Sabır - İslami Bilgiler - 1. Sayfa
SABIR
Kelime anlamı alıkoymak veya bağlamak olan sabır, bir musibet ve belaya uğrayanın isyan ve serzenişte bulunmaksızın içinde bulunduğu duruma itaat ve tevekkülle tahammülde bulunmasıdır.
Kur'an'da sabırlı olmak mânası ile bu kelimenin kökünün müştakları çokça geçmektedir. Peygambere kendisinden önce gönderilen resuller gibi, sabırlı olması tavsiye edilmiştir.
Oğlunun Ölümünü öğrenmesi üzerine YaTcub'un: "Artık bana düşen, kadere rızâ ve teslimiyet (fe-sabrun camîlun)" dediğini bildiren âyette (Yusuf, 18) sabr'ın tevekkül, rızâ ve teslimiyet mânasında kullanıldığı görülmektedir.
Tefsirlerin sabr üzerindeki çok sayıdaki izahları üzerinde durmaksızın, sadece Fah-reddin Razi (Mafâtîh al-Gayb, Kahire, 1278; III. 200 âyeti hakkında)'ninkini zikredelim. Fahreddin Razi dört türlü sabr zikretmektedir 1) Nassî mes'elelere, msl. tev-hid, 'adi, nübüvvet, ma'ad akidesi ve diğer ihtilaflı noktalara yönelik yorucu zihnî çalışmalarda sabır ve sebat; 2) Yapmakla mükellef bulunanulan veya kanun ile havale
edilmiş olan işlerin tamamlanmasında sabır, 3) Men edilmiş olan fiilleri terketmekte sabır; 4) Musibet vb. hâllerde teslimiyet göstermek. Ona göre, musabere, sabrın hemcinsine (msl. komşularına ve kendisi ile aynı kitap ehlinden olanlara) tatbiki, intikamın terki, emr bi'1-ma'ruf ve'n-nehy ani'l-munker vb.
Sabr'ın en büyük değeri Allah'ın bütün esmâ-i hüsnâsı arasında "Sabûr" isminin de yer almış olmasında görülür. Dilde sabur, halim'in müteradifidir; şu farkla ki, günahkâr, halim'den hiç bir ceza beklemediği halde, sabur'un böyle bir harekette bulunacağından emin değildir.
Hadiste sabr, her şeyden önce, genel anlamdaki metinlerde geçer; kendini sabr'a verene Allah sabr ihsanında bulunacaktır; zira sabr en büyük îutuftur (Buharı, Zekat, 50; Rikak, 20; Ahmed b. Hanbel, III, 93). Burada da sabr, cihâdda sabır ve sebata delâlet etmektedir. Bir adam Peygambere: "Şahsım ve servetimle cihada iştirak eder, daima ileri atılır, sırtımı çevirmez ve sabrederek ölür, teslimiyet gösterirsem, cennete girer miyim?" diye sorduğu zaman, Hz. Peygamber: "Evet" diye cevap verdi (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 325). Sar'ali bir kadının başka bakımdan dikkate şayan hikâyeside böyledir: Sar'alı kadın, iyileşmesi için, Peygamberden kendisine duada bulunmasını niyaz eder. O da ona isteğinden vazgeçip, sabrederse, cennete gireceğini söyler. Çok defa bu kelimeye teslimiyete has tabir olan ihtisab (msl. al-Buharî, Ey-man, 9; Müslim, Cena'iz, II) ile birlikte rastlanmaktadır. Bununla şu hadis kudsi karşı-laştırılabilir: "Eğer kulum, iki gözünün ışığından mahrum kalırsa, buna mukabil ben ona cenneti vereceğim".
Kur'an ve hadisin sabr'a dair söyledikleri kısmen ahlâkî ve tasavvuf! edebiyatta tekrarlanmakladır; fakat bu kelime burada bir nevî ilmî bir tabir olmuştur; zira sabr, bu ta-savvufî fikrin ifadesi için, esas faziletlerden biridir. Diğer aslî mefhûmlar gibi, sabr'ın da bir çok tarifleri vardır ki, bunlar, mefhûmu tamamiyle izah ve ifadeden ziyade, manevî zenginliği ortaya koyar; çok kıymetlidir; zira mefhûmu ani şimşekler gibi aydınlatmağa yarar. Kuşeyri Risale (Bulak, 1287, s. 99 vd.)'sinde şu Örnekleri vermektedir: "Acı şeyleri, kaşlarınızı çatmadan yutunuz" (Cü-neyd). "Men'edilmiş şeylerden uzak durunuz, kaderin darbelerine tahammül ederek susunuz; fakirlik üzerinize çöktüğü vakit, zengin görününüz", "Kaderin darbelerine layık bir şekilde (hüsn el-edeb) sabr u sebat gösteriniz" (îbn Ata), "Konuşmaksizın ve şikâyet etmeksizin, darbe altına eğiliniz", "Sabbar menedilmiş şeyler ile birden bire karşı karşıya bulunmağa alışmış kimsedir" (Ebu Osman), "Sabr sanki sıhhatmış gibi, dert ile kaynaşarak yaşamaktan ibarettir", "Tanrının yanında mütevekkil olunuz, kaş çatmayınız ve gücenmeksizin onun darbelerini karşılayınız" (Amr b. Osman), "Kitab ve sünnetin emirlerine mulavaat" (Havvas), "Sûfîlerin (harfiyen: âşıkların) göstereceği sabr zâhidlerinkinden daha güçtür" (Yahya b. Mu'az), "Her türlü şikâyetten sakınma" (Rüveym). "Allah'tan yardım beklemek" (Zünnûn)."Sabr asla sürçmeyen bir attır" (Ali b. Ebi Talib). "Sabr iyi ve kötü hal arasında fark gözetmeksizin her ikisinde de ruh huzurunu muhafaza etmektir; tasabbur, ağır bir felaket hissedildiği vakit, darbeler altında sükûnet bulmaktır" (Ebu Muham-med el-Curayri),
Bu edebiyat sadece kelime oyunlarından
ve tariflerden hoşlanmakla kalmıyor, aynı zamanda, harf-i çerler vasıtası ile birbirinden farklı mefhûmlar meydana getiriyordu. Şibli bir adama: "Sabredene en güç gelen hangi sabırdır?" diye sorar. O da: "Sabr fi'Hah" diye cevap verir. Bunun üzerine, Şibli: "Hayır" der. Bu şahıs: "Sabr ma'a'llah" der . Şibli; "Hayır" der. Adam: "O halde hangisi?" diye sorar. Şibli de ona: "Sabr ani'llah" diye cevap verir ve hemen hemen muhatabının aklını başından alacak bir izah ilâve eder (Kuşayri, Risale, s. 100, 9).
Gazzalî, sabr'dan fhya'mn ikinci kitabının selâmeti le'min eden faziletleri tasvir eden 4. kısmında bahseder. Daha önce Kur'an'da sabr ve şükr'ün birbirlerine bağlanmış bulunduğu görülmüştür. 2. kitapta, ayn ayn ve fakat aralarında içten bir bağ kurarak, iki mefhûmdan bahseder. Bununla beraber, onların imtizacını Kur'an ifâdesi tarzı üzerine değil, hikmet üzerine bina eder: İman biri sabr, diğeri şükr olan iki yarımdan meydana gelir. Bu şu hadise dayanmaktadır: "Sabr imanın yarısıdır"
Gazzalî sabr'ı tarif etmek için, onu şu bakımlardan mütalaa etmektedir:
1) sabr'ın fazileti;
2) mâhiyeti ve mefhûmu;
3) sabr'ın imanın yansı olduğu;
4) sabr ile müteradif tabirler;
5) kuvveti ve zayıflığı bakımından, sabr çeşitleri;
6) sabr'ın lüzumu hakkındaki fikirler ve insanın ondan nasıl vazgeçemediği;
7) sabr'ın sıhhat bulması ve bunun çareleri.
Bu bölümlerden ancak şunlar zikredilebilir. Sabr, bütün dinî makamat gibi, üç kısımdan meydana gelir: Maarifet, Hal ve amel. Maarif ağaca, ahval dallara, amel ise meyvalara benzer. Üç çeşit varlık arasında sadece insan sabr'a sahip olabilir; zira hayvanlar tamamiyle arzu ve hakimiyeti altındadır; melekler, bunun aksine, tamamiyle Allah sevgisi ile doludur, o suretle ki, hiç bir arzu onlan hükmü altına alamaz ve dolayısıyla onlara galebe çalmak için, sabr'a ihtiyaçları yoktur. Aksine insanda iki içgüdü birbiri ile savaş halindedir: haz alma sevk-i tabiisi ve din sevk-i tabiisi. Birincisi şeytan tarafından ve ikincisi ise, melekler tarafından tahrik edilir. Sabr, nefsânî iç güdünün aksine, dinî içgüdüye uyar.
Sabr iki türlüdür:
a) Cismânî zahmetli işleri yapmaya sabr veya darbelere (felâketlere) tahammül etmekteki atıl sabr; bu çeşit sabr övülmeğe değer;
b) Manevî msl. tabiî arzulardan vazgeçme. Yerine göre, sabr mefhûmu iffa, zabt al-nafs, şuca'a hilm, saat al-sadr, ki iman al-sirr, zuhd ve kana'a gibi, müteradifler ile ifâde edilmiştir. Mefhûmun bu geniş teşmili, iman hususunda kendisine soru yöneltilmiş olan Peygamberin: "iman sabırdır" şeklinde cevap verdiğini bize anlatmakladır. Bu çeşit sabır tamamiyle övgüye değer bir sabırdır.
Sabırlarının kuvvetinin az veya çokluğuna göre, üç sınıf kimse tefrik edilir:
a) Kendilerinde sabrın devamlı bir hal olduğu çok az sayıda kimseler (siddikan, mukarre-bun);
b) Kendilerinde hayvanı içgüdülerin hüküm sürdüğü kimseler;
c) Kendilerinde iki içgüdü arasında daimî bir mücadele bulunan kimseler (mücahidûn); belki Allah onlara teveccüh edecektir. Gazzalî bize irfânîlerden birinin üç türlü sabiran tefrik ettiğini söylemektedir: nefsânî heveslerini terkedenler (taibun); emr-i ilâhiye baş eğenler (zahidun); Allah'ın kendilerine gönderdiklerinden sevinç duyanlar (sıddi-kun).
Gazzalî 6. bölümde mü'minin her türlü
ahvalde sabr'a nasıl muhtaç olduğunu göstermektedir:
a) Sıhhat ve refahta; burada sabr ve şükr'ün sıkı bir birleşmesi göze çarpar;
b) Şerîatin emirlerini icrada, menedil-miş şeylerden kendini korumakta, ister yakınımız tarafından, ister Allah'ın bir emri ile olsun, irâdemizin aksine meydana gelen vakıalar esnasında.
Sabr, sadece iki içgüdünün arasındaki mücadelenin bir alameti olduğuna göre, temin ettiği şifa, içgüdüyü kuvvetlendirebi-len ve hayvânî içgüdüyü zayıflatabilen her şeyde mevcuttur. Hayvânî içgüdü riyazet vasıtası ile, bu içgüdüyü canlandıran her şeyden sakınarak, aynı şekilde inziva veya müsaade edilen şeyi (meselâ evlenmenin tatbiki) yapmakla zayıflar. Dini içgüdünün takviyesi,
a) Bize mücahede'nin meyvalan-nı şiddetle isteten arzunun, meselâ velîlerin ve Peygamber'in hayatlarını okuma yolu ile tenbihi ile;
b) Bu sevk-i tabiiyi üstünlük şuuru zevk almakla bitecek şekilde gitgide hasmına karşı mücadeleye alıştırmak sureti ile mümkün olur.
(SBA)
Bk. Tevekkül
İslami Okul Okulların En Önemlisi