SAPIKLIK (DALÂLET) - 11. Sayfa
SAPIKLIK (DALÂLET)
Kelime anlamı yolunu kaybetmek, yoldan çıkmak, gaflete düşmek, aradığı halde aradığı nesneyi bulamamak olan dalalet-sa-pıklık terimi, bilerek veye bilmeyerek Allah'ın gidilmesini istediği doğru yoldan sapmak demektir. Diğer bir ifade ile Allah'ın gösterdiği yoldan sapıp şeytanın adımlarına ayak uydurma demektir. S. Şerif Cürcanî, Ta'rifat'ta istenilen şeye ulaşamama ve istenilen şeye ulaştırmayan yola girme anlamlarına geldiğini söylemiştir.
Dalâletin ilk özelliği, dalalet içinde bulunan, sapmış olan kimselerin kendilerini doğru yolda görmeleri, Allah'ı bırakıp, şeytanları dost edinerek sapıtmış olmalarına karşın, kendilerini doğru yol üzerinde sanmalarıdır. Allah'ın dilediğini hidayete, dilediğini dalâlete ulaştıracağı gerçeğinin yanı başındaki ikinci bir gerçek de, dalâletin; dalalete düşmüş olanlarca doğruluk yerine benimsenmiş ve seçilmiş olmasıdır. Kur'an; sapma noktalarından bir bölümünü şöyle anar: Temiz ve helal olanların dışındakileri yemek, kötülük ve hayasızlık yapmak, bilmediği şeyleri söylemek, "gerçeğe uyun, Allah'ın yoluna gelin" denildiğinde, "biz atalarımıza uyarız" karşılığını vererek doğruya sut dönmek, Yüce Allah'ın kitabından bir şeyi gizleyip de bunu az bir değere değiştirmek... Durumları ise, çağırıp bağırırken, başkasını duymayan kimselere benzetilir ve kendilerinin sağır, dilsiz ve kör olduğu ifade edilir. (Bakara, 168'den 176"ya kadar).
Sakınanları hidayete ulaştırmak üzere gönderilmiş bulunan ve doğruluğunda şüphe olmayan Kur'an-ı Kerim, hidayete ilişkin belirlemelerden sonra, Bakara Sure-si'nin 6. ayetinden itibaren de, dalalet içinde bulunanları ve dalalet kavramını tanımlar. Bunları şöylece sıralayabiliriz: Gaybı, Kitabı, Ahireti inkâr.. Uyanlıp uyanlmamala-n arasında bir fark yoktur, çünkü kalbleri ve kulakları mühürlü, gözleri perdelidir, inanmamalarına karşın, inananlar yanında "inandık" deyip insanları aldatmaya kalkışmalarından ötürü, gerçekten aldanış içindedirler. Bu, kal hicrinin hasla olmasından ileri gelen bir durum ve Yüce Allah da onların kalblerindeki hastalıklarını arttırmakta.. Yalanları dolayısıyla azabı hak etmişlerdir.. Kendilerine "bozgunculuk yapmayın" denildiğinde, "biz bozguncu değil, ıslah edicileriz" derler.. Oysa, asıl bozguncu kendileridir ama, farkında değillerdir. İnanmaya çağrıldıklarında cevaplan: "Beyinsizler gibi mi inanalım?" olur. Oysa, asıl beyinsiz kendileridir, inananların yanında "inandık" deyişlerinin ardından inkarcıların yanında "biz, sizinleyiz, onlarla alay ediyoruz" demeleri.. Gerçekte Allah onlarla alay etmektedir ve bu yüzden de taşkınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar.. Bunlar, hidayet yerine dalaleti alanlardır ve bu alışverişleri de kendilerine kâr getirmemiştir, doğru yolu bulamamışlardır. Bu durumlarıyla aydınlanmak üzere ateş yakan bir kimse gibidirler; ama ateş yakmalarına karşın Yüce Al-
lah nurlarını alarak kendilerini görmez etmiştir. Bu yüzden de sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler ve yolu bulamazlar. (Bkz; Bakara 6dan 18'e kadar)
Yüce Allah'ın, dilediğini hidayete, dilediğini dalalete ulaştıracağı gerçeği, kelam biliminde, insanların fiilleri çerçevesi içinde, şekavet ve saadetle birlikte uzun boylu incelenmiş; çeşitli görüşler öne sürülmüş ve tartışmalar yapılmıştır. Konu, kader, isti-taal/güç yetirme, yaratma, irade ve cüzi irade ile içice ve karmaşık bir ayrıntıya sahiptir.
Zübeyir YETİK Bk. Hidayet
İslami Okul Okulların En Önemlisi