Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sosyal Güvenlik - İslami Bilgiler - 54. Sayfa

 

SOSYAL GÜVENLİK

 

Sahip olduğu geniş muhteva dolayısıyla sosyal güvenlik, bütün özelliklerini ihtiva eden bir tanımın yapılması güç olan bir kav­ramdır. Kaldı ki konu ile ilgili müellifler arasında da tarif konusunda önemli görüş farklılıkları vardır. Dar anlamda sosyal gü­venlik, insanların istek ve iradeleri dışında meydana gelen, beden ve ruh bütünlüğüne zarar vererek çalışma gücü kaybı veya gelir kesilmesine yol açan tehlikelerin zararla­rından kurtarılma garantisini ifade eder. Bu açıdan sosyal güvenlik; hastalık, iş kazala-n-meslek hastalıkları, analık, yaşlılık, ma­lûllük, Ölüm ve işsizlik gibi tehlikelerle kar­şılaşılması halinde ferdin geçim garantisi­nin sağlanmasını ihtiva eder. Bugün geldiği nokta dikkate alınınca, geniş anlamda sos­yal güvenlik; temel insanî haklardan ve devlet görevlerinden biri olarak; "çalışma gücü kayıplarının yeniden kazandırılması ve gelir kayıplarının telafi edilmesi yoluyla, bütün fertlere ve ailelere yaşadıkları toplum içinde onları başkalarına muhtaç etmeye­cek, insan haysiyetine yaraşır asgari bir ha­yat standardını sağlamayı hedef edinen ted­birler bütünü ve müesseseler ağı", olarak tarif edilmekledir. Kısaca, toplumu oluşturan bütün fertlerin geleceklerinin garanti altına alınarak "yann" endişesinden uzak tutul­ması ve güvenliğinin sağlam olduğunu bil­menin tatmin duygusunun yaşatılmasıdır.

Sosyal güvenlik ihtiyacı insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen, kavram olarak oldukça yenidir. Nitekim hukuki bir terim olarak ilk defa 1935 tarihli Amerikan Sos­yal Güvenlik Kanununda yer almıştır. Kav­ram, daha sonra 1941 tarihli "Atlantik Pak ü" sözleşmesinde ve 1944 tarihli ILO "Phi-ledelphia Konferansı"nda kullanılmış ve somut bir anlam kazandırılmıştır. Nihayet "İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi "nin (1948) 22. ve 25. maddelerinde sosyal gü­venlik; ferdin ve ailesinin temel hakların­dan biri olarak kabul edilmiştir. ILO da 1952 tarih ve 102 sayılı Sözleşmesi ile en geniş şekilde sosyal güvenlik kavramına yer vermiş ve bu alandaki düzenlemeyi yapmıştır. Bugün gerek ülke, gerekse ülke­lerarası seviyede sosyal güvenlik sık ve yaygın olarak kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmakladır.

Sosyal güvenlik, kelime olarak belirli bir mücadeleyi ifade eder. Latince kökenli olan ve çok kullanılan sosyal kelimesi top­luma ait manasına gelir ve gerisinde düşün­ce olarak birlik, eşitlik, dayanışma ve yar­dım esaslarına dayanan bir zihniyeti akla getirir. Güvenlik kelimesi ise emniyet kar­şılığı olarak kullanılmakta olup öncelikle bir tehlikeyi hatırlatmaktadır. Tehlike mey­dana geldiği takdirde bundan kurtulmayı ve bu amaçla verilen mücadeleyi ifade etmek­tedir. Kelimelerin tek tek manaları dikkate alındığı zaman sosyal güvenlik; "toplumun bütün fertlerine muhtemel tehlikelere karşı korunma garantisinin verilmesi" anlamına

gelmektedir.

 

Tarihsel Gelişimi

 

Tehlike insanlıkla var olduğu için, sos­yal güvenlik ihtiyacı da insanlık tarihi kadar eski ve evrenseldir. Ancak bugün ulaşılmış olan modern anlamda sosyal güvenlik dü­şüncesi, sosyal güvenliğin belirli merhale­lerden geçmesi ile mümkün olmuştur ki, bu merhaleleri incelemek aynı zamanda sosyal güvenliğin fert ve toplum için ne derecede vazgeçilemez bir İhtiyaç olduğunu vurgula ma imkânı da vermektedir.

Sanayi devrimine kadar olan devre sos­yal güvenliğin gelişimi bakımından pater-nalistik dönem olarak adlandırılır. Bu dö­nemde, fertler ve aileler sosyal güvenlik ih­tiyaçlarını geleneksel sosyal güvenlik mü­esseseleri ile karşılamaktadırlar. Ferdi ta­sarruflar ve aile içi gelir transferleri, kom­şuluk ve akrabalığa dayalı yardımlar, vic­dani, insani ve dini duygularla yapılan sos­yal yardımlar, lonca ve benzeri sosyal gü­venlik amaçlı müesseselerin sağladığı yar­dımlar, geleneksel sosyal güvenlik müesse­selerini oluşturmuşlardır. Geleneksel sos­yal güvenlik müesseselerinin zaman zaman belirli toplumlarda etkin bir sosyal güven­lik garantisi sağladıkları da görülmüştür.

Fransız ihtilali ve beraberinde getirdiği fert-toplum, fert-devlet ve toplum-devlet anlayışındaki değişikliklerle, sanayi ihtilali ve şehirleşme, sosyal güvenliğin gelişimi bakımından iki önemli değişikliğe yol aç­mışlardır: Bunlardan ilki, o döneme kadar olan sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşıla­maya yönelik geleneksel sosyal güvenlik müesseselerini çözmesi, yok etmesi veya zayıflatması; diğeri ise, yeni sosyal hayatın

ve üretim şeklinin (fabrika üretimi) yeni ve daha ağır sosyal güvenlik tehlikelerini orta­ya çıkarmasıdır. Bu çerçevede ferdi tasar­ruflar yetersiz kalmış, geniş aile yapısı çö­zülmüş, yeni yerleşim birimleri olan şehir­lerde komşuluk ve akrabalığa bağlı yardım­lar, vicdani duygularla yapılan yardımlar ve dini sosyal yardımlar etkinliğini kaybetmiş ve nihayet loncaların ortadan kalkması ile loncaların yardımlaşma sandıklan faaliyet­lerini sona erdirmişlerdir. Liberal anlayış, "ferdi kendi kaderi ile başbaşa bırakırken", sanayileşme ve şehirleşme de, sefalet ve yokluk içinde kıvranan geniş toplum ke­simleri yaratmıştır. Devlet, zayıf olanı ko­rumaya yönelik tedbirleri, takip edilen ikti­sat politikasının bir sonucu olarak almamış, hatta çok zaman serbest rekabeti engeller endişesiyle önlemeye çalışmıştır.

19. yüzyılın son çeyreği, geniş toplum kesimlerine sosyal güvenlik garantisi sağ­layacak yeni müesseselere ihtiyaç duyur­muştur. Yeni kurulacak olan sosyal güven­lik müesseseleri, bir yandan geleneksel mü­esseselerin boşluklarını dolduracak, diğer yandan da yeni toplum ve üretim yapısının ortaya çıkardığı sosyal güvenlik ihtiyacına cevap verebilecek özelliklerde olacaktır. Bu sebeble yeni kurulacak müesseselerde aşağıda sayılan Özelliklerin bulunması ge­rekiyordu: Yeni kurulacak müesseselerin yürütülmesi sorumluluğu bizzat devlet ta­rafından gerçekleştirilecek, tehlikeye uğra­yanların tesbiti objektif kriterlere göre yapı­lacak; sosyal güvenlik garantisi keyfilikten ve sübjektif değerlendirmelerden uzak be­lirli bir asgariyi sağlayacak şekilde temin edilecek; oluşturulacak müesseselerin işti­rak ve finansmanına katılma zorunlu ola­cak, müesseseselerin faaliyeti kanunlarla

düzenlenecek; ihtiyacı olan her fert yardım talep etme hakkına sahip olacak; sistemin finansman yükü yalnızca çalışanların üzeri­ne olmayacak, işverenler ve devlet de belir­li oranlarda finansmana iştirak edecek ve nihayet uzun süreli ve yeterli sosyal güven­lik garantisi sağlayacak sağlam bir yapıya kavuşturulacak.

Bu özelliklere sahip olan sosyal güven­lik müesseseleri, bugün "primli rejimler" olarak da adlandırılan sosyal sigortalardır. Sosyal sigortalar bütün dünyada en etkin sosyal güvenlik garantisi sağlama yöntemi ni oluşturmaktadırlar. Ancak sosyal sigor­taların ilk andan itibaren bugünkü kapsam­da ve özelliklerde kurulduklarını da söyle­mek mümkün değildir. İlk sosyal sigorta, 1883 yılında, Bisnıarck Almanyası'nda hastalık tehlikesine karşı oluşturulmuş, bu­nu 1881 yılında kurulan işkazalan sigortası ve 1889 yılında oluşturulan sakatlık ve yaş­lılık sigortası takip etmiştir. Aynı yıllarda, İtalya, Fransa, Norveç, İngiltere ve Belçika gibi diğer ülkelerde de sosyal sigortalar be­lirli riskler için kurulmuşlardır.

Bugün sosyal sigortalar, ILO'nun "Sos­yal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşme-si"ne uygun olarak, hastalık (bakım giderle­rinin karşılanması ve kazanç kaybının tela­fisi), analık, işkazaları-meslek hastalıktan, işsizlik, yaşlılık, malûllük, ölüm ve aile ge­lirinin yetersizliği risklerine karşı sosyal güvenlik garantisi sağlama fonksiyonu gör­mektedir. Gelişmekle olan ülkelerde bu tehlikelerin biri veya birkaçı için sosyal si­gortalar müesseseleri oluşturabilmesi, ge­lişmiş ülkelerde her tehlike için sosyal si­gortalar kollarının teşkili sağlanabilmiştir.

Sosyal sigortaların sosyal güvenlik ga­rantisi sağlama bakımından bıraktığı boşhıklar, 1930 iktisadi buhranının yarattığı yeni sosyal güvenlik problemleri ile daha belirgin hale gelince, yeni sosyal güvenlik müesseselerine ihtiyaç duyulmuştur. Bu müessese, aynı zamanda ferdîn ve ailesinin hayat standardını yükseltmek, refahı geniş toplum kesimlerine yaygınlaştırmak gibi gayelerin de gerçekleştirilmesine hizmet edecektir. Devletin görüntüsünü de değişti­ren ve sosyal refah devleti niteliği kazandır-dan bu yeni müessese, giderlerin devletin genel bütçe gelirlerinden karşılandığı "ka­mu sosyal güvenlik harcamaları müessese sidir". Literatürde, kamu yardımları olarak da bilinen kamu sosyal güvenlik harcama­ları, sosyal sigortaların teknik ve idari boş­luklarını doldurarak sosyal güvenlik garan­tisini bütün toplum kesimlerine yaygınlaş­tırma amacını gütmektedir. Kamu sosyal güvenlik harcamaları, bütün nüfusa ivaz Ödeme şeklinde; karşılıksız veya çok düşük ücretle sağlık hizmeti gibi hizmetlerin sağ­lanması şeklinde; veya hizmete çevirme şeklinde verilebilmektedir.

Yaşları ve durumları gereği özel eğitim ve bakıma muhtaç olan kimsesiz çouklar, yaşlılar ve muhtaç kişilere yönelik olarak verilen sosyal refah hizmetleri, bu müesse­seler aracılığıyla sağlanan en önemli sosyal güvenlik garantisini teşkil etmektedir.

Modern sosyal güvenlik müesseseleri­nin son halkasını "tamamlayıcı" (ilave) sos­yal güvenlik müesseseleri oluşturmakladir. Aslında sosyal sigortalar ve kamu sosyal güvenlik harcamaları kapsamında olan her­kes için, her türlü dini ve vicdani yardımlar, tamamlayıcı sosyal güvenlik müessesesi vasfı taşımaktadır. Ancak bu müesseselerin en yaygın ve sistemli şekli, özel sigortalar­dır. Özel sigortalar, daha çok mal varlığı ka-

yıplarını tanzim etmeye yönelik olarak oluşturulan, ancak beden ve ruh bütünlüğü­ne gelecek zararları da hayat sigortası ile kapsamına alan, fertlerin isteklerine bağlı olarak, modern müesseselerden sağladıkla­rı sosyal güvenlik garantisinin seviyesini yükseltmek amacıyla iştirak ettikleri mües­seseler olmaktadır. ABD başla olmak üze­re, gelir seviyesinin ve tehlike bilincinin yüksek olduğu ülkelerde, özel sigortaların yaygınlık derecesi oldukça fazladır.

20. yüzyılın son on yılında sosyal güven­lik bakımından gelinen nokta, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için farklılık arzct-mektedir. Gelişmekte olan ülkeler; sosyal sigortalar ağırlıklı müesseseleri yeni oluş­turma ve kapsamı genişletme çabalan için­de bulunurken ve kaynak yetersizliğinin sı­kıntılarını yaşarken; gelişmiş ülkeler, aşın derecede gelişmiş sosyal güvenlik müesse­selerinin iktisadi gelişmeyi engelleyen olumsuz etkilerini yaşamaktadırlar. Özel­likle yaşlı nüfus yapısından da kaynaklanan bu "sosyal güvenlikte kriz dönemini" yaşa­maktadırlar. Ancak gelişme seviyesi ne olursa olsun bütün ülkelerde sosyal güven­liğin görünen amacı, "herkesi her tehlikeye karşı koruma kapsamına" alarak, yaşadığı toplum içinde "insan haysiyetine yaraşır" bir hayat standardına kavuşturmaktır.

Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, Anayasası'nda sosyal güvenliği temel insan haklarından biri olarak değerlendiriş ve bu hakkı sağlama görevini devlete vermiştir. Zaman içerisinde sosyal güvenlik müesse­selerini oluşturma ve kapsamı genişletme bakımından önemli gelişmeler sağlanması­na rağmen, Türk sosyal güvenlik sisteminin önemli boşlukları ve yetersizlikleri vardır. Siyasi ve hizmetler kesiminde bir hizmet

akdine bağlı olarak çalışanlar Sosyal Sigor­talar Kurumu (SSK); Kamu kesiminde çalı­şan asker ve sivil çalışanlar T.C. Emekli Sandığı; kendi adına bağımsız olarak çalı­şanlar ise Bağ-Kur kapsamında sosyal gü­venlik garantisine kavuşturulmuşlardır. Son yıllarda, bir yandan mevcu. sosyal si­gortaların kapsamı, getirilen istisnalar ve isteğe bağlı sigortalık uygulaması ile genîş-letilirken, diğer yandan da tarım kesiminde çalışanları kapsamına almaya yönelik yeni sosyal sigorta müesseseleri oluşturulmuş­tur. Devletin kamu sosyal güvenlik harca malarının bir kısmı yetersiz, bir kısmının kapsamı ise son derece dardır. Bunlar ara­sında en yaygın olanı 65 yaş aylığı uygula­ması ve sosyal refah hizmetleri içinde yer alan "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu" uygulamalarıdır.

Bütün dinler gibi İslâmiyet de mensup­ları arasında bir toplum olarak bir arada ya­şamanın vazgeçilmez şartının gerçekleş­mesi için karşılıklı yardımlaşma ve daya­nışmayı teşvik etmiş, Kur'an-ı Kerim'de çok sayıda hükümle aynî ve nakdî yardım transferini öngörmüştür. Diğer dinlerin ak­sine islâmiyet, sosyal güvenliği aynı za­manda müesseseleştirmiş, hatta inancın te­mel ve mutlaka yapılması gereken şartların­dan biri olarak kabul etmiştir. Bu müessese­lerin amacı da maddi ve manevi yardımlaş­ma yoluyla, toplum hayatının sağlamlığını ve sürekliliğini sağlamaktadır.

İslâmiyet'teki sosyal güvenlik müesse­selerini; sadaka, fitre ve zekât oluşturmak­tadır. Akile müessesesini de sosyal güven­lik müesseseleri arasına dahil eden görüşler vardır. Sadaka; yeri, zamanı, ve miktarı be­lirli olmaksızın dini ve vicdani duygularla karşılıksız olarak yapılan yardımı, aynî veya nakdî gelir transferi anlamına gelmekte ve en zayıf sosyal güvenlik müessesesini oluşturmaktadır. Fitre ve zekât ise; kimle­rin, ne zaman, ne miktarda, nasıl ve kimlere verileceğinin ayrıntılı şekilde belirlendiği sosyal güvenlik müesseseleridir. Özellikle zekât müessesesi, modern sosyal güvenlik müesseseleri olarak adlandırılan sosyal si­gortalar ve kamu sosyal güvenlik harcama­larından bile üstün özellikler taşımaktadır. Nitekim, sosyal güvenliğin son safhası ola­rak görülen ve ABD'de uygulama hazırlık­ları sürdürülen "menfi gelir vergisi sistemi nin", İslâmiyet'in ilk zamanlarında olduğu gibi devletçe uygulanması şartıyla fitre ve zekât müesseselerinin esaslarının uygulan­masından başka birşey olmadığı belirtil­mektedir. Çünkü, toplum içinde belirli bir gelir seviyesinin üstünde olanlar, fakirlik çizgisi olarak adlandırılan ve zamana ve mekâna göre değişebilen bu çizginin altın­dakilere gelir transferi yapmaktadırlar. Sos­yal güvenlik bakımından tehlikeye düşmek demek, bu çizginin altına düşmek anlamına gelmektedir. Zekât verme ile zekat alma arasındaki sınırda, aslında bu çizgiden fark­lı bir şey değildir. Ancak bütün İslâm ülke­lerinde filre ve zekât, temel sosyal güvenlik müesseseleri olmaktan çok, giderek etkinli­ği azalan ve geleneksel bir hale düşen mü­esseseler haline dönüşmekte, hiç bir top­lumda da bu yolla sağlanan gelir transferi­nin miktarı, yönü ve sonuçlan bilineme­mektedir.

Vakıf müessesesi, Türkler tarafından geliştirilen ve islami duygularla destekle­nen bir müessese olarak, özellikle Osmanlı imparatorluğu döneminde önemli bir sos­yal güvenlik garantisi sağlama fonksiyonu görmüştür. Ülkenin her yanında kurulan

avarız vakıfları, fakirlere, muhtaçlara ve düşkünlere yardım etme konusunda çok önemli başarılar sağlanmış, 16. yüzyılda Osmanlı topraklarını yalnızca insanların değil, hayvanların da korunduğu bir "vakıf cenneti" haline getirmiştir.

Yusuf ALPER Bk. Sosyal Adalet Vakıf, Zekat