa da, etkisi Zürih'te açılan Jung Enstitüsü'nün uygulamalarıyla sınırlı kaldı. Otto Rank'ın ayrılığı ise nevrozların kayna­ğı olarak doğum sırasında anneden ayrılma­nın ortaya çıkardığı kaygıyı görmesiyle başladı. Rank oldukça etkileyici fikirlerine ve özellikle engin edebi bilgisine rağmen, çalışmalarında bir bilim adamından çok, bir sanatçı gibi davranması yüzünden resmi psikoloji ve psikiyatri çevrelerinde pek tu­tulmadı.

Freud'un ölümüne kadar olan ve ölü­münden sonraki dönemde ortodoks analist-ler tarafından klasik psikanalize birçok kat­kılar yapıldı. Fakat psikanalitik düşünceye ve uygulamaya asıl canlılık, Freud'un bazı temel görüşlerini savunmakla birlikte bir çok noktada onu eleştiren ve yeni fikirler geliştirenler tarafından getirildi. Freud son­rası psikanalitik düşünce üzerinde çok etkili olmuş bu kişileri ve görüşlerini kabaca şöy­le sımflandırabiliriz:

 

1- Benlik (ego) analistleri:

 

 1950'ye doğ­ru ABD'de bazı psikanalistler, Freud'un normal ve sağlıklı insan davranışlarını ye­terince incelemediğini, hastalardan elde ettiği sonuçtan normal bireylere uyguladığını düşünmeye başladılar. Hartmann ve David Rapaport'un başını çektiği bu akıma göre insan davranışı yalnızca Freud'un yaptığı gibi bilinçdışı içgüdülerle açıklanamaz, psişik aygıttaki çatışmalardan bağımsız, otonom benlik işlevleri de vardır. Bir benlik işlevi olan savunma mekanizmaları üzerine ilk sistemli çalışmayı yapan Freud'un kızı Anna Frcud ve doğumdan ölene dek insan yaşamında belirlediği seki?, evrede Ubidinal gelişme ile psiko-sosyal gelişme arasındaki paralellikleri göstermeye çalışan Erik Erik-son da, ilk ego analistleri arasında sayılabi­lir,

 

2- Sosyo-kMtürel analisiler:

 

 Bunlar ara­sında Karen Horney ve Erich Fromm özel­likle Önemlidir. Horney'e göre bozuk davra­nışlar aile içi çatışmalardan kaynaklanır. Bu süreçte sosyo-kültürel etmenler de belir­leyici rol oynarlar. Ödipus kompleksi, ona göre, Freud'un sandığı gibi evrensel veya biyolojik değil, modern Batılı ailelerin ço­cuk yetiştirme tarzına bağlı bir sorundur. Horney, kadın psikolojisi, kaygı, karakter ve psikoterapi teknikleri alanında da birçok özgün çalışma yapmıştır. Erich Fromm ise klasik psikanaliz uygulamalarını bıraktık­tan sonra, önce Marksizm ile psikanalizi birleştirmeye çalışmış, daha sonrada Doğu felsefeleri ve din ile ilgilenmeye başlamış­tır. Ona göre modern uygarlığın görevi, Rö­nesans'tan bu yana süren akılcı düşünce ve bilimle, bugün Doğu felsefelerinin temsil ettiği geç Ortaçağın manevi yönünü birleş­tirmektir. Fromm, uygulama alanında Hor­ney kadar etkili olamamıştır.

 

3- Nesne ilişkileri ekolü:

 

Bu ekolün için­de, birbirlerinden oldukça farklı görüşler savunan, ama hepsi de insanın dış dünyayla

ilişkilerini Freud'un libido teorisi bağla­mında açıklamaya çalışan birçok analist bu­lunur. En önemlileri Melanie Klein ve Do-nald Winnicott'tur. Bu ikisine, çalışmaları­nı Londra'daki ünlü Tavistock Kliniği'nde sürdürdükleri için 'ingiliz Okulu' adı da ve­rilir. Bunlardan Melanie Klein yaptığı uzun çalışmalar sonucunda adeta Freudcu psiko-analizi bütün olarak yeniden kurmuş, ço­cukların psikolojik rahatsızlıklarının teda­visinde yararlı ve geçerli yöntemler sun­muştur. Onun görüşleri, son dönemde özel­likle sınır psikiyatrik olguların (borderline) ve narsistik tipte kişilik bozukluklarının an­laşılmasında yeni ufuklar açmış ve giderek daha çok sayıda psikoterapist Klein'in gö­rüşlerine ilgi duymaya başlamıştır. Nesne ilişkilerinin diğer tanınmış teorisyenleri Ronald Fairbairn ve Michcal Balint'tir. Nesne ilişkileri ekolünün klasik psikanaliz­den en büyük farkı, Freud'un insan gelişi­minde ve psikolojik rahatsızlıkların oluşu­munda ortalama dört yaşlarına rastgelen, karşı cinsten ebeveyne cinsel sevgi duyulan ödipal evreye önem vermesinin aksine, nes­ne ilişkileri teorisyenlerinin daha çok Ödi­pal evre öncesinde durmalarıdır.

 

4- Heinz Kohut'un Kendilik (Şelf) Psiko­lojisi:

 

 Klasik Freudcu teoride bireyin ken­dini nasıl algıladığına, yani kendilik kavra­mına yer verilmemiş, onun yerine psişik ay­gıtın bir unsuru olan benlik (ego) kavramı kullanılmıştır. Kendilik Psikolojisinin ku­rucusu Heinz Kohut, psikanalitik libido te­orisini kendilik kavramına göre yeniden bi­çimlendirmiş, çalışması psikanalitik çevre­lerde oldukça etki yapmıştır.

5- Fransız Okulu ya da Jacgues Locan: Başlangıçta yalnızca entellcktüeller arasın­da bilinen Lacan adı, onun 1981'de ölümün-den sonra hızla yayılmaya başlamış, bugün Kıta Avrupası'nda psikanaliz dendiğinde onun adı akla gelir olmuştur. Psikanaliz eğitimi sırasında felsefe ve yapısalcılıkla uğraşan, Levi Strauss'un yapısal dilbilim il­kelerini antropolojiye uygulamasını psika­naliz için yapmaya çalışan Lacan, I950'de psikanalizi, analizden geçmiş herkesin ya­pabilmesini savununca Paris ve Uluslarara­sı Psikanaliz Derneklerinden kovulmuş, 1964'de Paris Freudcu Okulu'nu kurmuştur. 1968 Öğrenci hareketinin düşünce Önderle-rindendir. Son sürprizim Ölümünden bir yıl önce kurduğu okulu dağıtarak yapmış, fa­kat ilginç kişiliği, zor ama çarpıcı çalışması sayesinde ünü giderek yayılmıştır. Fre-ud'dan beri bilinen en tartışmalı Freudcu olan Lacan'ın bundan sonra psikanaliz Üze­rinde nasıl bir etki yapacağı, en azından, psikanalizin bu karmaşık ortamda nasıl bir yol izleyeceği sorusu kadar belirsizdir.

Erol GÖKA Bk. Benlik, Bilinç, Bilinçdışı