Popülizm - İslami Bilgiler - 32. Sayfa
POPÜLİZM
Bir öğreti veya daha doğrusu bir hareket olarak popülizm pek çok yerde, bazan birbiriyle çelişen biçimlerde karşımıza çıkabilmektedir. Dolayısıyla, popülizm sosyal bilimler literatürünün kesinliği en az olan terimlerinden birisidir. Terimin anlam çerçevesini sınırlamaya hizmet edecek herhangi bir uluslararası popülist hareket mevcut olmadığı için, onu kullananlar geniş sayılabilecek çeşitlilikte hareket veya fenomenlere "popülist" etiketini verebilmişlerdir. Bu noktada, mevcut literatürde açık olarak gördüğümüz, bütün bu popülizm çeşitlemesini tek bir tanımla ifade etmenin pek mümkün olmayışıdır. Isaiah Berlin bu olguyu "Sinderalla karmaşası" olarak nitelendirir:
"Bununla şunu kastediyorum: Bir yerlerde kendisine uyacak bir ayağın bulunduğu bir ayakkabı mevcuttur. Aşağı yukarı uyan çok çeşitli ayak sözkonusudur, fakat aşağı-yukan uyan bu ayaklarla tuzağa düşmememiz gerekir. Prens durmaksızın, elinde ayakkabıyla dolaşmaktadır, ve bir yerlerde, emin olabiliriz ki, katıksız popülizm denebilecek bir 'ayak' onu bekler durumdadır, îşte bu, popülizmin çekirdeği, özüdür."
Bu Öz arayışı bizi "halk" kavramına götürecektir. Bu, siyasi yörüngenin sağında, solunda veya ortasında görülebilen pek çok popülistin dilinde ortak bir kelimedir. Bu noktada, "halk" kelimesinin, geniş bir bakışla, üç anlamda kullanıldığına dikkat çekilebilir:
(a) "Polonya halkı" örneğinde olduğu gibi, siyasi topluluğun bütünü, yani "millet" anlamında;
(b) daha sınırlı olarak, bir tür seçkinler grubu yahut yüksek tabaka karşısında "topluluğun fazla imtiyazı bulunmayan üyeleri"ne işaret edecek anlamda;
(c) en geniş ve genel olarak, fertler toplamını ifade eden "insan kalabalığı" anlamında.
Buradan hareketle, en gevşek tanımıyla, popülist teriminin 'halk'ı doğrudan işin içine katan herhangi bir hareketi tanımlamak için kullanıldığını belirtmek yerinde olur. Bu halk, daha ziyade yukarıdaki ikinci anlamda; basit, sıradan, fazla eğilimli olmayan halk; sade vatandaş veya kütledir; şu tabakaları daha ziyade kavrayacak çerçeveye sahiptir: İşçiler, köylü/çiftçiler, küçük müteşebbisler, tüccarlar; yanı, küçük, ürkek, yabancıya kapalı herhangi birileri.
Bu noktada bir sınıflama yoluna gitmek gerekirse; genel olarak sosyal bilimciler popülizme iki geniş ve farklı cepheden bakmışlardır:
I- Tarımcı popülizm:
Bir anlamda "kır kesimi köktenciliği". Burada terim, belirli bir sosyo-ekonomik (abana (ağırlıkla, çiftçi/köylü) dayanan ve modernleşme süre-
cinde beliren hareketleri ifade eder. Bu ayırımda, geniş açıdan üç alt-grup örneği verilebilir:
(a) Çiftçi köktenciliği,
(b) entellek-tüel tarımcı sosyalizm, ve
(c)
kendiliğinden gelişen köylü hareketleri.
2- Siyasi popülizm:
Kır kesimine dayanmaktan çok, geniş halk tabanına hitap eden, kentli popülist hareketler. Burada seçkin veya imtiyazlı olanlar karşısında kütlenin harekete geçirilişi, "sokaktaki adam"a hitap edilme söz konusudur. Bu ayırımda da, gene, dört alt-grup ömeği verilebilir:
(a) popülist diktatörlük,
(b) popülist demokras
i, (c) tepkici popülizm, ve
(d) politikacı popülizmi.
Burada, hemen, bu ayırımların katıksız olmadığını bazı Örnek hareketlerin gruplar arası geçişli örnekler olabileceğini belirtmek yerinde olur. Gene de belirgin farklılıkları sınıflamaya elverişli olduğu için konuyu bu gruplarla ele almak geçerli bir yol olacaktır.
Tarım kesimini önde tutan popülist hareketler arasında ilk olarak belirtilen "köktenci çiftçi hareketleri"nin numunelik Örneği 1890'ların Amerikan Halk Parıisi'dir. Taraftarlarının popülist etiketini benimsediği bu hareket, çiftçilerin yaşadıkları ekonomik zorluklardan ötürü kendisini göstermiş, mükemmel bir çiftçi kütlesi hareketiydi; hareketin doğurduğu parti kısa bir süre Amerika iki-parti sistemini tehdit etmişti. Harekelin sade vatandaşı öne çıkaran, anü-elitist yönü dikkati çekiciydi; Öyle ki Amerikan popülistlerinin "halk'ı, "plütokratiar, aristokratlar ve bütün diğer farelerle" karşılaştırdığı görülmüştü.
Tarımcı sosyalizmi hedefleyen entcllck-tüel popülist hareketin tipik örneği ise, kötü yönetimin etkisinde olan aydınların devrime girişmek için halka gittikleri XIX. yüzyıl Rus devrimci hareketi, Narodnichest-vö'dur. Harekete katılanlar ve yaratan'ar, Amerikan örneğinin tersine kır kesimi insanları değil, onlar adına hareket eden aydın kesim idi (Herzen, Çernişevski, Pleha-nov, Bakunin ve bir dizi üniversite nesli). Anti-Çar, anti-kapitalist ve devrimci olan bu hareketin öncülerinin düşü, güç kazandırılmış mir'e (köy topluluğu) dayalı yeni bir toplum kurmaktı. Amerikan popülistleri kır kesiminde tutunup ülke çapında başarılı olabilmişken, rejime yabancı bir aydın grup olan Rus narodnikleri, köylülerin destek vermeye isteksiz kalmaları sonucu ancak şehirlerde -teröre başvurarak- bir süre kısmi başarı kazanmıştır. Marksizm'in ortaya çıkışıyla, Lenin'in 1917 devrimini sonuca vardıran başarısında popülist doktrinden yararlanmasının da rolü olduğu söylenebilir. Lenİnci anlamda Rus popülizmi için bir tanımlama verilecek olursa; popülizm, kapitalizmde gerilemeden başka birşey görmeyip daha eski feodal sömürü biçimlerinin ortadan kaldırıl mas mı isteyen, küçük, orta-tabakadan üreticilerin bakış açısı ve tavrıyla kapitalizme karşı bir protesto olmuştur.
Kendiliğinden gelişen kır kökenli hareketlerin özünde toprağın kontrolünü elde tutma ve seçkin/imtiyazlı grupların egemenliğinden kurtulma önde gelmektedir. Dikkat çekici bir örneği, popülizmin Rusya'dan Doğu Avrupa'ya yayılmasıyla özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelişen, "Yeşil Uyanış" diye adlandırılan, köylü/çiftçilerle, kurulan partilerin hareketleridir. Bu gruptaki örnekler arasında, Rus Dcvrimi'nin Bolşeviklerin egemenliğinden önceki devresi, Meksika İhtilali'ndeki Zapatistalar ve halta Cezayir Dcvrimi'ndeki Fanon'un yol gösterici ligiyle gelişen sömürgeciliğe karşı kır kesiminin ayaklanışı, verilebilir. Bu çerçevede, popülizmin modernleşme ve onun sonuçlarının getirdiği problemlere bir cevap olarak doğduğu görülür. Çağdaş üçüncü dünya için anlamlı bu modelde, ana çelişki bir bütün olarak toplum (millet) ile eski sömürgeci güçler ve büyük devletler (dış dünya) arasındadır. Bu bakımdan burada "halk"ın, daha önce sözü edilen anlamaları arasında "millet" ile denk düştüğü söylenebilir. Bu denkleşme bir grup popülist hareketi "popülist milliyetçilik" olarak adlandırmamızı mümkün kılacaktır.
Gene bu çerçevede sıradan halk ile imtiyazlı seçkinler arasındaki çelişki önemli bir unsur olarak belirmektedir. Bu noktada, Shils'in popülizme bakışı hayli anlamlıdır "Büyük kent ve taşra arasında bir gerilim olgusu." Popülist harekette bu ayırımın keskin ve çarpıcı bir örneğini Bulgar popülisti Stamboliski'nin ifadelerinde bulmak mümkündür;
"Köy ve kentte, görünüşleri ve ihtiyaçları farklı, iki grup insan yerleşmiş bulunmaktadır... Köylerde, tabiatın getirdiği zorluklar karşısında çalışan, savaşan ve hayatını kazanan insanlar yaşar. Kentlerde ise tabiatı sömürerek değil de başkalarının emeğini sömürerek hayatını kazanan bir insan grubu yaşar. Bu, istisnası olmayan bir kuraldır... Şehir halkı, aldatmaca, aylaklık, yozlaşma ve asalaklık ile hayatım sürdürmektedir..."
Ana gruplandırmada "siyasi popülizm" olarak adlandırdığımız ayırımın ilk alt-gru-bunda bulunan popülist diktatörlük, daha ziyade Latin Amerika'da örneği görülen,
karizmatik bir önderin, bilinen siyasetin kurallarını aşarak kitlenin desteğini sağlayıp üstün güç kullanması türündeki hareketlere ad olarak verilmekte. Bu bağlamda popülizm, kurumlaşmış seçkinlere, bir önder ve -grup yahut sınıf ayırımı güdülmek siz i n-halk arasında oluşan bir birliktelikle meydan okuma şeklinde kendisini gösteren bir siyasi hareket olarak tanımlanabilir. Pek-çok Latin Amerika ülkesi için bu yapı bir siyasi partiye dönüşebilmekle beraber Iider-halk birlikteliği ve liderin ağırlığı daha dikkat çekicidir. Lider öncülüğündeki popülizmin örnekleri arasında, Arjantin'de Juan Peron, Brezilya'da Getulio Vargas, Şili'de Carlos îbanez del Campo, Ekvador'da Jose Maria Velasco Ibarra, Peru'da Manuel Od-rıa ve Kolombiya'da Jorge Eliecer Gaitan (1940'Iar) ile Gustavo Rojas Pinilla (1960-70'ler) etrafında odaklanan hareketler başta gelmektedir. Bu önderlerin çoğunun özelliği askeri bir geçmişe sahip bulunmaları ve iktidara geldikleri zaman, halkın desteğinin yol açtığı üstün güçle "büyük şef olarak hizmet vermeleridir. Siyasi parti örnekleri arasında dikkati çekenler ise, Meksika'da PRI, Brezilya'da PSD, Bolivya'da M.N.R. Peru'da APRA, Dominik Cumhuriyeti'nde PRD, Kosta Rika'da PLN ve Venezuela'da Accion Democratica'du.
İmtiyazlı seçkinler karşısında sadece köylü/çiftçileri değil, aynı zamanda kente taşınmış hoşnutsuz orta sınıflan da kendisine çeken Latin Amerika popülizminin önderleri sadece karizmatik "şefler olmayıp orta sınıflar arasından da sivri I ip çıkanlar olabilmektedir. Özellikle gerilla hareketleri olarak kendisini gösteren bu "neo-popü-lizm"de, içinde mücadele edilen dünya şöyle tasvir edilebilmektedir: "Şehirlerde yer-
leşerek, diğer (kırsal) kesimleri sömürme girişimlerini oralarda kurumlaştıran 'varlıklıların' üstün geldiği; bütün mülksüzlerin ve yeryüzünün gadre uğramışları olan, bütün 'yoksulların' diğer tarafta bulunduğu bir dünya." Bu noktada, ilgilendirdiği kesimler itibarıyla toparlayıcı bir tanımlamayı, en dikkat çekici şekliyle, di Tella'nın ifadelerinde bulmak mümkündür:
"Kentli çalışan sınıf veya çiftçilerin desteğini benimsemekle beraber her iki kesimin de otonom teşkilat gücüyle doğmayan; ayrıca, siatüko-aleyhtan bir ideolojiyi önde tutan emekçi-ol mayan kesimlerce de desteklenen bir siyasi hareket."
Demokratik ideoloji içerisinde bir popülizm çeşitlemesi aradığımızda, karşımıza "popülist demokrasi" diyebileceğimiz bir tür çıkacaktır. Demokrasilerde halkın temsili esas olduğuna göre, popülizm bu noktada kendisini gösterecek, 'temsil' kurumuna karşı çıkışla 'halk'ın daha dolaysız olarak karar verme mekanizmalarına katılımını ifade edecektir. Bu türün gerçekleşmesini sağlayacak vasıtalar arasında, temsil kurumunun yasalarının halk oylamasına tabi tutulması, referandumla halkın bazı konularda kanun teklif edebilmesi ve gene referandumla çokluk itibarıyla mevcut meclise güvensizlik ortaya çıktığında seçimlerin hemen yenilenmesi gibi Örnekler verilebilir. Böyle bir yapının en önde gelen örneği İsviçre modelidir. Bunun yanında, özellikle birçok Amerikan eyaleti başta gelmek üzere, bazı ülkelerde, belirli alanlarda anayasaya dayalı referandum kurumu yerleşmiş bulunmaktadır.
Siyasi çeşiüemesi içerisinde "tepkici popülizm" diye nitelenen siyaset tarzı, özellikle demokratik ülkelerde kitlelerin önyargılannı harekete geçirerek öne çıkan politikacıların doğurduğu bir örnek olmaktadır. Etnik düşmanlıklar ve aşın kanat duyarlıklarını uyandırarak kitlelere hitap eden bu tipin çarpıcı bir örneği, Amerika'da 1960'lar-da gelişen Sivil Haklar hareketi sonucu ırk ayrımının kaldırılışına açıkça muhalefet ederek bir dönem kahramanlıştınlan Geor-ge Wallace olmuştur.
Nihayet, "politikacı popülizmi" diye adlandırılan siyaset tarzı ise "halk" kavramının en önemli niteliklerinden biri olan "muğlakhğı"nın imkan verdiği bir siyaset biçimi olarak karşımıza çıkar. Bu model, sözü edilen belirsizliğin verdiği hareket imkanı ile, belli bir kesim yerine, halkın bütünü adına konuştuğu iddiasında olan politikacıları ve ideolojisi belirsiz, kesin ilkeleri ve belirgin açıklıkta politikaları bulunmayan, kütlenin her üyesine açılmağa hazır halk partilerini ortaya çıkarır. Halk kavramının Popülizm sınıflaması içerisindeki bu türe en uygun anlamı, daha önce sözü edilenlerin üçüncüsü olan "insan kalabalığı" olsa gerektir. Zira, zamanımızın çoğu demokratik rejimlerinde hiç de yabancısı olmadığımız politikacı tipinin, hatta sadece siyaset alanında değil sosyal hayatta da örneği görülen-sözgelîmi bir sanat adamı, bir aydın gibi- eğitimli ve seçkin tipinin, dilindeki "halk adına konuşmak veya yapmak" yahut "halka inmek" sözleriyle somutlaşan tulumun üstü örtük kastettiği anlamda halk, olsa olsa "insan kalabalığı" olmalıdır. Bu bağlamda, mevcut yazına bir katkı olarak, çarpıcı bir niteleme gerekirse, bu şekilde billurların popülist türü "demagojik popülizm" olarak adlandırmamız mümkündür.
Bir sonucu ulaşma yolunda denilebilir ki, sözü edilen bu ayınmlandırma ve altgruplar zaman zaman birbiriyle kıyaslanamayacak farklı olgulara dokunmaktadır. Dolayısıyla popülizmi bütünüyle kavrayıcı bir tanıma ulaşmak güçtür. Çerçevesindeki belirsizliğe rağmen "halk" bir kilit kavram olarak popülizmin özünde mevcuttur. Ca-novan'a "popülizm kavramı mevcut olmasaydı hiçbir sosyal bilimci onu icat etmek istemezdi" yargısında hak verirken, bugün terimin bilim dünyasında, birçok dilde -üstelik ortak adla- yerleşmiş olduğunu (sözgelimi Türkçe'de popülizm, İngilizce'de populism, Fransızca'da populisme, Ispan-yaca'da populismo) gözden uzak tutmak mümkün değildir. O Halde, gene de az-çok toparlayıcı bir tanıma ulaşmak gerekirse; Shils'in popülizmin varlığı için gerekli gördüğü iki temelden söz etmek yerinde olur: 1- Bütün diğer standartların, geleneksel kurumların ve diğer tabakaların iradesi üzerinde 'halk'ın iradesinin üstünlüğü, 2- Halk ve onu üstün tutan önderler arasında, kurumların üzerinde, daha 'dolaysız' bir ilişkinin arzu edilirliği. Bu iki temele bir üçüncü unsur olarak, Worsley'e uyarak, karar verme sürecine "halkın katılımı"nın varlığım da eklersek, bu esasları toplayan bir model olarak tanımlayacağımız bir popülizm, yukarıda çeşitlenen grupların çoğu için anlamlı olacağı ve bir dizi siyasi kültür ve modelde geçerlik taşıyabileceği gibi, bu şekilde popülizmi demokratik ve sosyalist geleneklerin yeni bir boyutu olarak görmemiz mümkün olacaktır.
M. Lutrullah KARAMAN
İslami Okul Okulların En Önemlisi