Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Soğuk Savaş - İslami Bilgiler - 47. Sayfa

 

SOĞUK SAVAŞ

 

Silâhlı çatışmaya dönüşmeyen, taraflar arasındaki ideolojik, ekonomik, siyasal ve sınırlı askerî çatışma. II. Dünya Sava-şı'ndan sonra ortaya çıkan Doğu ve Batı bloklarının liderleri ABD ve SSCB arasın­da 1962 yılına kadar çeşitli alanlarda ve dünyanın muhtelif bölgelerinde yaşanan devamlı gerginlik durumu ve silahlı çatış­maya varmayan uluslararası ilişkilerdeki çatışmayı ifade etmek için kullanılmıştır. Soğuk Savaş, en genel biçimiyle, 1945'ten sonra ABD ile SSCB arasındaki çatışmayı anlatmaktadır. "Soğuk Savaş" terimi, ilk defa XIV. yüzyılda İspanya Prensi Juan Manuel tarafından kullanıldı. 1947'lerde Amerikalı Bcmard Baruch, bu terimi yeni­den kullanım alanına sokarken, gazeteci Walter Lippman da kavrama popülarite ka­zandırdı.

"Soğuk Savaş"ın ifade ettiği uluslararası ilişkilerde, genel olarak taraflar maksimum faydayı silahlı bir çatışmaya gitmeden pro-poganda, tehdit, yıkma, etki altında bırak­ma, şantaj ve benzeri yollarla elde etmeğe çalışırlar. Bu sebeple bir savaş hali değil, "birarada yaşama" söz konusu olmaktadır.

Farklı ideolojilerin ve dünya görüşleri­nin temsilcileri olan Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, savaş yıllarında Hitler'e karşı işbirliği yapmak zorunda kalmışlardı. Nerede ise Avru­pa'nın bütününü işgal eden Nazizm, Sov­yetler Birliği'ni yutmağa yöneldiğinde Sov­yet diktatörü S talin, teorik bakımdan de­vamlı savaş halinde bulunduğu "burjuva-zi"nin temsilcisi Amerika Birleşik Devlet­leri İle işbirliği yapmaktan çekinmedi. Esa­sında savaş sırasında kurulan işbirliğinin savaştan sonra da devam ettirilmesi arzu-lanmaktaydı. Fakat savaştan sonra bu işbir­liğinin devam etmeyeceği, SSCB'nin takın­dığı tavırla kısa zamanda ortaya çıktı. ABD ile SSCB'nin yollarının aynlması için sa­vaştan sonra çok zamanın geçmesine ihti­yaç olmadı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin yardım-lan sayesinde savaştan muzaffer çıkan SSCB, savaşın bitimini izleyen altı ay içeri­sinde çekilmesi gereken Iran Azerbay­can'ından çekilmeyip burada yeni bazı ter­tiplere girişmesiyle müttefiklerden farklı davranacağının ilk işaretlerini verdi. Avru­pa, Ortadoğu ve Güney Asya'da üstünlük yansına girerek kendisi ile Batı bloku ara­sında bir güvenlik çemberi oluşturmak için işgal altındaki Balkan ülkelerinde komü­nistlere destek sağlayarak çeşitli yollarla ik­tidara gelmelerini sağlama ve Sovyeüer'e yakın yönetimler kurması, Yunanistan iç savaşında komünistlere destek olması, Tür­kiye üzerindeki emellerini açıkça dile getir­mesi, Sovyetler Birliği'nin yayılmacı siya­setinin yeni biçimini ortaya koyuyordu. Sovyetler'in yardımı ile 1947'de Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya'da ko­münist yönetimlerin kurulması Batı dünya­sında büyük kaygı yarattı. Savaştan sonra, istemeyerek de olsa, Batı dünyasının lider­liğine oturan ABD, Sovyetler'in yayılması­nı durdurmak için Truman doktrini ile Yunanistan ve Türkiye'ye askerî yardım ve Marshall Ham ile de savaş sırasında yıkılan Batı Avrupa'nın imarı için ekonomik yar­dım yapma karan aldı (1947). 1948'de pat­lak veren Berlin buhranı, muzaffer devlet­lerce paylaşılan Almanya'nın yönetimi ko­nusundaki görüş ayrılıklarını ve güvensizli­ği ortaya koydu. ABD, SSCB'nin İngiltere, Fransa ve ABD'nin yönetimine bırakılan "Trizona" bölgesine geçişe izin vermeyin­ce, kurduğu hava köprüsü ile aylarca bura­daki halka yiyecek ve yakacak maddesi ulaştırdı. Batı dünyası, Doğu blokunun teh­dit ve oldu bitlileri karşısında gerilemek is­temiyordu. Neticede Batılılar kendi işgal bölgelerinde Federal Almanya Cumhuriye-ti'ni (1948), SSCB de Demokratik Almanya Cumhuriyeti'ni (1949) kurdu. Berlin buhra­nı, Almanya'nın iki ayn devlete bölünmesi ile çözülmüş gibi göründüyse de, sonraki yıllarda yeniden uluslararası bir krize sebep olacaktır. Bu buhran savaş sırasında SSCB ile Batılılar arasında kurulan ittifakın öldü­ğünü, müttefiklerin birbirine güveninin kal­madığını ve dünyanın Doğu ve Batı blokla-nna bölündüğünü ortaya koydu.

Şubat 1948'de Çekoslavakya'da Sovyet­ler'in desteğiyle gerçekleşen komünist hü­kümet darbesi, Batı'da büyük endişe uyan­dırmakla kalmamış, SSCB'nin yayılması karşısında bir ittifak oluşturmak gereği or­taya çıkmıştır. Bunun üzerine 4 Nisan 1949'da Sovyetler'in Baü'ya doğru yayıl­masını durdurmak amacıyla ABD öncülü­ğünde Kuzey Atlantik Antlaşması imzala­narak NATO kurulmuştur. Aynca aynı yıl siyasal bir örgüt olan Avrupa Konseyi ve buna mümasil uluslararası örgütler de kuru­lurken dünya hızla bloklaşmağa ve örgüt-lenmeğe doğru kaydı.

Avrupa'da ABD-SSCB rekabeti denge­lenip SSCB'nin yayılması durdurulunca, soğuk savaş Güney Doğu Asya'ya kaydı. Savaş sırasında ABD ve SSCB'nin nüfuz bölgelerine ayrılan Kore'de ABD mayıs 1948'de Güney Kore Cumhuriyeti'ni, eylül 1948'de de SSCB Kore Halk Cumhuriye­ti'ni kurdular. 1950'ye kadar bu fiili durum devam etti. Asya'nın güneyinde Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması (1949), Sovyetler için önemli bir avantaj teşkil etti. Sovyetler Birliği, Çin'in de yardı­mı ile ABD'yi bölgeden çıkarmak için Ku­zey Kore'yi Güney Kore'ye 25 Haziran 1950'de saldırtınca yeni çatışma alanı oluş­muş oldu. Stalin'in ölümüne kadar devam eden Kore savaşım BM'e götüren ABD, Kuzey Kore'ye karşı savaşacak bir BM kuv­vetini teşkil ettirdi. Türkiye de, Kuzey Ko­re'ye karşı savaşacak BM Kuvveti'ne, Batı savunma sistemine alınmak amacıyla bir tugay askerle katıldı. Böylece Türkiye, so­ğuk savaşla Doğu blokuna karşı Baü'nın ya­nında ve özellikle de ABD'nin şemsiyesi al­tında yer aldığını açıkça ispatlamış oluyor­du.

ABD, SSCB'nin Güney ve Doğu Asya ülkelerine nüfuz etmesini önlemek için "çevreleme" (containment) politikasına uygun olarak Japonya, Filipinler, Yeni Ze­landa ve Avusturya ile güvenlik anılaşma­ları imzaladı. 1 Eylül 1951'de Yeni Zelan­da, Avustralya ve ABD arasında ANZUS Paktı kuruldu.

Kore savaşının bitiminden sonra Hindi­cini problemi patlak verdi. Bu problem de Doğu ve Batı çatışmasına konu olmuş ve Vietnam'ın ikiye bölünmesiyle son bulmuş­tur (1954). ABD, Güney Asya'da NATO benzeri bir örgütü, yine Sovyet yayılmasını

önlemek amacıyla kurdu: Güney Doğu As­ya Anılaşma Teşkilaü (SEATO). Bu teşki­lat, bölgedeki ülkelerin güvenliklerini Batı ile birleştirmekteydi.

Sovyetler Birliği diktatörü Stalin'in Ölü­mü, soğuk savaş'ın birinci devresini kapa­tırken Doğu blokunun birtakım iç sarsıntı­lar geçirmesine de sebep oldu. Önce Sov-yetler'de bir iktidar mücadelesi yaşandı; Stalin'e karşı eleştiri başlatıldı, Çekosla-vakya'da, Doğu Berlin'de, Polonya'da, Ma­caristan'da milliyetçi hürriyetçi ayaklan­malar oldu. Sovyetler bu ayaklanmaları kanla ve şiddetle bastırdı. Batı blokunda Federal Almanya NATO'ya alınınca (1955) Doğu bloku buna SSCB, Arnavutluk, Bul­garistan, Doğu Almanya, Polonya, Roman­ya ve Çekoslavakya'yı bünyesine alan Var­şova Paktı'nı kurarak cevap verdi. Güven­sizliğin ve ideolojik tutumların tahrik ettiği Doğu-Batı çatışması durmaksızın devam etti.

Bu tarihlerdeki önemli bir gelişme de 14-25 Şubat 1954'te toplanan Sovyet Komü­nist Partisi'nin 20. Kongresinde "banş İçin­de birarada yaşama" (coexistence pacifi-que) perensibinin kabul edilmesidir. Batı, bunu şüpheyle karşıladı ve komünizmin ye­ni bir oyunu olarak değerlendirdi. On yıldır yaşanan gelişmeler ve gerginlik politikası süper güçler arasında hiçbir güven bırak­madığını gösteriyordu.

1955'lcre gelindiğinde Doğu-Baü çatış­masının, Avrupa ve Güney Asya'dan sonra Ortadoğu bölgesine kaydığı görüldü. Aslın­da soğuk savaş'ın bu bölgeye girişi İsrail'in kuruluşu (1948) ile başlamış ise de ABD, Sovyeüer'in yayılmasını durdurmak için iz­lediği çevreleme politikasına uygun olarak Pakistan, İran, Türkiye, İngiltere ve Irak'ın iştirakleriyle kurduğu Bağdat Paktı (1954), Doğu Batı çatışmasının Ortadoğu'ya kay­masında Önemli rol oynamıştır. Orta Do-ğu'nun savunma ve günvenlik sistemini Ba­tı savunmasına bağlamayı amaçlayan Bağ­dat Paktı, bölge ülkelerini ikiye bölmüş ve Doğu-Batı çatışmasını nazlandırın ıştır. Arap devletlerinin liderliğine oynayan Mı­sır Başkanı Cemal Abdun-Nasır, Asuan Ba-rajı'nın finansmanı ve silah temini için doğu blokuyla ilişkileri geliştirmekten kaçınma­dı. Nasır'ın, Süveyş Kanal Şirketi'ni milli­leştirmesi üzerine (1955) İngiltere, Fransa ve İsrail, SSCB'nin Macaristan olayları ile uğraşmasını fırsat bilerek Mısır'a saldırınca (1956) Doğu-Batı çatışması farklı bir çehre kazandı. SSCB Mısır'ın yanında yer alırken Batılıları açıkça tehdit etmekten de geri durmadı. Neticede işgalciler çekilmek zo­runda kaldılar SSCB Mısır'ı kurtarmış ve Nasır'ın prestijini artırmış oldu. Ardından da Batı bloku, Sovyetler'in Ortadoğu'da ar­tan nüfuzunu önlemek için Eisenhower doktrinim açıkladı (1957). Doktrin, bölgeyi komünizme karşı korumayı hedefliyordu. ABD, ingiltere ve Fransa'nın boşluğunu doldurmağa çalışırken SSCB ile karşı kar­şıya gelmekteydi. Lübnan, Türkiye, Irak ve Yunanistan doktrini kabul eden ülkeler ol­dular. Mısır ve Suriye tepki gösterenlerin başında yer aldılar.

1956 Süveyş krizini 1957 Suriye ve 1958 Irak-Ürdün ve Lübnan bunalımları izledi. Türkiye'nin Suriye'deki Sovyet yanlısı ikti­dardan ve SSCB ile geliştirdiği münasebet­lerden kaygılanması üzerine sınıra asker yığması Doğu-Batı çatışması için bir fırsat teşkil etti. Suriye'nin arkasında SSCB, Tür­kiye'nin arkasında da ABD vardı. Sorun Su­riye ile Türkiye arasında değil SSCB ile

ABD arasında imiş gibi gelişme gösterdi. Irak'ta Batı yanlısı monarşinin devrilmesi (14 temmuz 1958), ABD'nin "çevreleme politikası"mn bir ürünü olan Bağdat Pak-tı'nın sonu oldu. Lübnan ve Ürdün gelişme­lerden kaygılanınca ABD ve İngiltere'yi da­vet etmek zorunda kaldılar. Bu olaylar da Doğu-Batı çatışmasının bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

1954-59 arasındaki olayların sonucu olarak SSCB, Ortadoğu politikasına aktif olarak girdi. Bu konuda Nasır'ın izlediği politikanın ve Batı'nın sömürgeci-emper­yalist tutumunun büyük payı olduğu açık­tır.

1958'de patlak veren ikinci Berlin buhra­nı, kısa zamanda Doğu-Batı çatışmasına dönüştü. SSCB, Doğu Berlin'den Batılıları çıkarmak ve Demokratik Almanya Cumhu-riyeti'nin Batılılar tarafından da tanınması­nı sağlamak istiyordu. 1959 Berlin sorunu kriz özelliğini yavaş yavaş kaybederken, Doğu-Batı çatışmasının da yumuşamaya doğru kaydığı gözleniyordu. Bu tarihten iti­baren Doğu-Batı çatışması yumuşama dö­nemine girerken, Soğuk savaş SSCB ile Çin arasındaki çatışmaya kaydı. SSCB Komü­nist Partisi Genel Sekreteri N. Knışçev'in 15-17 Eylül 1959 tarihlerinde ABD'yi ziya­ret etmesi, 25-26 Eylül'de Başkan Eisenho-wer ile Camp David'le görüşmesi, SSCB, ABD, İngiltere ve Fransa arasında Paris'te dörtlü zirve yapılmasının kararlaştırılması; soğuk savaşı yumuşatan gelişmeler olarak dikkat çekmiştir. Ne var ki, Dörtlü Zİrve'nin yapılacağı anda U-2 olayının ortaya çıkma­sı Zirvc'nin fiyasko ile sonuçlanmasında et­kili oldu. Yumuşayan ilişkiler birdenbire gerginleştiyse de önemli gelişmeler olmadı. 3-4 Haziran 1961'de Kennedy-Kruşçev zirvesinden sonra Doğu-Batı ilişkileri iyice yumuşama yolunda iken, ortaya çıkan Kü­ba fiizeler krizi, Soğuk savaş'ın son proble­mi olarak dikkati çekerken Doğu-Batı iliş­kilerinin nasıl tehlikeli, ince bir denge nok­tası üzerinde seyrettiği ve yumuşamanın gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuş ol­du. Kriz, bir silahlı çatışmaya ramak kalır­ken ABD'nin Türkiye'deki Jüpiter füzeleri­ne karşılık SSCB'nin Küba'daki füzelerinin karşılıktı olarak sökül m esiyle atlatıldı. Kü­ba krizi, detanta giden yolu aralamış oldu. Bu olaydan sonra Doğu-Batı ilişkileri çatış­ma kutbundan yumuşama kutbuna doğru kaydı. Washington ve Moskova arasında kırmızı telefon döşendi (1963). Silahsızlan­ma çabalan ve konuyla ilgili görüşmeler gi­derek arttı. Bu yönde çeşitli antlaşmalar im­zalandı. Salt-l ve Salt-2 Doğu-Batı ilişkile­rindeki yumuşamanın meyveleri olarak or­taya çıkö. 1980'lerden sonra iki süper güç arasında ilişkiler giderek arttı ve silahsız­lanmayla ilgili ciddi antlaşmalar imzalandı. Soğuk Savaş'ın gerginlik politikası, yerini temkinli işbirliğine ve karşılıklı saygıya bı­raktı.

Davut DURSUN

 Bk: Savaş