Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SOSYAL HAREKETLER - 55. Sayfa

 

SOSYAL HAREKETLER

 

Sosyal hareketler, sosyal bir problemi halletmek, sosyal bir kurumu yıkmak, de­ğiştirmek veya tâdil etmek maksadıyle bir grup halinde yapılan hareketlerin genel adı­dır.

Lorenz von Stcin'e göre (1855) XIX. yüzyılın toplumsal hareketi, işçi hareketiy­di. XX. yüzyıl sosyolojisi, terimi çoğullaş-tırdı, tarihsel çağrışımını budadı ve yapışız kollektif davranışlardan kültlere, dinî mez­heplerden bir meseleyi merkeze alan pro­testo hareketlerine, örgütlü devrimci grup­lara kadar yaygın pek çok toplumsal olguya bu adı vermeye başladı. Kullanılan pek çok tanımda ortak payda, sosyal hareketlerin, varolan toplumla uyumsuz ilişkiler içine gi­ren ve liderleri ile izleyicilerinin arasında dolayımsız bağlar bulunan kurumlaşmamış gruplar olma özellikleridir.

Bunca geniş bir bakış açısıyla deneysel bir zenginlik elde edildi, ama bu teorik net­lik ve metodolojik konsensüsün feda edil­mesi maliyetine elde edildi. Örgütsel ve is-talistiki çözümlemeler giderek yaygınlaşır­ken, tipik araştırma yöntemi, tasvire dayalı olay incelemesi yöntemi olmaya başladı. Olay incelemelerinin yoğun bir birikime erişmesiyle geniş sayıda tipolojiler elde edildi, ama bunlar grupların deneysel görüntülerine ve varolan toplumla ilişkilerine dayanıyordu.

Teorik olarak alan üç temel soruya yö­neltiyordu kendini. Bu sorular:

 1) Sosyal hareket örgütlenmelerine ne tür insanlar da­hil olmaktadır?;

 2) Sosyal hareketlerin orta­ya çıkışıyla ekonomik gelişmenin geriye dönüşü ve sınıf ilişkilerinin değişimi ara­sında nasıl bir bağ vardır?;

 3) Liderler ile iz­leyicileri arasındaki ilişkiler sosyal hare­ketlerin faaliyetlerini nasıl etkilemekte­dir?

Sosyal hareket teorisi ve araştırmaları belli başlı iki kaynağa sahiptir. Fransız Devrimi'ne karşı gelişen muhafazakâr tepki sırasında şekilsizliğe ve öfkeye, kitlelerin akıl-dışıhğına dikkat çeken ve bunu düzen­li, soğukkanlı ve ılımlı burjuva toplumunun normal davranışlarıyla karşılaştıran bir dü­şünce akımı gelişti. Kitlelerin rahatsızlığına gönderme yapan Durkheim'in "anomi" kavramı, bu tür davranışlara teorik bir açık­lama buldu; o, sınıf yapılan içinde incinme­ye açık bu tür gruplar için bir davranış reh­beri sağlıyor ve sosyal hareket araştırmala­rını, geleneksel toplumdan endüstri toplu­muna geçişle bağdaştırıyordu.

XIX. yüzyılın son yıllarında yükselen Sosyalist hareketle birlikte, alt sınıf rahat­sızlıklarının temelindeki aklîüğe, şekle ve adalete inanç artmaya başladı. XX. yüzyılın başında işçi sınıfı hareketinin kurumlaşma-sıyla, araştırma ve teori alanlarındaki bu rasyonalist tutum güçlendi. Michels, teorik ağırlığı, hareketler içindeki liderler ve izle­yicileri arasındaki ilişkilere kaydırıyor, ge­leneksel yöntemler kullanan yeni hareket­lerin etkilerini sorguluyordu. İngiltere'de alt-sınıf rahatsızlıklarının akılcı temellerini ve bunun piyasa ve devletle ilişkilerini vurgulayan bir toplumsal tarih geleneği de baş­lamıştı.

XX. yüzyılın büyük afetleri -Faşizm ve Bolşevik Devrimi- ters bir etki yarattı. Bir sürgünler kuşağının, kitlelerin -özellikle de devrimci kışkırtmayla zehirlendiğinde- ne­ler yapabileceği hususundaki kâbusumsu hatıraları, yeni bir teori geleneğinin başla­masına kaynaklık etti. Bu teoriler toplumsal hareketleri, ekonomik çöküşle yapısal ola­rak bağlanılıyor ve psikolojik nvsbî yok­sunluğa parmak basıyordu. Bu yeni sentez, sosyal hareketleri, sosyal sistemde yanlış işlev gören bireylerin işareti olarak görüyor ve bu hareketlere dahil olanları, toplumsal değişimin dalgalı denizlerinde tek başına kalmış bireyler olarak tesbtt ediyordu.

1960'larda yaşanan dönüşümler; sosyal hareketler konusuna ilginin artmasına ne­den oldu. Bir grup, tedhişçi davranışı ince­leyip bunu kısıtlanmışlığa bağlayan çok de­ğişkenli istatistik modelleri geliştirmeye çalışırken, bir başka grup toplumsal hare­ketleri yorumlarken yenilenmiş ve yeniden şekil verilmiş bir Marksist anlayış geliştir­meye çalışıyordu. Bir üçüncü grup ise ras­yonalist bakış açısını ekonomi ve siyaset bi­limlerinden edinilen yeni ilhamlar ve bul­gularla karıştırmaya uğraşıyordu.

Çok değişkenli yaklaşım, metodolojik olarak en yeni gibi görünmesine karşılık geçmişteki "çöküş teorileri"ne ruh olarak en fazla benzeyeniydi. Gelenekte olduğu gibi, bu yaklaşımın "göreceli yoksunluk" ve toplumsal hareketlerin psikolojik neden­leri hususundaki bulguları da kendi içinde bölünmüş ve sonuca ulaşamamıştır. Çok değişkenli istatistik çözümleme yöntemi­nin en sağlam bulguları toplumsal hareket araştırmaları ile kesişmektedir. -Grev dalgalan ve bunların ekonomik dalgalanma­larla ilişkileri- gibi.

Yakın zamandaki Marksist ve Marksist etkilenimli sosyal hareket araştırmaları bü­yük bir zenginlik ve çeşitlilik gösteriyor. Bu kişilerin bakış açılarına göre A. Tourai-ne ve izleyicileri toplumsal hareketleri radi­kal bir kesinti içindeki aşkın bir tecrübe ola­rak değerlendirmekte ve sık rastlanmayan bir kollektif aksiyon olarak görmektedirler. İngiliz sosyal tarihi ruhuna Fransız tarihsel sosyolojisinden daha yakın duran bu kişiler siyasal alana girmek için, her tür kaynakla­rını harekele geçirebilecek gruplar tarafın­dan siyasal alana yöneltilecek her tür mey­dan okumaya dikkatle yönelmektedirler. Açık biçimde karşılaştırmalı yönteme da­yanmasına karşılık Tilly'nin From Mobili-zation to Revolution (1978 adlı eseri siyaset bilimi alanında protesto üzerine araştırma­ların canlı bir gelenek teşkil ettiği ve işçi sı­nıfı tarihi konusunda bir ilgi uyanışının ya­şandığı ABD'de çok etkili oldu.

1970'lerdeki "kaynak hareketlenmesi" teorileri, ekonomiden gelen ilhamlarla zen­ginleşti. Hareketlenme, aktüel veya beklen­tiye dayalı hareketlerin liderlerinin daha Önce harekete geçirilmemiş grupların kay­naklarını kontrol etmek için, güncel veya gelecekteki çıkarlar uğruna kollektif hare­ketliliği başlatmaları olarak tanımlanır. Tıpkı işadamlarının üretim faktörlerini bir araya getirmeleri gibi. Çöküş ve yoksulluk teoricileri ile karşılaştırıldığında, bu kişiler izleyicilerinden çok liderlere yönelmişler ve sonucu liderin başarısı olarak değerlen­dirmişlerdir. Liderlerin temsil edebilecek­leri bir grup bulmaları, yoksulluk düzeyin­deki bir değişimden değil, kısa dönemli ve değişime açık bir durumdan kaynaklanmaktadır. Marksisüerin daha yapısal bakış açılarıyla karşılaştırıldığında, bunlar örgüt­lenme düzeyindeki yeniliklere ve sosyal ha­reketlerin bir izleyici kitlesi yaratabilmek için kullandığı siyasî avantajlara yönel­mektedirler.

1960'lardaki sosyal hareket araştırmala­rının önemli bir etkisi, sosyal hareket ben­zeri hareketlerin, tarihsel olarak ılımlı dav­ranış kalıplan gösteren gruplar arasındaki belirgin yayilımını pek önemsememe yo­lunda olmuştur. Bu tür gruplar arasında, üc-retii oria sınıf, bölgesel etnik gruplar, ka­dınlar ve azınlıklar sayılabilir. Ayrıca gele­neksel Örgütlenme ve üyeliği uzlaşmacı ol­mayan, yıkıcı faaliyetlerle birleştiren "çıkar grubu" hareketlerinde de bir artış gözlendi. Bu gruplarda -1980'ferde gözlenen çevreci ve nükleer silah karşıtı hareketler- radikal faaliyetlerin siyasi olarak meşru amaçlarla kullanıldığını görmekteyiz. Bu durum, ilk kez Michels tarafından görülen, siyasi ola­rak kabul edilemez amaçlan olan grupların; yine siyasi olarak kurumlaşmamtş faaliyet biçimlerini seçtikleri paradoksunu tersine çeviriyordu.

(SBA)