Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Saplantı - İslami Bilgiler - 13. Sayfa

 

SAPLANTI

 

Psikoloji ve psikiyatri literatüründe bir­birinden oldukça farklı olarak kullanılan iki kavram dilimize "saplantı" olarak çevril­mektedir. Bu kavramlardan ilkinin dilimiz­deki karşılığı hezeyandır. Hezeyan (delusi-on), belli bir dönemin toplumsal gerçeğine uygun düşmeyen, mantıklı tartışma ile de­ğiştirilemeyen bir yanlış inanç, bir düşünce bozukluğudur. Dilimize saplantı olarak ge­çen diğer kavramın bir başka karşılığı İse takınü'dır. Takıntı (obsession), biroyin ira­desiyle bilincinden atamadığı, bireyi huzur­suz eden, benliğe yabancı, sürekli yinele­nen bir düşünce şeklidir. Bazı yabancı söz­lüklerde "hezeyan' ve "takıntı' arasındaki far­kı ortaya koyabilmek amacıyla, hezeyana saplanılmış düşünce, takıntıya da zorlayıcı düşünce (imperalive idea) adı verilmekte* dir.

Hezeyanda düşünce bozukluğu çok ileri düzeydedir. Ancak şizofreni ve paranoya gibi ağır psikolojik rahatsızlıklarda ortaya çıkar. Hezeyanlı bir düşünce bozukluğu içinde olan bireyi, düşüncelerinin saçmalı­ğına ikna etme imkanı yoktur. İleri sürülen temaya göre birçok hezeyan (sanrı) türü olabilir. En çok karşılaşılan örnekleri şun­lardır: Bitey kendisini akla uygun olmayan bir biçimde, mevcut konumuna hiç uygun düşmeyen bir makama, mertebeye koyabi­lir. Peygamber, Mehdi, Cumhurbaşkanı vb. olduğunu ileri sürer (büyüklük hezeyanı: delusion of grandeur). Birey, başkaları tara­fından kötülük göreceğini, sürekli izlendi­ğini düşünebilir (kötülük görme hezeyanı: delusion of persecuüon). Ya da herkes onun hakkında konuşuyor, radyo ve televizyon­dan kendisine sesleniliyor, bulunduğu her yere yerleştirilen cihazlarla davranışları kontrol ediliyor şeklinde saçma iddialarda bulunabilir (alınma hezeyanı: delusion of reference). Fakat bir düşünceye hezeyan ni­teliğinin yüklenebilmesi İçin, düşüncenin ileri sürüldüğü kültür ortamının çok iyi de­ğerlendirilmesi gerekir. Düşüncenin heze­yan olabilmesi için kültürel öğelerle açıkla-namaması, çok ender görülen bazı paylaşıl­mış hezeyan durumları dışında hezeyanlı düşünceye başka kimsenin inanmaması ge­rekir. Bu nedenle psikolojik rahatsızlıkları tanımaya ve sınıflandırmaya çalışan bilim­sel yayınlarda bu konu üzerinde önemle durulur. Bir kültürel grup tarafından kabul edilen ve paylaşılan yaşantılara hezeyan de-nilmemesi ısrarla belirtilir.

Takıntının (obsession) hezeyandan (delusion) en Önemli farkı, kişinin bilincine zorla gelen düşüncelerin akla uygun olma­dığını ve saçmalığını bilmesi, bu düşün­celeri bir iddia gibi ileri sürmek yerine, tam tersine bunlardan kurtulmak için yoğun bir çaba göstermesi, fakat çaba gösterdikçe ta­kıntılı düşüncelerin artarak sürmesidir. Ta­kıntıda birey, dış gerçeğin farkındadır, ger­çeği değerlendirme yetisini yitirmemiştir. özellikle ergenlik döneminde geçici takın­tılı düşüncelere çok rastlanır. Normal birey­lerin takıntılı düşünceleri çoğunlukla 'Yara­tanı kim yarattı?' 'Yaratanı yaratanı kim ya­rattı?', Tlzayın bitiminden sonra ne var' gibi metafiziksel niteliktedir. Ya da otomobil plakaları, ev numaralan sayma, bir işe baş­lamadan önce içinden bir sayı tutarak o ka­dar saydıktan sonra işe başlama şeklinde­dir. Yine bazı kişilik yapılarında titiz olma, ince eleyip sıkı dokuma nedeniyle takıntılı düşüncelere rastlanabilir. Bu normal tipteki takıntılı düşüncelerin psokolojik rahatsız­lıklarda görülenlerden farkı şiddeti, süresi ve bireyi rahatsız etme düzeyidir. Sağlıklı bireylerdeki takıntılı düşünceler gelip geçi­cidir ve genellikle rahatsız edici değillerdir. Takıntılı düşünceler psikolojik bir rahatsız­lık halini aldığında, kişinin istediği haldebir türlü onlardan kurtulamadığı, çok fazla hu­zursuz olduğunu söylediği görülür ve çoğu kere takıntılı düşünceler davranışlara yan­sır. Birey, bu düşüncelerden kurtulmak için yineleyici hareketler yapmaya başlar ve bunlardan kendini alamaz. Örneğin herhan­gi bir şeye dokunduğunda elinin kirlendiği­ni düşünen birisi, sürekli olarak ellerini yı­kar ya da havagazı musluğunu kapayıp ka­pamadığına bir türlü karar vermediğinde defalarca musluğu kontrol eder. Fakat ta­kıntılı düşünce ve davranışlar bireyi ne kadar rahatsız ederse etsin, hezeyanlı düşün­celerin ortaya çıktığı ağır psikolojik rahat­sızlıklarla karıştırılmamalıdır.

Erol GÖKA Bk: Nevrozlar.