Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sabır - İslami Bilgiler - 1. Sayfa


SABIR

 

Kelime anlamı alıkoymak veya bağla­mak olan sabır, bir musibet ve belaya uğra­yanın isyan ve serzenişte bulunmaksızın içinde bulunduğu duruma itaat ve tevekkül­le tahammülde bulunmasıdır.

Kur'an'da sabırlı olmak mânası ile bu ke­limenin kökünün müştakları çokça geç­mektedir. Peygambere kendisinden önce gönderilen resuller gibi, sabırlı olması tav­siye edilmiştir.

Oğlunun Ölümünü öğrenmesi üzerine YaTcub'un: "Artık bana düşen, kadere rızâ ve teslimiyet (fe-sabrun camîlun)" dediğini bildiren âyette (Yusuf, 18) sabr'ın tevekkül, rızâ ve teslimiyet mânasında kullanıldığı görülmektedir.

Tefsirlerin sabr üzerindeki çok sayıdaki izahları üzerinde durmaksızın, sadece Fah-reddin Razi (Mafâtîh al-Gayb, Kahire, 1278; III. 200 âyeti hakkında)'ninkini zikre­delim. Fahreddin Razi dört türlü sabr zik­retmektedir 1) Nassî mes'elelere, msl. tev-hid, 'adi, nübüvvet, ma'ad akidesi ve diğer ihtilaflı noktalara yönelik yorucu zihnî ça­lışmalarda sabır ve sebat; 2) Yapmakla mü­kellef bulunanulan veya kanun ile havale

edilmiş olan işlerin tamamlanmasında sa­bır, 3) Men edilmiş olan fiilleri terketmekte sabır; 4) Musibet vb. hâllerde teslimiyet göstermek. Ona göre, musabere, sabrın hemcinsine (msl. komşularına ve kendisi ile aynı kitap ehlinden olanlara) tatbiki, in­tikamın terki, emr bi'1-ma'ruf ve'n-nehy ani'l-munker vb.

Sabr'ın en büyük değeri Allah'ın bütün esmâ-i hüsnâsı arasında "Sabûr" isminin de yer almış olmasında görülür. Dilde sabur, halim'in müteradifidir; şu farkla ki, gü­nahkâr, halim'den hiç bir ceza beklemediği halde, sabur'un böyle bir harekette buluna­cağından emin değildir.

Hadiste sabr, her şeyden önce, genel an­lamdaki metinlerde geçer; kendini sabr'a verene Allah sabr ihsanında bulunacaktır; zira sabr en büyük îutuftur (Buharı, Zekat, 50; Rikak, 20; Ahmed b. Hanbel, III, 93). Burada da sabr, cihâdda sabır ve sebata delâlet etmektedir. Bir adam Peygambere: "Şahsım ve servetimle cihada iştirak eder, daima ileri atılır, sırtımı çevirmez ve sabre­derek ölür, teslimiyet gösterirsem, cennete girer miyim?" diye sorduğu zaman, Hz. Peygamber: "Evet" diye cevap verdi (Ah­med b. Hanbel, Müsned, III, 325). Sar'ali bir kadının başka bakımdan dikkate şayan hikâyeside böyledir: Sar'alı kadın, iyileş­mesi için, Peygamberden kendisine duada bulunmasını niyaz eder. O da ona isteğin­den vazgeçip, sabrederse, cennete gireceği­ni söyler. Çok defa bu kelimeye teslimiyete has tabir olan ihtisab (msl. al-Buharî, Ey-man, 9; Müslim, Cena'iz, II) ile birlikte rast­lanmaktadır. Bununla şu hadis kudsi karşı-laştırılabilir: "Eğer kulum, iki gözünün ışı­ğından mahrum kalırsa, buna mukabil ben ona cenneti vereceğim".

Kur'an ve hadisin sabr'a dair söyledikleri kısmen ahlâkî ve tasavvuf! edebiyatta tek­rarlanmakladır; fakat bu kelime burada bir nevî ilmî bir tabir olmuştur; zira sabr, bu ta-savvufî fikrin ifadesi için, esas faziletlerden biridir. Diğer aslî mefhûmlar gibi, sabr'ın da bir çok tarifleri vardır ki, bunlar, mefhûmu tamamiyle izah ve ifadeden ziyade, manevî zenginliği ortaya koyar; çok kıymetlidir; zi­ra mefhûmu ani şimşekler gibi aydınlatma­ğa yarar. Kuşeyri Risale (Bulak, 1287, s. 99 vd.)'sinde şu Örnekleri vermektedir: "Acı şeyleri, kaşlarınızı çatmadan yutunuz" (Cü-neyd). "Men'edilmiş şeylerden uzak duru­nuz, kaderin darbelerine tahammül ederek susunuz; fakirlik üzerinize çöktüğü vakit, zengin görününüz", "Kaderin darbelerine layık bir şekilde (hüsn el-edeb) sabr u sebat gösteriniz" (îbn Ata), "Konuşmaksizın ve şikâyet etmeksizin, darbe altına eğiliniz", "Sabbar menedilmiş şeyler ile birden bire karşı karşıya bulunmağa alışmış kimsedir" (Ebu Osman), "Sabr sanki sıhhatmış gibi, dert ile kaynaşarak yaşamaktan ibarettir", "Tanrının yanında mütevekkil olunuz, kaş çatmayınız ve gücenmeksizin onun darbe­lerini karşılayınız" (Amr b. Osman), "Kitab ve sünnetin emirlerine mulavaat" (Havvas), "Sûfîlerin (harfiyen: âşıkların) göstereceği sabr zâhidlerinkinden daha güçtür" (Yahya b. Mu'az), "Her türlü şikâyetten sakınma" (Rüveym). "Allah'tan yardım beklemek" (Zünnûn)."Sabr asla sürçmeyen bir attır" (Ali b. Ebi Talib). "Sabr iyi ve kötü hal ara­sında fark gözetmeksizin her ikisinde de ruh huzurunu muhafaza etmektir; tasabbur, ağır bir felaket hissedildiği vakit, darbeler altında sükûnet bulmaktır" (Ebu Muham-med el-Curayri),

Bu edebiyat sadece kelime oyunlarından

ve tariflerden hoşlanmakla kalmıyor, aynı zamanda, harf-i çerler vasıtası ile birbirin­den farklı mefhûmlar meydana getiriyordu. Şibli bir adama: "Sabredene en güç gelen hangi sabırdır?" diye sorar. O da: "Sabr fi'Hah" diye cevap verir. Bunun üzerine, Şibli: "Hayır" der. Bu şahıs: "Sabr ma'a'llah" der . Şibli; "Hayır" der. Adam: "O halde hangisi?" diye sorar. Şibli de ona: "Sabr ani'llah" diye cevap verir ve hemen hemen muhatabının aklını başından alacak bir izah ilâve eder (Kuşayri, Risale, s. 100, 9).

Gazzalî, sabr'dan fhya'mn ikinci kitabı­nın selâmeti le'min eden faziletleri tasvir eden 4. kısmında bahseder. Daha önce Kur'an'da sabr ve şükr'ün birbirlerine bağ­lanmış bulunduğu görülmüştür. 2. kitapta, ayn ayn ve fakat aralarında içten bir bağ ku­rarak, iki mefhûmdan bahseder. Bununla beraber, onların imtizacını Kur'an ifâdesi tarzı üzerine değil, hikmet üzerine bina eder: İman biri sabr, diğeri şükr olan iki ya­rımdan meydana gelir. Bu şu hadise dayan­maktadır: "Sabr imanın yarısıdır"

Gazzalî sabr'ı tarif etmek için, onu şu ba­kımlardan mütalaa etmektedir:

 1) sabr'ın fazileti;

 2) mâhiyeti ve mefhûmu;

 3) sabr'ın imanın yansı olduğu;

 4) sabr ile müteradif tabirler;

 5) kuvveti ve zayıflığı bakımından, sabr çeşitleri;

 6) sabr'ın lüzumu hakkındaki fikirler ve insanın ondan nasıl vazgeçeme­diği;

 7) sabr'ın sıhhat bulması ve bunun ça­releri.

Bu bölümlerden ancak şunlar zikredile­bilir. Sabr, bütün dinî makamat gibi, üç kı­sımdan meydana gelir: Maarifet, Hal ve amel. Maarif ağaca, ahval dallara, amel ise meyvalara benzer. Üç çeşit varlık arasında sadece insan sabr'a sahip olabilir; zira hayvanlar tamamiyle arzu ve hakimiyeti altın­dadır; melekler, bunun aksine, tamamiyle Allah sevgisi ile doludur, o suretle ki, hiç bir arzu onlan hükmü altına alamaz ve dolayı­sıyla onlara galebe çalmak için, sabr'a ihti­yaçları yoktur. Aksine insanda iki içgüdü birbiri ile savaş halindedir: haz alma sevk-i tabiisi ve din sevk-i tabiisi. Birincisi şeytan tarafından ve ikincisi ise, melekler tarafın­dan tahrik edilir. Sabr, nefsânî iç güdünün aksine, dinî içgüdüye uyar.

Sabr iki türlüdür:

 a) Cismânî zahmetli iş­leri yapmaya sabr veya darbelere (felâketle­re) tahammül etmekteki atıl sabr; bu çeşit sabr övülmeğe değer;

 b) Manevî msl. tabiî arzulardan vazgeçme. Yerine göre, sabr mefhûmu iffa, zabt al-nafs, şuca'a hilm, saat al-sadr, ki iman al-sirr, zuhd ve kana'a gibi, müteradifler ile ifâde edilmiştir. Mefhûmun bu geniş teşmili, iman hususunda kendisine soru yöneltilmiş olan Peygamberin: "iman sabırdır" şeklinde cevap verdiğini bize an­latmakladır. Bu çeşit sabır tamamiyle övgü­ye değer bir sabırdır.

Sabırlarının kuvvetinin az veya çoklu­ğuna göre, üç sınıf kimse tefrik edilir:

 a) Kendilerinde sabrın devamlı bir hal olduğu çok az sayıda kimseler (siddikan, mukarre-bun);

 b) Kendilerinde hayvanı içgüdülerin hüküm sürdüğü kimseler;

 c) Kendilerinde iki içgüdü arasında daimî bir mücadele bu­lunan kimseler (mücahidûn); belki Allah onlara teveccüh edecektir. Gazzalî bize irfânîlerden birinin üç türlü sabiran tefrik ettiğini söylemektedir: nefsânî heveslerini terkedenler (taibun); emr-i ilâhiye baş eğenler (zahidun); Allah'ın kendilerine gönderdiklerinden sevinç duyanlar (sıddi-kun).

Gazzalî 6. bölümde mü'minin her türlü

ahvalde sabr'a nasıl muhtaç olduğunu gös­termektedir:

 a) Sıhhat ve refahta; burada sabr ve şükr'ün sıkı bir birleşmesi göze çar­par;

 b) Şerîatin emirlerini icrada, menedil-miş şeylerden kendini korumakta, ister ya­kınımız tarafından, ister Allah'ın bir emri ile olsun, irâdemizin aksine meydana gelen vakıalar esnasında.

Sabr, sadece iki içgüdünün arasındaki mücadelenin bir alameti olduğuna göre, te­min ettiği şifa, içgüdüyü kuvvetlendirebi-len ve hayvânî içgüdüyü zayıflatabilen her şeyde mevcuttur. Hayvânî içgüdü riyazet vasıtası ile, bu içgüdüyü canlandıran her şeyden sakınarak, aynı şekilde inziva veya müsaade edilen şeyi (meselâ evlenmenin tatbiki) yapmakla zayıflar. Dini içgüdünün takviyesi,

 a) Bize mücahede'nin meyvalan-nı şiddetle isteten arzunun, meselâ velîlerin ve Peygamber'in hayatlarını okuma yolu ile tenbihi ile;

 b) Bu sevk-i tabiiyi üstünlük şu­uru zevk almakla bitecek şekilde gitgide hasmına karşı mücadeleye alıştırmak sureti ile mümkün olur.

(SBA)

Bk. Tevekkül