Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SİYASAL PARTİLER - 40. Sayfa

 

SİYASAL PARTİLER

 

iktidarları elinde tutan kral ve monarkla-nn otoritelerini sınırlandırmak amacıyla ondokuzuncu yüzyıldan bu yana hemen he­men bütün siyasal sistemlerde rastlanan si­yasal partiler, değişik ölçütlerden hareket edilerek farklı şekillerde tanımlanmışlar­dır. En genel biçimiyle siyasal parti, siyasal iktidarı ele geçirmek, ya da iktidara ortak olmak amacıyla ülke düzeyinde örgütlenen, devamlı bir örgüt yapısına sahip olan ve çe­şitli şekillerde halkın desteğini kazanmaya çalışan sosyo-politik bir örgüttür.

Esas itibariyle parti, belli bir ideolojiyi, bir doktrini ve iktidara gelmek veya koalis­yonlar yoluyla iktidara ortak olmak gibi te­mel amaçlan paylaşan insanların oluştur­dukları özel bir sosyal grubu ifade etmekte­dir. Tanımlarda farklı ölçütlerden hareket

edildiği için, değişik teorilerle karşılaşma­mız mümkündür. Partilerin çoğulculuğunu öne alan Sartori gibi bazı yazarlar, tek parti­yi siyasal parti olarak saymazlarken La Pa-lombara ve Weiner, sürekli bir örgüte sahip olma, ülke çapında örgütlenme, iktidarı ele geçirme ve seçimler ve başka yollarla hal­kın desteğini arama gibi kriterlerden hare­ket ederek siyasal partiyi tanımlamaya ça­lışmışlardır.

Siyasal gelişme sürecinde iktidarı elle­rinde tutan kral ve monarkların otoritelerini sınırlandırma ihtiyacı, toplumsal yapıda karşılaşılan değişmelerin bir yansıması ola­rak yeni kitlelerin ve sınıfların toplumsal hayata katılmaları, Öne çıkan yeni sınıfların iktidara ortak olmak istemeleri, daha da önemlisi iktidarın kaynağının Tanrısallık­tan halka geçmesi ve bu alandaki zihniyet değişikliğinin yarattığı toplumsal-si yasal etkilerle ortaya çıkmıştır. Partilerin, sistem­li bir şekilde ilk kez ondokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmalarına kadar, tarihte, Batı ve İslâm toplumlarında siyasal İktidarı etkile­mek için çok sayıda örgüt ve hareket görül­müşse de, bu gelişmelerin sürekli bir örgüt yapısına sahip olmamaları, ülke düzeyinde örgütlenmemeleri, seçimler ve diğer deği­şik yollarla halkın desteğini aramamaları sebebiyle siyasal parti olarak görmek kabil değildir. Aslında siyasal partilerin ortaya çıkmaları, siyasal iktidarın halk tarafından belirlenmesi, egemenliğin halka dayandı­rılması, meşruiyetin temelinin halkta olma­sı anlayışının gelişmesi ve siyasal sistemle­re bu anlayışın yerleşmesiyle birlikte genel oy hakkının yaygınlaşmasıyla mümkün ol­muştur.

Partilerin kökeni konusunda sistematik bilgi veren M. Ouverger, siyasal partilerin

parlamento içerisinden veya parlamento dı­şından doğduklarını belirtmektedir. Parla­mento içerisinde aynı veya birbirine yakın görüşleri paylaşan kişiler arasında oluşan gruplaşmaların yerel düzeydeki seçkinler­den teşekkül eden komitelerle birleşmesiy­le modem partilerin oluşması yönünde önemli bir basamak geçilmiştir. Parlamen-tolardaki gruplaşmalarla yerel nitelikli ko­mitelerin gayretleri bazen yeni bir siyasal partinin ortaya çıkmasıyla sonuçlanabil­miştir. Ayrıca parlamento içerisindeki bü­yük bir partinin bölünmesi ile de yeni parti­lerin teşekkül etliklerini gözlemekleyiz. Parlamento dışında doğan partiler, genel­likle bazı grup ve örgütlerin siyasal iktidarı etkilemenin Ötesine geçerek, iktidarı ele ge­çirmek amacıyla bir siyasal parti kurmaları ya da bir siyasal partiye dönüşmeleriyle or­taya çıkmaktadırlar. Bazı durumlarda ise mekân olarak parlamento dışında kurulma­nın ötesinde, parlamento öncesinde de par­tiler doğabilmektedir. Yani bir temsil kuru­mu olmadan da partilerin doğması ve bu partilerin temsil kurumunu (parlamento) oluştumak için çalışmaları da mümkündür. İngiliz işçi Partisi, parlamento dışında do­ğan partilere en çarpıcı örnek olarak verile­bilirken, Osmanlı Devleti'nin son dönemi­ne damgasını vuran Osmanlı f uihad ve Te­rakki Cemiyeti de parlamento dışında ve parlamento öncesinde doğan partiler için il­ginç bir örnek teşkil etmektedir. Türki­ye'deki siyasal hayata bakıldığında partile­rin genellikle parlamentoda bulunan büyük partilerin birtakım sebeplerle bölünmele-riyle doğdukları görülür.

Siyasal partilerin doğdukları yer ve bi­çim önemli olduğu kadar, zaman da Önem taşımaktadır. "Partiler ne zaman doğmakla-

dır" şeklinde bir soru her zaman sonılabil-mektedir. Toplumsal-siyasal tarihe bakıldı­ğında partilerin birtakım krizlerin ve buna­lımların sonunda ortaya çıktıkları görülür. Siyasal partiler, bu bakımdan siyasal ve toplumsal gelişmenin ve modernleşmenin belli bir merhalesinde ortaya çıkan kriz ve bunalımların sonunda doğan örgütler ola­rak görülebilir. Partilerin doğumuna imkân veren veya doğumunu hızlandıran bunalım ve krizler genelde şu şekilde sınıflandırıla­bilir Meşruluk bunalımı, bütünleşme buna­lımı, katılma bunalımı, nüfuz bunalımı ve kimlik bunalımı. Farklı özelliklerde karşı­mıza çıkan her bir bunalım ve kriz sırasında veya sonunda farklı düşünce mensupları yeni bir partide örgütlenebilmektedirler. Bu her durumda toplumsal-siyasal bunalımla­rın yeni siyasal partilerin kurulmasıyla so­nuçlanacağı anlamına gelmemektedir. Bazı durumlarda toplumsal- siyasal bunalım ve krizler, yeni partilerin kurulması şöyle dur­sun, var olan partilerin bile yok olmasına sebep olabilmektedir.

Bütün siyasal sistemlerde siyasal partiler birbirine benzer işlevleri yerine getirirler. Bİr siyasal sistemde siyasal partilerin işlev­leri İle toplum yapısı arasında bir ilişkinin kurulabilmesi kabildir. Sömürge altında olup bağımsızlığını kazanma savaşı veren bir toplumda ortaya çıkan siyasal partilerin başlıca işlevleri, toplumu siyasallaştırmak, tercihleri belli kalıplara sokmak, vatandaş­ları sömürge yönetimine karşı seferber et­mek ve toplumun bağımsız bir siyasal örgüt olarak ortaya çıkmasını sağlamak olabil­mektedir. Siyasal sistemle toplum arasında aracı bir örgüt olan siyasal partilerin gör­dükleri çok yönlü işlevleri üç alanda topla­mak mümkündür. Partiler, toplumla ilgili,

siyasal sistemin işlemesiyle ilgili ve kendi­leriyle ilgili işlevler görmektedirler. Siyasal partilerin toplumla ilgili olarak gördükleri işlevler; topluma kimlik kazandırma, siya­sal toplumsallaşmaya katkıda bulunma, parti üyelerinden ve toplumdan gelen talep­leri birleştirme ve siyasal sistemin ilgili ku­rumlarına iletme şeklinde sıralanabilir. Bil­hassa gelişmekte olan ülkelerde ve sömürge altında olanlarda parlamento dışında ve parlamento öncesinde genellikle gizli ola­rak örgütlenen siyasal partilerin topluma kimlik kazandırma ve siyasal toplumsallaş­tırma gibi işlevleri öne aldıkları gözlen­mektedir. Türkiye'de parlamento dışında ve öncesinde kurulan Ittihad ve Terakki, Kur­tuluş Savaşı yıllarında teşekkül eden Ana­dolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyet­leri, Cumhuriyet yönetiminde ortaya çıkan CHP'nin topluma kimlik kazandırma, top­lumu harekete geçirme, siyasal toplumsal­laştırma işlevlerini öne aldıkları söylenebi­lir. Kritik dönemlerde teşekkül eden tek partiler aynı zamanda ulusal bütünlüğün aracısı örgütler olarak görülüyorlar.

Siyasal partilerin siyasal sistemin işleyi­şi ile ilgili işlevleri, muhtemel siyasal yöne­ticilerin yetiştirilmesi, kamu yönetimine aday bulunması, seçimlerde aday gösteril­mesi, iktidarın icraatının eleştirilmesi ve çeşiüi sorunlar hakkında alternatif çözüm­lerin geliştirilmesi şeklinde sıralanabilir. Bu işlevlerin yanında partiler, kendileriyle ilgili işlevler görmektedirler. Partilerin kendi varlıklarını sürdürmeleri için iki önemli kaynağa ihtiyaçları vardır; bunlar üyeler ve maddî destektir. Partinin müm­kün olduğu kadar çok üyeye sahip olması için çeşitli çalışmalar yapması gerekmekte­dir. Ayrıca maddî gelir temin etmek için

üye aidatlarını toplama, çeşiüi gazete, dergi ve broşür yayınlama, yardımlar kabul etme gibi faaliyetleri yürütmesi, kendi varlığının devamı için elzemdir. Partinin merkez ve yerel teşkilatlarında görev yapacak kişile­rin yetiştirilmesi, taraftarların çoğaltılması, eğitilmesi de önemli İşlevler olarak görül­mektedir.

Çok işlevli örgüt olan partilerin işlevleri, toplum yapısıyla, siyasal sistemle, parti ti­piyle ve kültür düzeyiyle yakından ilgili ol­maktadır.

İşlevleri arasında bir benzerlik bulun­makla birlikte Örgüt yapılan, üyelerin kom­pozisyonu, tarihsel-siyasal durumları bakı­mından siyasal partilerin bir tipolojiye tabi tutulmaları gereklidir. M. Duverger'ye göre partiler kadro ve kitle partileri olmak üzere iki tiptirler. Oy vermenin toplumda bir ta­kım sosyal ve ekonomik özelliklere bağlı olduğu, sınırlı oy sisteminin cari olup genel oya dayalı sistemlerin gelişmediği siyasal sistemlerde görülen "kadro partileri", sayı­ca az üyeli ve fakat bu üyelerin toplumun çeşitli alanlarında önde gelen elit grubun­dan oluştuğu, parti disiplininin ve dayanış­manın az olduğu, ideoloji ve doktrinlere il­tifat edilmediği, kurucuların genellikle eş­raftan kişiler olup tanınmış ve saygın zevat­tan ibaret olduğu partiler olarak görülüyor­lar. Kitle partileri ise, kadro partilerine kar­şılık, genel oy hakkının yaygınlaştığı dö­nemlerde ortaya çıkmış olup sanayileşme ile toplum yapısına katılan yeni sınıfların temsilcisi olmuşlardır, tşçi sendikalarının kurulması, geniş halk yığınlarının çıkarları­nın savunulması ve bu kitlelerin siyasal mü­cadele alanına kazanılması; kitle partileri­nin örgütlenmelerini teşvik etmiştir. Kitle partilerinin kurucuları toplumun varlıklı

kesiminden gelmeyip tanınmış kişiler de­ğildir. Bu sebeple öncelikle bu partilerin malî problemlerini çözmek için üye sayıla­rını mümkün olduğunca artırmak ihtiyacı doğmuştur. Kitle partilerinde parti disiplini kuvvetli, dayanışma güçlü ve genellikle bir siyasal ideolojinin etkisi hakimdir. Avru-pa'daki sosyal demokrat partiler ile işçi par­tileri kitle partilerine örnek gösterilebilir. Aynca; siyaset aracısı partiler, ideolojik partiler, çıkar grubu olan partiler, kişi parti­leri ve kalıntı partiler şeklinde de bir tipolo-jiye gitmek mümkündür.

Parti sistemleri, siyasal partiler konusun­da durulması gerekli bir diğer husustur. Partilerin siyasal sistemle ve kendileriyle meydana getirdikleri etkileşim örgüsü parti sistemleri olarak belirmektedir. Genelde bir siyasal sistemde faaliyet gösteren parti sa­yısı, parti sistemleri şeklinde karşımıza çık­maktadır. Bu durumda tek partili sistem, çift partili sistem ve çok partili sistem şek­linde sınıflandırılabilir. Parti sayısı, aslın­da, rekabetçi ya da rekabetçi olmayan bir sistemi ifade etmekte olduğundan; rekabete dayalı parti sistemi, rekabete kapalı parti sistemi şeklinde bir sınıflama yapmak mümkün olmaktadır.Tek bir siyasal parti­nin faaliyet gösterdiği Tek Parti Sistemi, rekabete kapalı bir sistemi ifade etmektedir. Tek Parti Sistemi ya SSCB'nde olduğu gibi totaliter bir tek parti sistemi şeklinde, ya da hukuken birden çok partiye imkân tanındığı hâlde, uygulamada tek partinin hakim oldu­ğu totaliter toplumlardaki egemen bir parti sistemi şeklinde onaya çıkmaktadır. Reka­betçi parti sistemleri, ılımlı rekabete dayalı iki partili sistem ile yoğun rekabete dayalı üç ve daha çok partili sistem şeklinde göz­lenmektedir. ABD, İngiltere, F. Almanya

ve İngilizce konuşan uluslarda ılımlı reka­bete dayalı iki partili sistem uygulanma imkânı bulmaktadır. Bazı ülkelerde ise çok partili sistem tercih edilmiştir. Çift partili sistemde, iktidar genellikle iki parti arasın­da el değiştirmekte ve bir parti her zaman parlamentoda çoğunluğu temsil ettiğinden siyasal istikrara imkân vermektedir. Bu sis­temin en önemli avantajının siyasal istikrar olduğu söylenebilir. Çok partili sistemlerde ise, parlamentoda çoğunluğu, genellikle hiç bir parti sağlayamadığından koalisyonlara gitmek zorunlu olmakla ve bu sebeple de si­yasal istikrar temin edilememektedir.

Parti sistemlerinin toplum yapısı, tarih-sel-siyasal geçmiş, kültür yapısı, ekonomik durum ve etnik yapı gibi faktörlerle ilgisi olduğu gibi; kurumsal düzenlemelerin de parti sistemlerinin oluşmasında büyük bir payı bulunmakta ve belirleyici olmaktadır. Özellikle yukarıdan aşağıya toplumun dü­zenlenmeye çalışıldığı otoriter ve Jakobe-nist eğilimli siyasal sistemlerde kurumsal düzenleme siyasal sistemi olduğu kadar parti sistemini de belirlemektedir. Nisbî temsil sistemi çok partililiğe, iki turlu ço­ğunluk sistemi ılımlı çok partililiğe, tek tur­lu çoğunluk sistemi de çift parti sistemine yol açmaktadır Bu bakımdan siyasal istik­ran öne alan ülkelerde tek turlu veya iki tur­lu çoğunluk sistemi uygulanarak çift parti sisteminin yerleşmesine çalışılmaktadır. Toplum yapısının çok parçalı, çok uluslu, Çok kültürlü olduğu ülkelerde ise, farklı et-nik-kültürel grupların da parlamentoda temsiline imkân tanımak için nisbî temsil sistemi uygulanmakta ve bunun sonucu olarak da çok partili sistem kurumlaşmakla­dır.

Türkiye'de 1946'ya kadar otoriter tek

partili sistem uygulanmış ve bu tarihten sonra çok partili sisteme geçilmiştir, tç ve bir takım dış etkenlerin tesiri altında başla­yan çok partili sistem, 1960, 1972 ve 1980'de üç kez kesintiye uğramış; 1982 Anayasası ve bunu izleyen siyasal düzenle­melerle tesis edilen, ulusal ve yerel baraj­larla iki partililiğe giden ılımlı çok partili sisteme gelinmiştir.

Davut DURSUN