Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

STATÜKO POLİTİKASI - 72. Sayfa

 

STATÜKO POLİTİKASI

 

Uluslararası sistemde mevcut güç dağılı­mını korumaya ve sürdürmeye yönelik bir dış politika stratejisidir. Esas olarak, var olan durumun korunması ve devamının sağlanmasına yöneliktir.

Bu kavram uluslararası politikada iki de­ğişik anlamda kullanılmaktadır. Bunlardan biri, statüs quo antebellum kavramından geldiği varsayımıyla savaştan önceki duru­mun korunması anlamında kullanılmasıdır ki bununla savaşta işgal edilmiş toprakların geri verilmesi ve savaş öncesi duruma geri dönülmesi istenmektedir. Diğeri ise en son durumun korunması ve sürdürülmesini amaçlamak ve bunun değiştirilmesine karşı çıkmaktır. Yaygın kullanımı ikinci şekliyle olup amacı tarihin belli bir anında ki güçler dağılımının devamını sağlamak ve koru­maktır. Statüko politikası, varolan duruma karşı çıkan ve değiştirilmesine yönelik olan revisyonist ve emperyalist politikalardan ayrılır.

Statüko politikası, genellikle savaş son-rasıyla ilgili bir politikadır ve savaş sonun­da elde edilen durumun yapılan andlaşma-larla kodifıye edilmesi anlamını taşımakta­dır. Taraflar savaştan sonra oluşan status quo'nun aralarında anlaşmalarla, ittifaklar­la ve diğer ikili veya çok taraflı sözleşme­lerle korumak isterler. Örneğin 1815 Viya­na Kongresi'nin amacı Fransız ihtilaline karşı ortak bir cephe oluşturmaktı. Bunun

için mutlakiyetçi devletler kendi aralarında kutsal ittifakı oluşturdular ve yaptıkları sü­rekli konferans ve toplantılarla status quo'nun korunmasına çalıştılar. Birinci dünya savaşına (1918) kadar devam eden bu düzen yine status quo'nun savunucula­rından Avusturya-Macaristan imparatorlu­ğunun savaşı başlatma siy la bozuldu. Savaş sonrasında kurulan milletler cemiyeti de aynı amaca yani savaş sonunda oluşan sta­tus quo'nun bir daha bozulmamasına ve ko­runmasına yönelikti. 1918'deki status quo'yu 1919 banş antlaşmalarında belirtil­diği şekliyle bu örgüt aracılığıyla korumak ve sürdürmek amaçlanıyordu. Milletler ce­miyeti sözleşmesinin 10. maddesinde üye­leri, "cemiyetin bütün üyelerinin siyasal ba­ğımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini dı­şarıdan gelecek tehditlere karşı korumak ve bunlara saygı göstermekle yükümlü sayıl­mış, üye devletlerin 1919 banş antlaşmala­rıyla tesbit edilen toprak bütünlüklerine ilişkin status quo'yu korumayı temel amaç edinmelerini kabul etmiştir. Bu bakımdan 1932'de Japonya, 1933'de Almanya ve 1937'de italya kendi revizyonist politikala­rıyla uyumlu olarak Milletler Cemiye-ti'nden ayrılmışlardır. Bunlar Versay'la ku­rulan düzene tamamen karşı çıkmaktaydı­lar. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ise, ay­nı amaçla Birleşmiş Milletler Örgütü kurul­muştur, fakat sürdürülmesi istenen düzenin kurulmasında basan sağlanamamıştır. Çok geçmeden devletler Doğu ve Batı Bloku ol­mak üzere iki düşman kampa bölünmüşler­dir.

Statüko politikası takip eden devletler, bunu banş antlaşmalarının dışında kendi aralarında yapmış oldukları sözleşmelerle de yürütürler. 6. Şubat 1922'de Washington'da imzalanan Çin ile ilgili sorunlarda iz­lenecek ilkeler ve politikalar hakkında Do­kuz Devlet Sözleşmesi ve 16 Ekim 1925 ta­rihinde Almanya, Belçika, Fransa, İngiltere ve İtalya arasında imzalanan karşılıklı ga­rantiyi içeren Locarno Sözleşmesi bunun örnekleridir. Bunlardan Dokuz Devlet Söz­leşmesi, Çİn üzerinde haklara sahip olan devletlerin durumlarını teyid ederken var olan güç dağılımının korunması ve status quo'nun sürdürülmesi amaçlanmaktaydı. Locarno sözleşmesinde ise Milletler Cemi­yeti Misakı'nın 10. maddesinde 1918'deki status quo'nun korunmasına yönelik olan içeriği teyid ediliyordu.

Bunun dışında devletler muhtemel saldı­rılara ve işgallere karşı mevcut status quo'yu korumak İçin ikili ittifak sözleşme­leri yapabilirler. Fransa'nın I. ve II. Dünya Savaşları arasında Almanya'ya karşı Sov­yetler Birliği, Polonya Çekoslovakya, Yu­goslavya ve Romanya ile yaptığı ittifak söz­leşmelerinin amacı bu türdendi. Başka bir deyişle. Alman saldırısına karşı status quo'nun korunmasını ve sürdürülmesini ga­ranti etmeye yönelikti.

Bazen devlet, içerde status quo'cu bir po­litika izlerken uluslararası sisteme yönelik olarak revizyonist bir politika izleyebilir, veya içerde revizyonist olup, dışarda status quo'cu olabilir. Örneğin Sovyetler Birliği, 1934-39 arası dönemde içerde yeni bir poli­tika izlemeye çalışırken ve bu yönüyle re­vizyonist bir politika takip ederken dışarıda Nazi Almanya'sının yayılmacı tutumunu ve Japonya'nın militarist politikasını engelle­yebilmek için Milletler Cemiyetinin Ortak Güvenlik Sistemi (Collective security system) ni desteklemesiyle status quo'cu bir politika izlemiştir.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan yeni uluslararası sistemde, her iki kampa dahil olan devletler de diğerlerini emperya­list ve revizyonist olarak göstermeye çalı­şırken kendilerini uluslararası banş ve gü­venliğin ve düzen ortamının savunucusu ol­duklarını ileri sürmektedirler. Yine günü­müzde devletler siyasasal ve askeri araçla­rın dışında ekonomik ve ticari bir lalam yol­larla da belli bir bölgedeki veya uluslararası sistemin tümüne yönelik olarak status quo'yu değiştirmek istemektedirler. Bun­lardan dolayı status quo ve revizyonist poli­tikalar arasına uygulamada kesin çizgiler koymak zorlaşmıştır. Hem sonra bu politi­kaya göre bir devletin veya milletin toprağı­nı işgal etmiş bir başka devleti bu durumu­nu korumaya çalıştığı için status quo'cu ola­rak nitelerken bu duruma karşı çıkan devleti revizyonist ve emperyalist saymak gerekir. Bu durumda Filistin Devleti'nİ emperyalist ve revizyonist, İsrail'i ise status quo'cu ka­bul etmek gibi bir yanılgıya düşüleceğin­den başka bir çelişkiyi de içermektedir.

Tayyar ARI Bk. Güç Dengesi, Statüko