Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Saçma - İslami Bilgiler - 3. Sayfa

 

SAÇMA

 

Saçma kavramı, Latince Absurdus keli­mesinden türeyerek batı dillerine geçmiş olan Absürde karşılığı olmak üzere kullanı­lan ve Latince etimolojik yapısı ile imkan­sız, abes, yersiz, muhal ve budala anlamla­rına gelen bir kelimedir.

Saçma kavramı, terim anlamı olarak, bir dilsel deyiş ya da önermenin mantık ilkele­rine veya çıkanm ve kıyas kurallarına aykı­rılığı anlamında kullanılmaktadır.

Saçma bir düşünce, öğeleri birbirini tut­mayan, anlamca birbirini dışlayan, birbiriy­le bağdaşmayan bir düşüncedir. Mantığın terimler veya kavramlar alanında, bir kav­ramın söylenmesinden sonra, anlamca ken­disi ile uyuşmayan ve birbirini tutmayan di­ğer bir kavramın söylenmiş olması mantı­ken bir saçmalığı dile getirir. Örneğin, "dai­re kare" veya "üçgensel dörtgen" kavramla­rı saçma birer kavramdır. Saçmalık, bir kavramın, mantıksal tanımı esnasında an­lamca dışarıda bırakılan özellikleri yüklen­miş bir diğer kavramla nitelendirilmesi ve­ya özdeşleştirilmesi durumunda sözkonusu olabilmektedir. Bu anlamı itibariyle "dört-köşeli üçgen" tabiri, mantıksal bir saçmalı­ğa veya abesliğe işaret etmektedir. Çünkü, üçgenin tanımı içinde zaten, dörtköşelüik niteliği dışarıda bırakılmış bir özellik ola­rak mevcuttur. Akıl, böyle bir kavramı ve kendisine verilen bilgiyi değerlendireme-mekte ve adeta kabul etmeyerek geri çevir­mektedir. Aklın düşünmediği, kavramsal olarak bir bilgi ünitesine yerleştiremediği bu tür kavramlara mantık dilinde saçma dendiği gibi, epistemolojik alanda repug-nance, yani terslik, karşıtlık veya uyuşmaz­lık ismi verilmektedir. Böyle bir durum, çe­lişik iki kavramın bir arada kullanılması es­nasında sözkonusu olmaktadır.

Mantığın terimler alanı yanında, Öner­meler ve çıkarımlar alanında da saçmalık­tan sözetmek mümkündür. Bir çıkarımın veya kıyasın saçmalığından sözedebilmek için, mevcut tutarlı ve uygun kıyas kalıpla­rının dışında bir yolla sonuca veya yargıya ulaşma durumu mevcut olmalıdır. Bu an­lamda, bir kıyastaki sonucun ya da varlığın yanlışlığı ile saçmalığı arasında bir aynın yapmak zorunludur. Nitekim yanlış bir so­nuç, öncüllerin yanlışlığına bağlı olabilece­ği gibi, aynı zamanda kıyas kurallarını ihlal etmeden ulaşılmış bir yargı olabilir. Saçma sonuç nitelendirmesi ise kıyas, kurallarım doğru bir şekilde uygulamayan ve öncüller­le arasında bir çelişki ve bir tezat bulunan yargılar için sözkonusudur. Saçma bir yar­gı, kendi içinde tutarsız olan, ya da tutarsız­lığı içeren bir yargıdır. Bu tutarsızlığın, doğruluk veya yanlışlık ile bir ilişkisi de sözkonusu değildir. Çünkü bir önermenin doğru veya yanlışlığı, o Önermenin empirik yönden doğrulanmasına, denetlenmesine bağlıdır. Bir önermenin saçmalığından sö­zedebilmek için ise, o önermede mevcut bulunan öncüller ya da kavramların çelişik olup olmadıklarına bakılmalıdır. Saçmalık­tan söz etmek demek, bir önerme veya kav­ramın akla aykırılığından, aklın düşüneme­yeceği ve çelişkiye düşeceği bir durumda bahsetmek demektir.

Saçma kavramı, mantıkla kazandığı an­lam ile matematik ve geometri gibi alanlar­da bir metod olarak başvurulan ve kendisin­den yararlanılan bir terim olma özelliğini kazanmıştır. Mantıkla saçmaya indirgeme metodu olarak isimlendirilen bu yöntem, matematikte olmayana ergi metodu ile ad­landırılmakta olup bir önermenin, karşı­tının saçma olduğu ön-kabulünden hareket­le doğruluğunun ispatlanmasıdir. Saçma anlayışı, geometriye ve genelde matematik alanında ilk olarak İlkçağ Yunan düşünürü Eukleides (M.Ö. 450-380) tarafından uygu­lanmıştır. Ayrıca saçma kavramı toplumsal hayatın açıklanmasında kullanılmak sure­tiyle sosyolojik bir içerik de kazanmıştır. Sosyal hayatta, önceden kabul edilmiş ola­rak toplumsal kural ve normlara ve insanın kendisinin önceki davranışlarına aykırı ve çelişik düşen her tutum ve hareket de, saç­ma ve yanlış olarak değerlendirilmektedir. Bu anlamda bir saçmalıktan, özellikle çağı­mız sanat anlayışları büyük oranda yarar­lanmaktadırlar. Son kırk-elli yılın absürde tiyatro anlayışı, bu durumun belirgin bir ifadesidir. Samuel Beckett ve Ionesco'nun tiyatro eserleri bu alandaki tiyatro anlayışı­nın Örnekleri arasındadır. Bunlar gibi bazı çağdaş edebiyat akımları da, teoloji ve kla­sik metafizik karşısında evrenin varlığını ispat edebilmek için, içkin (immanent) bir sebep kabul ederek kainat ve insan görüşle­rinin ve bunların karşılıklı ilişkilerinin te­meline saçma fikirlerini yerleştirmişlerdir. Saçma kavramını edebiyatta roman türünde savunan ve tartışan Fransız yazan Albert Camus olmuştur. Onun L'Etranger (Ya­bancı) adlı romanı bu alanın seçkin bir ürü­nü olma niteliğini ortaya koyar. Saçma ve saçmacılıktan sözedildiğinde akla hemen çağdaş bir felsefi akım olan Va­roluşçuluk ile onun ünlü temsilcilerinden Sören Kierkegaard (1813-1855) ile Jean Paul Sartre (1905-1980) gelmektedir.

S. Kierkegaard, sonlu ve sonsuz varlık, yani insan ile Tann arasındaki ilişkiyi ele alırken ve bu ilişkinin içten, öznel bir ilişki olduğunu belirtirken inanç olgusunu, saçma kavramı ile açıklama yoluna gitmiş­tir. Kierkegaard, Ortaçağ'ın tipik önermele­rinden birisi olan ve Tertullianus tarafından ileri sürülen "inanıyorum çünkü saçmadır" (Credo quia absürdüm) önermesini benim­ser gibidir. Zira bu önerme, Kierkegaard'ın felsefî iddialarından çıkarılabilecek onun felsefî yapısına en yakın bir yargıdır. O, ev­renin aklî (rasyonel) bir sistem, yapı olarak temellendirilmesinde öznelciliğin akla olan uzaklığını (irrasyonalitesini) saçma kavramı ile açıklamakta idi. İnsan, öznel bir yapı, varlık olarak, aklî (rasyonel) bir siste­me dahil edilemez. Bu anlamda saçma, öz­nelliğin yapısal boşluklarının göstergesi, işaretidir. Diğer bir deyişle saçma, Tann (sonsuz varlık) ile insan (sonlu varlık) ara­sındaki mesafedir. İnsanın, Tann'ya ulaş­ması bu mesafeden geçmesine, yani saçma­ya inanmasına bağlıdır. Bu da, açık bir bi­çimde, Kierkegaard'ı Tertullianus'un öner­mesine götürmektedir.

Varoluşçuluğun diğer bir önemli ismi olan J. P. Sartre'ın felsefesinde saçma kav­ramı, tamamiyle ontolojik (varlıksal) bir anlam kazanır. Kendinde varlık (etre en-soi) ile kendisi için varlık (etre pour soi) karşıtlığına veya ikiliğine dayanan Sartre ontolojisinde saçma kavramı veya niteliği, kendinde varlığın bir özelliği olarak belirle­nir. Kant'ın tabiri İle fenomenler, nesneler

âlemini ifade eden kendisinde varlık, mut­lak bir saçmalığa sahiptir. Çünkü, bu saç­malığın ortadan kalkması için şuurun veya kendisi için varlığın bu alana müdahale et­meli ve onu bir "şuur için varlık" haline ge­tirmelidir.

Zaten kendisi için varlığın bir özelliği de kendinde varlık olma çabasına sahip olma­sıdır. Ancak böyle bir çaba da daima so­nuçsuz kalacaktır. Kendinde varlığın saç­malığı böylece bir kesin mutlaktık kazana­cağı gibi, kendisi için varlık da çabanın ger­çekleşmemesi ile bir saçma hayat içine atı­lacaktır. Sartre'a göre hayat, gerek nesne boyutunda ve gerekse şuur veya insan bo­yutunda olmak üzere bütünüyle saçmadır. Gerçekte Sartre bu deyim ile evrenin an­lamdan yoksunluğu ve uzaklığını ifade et­mek istemiştir.

Saçma kavramının varoluşçuluk ve özellikle Sartre ile kazandığı anlamda yok­sunluk veya anlamsızlık içeriği, yeni man­tıkçılar tarafından reddedilmektedir. Yeni mantıkçılar, saçmanın, gerçekte bir anlamı­nın mevut bulunduğunu, fakat bu anlamın yanlış bir anlam olduğunu dile getirmekte­dirler. Anlamsız olanın ise hiçbir anlamı yoktur ve bu durumda onun, ne yanlışlığın­dan, ne de doğruluğundan sözedilebilir. Bu nedenle, saçmayı anlamsızdan ayırmak ge­rekir demektedirler.

Ortaçağ'da Tertullianus ve daha sonraki dönemlerde Kierkegaard tara Harından teo-lojik bir içerik yüklenen ve çağımızda Sart­re ile ontolojik bir kimliğe bürünen saçma kavramı, son yıllarda kazandığı relativist (izafiyetçi) anlamı ile özellikle M. Foucault ve J. Lacan taraflarından kullanılmakta­dır.

Ali DÖLEK