Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sosyobîyoloji Kavram E - İslami Bilgiler - 65. Sayfa

 

SOSYOBÎYOLOJİ

 

Kavram E.O. Wilson'un 1975 yılında Sosyobiyoloji, Yeni Sentez adlı kitabını ya­yınladıktan sonra geniş bir yaygınlık ka­zanmıştır, ancak sosyobiyolojinin teorik kökleri 1960'lann ortalarına, Hamilton ve Maynard Smiıh'in yayınlarına kadar geri götürülebilir. Sosyobiyoloji; hayvan davra­nışının, Özellikle sosyal davranışın doğal ayıklanma yoluyla evrim perspektifinden incelenmesidir. Yani sosyobiyoloji neo-

Darwinci bir evrimci teori ana akımı içinde yer alır.Konu 1970'lerin sonlarında yoğun ola­rak tartışmalı ve ideolojik bir hale gelmiştir. Bu nedenle uygulamacıların çoğu çalışma­larını 'evrimci ekoloji1 veya 'davranışsal biyoloji' gibi daha yumuşak isimler altında yürütmeyi tercih etmişlerdir. Bazı lan ise sosyobiyoloji bunlardan vurgulamada farklı olmasına rağmen, 'etholoji1 veya 'dav­ranışçılık' gibi daha eski isimleri kullanma­yı sürdürmüşlerdir. Davranışçılık; davranı­şın türe özgü özelliklerinden (filogenisin-den) daha ziyade, bireye özgü özellikleri (ontogenisi) üzerinde durur ve davranışın genetik temeline değil, çevrenin şartlandır­masına önem verir. Sosyobiyoloji kalıtımın ve çevrenin eşit derecede önemli olduğunda ısrar eder, ona göre bir fenolip daima bir ge-notip ile çok sayıdaki çevresel değişken arasındaki ilişkinin ürünüdür. Etholoji, da­ha açık bir deyişle hayvan davranışının ev­rimiyle de ilgilenen eski bir sosyobiyoloji disiplinidir. 1960'lara kadar etholoji, açık­layıcı ve teorik olmaktan daha çok ağırlıklı olarak tasvirî bir eğilimde olmuştur. Da­yandığı teorik temel ise, hayvanların grubu veya türü canlı tutmak için davrandıklarını ileri süren grup ayıklanması düşüncesinden kaynaklanmıştır.

Hayvanların (arıların alarm vermeleri veya intihar amacıyla kendi kendilerini sokmaları, ya da kanat yaralanmalarının kuşlar tarafından taklit edilmesi gibi) bazı görünüşte Özgeci olan davranış biçimleri­nin, temel açıklaması olarak grup ayıklan­masını reddetmesi, sosyobiyolojiyi başka herhangi bir gelişmeden daha fazla hayvan davranışıyla ilgilenen bir yaklaşım haline getirdi. Görünüşte özgeci olan davranış,

üreme başarısının (veya 'uyguniuk'unun) bireysel organizma ve nihayet gen seviye­sinde en üst düzeye çıktığı şeklinde basit bir modele indirgenmişti (Bu konu Davvkins'in 1976'daki Bencil Gen kitabıyla çok popüler hale gelmişti).

Çift-eşeyli organizmalardan olan bir bi­rey, cinsel yeniden üretimden bir ebeveyni veya kardeşiyle genlerinin yarısını, büyük anne ve büyük babasıyla, amca ve teyzesiy-le, üvey kardeşiyle genlerinin çeyreğini; büyük anne ve büyük babasının ebeveynle-riyle ve ilk kuzeniyie vb. genlerinin sekizde birini paylaşır. Bir bireyin "kapsamlı uygun-luk'u (bu kavram sosyobiyolojinin kurucu­larından W.D. Hamilton tarafından orga­nizmanın kendisine değil de, onunla pay­laştığı genetik yakınlık oranında başkasına uygunluğunun onun daha yararına olacağı­nı belirtmek amacıyla kullanılmıştır) onun üreme başarısına ilaveten akrabalarının üreme başarısına, onun kayırıcılığının (ne-potism) etkisini içerir. Bu yüzden kayırma (akrabayı akraba olmayana, yakın akrabayı uzak akrabaya tercih etme) aracılığıyla bi­rey 'kapsamlı uygunluk'unu aç olduğunda kendi zürriyetinden birini yeme gibi zalim­ce bencilliğe düşmeden en üst noktaya çıka rabilir.

Son tahlilde özgecilik gibi görünen şey, genlerin çoğalmasını en üst düzeye çıkar­mak için genetik olarak programlanmış davranıştır. Organizmalar programı yapan gerçek genlerin üremesini en üst noktaya çıkarmak için, programlanmış geçici gen birlikleridir. Evrimci açıdan Dawkins'in ik­na edici bir biçimde ileri sürdüğü gibi, bir organizma gen taşıyıcısı ve geni üreten bir makinadır. Görünüşteki 'özgecilik' sonuçta genetik bencilliğe indirgcnebileceğinden

'kayırma' kavramı akrabayı tercih etme davranışını daha doğru tarif etmektedir.

Arılar, karıncalar gibi sosyal böcekler­den, insan ve insan olmayan memeliler da­hil tüm sıcak kanlı omurgalılara kadar her türde akrabayı kayırma'mn; sosyalleş­menin önemli bir temeli ve yararlı davranı­şın göstergesi olduğu gösterilmiştir.

Sözkonusu akrabayı kayırma davranışı­nın bir insanda her yerde ve her zaman gö­rülmesi, insan topluluklarında akrabalığın evrensel önemi, insanların saf sosyobiyolo-jik bakıştan bağımsız ele alınamayacağını gösterir. Gerçekten de sosyobiyolojik mo­delin insanın eşleşme ve üreme sistemlerine uygulanması, aile içi cinselliğin yasak ol­ması, anaerkilliğin çöküşü, amcalık, dayı­lık, yeni doğan çocuğu öldürme, evlatlık edinme, çok karılılık, çok kocalılık, cinsel roller ve cinsel davranış gibi alanlarda ümit verici sonuçlar üretmektedir.

Akraba kayırmanın yanısıra toplumun bir başka temeli ve en üst düzeyde uygunlu­ğun tercihindeki bir başka mekanizma kar­şılıklı ilişkidir. însan toplumunun muhafa­zasında değiş tokuşun ve karşılıklı İlişkinin önemi sosyal bilimciler tarafından uzun za­mandan beri bilinmesine rağmen, Trivers, karşılıklı ilişkiyi evrimci teoriye bağlamış ve onun evrimleşme şartlarım belirlemiştir. İnsanın karşılıklı ilişki sistemleri oldukça karmaşıktır ve suistimale elverişlidir; usta­lık isteyen dolandırıcılık yollarının ve do­landırıcıları tespit etme biçimlerinin geliş­mesi, insan zekâsının hızla artmasında te­mel eleyici güçlerden birisi olabilmiştir. Fakat karşılıklı ilişki insana münhasır de­ğildir. Cinsel üremenin karşılıklı ilişkinin muhtemelen en eski ve en yaygın biçimi ol­ması da bunu gösterir.

Toplumun, akraba kayırma ve karşılıklı ilişkinin yanında üçüncü önemli temeli ola­rak baskı'nın rolü ise, şimdiye kadar sosyo-biyolojide ihmal edilmiştir. Baskı, yani öte­ki bireylerin uygunlukları pahasına kay­naklan ele geçirmek için güç kullanmak veya güçle tehdit etmek insanla sınırlı bir olgu değildir. Fakat insanın zor kullanma biçimleri ve toplum içi asalaklık çok farklı, çok özel bir yol izlemiş ve devletin, sınıfla­ra bölünmüş toplumların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bugün insan sosyobiyolojisindeki temel teorik konulardan birisi, insan zihninin rol oynadığı bir ilişki, genler ve kültür arasın­daki ilişkidir. Evrim teoricileri arasında in­san kültürünün bazı türeme Özellikleri bu­lunduğu, her zaman doğrudan olmasa bile genler ve davranışsal fenotipler arasında bazı bağlantılar olduğu konusunda genel bir uzlaşma vardır. Açıktır ki, satranç oyna­ma, bisiklete binme gibi belirli kültürel eği­limlere özgü genler bulunmaz. Genlerimiz bize daha ziyade öğrenmeyle uyum sağla­mak için esnek programlar verirler. Olduk­ça esnek sınırlar içindeki bu programların bazıları, ya bütünüyle kapalı ve otomatik veya bütünüyle açık ve kolayca değiştirilir niteliktedir. Biz bazı kültürel eğilimleri başkalarına göre daha kolayca kabul etme­ye ve öğrenmeye eğilimli oluruz. Bu yüz­den konuşma gibi belirli çok karmaşık gö­revleri, çok uzun süre önce beynimizdeki bağlantı kuruluşu yeterince geliştiğinden zahmet çekmeden öğreniriz, ama atılım iş­levlerini kontrol etmek gibi çok daha basit görevleri muhtemelen onların eleyici avan­tajları yakın zamanlarda gündeme geldiği için ve onlara göre beyin hücrelerinin prog­ramı olmadığından çok güç ve sıkıntılı bulııruz.

insan sosyobiyologlan kültürün uyar­lanmayla ilgili olduğunda ve bu yüzden do­ğal seçicilik yoluyla genetik evrimle etkile­şim içinde bulunduğunda genellikle uzla­şırlar. Çünkü kültür, bireyler için uygunluk sonuçları sağlar. Yine bütün sosyobiyolog-lar, bütün diğer türlerin tarifinde yapıldığı gibi, insanların benzersiz karakteristikleri paylaştıklarını, bu karakteristiklerden bazı­larının insanın evrimini insan-altı türlerin-kinden ayırdığım savunurlar. Bununla bir­likle genetik evrimi ve kültürel evrimi, kar­şılıklı ilişkilerine rağmen herbiri farklı seçi­cilik ve geçiş mekanizmalarına cevap veren iki otonom süreç olarak ele almak bir dere­ceye kadar yararlı olsa da, bugünlerde sıcak tartışmalara neden olmaktadır. Genlerin ve kültürün farklı, fakat karşılıklı etkileşim içinde birarada evrim leşti kleri modelini sa­vunanlara karşı, kültürün yalnızca sembo­lik dille sosyal olarak öğrenilmiş davranışı yüksek düzeyde aktarma yeteneği aracılı­ğıyla hızlı uyum yapmayla İlişkili türe özgü bir mekanizmalar yapısı olduğunu savu­nanlar vardır.

Doğal seçicilik doğrudan doğruya feno-tîpler üzerinden işler, genotiplerle ilgilen­mez. Fenotipler ise daima bir çevresel un­sura sahiptir. Dolayısıyla genler ve çevre­nin karşı karşıya getirilmesi anlamsızdır. Bu gen-çevre, etkileşim modeli içinde kül­tür çevrenin insan tarafından yapılmış, be­lirli bir insan genomu tarafından önceden seçilmiş kısmı olarak görülebilir. Asıl so­run kültürün doğal dünyanın bir parçası olup olmaması değildir. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Kültür, onu oluşturan ve aktaran insan organizmalarının dışında deneysel bir işarete sahip değildir; bu yüzden onun evrimi kaçınılmaz olarak türümüzün biyolojik evrimiyle birarada olmuştur.

Sorun, kültürel evrim mekanizmalarının genetik evrim mekanizmalarından bağım­sızlık derecesidir. Soru deneysel düzeyde değil, analiz düzeyindedir ve soruluş, biçimi önemlidir. İnsan ilişkilerini anlamaya çalış­makla ilgilenenler, bizi ancak milyonlarca tür içinden bir tanesi olarak görenlerden, tü­rümüzün benzersiz karakteristiklerine daha büyük önem vermekledirler. İnsan davranı­şını anlamaya çalışanlar arasında kültürel farklılığın ve tarihsel özgülüğün açıklan­masından hoşlananlar, insanlığımızın ge­nel doğasını anlamak isteyenlerden biyolo­jik evrimimizle daha az ilgilenirler.

Sosyobiyoloji; geleneksel sosyal bilim­leri tehdit etmekten ziyade, tamamlar. Yal­nızca kendimize doğal dünyanın bütününü kuşatan şeylerin bir parçası olarak bakma­mız için bizi zorlar. Bu anlamda sosyobiyo­loji yalnızca Kopernik ile başlayan bilimsel dem istifikasyon üreticinin en son evresidir, kendimizi merkeze koymamızı ve benzer­siz birşey olarak görmemizi başarılı bir bi­çimde azaltır. Evrendeki yerimiz hakkında berraklığın karşılığı daima belirli ölçülerde varoluşsal rahatsızlık olmuştur. Bu sosyo-biyolojiyc, saldırma tutkusunu açıklaması konusunda yardımcı olabilir.

(SBA)