Realizm - İslami Bilgiler - 5. Sayfa
REALİZM
19. yüzyılın ikinci yansı içinde Roman-tizm'e karşı Fransa'da doğan, edebiyatta gerçeğe uygunluğu savunan bir edebî akım.
Fransızca "gerçek" anlamına gelen "realite" kelimesinden türemiş bir kavram olan Realizm, "varlıkları ve hayatı gerçekte nasılsa öyle anlatmak" çabasını güder. Edebî ekol olarak ise, "edebî eserde tabiatı, insanı, sosyal ve ferdî hayatı olduğu gibi, değiştirmeden, gerçekte var olduklarından farklı bir şekle bürümeden tasvir etmek, işlemek gayesi güden bir anlayış" olarak tanımlanabilir.
Realizm, bütün Avrupa edebiyatlarına yayılmış olan Romantizm'e bir tepki olarak kendisini gösterir. Bu görünüşte dönemin Fransa'sının içinde bulunduğu siyasî çalkantıların, sosyal buhranın ve sanayileşmenin toplumda doğurduğu bir takım yeni problemlerin yanısıra gelişen teknolojinin ekonomik ve sosyal yapıda yeni ihtiyaçları ve dolayısıyla maddî değerleri önplana çıkarışının payı büyüktür. Öte yandan 19. yüzyıl, müsbet bilimler sahasında da yeni keşiflerin, hızlı gelişmelerin vukua geldiği, sosyal ilimlerde yeni anlayış ve atılımların gün yüzüne çıktığı bir devirdir. İlim ve teknolojideki bu gelişmeler edebiyatta da gerçeğin objektif bir biçimde incelenmesi zevki ve anlayışını doğurmuştur. Bu gelişmede, Parnas ekolünde olduğu gibi, Auguste Comte'un Pozitivist felsefesinin tesiri de ağır basar.
Realizm'in bir estetik görüş ve edebî ekol olarak ortaya çıkışı Romantizm'üı zayıflamaya yüz tuttuğu 1850'li yıllarda olmuştur. Akım etkisini daha çok roman türü üzerinde göstermiştir. Daha Romantikler döneminde, romanlarında Realist anlayışın ilk nüvelerini veren Stendhal, Honore de Balzae ve Prosper Merimde, Realist roman anlayışına öncülük etmiş sanatçılar olarak görülebilirler.
Stendhal, bilhassa gözleme verdiği değer ve bu konuda gösterdiği objektiflik kay-gusu ile Realist romanın çok önemli bir unsurunun ilk kullanılış örneklerini vermiştir. O, romanında canlandırdığı kahramanları, hep daha önce gözlediği, rastladığı, özellikleri hakkında notlar aldığı ve fişler tuttuğu karakterlere dayandırır. Romanlarının kahramanları için "onlar herşeyden evvel kutusundan çıkmış bu fişlerden biridir." diyen Stendhal "Roman büyük yol üzerinde gezdirilen bir aynadır." sözüyle de adeta Realist romanı tek cümlede özetlemiştir. Kırmızı ve Siyah (1830, Le Rouge et le Noir) ve Parma Manastırı (1839, Chartreuse de Parme) romanları bu anlayışın güzel birer örneğidirler.
Aynı gözlem titizliği ve içinde yaşanılan çevrenin, kişinin karakterinin biçimlenmesinde tesirli olduğu kanaati, romanlarını İnsanlık Komedisi (La Comedie Humaine) adı altında toplayan H. de Balzac'da da bizi karşılar. Bu yüzden onun romanlarında gerçeğe uygun çevre tasvirleri geniş yer tutar. Balzac bu maksatla, romanına konu edindiği yerlere seyahatler yapmış o yerlere (şehir, mahalle, ev, köy v.s.) dair bilgiler edinmiş, gözlemlerde bulunmuştur. Onun bu anlayış ve davranışının Realist romancılar üzerinde büyük tesirlerini görürüz.
Daha çok bir hikâye yazarı olarak bilinen MerimĞe'de ise eserleri için bilgi toplama, dokümantasyona önem verme onu Realizm'e yaklaştırır.
Realizm'in Romantizm karşısında kendisini bir edebî ekol olarak kabul ettirişinde iki ismin, Champfleury (1821-1889) ile Duranty (1833-1880) nin büyük gayretleri olmuştur. Champfleury, 1856'da çıkardığı Gazette de Champfleury 'de, Duranty de 1856-57'de neşrettiği Le Realisme adlı dergide Realist anlayışı savunmuş, bu vadide örnekler vermiş ve Hugo, Lamartine, Mus-set, Vigny gibi Romantik yazarları tenkit etmişlerdir.
Realist romanın en büyük ismi Gustave Flaubert'dir. Onun 1857'de yayınladığı Madame Bovary adlı eseri, Realist romanın bir şahikası kabul edilir. Flaubert'e göre "büyük sanat, ilme uygun ve yakın olandır, şahsî olan değil." Yazar, eserinin kahrama-nıyla duygu ve düşünce bakımından bütünleşmelidir. Kahramanı kendinden yana çekmek yanlıştır,
Flaubert, "Sanat yararlı olmalıdır." diyen Champfleury ve Duranty gibi Realist yazarlardan, "Sanatın gayesi herşeyden evvel güzelliktir" teziyle ayrılır. Sanatta ahlâkî ve sosyal gaye, güzellikten daha geri plandadır. Madame Bovary'nin ahlakça düşüklüğü de bu noktadan açıklık kazanır.
Realist romanda Flaubert kadar önemli bir başka isim de Goncourt kardeşlerdir. Bu iki kardeşe, Edmond (1822-1896) ve Jules de Goncourt (l830-1870)a göre "Sanat gerçek olan şeydir. Bütün açıklığı ve kabalığı ile gerçek olan şey." Goncourtlar zengin ve asil insanlar kadar, halktan, sıradan insanların da romanlarının kahramanı olabileceğini, edebi eserlerin halk tarafından da anlaşılması gerektiğini savunmuşlardır. Romancı, tarihçi gibi belgelere dayanmalıdır. "Tarihçiler geçmişi anlatmaya meraklıdırlar, romancılar hâlihazır!" diyen Goncourtlar romanlarına hastalıklı, deli, anormal tipleri de almaktan çekinmemişlerdir.
Edebiyatta savunduğu ilkeler açısından bakarsak, Realizm'in ana özelliği, Romantiklerin lirizmine, idealizmine ve edebiyatta ferdî duygulara karşı oluşudur.
Realizm'e göre "sanat, sanat için" değildir. "Sanatkârın pratik, faydalı, eğlendirici olmayan bir felsefî gayesi vardır."
Edebî eserlerde gözlem Önemlidir. Çünkü gerçek, edebiyatta ancak gözleyerek, tabîaü, çevreyi ve insanı olduğu gibi anlatmakla ifâde edebilebilir. Bunun için de, gözlemin yanısıra, anketler, intibalar, küçük notlar, vesikalar faydalı birer araçtırlar.
Roman yahut tiyatro eserinde olağanüstü ve istisnaî konu ve durumlar, gerçeklik duygusunu zedeler. Günlük hayatta rastlanması muhtemel kişi ve olaylar ele alınmalıdır, hatla romanda vak'a asgarî seviyede tutulmalıdır.
İnsanın karakterini tabiî ve sosyal çevresi şekillendirir. Bundan dolayı edebî eserde, kahramanların içinde yaşadığı çevre de, ya-zann dikkatini topladığı odak noktalan arasında olmalıdır. Romanda bu çevreler, kahramanın şahsiyetini daha belirginleştirerek vermek açısından gözlemin de yardımıyla geniş bir şekilde tasvîr edilmeli, bu tasvirlerde çevreye kahramanın seviyesinden ve onun gözüyle bakılmalıdır.
Yazar, kendi şahsiyetini eserin akışına müdahale edecek şekilde aksettirmemen, olaylar ve kahramanlar karşısında tarafsız kalmalıdır. Onları yazarın kendisi değil, kahramanın içinde bulunduğu şartlar ve çevresi yönlendirmelidir. Bu yönlendiriştc ve olayların örgüsünde, pozitif bilimlerdeki gibi sebep-sonuç ilişkisi korunmalıdır.
Dilin ve üslûbun en güzel, olaya ve olayın kahramanının kişiliğine en uygun olan bir surette kullanılması gerekir.
Roman başla olmak üzere, hikâye, tiyatro ve tenkit türlerinde de eser veren bu edebî akımın Fransa'daki önemli temsilcileri Gustave Flaubert, Goncourt kardeşler, Ale-xander Dumas Fils, Duranty, Champfleury, Henry Murger, tiyatroda E. Augier, tenkitte daha önce Romantik olan Saint-Beu-ve'dür.
İngiltere'de Charles Dickens, G. Moore, Bernard Shaw; İtalya'da Giovanni Verga, Luigi Capuana, Rusya'da Gogol, Turgeni-ev, Tolstoy ve Gonçarov, ülkelerinde Realizm'in büyük temsilcileri olmuşlardır.
Realist akım, 1875 sonrasında yerini, kendisinin bir bakıma bir adım ileride devamı olan Naturalizm'e bırakmıştır.
Realizm'in bizim edebiyatımızda tesirini hissettirmeye başlayışı, daha çok, Tanzimat sonrası edebiyat ile Servet-i Fünûn edebiyatı arasında yer alan edebî nesil üzerinde olur. Bu nesil edebiyatçıları içinde Mene-menlizâde Mehmed Tahir, Selânikli Abdi Tevfik, Fazlı Necib, Mustafa Reşid gibi Romantik akımın tesirindeki edebiyatçılara karşı Beşir Fuad, Receb Vahyî ve Nâbîzâde Nâzım Realizm'i müdâfaa ederler. Bu iki grup arasında bir Romantizm-Realizm münâkaşası başlar. Münakaşanın başlamasına sebep, Beşir Fuad'ın, yazdığı Victor Hugo adlı kitabında, Hugo'yu ve Romantik edebiyat anlayışını tenkid etmesi, buna karşılık Realizm ve Naturalizm'i övmesidir. Hemen belirtmek gerekir ki, devrin edebiyatçıları bu tartışmalarında Realizm ve Na-turaüzm diye bir ayırıma gitmeden, her iki akımı da aynı imişçesine, bir kefeye koyarak tartarlar.
Realizm, bizde önceleri "ûrisa-i burhâni-yc" kavramıyla karşılanırken, bu tartışma sırasında, Beşîr Fuad'ın isimlendirmesi yle "mcslek-i hakîkiyyûn" şeklinde anılmaya başlanır. Dolayısıyla bu münakaşa da "HayâÜyyûn-hakîkiyyûn münakaşası" olur.
Beşir Fuad, yukarıda bahsedilen eserinde Hugo'yu tcnkît eder, Zola'yı ve onun edebiyatta tuttuğu yolu över. Menemenli-zade Mehmed Tahîr, onun bu tavrını 19 Şubat 1886 tarihli Gayret mecmuasında (nr, 3-6) tenkid eden bîr yazı yazınca, Beşir Fuad, bu tenkide Saadet gazetesinde cevap verir (nr. 470-478, 4 Ağ. 1886). Bu cevabında hayâlı edebiyatın gcrçekdışılığı, yanlışlığı, edebiyatın gerçeğe uygun ve faydalı olmasının lüzumu gibi konular üzerinde durur. İlmin edebiyata mesned olması gerektiğini söyler. Yazışmalar karşılıklı olarak sürerken, bu arada Gayreı'ic (M.C.) imzalı Bir Mütefenninle Bir Şair başlıklı hiciv yollu bir şiir yayınlanır. Şiirde, mütefennin, Beşir Fuad'dır. B. Fuad bu şiire sinirlenerek aynı tarzda bir hiciv yazar ve şiirin M. Tahir tarafından yazıldığını sandığını söyler. Araya Ahmed Midhal Efendi gibi başka imzalar da girer ve münakaşa çığırından çıkar, seviye düşer. Sonuçta, herhangi bir neticeye ulaşılmadan bu karşılıklı yazışmalar sona erer.
Beşir Fuad, edebiyatta ilmî esasların gö-zönüne alınması gerektiği, edebiyatın gerçeğe dayanmasının eserlerin kıymetini arttıracağı yolunda başka makaleler de yazmıştır.
Bu dönemde Hüseyin Rahmî'nin Mü-rebbiye romanını, (1899) Ahmed Rasim'in istanbul hayatını gözleme dayalı ve çok canlı suretle anlattığı eserlerini ve Ahmed Midhat Efendi'nin Müşâhedât'ım (1890) Realizm'in, hatta Naturalizm'in tesirlerini taşıyan eserler arasında sayabiliriz. Ayrıca bu yıllarda Batılı Realist yazarlardan pek çok tercümeler de yapılmıştır.
Realizm'in tesiri Servet-i Fünûn topluluğu edebiyatçılarında daha çok görülür. Fakat Scrvet-i Fünuncular, bir yönleriyle de her zaman Romantizm'c açık olmuşlardır. (Bk. Romantizm). Kendileri her fırsatta Re-alizm'i tercih etliklerini söyleseler de, eserlerinde hemen her zaman bir hissîlik, lirizm göze çarpar. Bu yönleri biraz kendi karakterlerinden, biraz da onlara üstadlık etmiş olan Rccâîzade Mahmud Ekrem'den gelir. Onlar da bu yönlerinin farkındadırlar ve pekçok defa bu tulumlarını tenkid etmişlerdir.
Bu arada, Recâîzadc Ekrem'in, diğer eserlerinde kuvvetli bir Romantik temayülü her zaman korumuş olmasına karşılık, Araba Sevdası romanında (kahramanı Bİhruz Bey'in olanca Romantikliklerine rağmen) Realist bir yaklaşımı yakalayabildiğinİ de belirtelim.
Scrvct-i Fünun romancıları içinde Romantik tesir (bilhassa Goncourtlar'm tesiri) en fazla Halid Ziya üzerinde kendisini gösterir. Ona göre "en çirkin hakikat, en güzel hayâle tercih edilir." Halid Ziya, daha gençliğinde Goncourllar, A. Daudet, A. Dumas
Fils gibi Realist yazarları okuyarak yetiştiğini Kırk Yıl adlı eserinde kendisi söyler.
Aynı kadrodan Mehmed Rauf ta ve Hüseyin Cahid'de (özellikle onun Hayâl içinde ve Hayât-ı Hakîkiye Sahneleri adlı eserlerinde) de Realist anlayış kendisini gösterir.
Servet-i Fünûn sonrasında, Realist görüşteki yazarlar, değişen ve gelişen sosyal ve siyâsî ortamın da tesiri ile daha çok, memleketin ve toplumun problemlerine karşı ilgilerini yoğunlaştırmışlardır. Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatında Yakub Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban romanı (1932) bu tür romanların zikredilmeden geçilemeyecek örneklerindendir. Yine Refik Halid Karay, Anadolu'ya ve Anadolu insanına yöneliş tarzıyla edebiyatımızda Realist görüşün güzel örneklerini vermiştir.
M. Fatih ANDI
Bk. Gerçekçilik, Parnas Ekolü.
İslami Okul Okulların En Önemlisi