Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Psikiyatri Îlk Kez XIX - İslami Bilgiler - 28. Sayfa

 

PSİKİYATRİ

 

îlk kez XIX. yüzyılın başında Alman­ya'da kullanılan ve bir derginin adı olan kavram, bugün modern tıbbın psikolojik ra­hatsızlıklarla ilgilenen dalı için kullanıl­maktadır. Psikiyatri, dilimize ruh sağlığı ve hastalıkları diye çevrilmesine rağmen, ilgi alanı geleneksel ruh kavramı değil, insanın düşünceleri, duygulan ve davranışlarıdır; insanın psikolojik yapısını oluşturduğuna inanılan bu etmenlerin bozulmalarının ta­nınmaya, sınıflandırılmaya, tedaviye ve ön­lenmeye çalışılmasıdır.

Batı tipi düşünce ve kurumlar tarihi yazı­mında genellikle Batı coğrafyası eksen alındığından ve tarihin çizgi sel bir gelişim izleyerek bugünkü modern Batı uygarlığını oluşturduğu düşünüldüğünden, çeşitli karı­şıklıklar ortaya çıkmaktadır. İnsanlığın bin­lerce yıllık tarihinin bir paragrafta, Eski Yunan ve Roma döneminin bir sayfada, Es­ki Yunan ve rönesans arası dönemin bir pa­ragrafta, Rönesans sonrasının ise sayfalar doldurduğu bu tarih anlatımı, düşünce ve kurumlar tarihinin gerçek görünümünü sunmaktan çok uzaktır. Psikiyatri tarihleri de aynı hatalı perspektiften yazılmaktadır. Psikiyatri tarihçilerine göre, tarih boyunca psikolojik belirtileri tedavi etmek için gös­terilen her çaba psikiyatridir, ama tek işlevi günümüzün modern psikiyatrisine küçük katkılar yapmak ve çağdaş hekimlikteki devrimi hazırlamak olan bir psikiyatridir. Örneğin onlar için İslam tolumlannda açılan akıl hastaneleri ve uygulanan müzikle tedavi, İslam'ın modern psikiyatrik yaklaşı­ma zamanına göre olumlu katkılarıdır, tbni Sina ise bugünkü uygulamalara benzeyen önerileriyle çağdaş ve ilericidir. Kimse İs­lam'ın deliliğe bakışının modem yaklaşım­dan farkını, o hastanelere yatanların şimdi psikiyatri kliniklerine yatanlarla aynı tür­den insanlar olup olmadıklarını, îbn Si­na'nın ruh kavramından, hatta beden kavra­mından apayrı anlamlar çıkardığını, onun insana bakışından anjelojisi (melekbilimi) çıkartıldığında geriye hiç bir şey kalmaya­cağını sorgulama İhtiyacını duymaz.

Bu anlamda psikiyatriyi insan psikoloji­sinin duygu, düşünce ve davranıştan oluştu­ğuna inanan bir perspektifle, psikolojik ra­hatsızlıktan tanımaya, sın flamaya, tedavi­ye ve önlemeye çalışan modern tıbbın bir dalı olarak tanımlamak gerekir. Böyle bü­tanıma uyan psikiyatri anlayışının tarihsel kökenleri (Batı'da) ancak XVIII. yüzyılın başına kadar götürülebilir. Çünkü bu dö­nemde psikolojik belirti gösteren kimselere hasta olarak bakılmaya başlandığını ve psi­kolojik belirtilerin farklı kümelere ayrıldı­ğını görürüz. XVIII. yüzyılın sonu ise Fransa'da Pinel, İtalya'da Chiarugi ve İngil­tere'de Tuke'un zincirlere bağlanarak aklın gücünü göstermek amacıyla kafeslerde seyrettirilen insanları zincirlerinden kurtar­dıkları, onlar için hastaneler açtıkları ve te­daviye çaba gösterdikleri bir dönem olmuş­tur. Bu tam anlamıyla çağdaş psikiyatriye yol açan bir devrimdir. Bu dönemden itiba­ren çağdaş psikiyatrideki gelişmeleri iki yönde ele alabiliriz:

 1) Psikolojik rahatsızlı­ğı olan insanlara yaklaşımda insancıl geliş­meler,

 2) Psikolojik rahatsızlıkların teşhisi sınıflaması, tedavi ve önlenmesindeki gelişmeler.

Psikolojik rahatsızlığı olan insanlara yaklaşımdaki insancıl yönelimin en genel olarak toplumu hastadan koruma anlayışın­dan, hastayı toplum içinde tedavi etmeye doğru geliştiğini söyleyebiliriz. Özellikle XX. yüzyılda Batılı ülkelerin psikolojik sağlığın önemini anlamalarıyla birlikte, hastaların doldurulduğu büyük depo hasta­neler boşaltılmaya, yerlerini genel hastane­nin bir birimi olan psikiyatri kliniklerine bı­rakmaya başlamışlardır. Bununla yctinil-memiş, psikiyatri kliniklerinde hastalara uygulanan kısıtlama yöntemlerine alabildi­ğine sınırlamalar getirilmiştir. Hastalara herhangi bir biçimde eziyete yönelik davra­nış kesinkes reddedilmiş, en saldırgan hasta için bile en iyi tıbbi bakım verilmeye çalı­şılmıştır. Saldırgan bir hastaya yaklaşım, kalb krizi geçiren bir hastaya yapılan yak­laşıma benzemiş, ikisi de tıbbi bir acil du­rum olarak kabul edilmiştir. Hastalan bir an Önce iş ve aile yaşamına geri gönderme psi­kiyatrik tedavinin temel amacı haline gel­miş, bu nedenle hastanede kalış süreleri ala­bildiğine azaltılmış, dispanserler ve gündüz hastaneleri, ev ziyaretleri yoluyla hastaları mümkün olduğunca toplum içinde ayaktan izlemeye önem verilmiştir.

Psikolojik rahatsızlıkların teşhisi, sınıf­laması, tedavisi ve önlenmesindeki geliş­meler ise XIX. yüzyıldan günümüze kadar artan bir ivmeyle sürmektedir. XIX. yüzyı­lın ilk yansında daha çok ağır psikolojik ra­hatsızlıklar (psikozlar) üzerinde duruldu, çeşitli şizofreni türleri (o zaman hastalığa şizofreni denilmiyordu), alkolizm ve bes­lenme bozukluğu ile ortaya çıkan psikozlar tanımlandı. İkinci yansında ise hipnozun popüler hale gelmesiyle, ilgi psikozlardan nevrozlara yöneldi. Bu yöneliş psikoanali-zin ortaya çıkması için gerekli ortamı hazır­ladı. XIX. yüzyıl sonlan ile XX. yüzyıl baş­lan her alanda psikiyatrinin önemli adımlar attığı yıllar oldu. Sigmund Freud, psikoana-lizi ilk kez 1896 yılında nevrozların tedavi­sinde yeni bir yöntem olarak ileri sürdü. Freud'un bu çalışması, ona yapılan katkılar, ya da karşı çıkışlar, bir yandan çoh canlı bir ortam sağlarken, bir yandan da insan psiko-lojisiyle ilgili bilgide büyük genişlemeler sağladı. Psikanaliz doğurgan niteliğiyle, en az Freud kadar önemli olan C.G. Jung, A. Adler, O. Rank, K. Homey, E. Fromm ve daha birçok önde gelen teorisyen ve terapis­tin yetişmesine neden oldu. Kısa sürede bü­tün dünyada kurumlaştı, eğitimden felsefe­ye her alanda etkili oldu. Aynı yıllarda Rus fizyologu tvan Pavlov'un çalışmaları daha sonra çok önemli bir başka psikoloji teorisi­nin ve tedavisinin, davranışçılığın temelle­rini atıyordu. Bu gelişmelere paralel olarak organik psikiyatri alanında da bazı psikolo­jik rahatsızlıkların insan bedenindeki de­ğişmelere bağlı olduğunu keşfetme ve insü-lin koma tedavisi, elektrokonvulsif terapi gibi etkili tedavi biçimleri bulundu. İnsan­cıl gelişmelere daha çok bu keşifler yol aç­mıştır. Psikiyatrinin belirsiz bir alanla ilgi­lendiğini düşünüp, psikolojik rahatsızlığı olan insanlara asla hastanelerinde yer ver­meyi düşünmeyen modern tıbbın diğer dal­larından hekimler, tedavi başarılarım gö­rünce psikolojik rahatsızlığı hastalık olarak görmeye ve kapılarını onlara açmaya başla­dılar. Bir bakıma XX. yüzyılın ilk yansında psikiyatri bir modern tıp dalı olarak rüşdü-nü ispatlamıştır. II. Dünya Savaşı'ndan son­raki yıllarda ise biyolojik psikiyatride, ta­nımlayıcı psikiyatride ve psikotepari ala-

nında tam bir patlama oldu. Biyolojik psiki­yatrideki yenilikler, psikolojik rahatsızlık­ların ve beynin biyokimyasının bilinmesin­de birçok yeni tekniğin ve bilginin ortaya çıkması ve psikolojik rahatsızlıkların ilaçla tedavisinde dev adımların atılması şeklinde oldu.

Tanımlayıcı psikiyatri alanında ise ulus­lararası çalışmalar sayesinde psikolojik ra­hatsızlıkların tanımlanmasında ortak bir dil ve ölçütler geliştirildi. Psikolojik rahatsız­lıkların psikoterapi yoluyla tedavisinde psi­kanaliz ve davranışçı yöntemlerin yanısıra yüzü aşkın yeni yöntem ortaya çıktı. Feno-menolojik ve varoluşçu görüşler, psikoloji­de üçüncü güç olarak yerlerini aldılar. Bü­tün bu gelişmeler ancak büyük çaplı kurum-Iaşma!ar ve yeni işbölümü ile başanlabildi. Psikiyatrinin çocuk ve ergen psikiyatrisi, yaşlılık psikiyatrisi, psikosomatik, sosyal psikiyatri, transkültürel psikiyatri, adli psi­kiyatri, epidemiyolojik psikiyatri gibi bir­çok dalı oluştu. Modern uygarlıkta, modern psikiyatri böylece olmazsa olmaz niteliğine kavuştu. İnsan ruhuna dair bilgimizde he­nüz çok büyük boşluklar varsa da, herkesin ruhunu bir uzmana teslim ettiği 'psikiyatri-zasyon' sürecinin bütün dünyada tamam­lanmasına ramak kaldığı söylenebilir.

Erol GÖKA

Bk. Bilinç Bozuklukları, Psikanaliz, Psiko­loji