SAVUNMA MEKANİZMALARI - 15. Sayfa
SAVUNMA MEKANİZMALARI
Bilinç dışındaki uyarım ve dürtülerden ortaya çıkan kaygı ve çatışmaları yatıştır
mak amacıyla çalışan, insanın bilinçli olarak algılayamadığı benlik (ego) işlevlerine savunma mekanizmaları denir.
PsikoanalİUk teoriye göre insanın ruhsal aygıtı derinlemesine üç katmandan oluşur En altta bulunan ve ruhsal aygıtın en önemli kısmını, temelini oluşturan bilinçli olmayan id, en üstte bulunan, otoritenin asıl rol oynadığı toplumsal değer ve yargılan temsil eden üs-benlik (super-ego) ve bu iki yapı arasında aracılık etme ve ruhsal aygıtın ahenkli bir biçimde çalışmasını sağlama işlevini üstlenmiş benlik. İd'teki içgüdüler mantık ve sınır tanımaz, yer ve zamanın uygun olup olmamasına bakmaksızın bir an evvel doyuma ulaşmak isterler; ama istekleri çoğunlukla dış gerçekliğe uymaz. Böyle bir durumda benliğin yapacağı ya id'ten gelen içgüdüleri geri itmek, ya da onları mantığa ve toplum değerlerine uygun hale gelecek bir şekilde süzgeçten geçirerek bilince çıkmalarına izin vermektir. Benlik'in bütün bu id materyalini gizleme çabalan savunma mekanizmalarıdır.
Savunma mekanizmaları ve onların ruhsal aygıt içindeki işleyiş biçimlerine psika-nalitik teoriyi kurma süreci içinde ilk kez Sigmund Freud tarafından değinilmiştir. Fakat Freud savunma mekanizmalarını sistematik bir biçimde ele almamıştır. Onların sistematik ve geniş bir biçimde ele alınması Freud'un kızı Anna Freud'un Benlik ve Savunma Mekanizmaları (1946) kitabıyla olmuştur.
Savunma mekanizmaları kısaca şu şekilde sınıflanır ve tanımlanırlar:
Yansıtma:
Kabul edilemeyen id dürtülerine, sanki kendisine ait değillermiş gibi tepki gösterme. Normal gündelik hayatta çok kullanılan bu savunma mekanizması
gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş bireyler tarafından kullanıldığında hezeyanlar ortaya çıkar.
İnkâr etme: Dış gerçekliği, görüp işittiklerini reddetme. Bu mekanizma daha çok şizofreni gibi ruhsal rahatsızlıklarda görülmesine rağmen, acı verici yaşantılardan korunmak için normal bireyler tarafından da kullanılabilir.
Çarpıtma:
Dış gerçekliği bireyin iç dünyasının ihtiyaçlanna uygun olarak yeniden biçimlendirme.
Eyleme yönelme: Ona eşlik eden bilinçli duygunun varlığından kaçınmak için bi-linçdışı arzu ve isteğin doğrudan doğruya eylem içinde ifade edilmesi. Bu mekanizmanın sürekli bir hal alması durumunda buseyi ifade etmekten kaçınmanın neden olduğu gerginlik sözkonusu olur.
Engelleme:
Duyguların, düşüncelerin, uyarımların ketlenmesi. Bastırma'ya yakın etki yapar, ama ketlenmeye bağlı bir gerilimin ortaya çıkmasıyla ondan aynlır.
Hastalık hastalığı:
Mahrumiyet, yalnızlık veya kabul edilemez saldırganlık uyarımlarından kaynaklanan başkalarına yönelik serzenişin, kişinin kendinden serzenişine ve ağn, bedensel hastalık ve zihin yorgupluğu yakınmalarına dönüşmesi. Eğer bir hastalık gerçekten varsa, bu kez onun üzerinde aşın durulması ve abartılması.
içe atma:
Bir objenin varlığının sürekli ve yakın olmasını sağlamak amacıyla, bu objenin özelliklerinin bireyin kendi iç dünyasına alınması. Bu mekanizma özellikle insan yavrusunun hayatının ilk dönemlerinde normal bir gelişim süreci İşlevidir, ama daha sonraki kullanımı savunmaya yöneliktir. Bu savunma mekanizması aracılığıy-la sevilen bir objeye karşı bireyin çift değerli (hem sevme, hem sevmeme gibi) duygularının ortaya çıkardığı gerginlik ve sıkıntı azaltılmış olur. Bir obje yitirilse bile yitiri-liş acılan en alt düzeye iner. Eğer korkulan bir obje içe atılmışsa, bu objenin saldırgan, korkutucu özelliklerinin bireyin kendi kontrolünde olduğu yolunda rahatlatıcı bir düşünce ortaya çıkar. Artık saldırganlık dışardan gelen bir tehlike değil, bireyin dışarıya karşı kendisini koruduğu bir savunma halini alır. Yine sevilen bir objeye karşı duyulan düşmanca, yıkıcı duyguların neden olduğu suçluluk duygusu içe atılarak kendini cezalandırmaya dönüşür.
Pasif-Saldırgan Davranış:
Bir objeye yönelik olan saldırganlık duygularım edil-ginlik, mazoşizm ve kendine yöneltme aracılığıyla ancak dolaylı ve etkisiz bir biçimde ifade edilmesi.
Gerileme:
İnsanın psikolojik gelişiminin sonraki evrelerinde ortaya çıkan sıkıntılı bir durumdan veya düşmanlık duygularından kaçınmak için daha Önce gelişim evrelerine uyan tepki ve tutum gösterme. Bu savunma mekanizması bizzat Freud tarafından ayrıntılı biçimde ele alınmış olup psikanalitik psikopatoloji teorisinde çok önemli bir yer tutar. Net olarak anlaşılabilmesi için psikolojik gelişim evrelerinin çok iyi bilinmesine gerek olan gerileme mekanizması, en basit biçimde çocuklaşma, çocukluk yaşantılarına ve çocukluk düşüncelerine geri gitme olarak tanımlanabilir. Sistemli olarak kullanıldığında ağır bir psikolojik rahatsızlığın işareti olduğu gibi, her günkü insan ilişkilerinde ve modern sanat faaliyetlerinde de gerilemeye geçici biçimde sık sık başvurulur.
Düş kurma:
Bireyin iç dünyasındaki çözülememiş çatışmaların ve doyurulmamış içgüdülerin düşleme yoluyla çözülmesi ve doyurulması.
Bedenselleştirme:
Psikolojik nitelikteki çatışmaların beden diline çevrilerek bedenin herhangi bir bölümde ağrı, acı gibi hoşnutsuz uyarımlar hissetme. Bu mekanizma çocukluğun ilk dönemlerinde duygular ve düşünceler yeterince gelişmediği için olağan olarak kullanılır. Erişkin yaşamda tekrar kullanılması bir anlamda gerileme mekanizmasıdır.
Kontrol etme:
İç dünyadaki çatışmaları çözmek, ya da en aza indirmek için dış çevredeki nesnelerin ve olayların düzenlenmesiyle aşın ilgilenme.
Yer değiştirme:
Bilinçdışındaki bir uya-nmın niteliğini değiştirmeksizin amaçladığı nesneyi değiştirme.
Çözülme:
Duygusal bir zorlamayla başa çıkabilmek için bireyin kişiliğinin veya kimlik duygusunun geçici, ama zoraki değişimi. Bu savunma mekanizması genellikle nevrotik bir psikolojik rahatsızlığı gösterir.
Dışsallaştırma:
Birinin kendi kişiliğinin bileşenlerini, çatışmalarını, mizacını, tutumlarını, düşünme tarzım, sanki dış dünyaya ve dışındaki nesnelere aitmiş gibi algılaması. Yansıtmaya benzer, ama ondan daha genel bir mekanizmadır.
Düşünselleştirme:
Duygulan ve uya-nmlan yaşamak yerine onlar hakkında konuşarak, onları teorik bir düşünce malzemesi haline getirerek kontrol etmeye çalışma.
Akılcılaştırma:
Bireyin arzu ve isteklerinin mantık dışı, uygulanamaz olduklarına kendini inandırması.
Karşu-tepki kurma:
Kabul edilemez
uyarımların tam ters biçimde ifade edilerek üstesinden gelinmeye çalışılması.
Yalıtma:
Duygunun, içeriğinden yoksun kılınarak fikirmiş gibi ifade edilmesi.
Bastırma:
Bilinçdışı içeriğin, bilince çıkmasını engellemek için geriye itilmesi, ya da bilinçli olarak yaşanması istenmeyen bir olayın bilinçdışına gitmeye zorlanması. Bastırma da gerileme gibi psikanalitîk teorinin temel taşlarından birisidir ve ilk kez Freud tarafından ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur.
Cinselleştirme:
Yasaklanmış uyarımlarla bağlantılı sıkıntılardan kurtulmak için bir objeye veya işleve daha önceden sahip olmadığı düzeyde cinsellik yükleme.
Özgecilik:
Başkasının yaşantısına katılma hayalinin oluşturduğu yapıcı haz ve başkalarına yardımdan alınan içgüdüsel doyum. Bu haliyle özgecilik, olgun bir savunma mekanizmasıdır ve kendi içgüdüsel ihtiyaçlarının yerine başkalannınkini koyan, kendini feda eden Özgeci teslimiyetten ayrılır.
Yüceltme:
İçgüdünün amacının toplum tarafından değerli görülen bir amaca kaydırılması ve bu uğurda gösterilen çabadan haz alınması. Yüceltmede, Freud'un ayrıntılı biçimde ele aldığı psikanalizin toplumlar tarihini değerlendirmesinde, özel bîr önem verdiği savunma mekanizmalanndandır. Freud'un bütün uygarlıktan, sanatı, bilimi hatta dini insanın içgüdülerinin yüceltilmiş ifadeleri olarak görmesi, psikanalizin en çok karşı çıkılan noktalarından birisi olmuştur.seçim sistemler!
Yöneticilerin seçimle belirlendiği demokratik toplumlarda, seçimle ilgili her türlü yasal ve geleneksel düzenlemelerin ortaya koyduğu bütün. Tarihin her döneminde bütün toplumlarda yöneticilerin belirlenmesi işi farklı yollarla gerçekleşmiş ve toplumlar için bu iş en önemli siyasal faaliyet alam olmuştur. Antik çağdaki bazı site devletlerinde görülen doğrudan demokrasilerde vatandaşların bütünü, siyasal kararların alınmasında site meclislerine katıldığından özel bir yönetici kardosunu seçmeye gerek kalmıyordu. İdareci ve yargıçların seçimi ise kura yöntemi ile yapılıyordu. Toplumların tarih içerisinde gösterdikleri değişmenin farklı dönemlerinde, yönetilen çoğunluku yönetecek yönetici kadroların seçimi farklı yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Yöneticilerin seçimde fizikî-askerî güçle, din adamlarının teokratik monarşilerde iktidarı ele almaları dinsel geleneksel güçle, monarklann monarşilerde ve aristokrasilerde yönetici olmaları geleneklerle, kooptasyon yöntemiyle ve kralın veliaht ataması gibi farklı yöntemlerle olmuştur.
Yöneticilerin halk tarafından seçimle belirlenmesi yönteminin gelişmesi Fransız îhtilali'nden sonra "burjuvazi"nîn İktidarı ele alması ve egemenliğin halka ait olduğu tezinin yaygınlaşmasıyla olmuştur. XIX. yüzyıldan önce bazı toplumlarda yöneticilerin seçimle belirlendiği görülmüşse de bu, devamlılık arzetmediği için çok önemli olmamıştır. Hz. Muhammed'ten sonra onun yerine halife olan Hz, Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in iktidara gelmeleri, bir tür seçimle gerçekleşmiştir. Ne var ki, bu uygulama kurumlaşmamış ve kısa zaman sonra son bulmuştur.
Halk egemenliğinin benimsenmesiyle, halkın temsilcileri yoluyla egemenliği kullanabileceği anlayışı yaygınlaşmış ve temsilcilerin (yöneticiler) seçimi meselesi ortaya çıkmıştır. Temsilî sistemlerin gelişmesiyle vatandaşların oy verme hakları önem kazanmıştır. Belli yaşa gelmiş ve bazı temel nitelikleri haiz olan herkesin yöneticileri seçme hakına sahip olduğu, "genel oy" hakkının yaygınlaşmasına kadar yöneticileri seçme hakkı bazı sosyal, ekonomik ve fiziki niteliklere bağlanmış "kısıtlı oy" sistemi uzun zaman uygulanmamıştır. Devlete belli miktarda vergi vermiş olmak, belli sınıftan-gruptan olmak, belli bir eğitim ve öğretim düzeyini geçmiş bulunmak, erkek olmak, beyaz ırka mensup olmak vb. ayrıca nitelikler yöneticilerin seçiminde oy kullanacak kişilerin belirlenmesi için önemli olmuştur.
Sosyalist yönetimlerin örgütlenmeleri ve kurumlaşmaları seçime farklı bir boyut ve yorum getirmiş ve temsili demokrasilerdeki seçim biçimleri eleştirilmiştir. Ne var ki, sosyalist sistemlerdeki seçim, temsili demokrasilerdeki seviyeye bile erişmemiş, sadece bir "plebisit" niteliği iaşımışür.
Seçim sistemleri, yönetilenlerin yöneticileri nasıl seçeceklerini düzenleyen kurallar, seçimle ilgili kurumlar ve teknikler bütünü olarak tanımlanabilir. Diğer alanlarda olduğu gibi, seçim sistemleri de toplumsal-siyasal yapılara göre farklı biçimler almıştır.
Öncelikle seçim sistemlerini tek dereceli ve çift dereceli olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. Temsili demokrasilerin ekseriyetinde uygulanan tek dereceli seçimlerde,
yönetilenler doğrudan yöneticileri seçme imkanına sahiptirler. Yönetilenler oy kullanırlarken yönetici adayları arasında tercih yapma ve doğrudan adaya veya partiye oy vermeye çalışmaktadırlar. Çift dereceli seçim sisteminde ise yönetilenler, yöneticileri seçecek olan delegeleri seçmekte ve seçilen bu delegeler ikinci derecede yöneticileri seçmektedirler. Tek dereceli seçimde dolaysız (doğrudan), çift dereceli seçimde dolaylı oylama söz konusu olmakladır.
Esas itibariyle seçim sistemleri iki temel gruba ayrılır: Çoğunluk sistemi ve nisbî temsil sistemi.
Çoğunluk sistemi:
Yönetilenlerden, bir seçim bölgesinde en fazla oy alanın yönetici seçildiği sistemdir. Uygulamada farklı şekiller gösterir. Tek isim yönteminde, sadece bir temsilcinin seçileceği bir seçim bölgesinde en fazla oy alan, yönetici seçilecektir. Liste yönteminde ise birden çok temsilcinin yönetici seçileceği bir seçim çevresinde, en fazla oy alan liste (parti) seçimi kazanmaktadır. Tek isim yönteminde aday, liste yönteminde parti oylanmaktadır. Bir seçim bölgesinden sadece bir temsilcinin seçildiği çoğunluk sistemine dar bölge çoğunluk sistemi, birden çok temsilcinin seçilebildiği çoğunluk sistemine de geniş bölge çoğunluk sistemi adı verilmektedir.
Çoğunluk sistemi üç farklı biçimde uygulama imkanı bulmaktadır. Biri, oylanan aday veya listenin, geçerli oyların yansından bir fazlasını alması şeklindeki mutlak çoğunluk, tek isim veya liste yöntemidir. Bu yöntemin cari olduğu seçim sistemlerinde adaylar, genellikle birinci turda oyların mutlak çoğunluğunu toplayamadıklarından ikinci tura geçilmektedir. İkinci yöntem, aday veya listenin oyların nisbî çoğunluğunu alması yöntemidir. Bu yöntemin uygulandığı seçim sistemlerinde birinci turda seçim sonuçlanmaktadır. Bu bakımdan bunun uygulanması kolay ve masrafı azdır. Üçüncü yöntem, tercihli oy yöntemi olup seçmenlerin, seçime katılan adaylar arasında bir tercih yaparak o seçim bölgesinden çıkacak temsilci kadar adı işaretlemeleri seklinde uygulanmaktadır. Okuma ve yazmanın düşük olduğu toplumlarda bu yöntemi uygulamak çok zor olmaktadır.
Nisbî temsil sistemi:
Seçime katılan partilerin, yönetilenlerden aldıkları oy oranında temsilci çıkarmalarına imkan veren bir sistem olduğundan çoğunluk sistemine karşılık adalet ilkesini öne çıkartmaktadır. Nisbî temsil, ancak liste yöntemiyle uygulanabilir. Dolayısıyla tek temsilcinin seçileceği dar bölge sistemi uygulanamadığından, birkaç temsilcinin seçileceği geniş bölge sisteminin uygulanması zorunludur. Geniş seçim çevresinde birkaç temsilci seçileceğinden, adayların partilerin listelerine girmeleri gerekmektedir. Listelere giren yönetici adaylarının, partilerin aldıkları oylara göre seçimi kazanmaları farklı yöntemlerle tayin edilmektedir. Seçim çevresi bölüm sayı yönteminde, bir seçim çevresinde alınan geçerli oylar seçilecek temsilci sayısına bölünerek elde edilen sayının, partilerin aldıkları oy miktarlarında kaç defa olduğuna bakılmakta ve o sayı kadar temsilci çıkarabilmektedirler. Değişmez teksayı yönteminde ise, ülke düzeyinde seçilecek temsilci sayısına seçme sayısının bölünmesi ile elde edilen sayı, değişmez sayı olmakta ve seçim bölgelerinde alınan oyların bu sayıya bölünmesi ile seçilen temsilciler belirlenmektedir. Millî bölüm sayısı yönteminde de, ülke çapında kullanılan geçerli oylar,
temsilci sayısına bölünerek elde edilmekte olan sayıya, seçim bölgesinde alınan oyların bölünmesiyle seçilen temsilciler tayin edilmektedir.
Yapılan işlemler sonunda arta kalan oyların değerlendirilmesi için tam olarak uygulanan nisbî temsil veya yakışurmalı nisbî temsil sistemleri uygulanır. Yakıştırtnah nisbî temsilin uygulanması durumunda en yüksek artık yöntemi, en yüksek ortalama yöntemi veya d'Hondt yöntemlerinden birinin uygulanması tercih edilir.
Nisbî temsil sisteminde adaylar partilerin listelerinden seçime katıldık lan ndan sandalyelerin listeler içinde dağılımı için de farklı yöntemler uygulanmaktadır. Bloke liste yönteminde, partiler tarafından düzenlenen listeler üzerinde seçmenlerin müdahalesi söz konusu olmamaktadır. Karma liste yönteminde ise seçmenler, adayları tercihlerine göre sıralamaktadırlar. Tercihli oy yönteminde de partilerin kendi tercihlerine göre sıraya koyduktan adaylardan bir ikisi hakkında seçmenler tercih yapabilmektedirler.
Seçim sistemlerinin ülkenin parti ve siyasal sistemi üzerinde önemli bir etkisi bulunduğu gözlenmektedir. Tek turlu çoğunluk sistemi iki partili sisteme, çift turlu çoğunluk sistemi ittifaklarla yumuşatılmış çok partililiğe, nisbî temsil sistemi de sert ve bağımsız çok partili sisteme yol açmaktadır. Çoğunluk sisteminde, bir parti her halükarda parlamentoda çoğunluğu ele geçirdiğinden İstikrarlı hükümetlerin kurulması, iktidar partisinin programını uygulamasının kolay oylamanın basit, halkla temsilciler arasındaki ilişkilerin sıkı ve yakın olması ve parti etkisinin nisbeten sınırlı olması olumlu yanlan ise de partilerin aldıktan oyla parlamentoda kazandıkları temsilci sayısındaki oransızlık ve yeni partilerin kurulmasını zorlaştırması eleştirilen Özellikler olmaktadır. Buna karşılık nisbî temsil sisteminin küçük partilere temsil imkanı vermesi, adil olması, dürüst ve oylamaya İmkan tanıması olumlu yanlan olarak görülürken, parlamentoda genellikle tek bir partinin çoğunluğu sağlayamaması, hükümetlerin koalisyonlar yoluyla kurulması zorunluluğunun bulunması, partilerin programlarını tam olarak uygulama imkanı bulamamaları ve siyasal istikrarsızlığa yol açması olumsuz Özellikleri olarak dikkat çekmektedir. Tükiye'de 1960 öncesinde çoğunluk sistemi, bu tarihten sonra ise nisbî temsil sistemi uygulanmışür.1980 öncesindeki siyasal istikrarsızlıklarda TBMM'de temsil edilen partilerin hiçbirinin çoğunluğa sahip olmamaları ve hükümetlerin koalisyonlarla kurulmaya çalışılmasının önemli payı olduğuna inanan 12 Eylül kadrosunun kanun koyucuları, TBMM'de küçük partilerin temsilini önlemek, Meclis'te bir partinin çoğunluğu ele geçirmesine imkan vermek için ulusal ve yerel düzeyde % 10 baraj 11 bir nisbî temsil sistemini yürürlüğe koymuşlardır. Barajü nisbi temsil sistemiyle yapılan 1987 seçimlerinde TBMM'de ancak üç parti temsil edilebilmiş ve alınan oylarla Meclis'te sahip olunan sandalye sayısı arasında ciddi oransızlıklar ortaya çıkmıştır. Sistemi kuran siyasal irade, siyasal istikrar uğruna birtakım toplum sal-siyasal gerçekleri gör-memezlikten gelmiştir. İstikrar her şeyin Önüne çıkarılmıştır.
Davut DURSUN
İslami Okul Okulların En Önemlisi