Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SAPIKLIK (DALÂLET) - 11. Sayfa

 

SAPIKLIK (DALÂLET)

 

Kelime anlamı yolunu kaybetmek, yol­dan çıkmak, gaflete düşmek, aradığı halde aradığı nesneyi bulamamak olan dalalet-sa-pıklık terimi, bilerek veye bilmeyerek Al­lah'ın gidilmesini istediği doğru yoldan sapmak demektir. Diğer bir ifade ile Al­lah'ın gösterdiği yoldan sapıp şeytanın adımlarına ayak uydurma demektir. S. Şerif Cürcanî, Ta'rifat'ta istenilen şeye ulaşama­ma ve istenilen şeye ulaştırmayan yola gir­me anlamlarına geldiğini söylemiştir.

Dalâletin ilk özelliği, dalalet içinde bu­lunan, sapmış olan kimselerin kendilerini doğru yolda görmeleri, Allah'ı bırakıp, şey­tanları dost edinerek sapıtmış olmalarına karşın, kendilerini doğru yol üzerinde san­malarıdır. Allah'ın dilediğini hidayete, dile­diğini dalâlete ulaştıracağı gerçeğinin yanı başındaki ikinci bir gerçek de, dalâletin; da­lalete düşmüş olanlarca doğruluk yerine be­nimsenmiş ve seçilmiş olmasıdır. Kur'an; sapma noktalarından bir bölümünü şöyle anar: Temiz ve helal olanların dışındakileri yemek, kötülük ve hayasızlık yapmak, bil­mediği şeyleri söylemek, "gerçeğe uyun, Allah'ın yoluna gelin" denildiğinde, "biz atalarımıza uyarız" karşılığını vererek doğ­ruya sut dönmek, Yüce Allah'ın kitabından bir şeyi gizleyip de bunu az bir değere de­ğiştirmek... Durumları ise, çağırıp bağırır­ken, başkasını duymayan kimselere benze­tilir ve kendilerinin sağır, dilsiz ve kör oldu­ğu ifade edilir. (Bakara, 168'den 176"ya ka­dar).

Sakınanları hidayete ulaştırmak üzere gönderilmiş bulunan ve doğruluğunda şüp­he olmayan Kur'an-ı Kerim, hidayete iliş­kin belirlemelerden sonra, Bakara Sure-si'nin 6. ayetinden itibaren de, dalalet içinde bulunanları ve dalalet kavramını tanımlar. Bunları şöylece sıralayabiliriz: Gaybı, Ki­tabı, Ahireti inkâr.. Uyanlıp uyanlmamala-n arasında bir fark yoktur, çünkü kalbleri ve kulakları mühürlü, gözleri perdelidir, inan­mamalarına karşın, inananlar yanında "inandık" deyip insanları aldatmaya kalkış­malarından ötürü, gerçekten aldanış içinde­dirler. Bu, kal hicrinin hasla olmasından ile­ri gelen bir durum ve Yüce Allah da onların kalblerindeki hastalıklarını arttırmakta.. Yalanları dolayısıyla azabı hak etmişler­dir.. Kendilerine "bozgunculuk yapmayın" denildiğinde, "biz bozguncu değil, ıslah edicileriz" derler.. Oysa, asıl bozguncu ken­dileridir ama, farkında değillerdir. İnanma­ya çağrıldıklarında cevaplan: "Beyinsizler gibi mi inanalım?" olur. Oysa, asıl beyinsiz kendileridir, inananların yanında "inandık" deyişlerinin ardından inkarcıların yanında "biz, sizinleyiz, onlarla alay ediyoruz" de­meleri.. Gerçekte Allah onlarla alay etmek­tedir ve bu yüzden de taşkınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar.. Bunlar, hidayet yerine dalaleti alanlardır ve bu alışverişleri de kendilerine kâr getirmemiştir, doğru yo­lu bulamamışlardır. Bu durumlarıyla aydın­lanmak üzere ateş yakan bir kimse gibidir­ler; ama ateş yakmalarına karşın Yüce Al-

lah nurlarını alarak kendilerini görmez et­miştir. Bu yüzden de sağırdırlar, dilsizdir­ler, kördürler ve yolu bulamazlar. (Bkz; Ba­kara 6dan 18'e kadar)

Yüce Allah'ın, dilediğini hidayete, dile­diğini dalalete ulaştıracağı gerçeği, kelam biliminde, insanların fiilleri çerçevesi için­de, şekavet ve saadetle birlikte uzun boylu incelenmiş; çeşitli görüşler öne sürülmüş ve tartışmalar yapılmıştır. Konu, kader, isti-taal/güç yetirme, yaratma, irade ve cüzi ira­de ile içice ve karmaşık bir ayrıntıya sahip­tir.

Zübeyir YETİK Bk. Hidayet