Sünnet - İslami Bilgiler - 74. Sayfa
SÜNNET
Arapça bir kelime olan sünnet, sözlükte şu mânalara gelir: iyi olsun kötü olsun, alışılmış uygulama, âdet, işlek yol, tabiat, tavır, karakter, yüz, yüzün görünen kısmı, çığır, çığır açma, (geniş mânada) Allah'ın yolu. Kelimenin çoğul şekli "sünen"dir.
Bu kelime, Kur'an-ı Kerim'de değişik mâna ve şekilleriyle yer aldığı gibi hadis-i şeriflerde de zikredilir ki böylece îslâmî mânası bizzat Peygamber (s.) tarafından tesbit edilmiş olmaktadır. Nitekim veda
haccı esnasında Peygamber (s.)'in müslü-manlara şöyle hitabettiği rivayet edilmiştir: "Size iki şey bırakıyorum; bunlara tutunduğunuz müddetçe dalalete düşmezsiniz; bunlar: Allah'ın kitabı ve benim sünnetim-dir."
Istılahı mânası şöyle özetlenebilir: Rasûl-i Ekrem (s.)'in bütün mübarek sözleri ile bir kısım fiilleri (yaptığı işler) ve takrir buyurulmalan (duyduğu veya gördüğü bazı söz ve fiilleri olumsuz karşılamadığını gösteren sükutları) dır ki, bunların her biri ümmetin dinî uygulamaları için birer delildir, dinî bir hüccettir. Bu mahiyeti itibariyle sünnet, hadis ve fıkıh usullerine dair yazılan eserlerde şu üç kısımda mütalaa edilmektedir:
1- Kavlî sünnet:
Peygamber (s.)'in söylemiş olduğu sözler demektir. Hadis kelimesi genellikle bu mânada kullanılmaktadır. Nebiyy-i zî-şan'ın dinî hükümlere ait olan bütün sözleri birer vahy-i ilahî neticesidir. Çünkü bir ayet-i kerimenin meali şöyledir: "(Allah'ın elçisi) havadan söylemez; onun sözü ancak kendisine tebliğ olunan bir vahy-i ilahîdir. (Necin, 3-4)
2- Filî sünnet:
Peygamber (s.)'in sözleri ümmet için senet olduğu gibi, "hasâis-i ne-biyye" den sayılmayan ve kasd ve ihtiyara istinad eden fiilleri de dînde birer mesnettir. Dince yasaklanmış olmadığı önceden belli olmayan bir işi ümmet fertlerinden birinin işlemesi karşısında Peygamber (s.)'in susmaları o şeyin caiz olacağını gösterir. Fakat küfür ve günah olan ve dince yasaklandığı daha önce bilinen bir iş karşısında sükut buyurmaları, asla onu caiz gördüğünü ifade etmez. Peygamber (s.) in fiilleri, ifade edecekleri hükümler bakımından şöyle bir taksim ve tafsile tabi tutulmuştur:
a) Açıklanmaya muhtaç ayetleri açıklayan fiiller. Mesela Kur'an-ı Kerim'de namaz ve zekât emredilmiş, bunların tatbikat şekli sünnete bırakılmıştı ki, insan hayatının her cephesinde rehberlik etmek isteyen, hele Kur"an gibi bir kitap için en uygun olan da buydu. Nitekim ümmet, namazın kılmışını Peygamber (s.)'in fiillerinden öğrendiği gibi zekâtın zaman ve miktarını da yine hadisler tesbit etmektedir.
b) Kur'an-ı kerim'de hükmü belirlenmemiş durumlar hakkında Peygamber (a.s.)'in hüküm belirten fiilleri, bağlayıcı hüküm kaynağıdır. Bir şahidin şahidliğine dayanarak iddia sahibinin yemini üzerine karar vermesi gibi.
c) Peygamber (s.)'m manen Allah'a yaklaşmak (el-Kurbetü) için yaptığı bilinen ve devamlı olmayan fiilleri ümmeti için müs-tehabtır. Kuşluk namazı gibi.
d) Peygamber-i âlî-şân'ın sırf kendisine has olduğu bilinen fiilleri (hasâis-i nebeviy-ye), ümmeti için hüküm ifade etmez. Bu gibi işler, Peygamber olması sıfatıyla, sırf kendisine mahsustur, tki gün peşpeşe iftar etmeden oruç tutması (savm-ı visal) gibi.
e) Bir de Peygamber (s.)'in insan olma sıfatıyla yaptığı işler hüküm kaynağı teşkil etmez. Onu örnek alıp sevap kazanmak niyetiyle yapılması güzel bir davranıştır, fakat ümmet için bağlayıcı değildir. Resûl-i Ekrem'in yeme-içme, oturup kalkma gibi fiilleri bu gruptan sayılmaktadır.
3- Takriri sünnet
: Peygamber (s.)'in huzurlarında söylenen bir sözü veya yapılan bir iş veya haber aldığı bir söz ve işi yadırgamadan susmalarıdır.
Sünnet, rivayet edilişindeki sağlamlık derecesi bakımından da üç kısımda ele alınarak incelenir:
a) Mütevatir,
b) Meşhur
,c)Âhâd. Bu ve daha başka açılardan yapılan taksimlerin tafsilatı hadis ve fıkıh usulüne dair eserlerde detaylarıyla incelenmektedir.
Rasûl-i Ekrem'in sünneti dinde çok mühim ve her devirde kendisine müracaat edilmesi gerekecek âmillerin mevcut bulunduğu bir kaynaktır. Bu emin yola ittiba etmek ümmet İçin bir vecibedir. Sünnetin gerek doğrudan doğruya hüküm koyma ve gerekse ayetleri açıklama yoluyla bağlayıcı bir kaynak olduğunu gösteren bir çok ayet mevcut olduğu gibi hadislerde de bu konu açıkça görülür. Nitekim Muaz b. Cebel, Ye-men'e idareci olarak gönderildiği zaman Peygamber (s.)'in bir suali üzerine, Kur'an'a ittiba edeceğini, onda açıklık yoksa bu halde "sünnet"e göre, bu da vaziyeti aydınlatmıyorsa, bizzat kendi akl-ı selimine göre bir hüküm verme gayretinde bulunacağını" söylemişti. Bu rivayette, aynca Peygamber (a.s.)'in bu cevabı sevinçle karşıladığı da zikredilmektedir.
Peygamber (s.)'in belli bir devre için, Kur an ayetleriyle karışma ihtimali gibi bazı sebeplerle sünnetin yazılmasını yasakladığına dair hadisler mevcuttur. Ancak bu yasaklamayı gerektiren sebepler ortadan kalkınca Peygamber (a.s.) bu yasağı kaldırmıştır. Sünnet hakkında bir çok yazılı malzeme bırakan en az 50 sahabiye ait sahih malumata sahip bulunulmaktadır. Bunun önemli bir yanı da bu gibi kimseler arasında sünnetin yazı ile tesbitini yasaklayan hadisi nakledenlerin çoğunun yer almasıdır. Bu hal, yasağın daha sonra kaldırılmış olduğunu isbat eder mahiyettedir. Hadislerin gerek yazılı ve gerekse şifahi olarak nesilden ne-sile aktarılma olayı bu hususta bir isnat ve an'ane usulünün meydana gelmesine sebep
olmuştur. Zira zamanla, Peygamber (s.)'e isnat ve izafe edilen her sünnetin, hakikaten bir sünnet-i nevebiyye olup olmadığını tetkik etmek icabetmiştir. Bu hususta muhad-dislerin ve diğer islam âlimlerinin dünyaca bilinen titiz çalışmaları, ilim tarihinde eşi-benzeri görülmemiş bir halde ve her türlü tasavvurun fevkinde görülmüştür. Hatta sünnetin naklinde gösterilen bu dikkat, Peygamber (s.)'in sağlığında başlamıştı ve sahabeden herhangi biri, bir diğerine, bir hadis nakledip öğrettiği zaman da bahis mevzuu oluyordu. Ali b. Ebu Talib (r.a.) böyle hallerde hadis nakledeni yemine davet eder, ancak, -Ebu'l-Huseynh el-Basiîye göre- o, bu hususta Ebu Bekr'i istisna ederdi, îkinci ve daha sonraki nesillerden nakledilen hadisin kimin tarafından Peygamber (s.)'den duyularak rivayet edildiğinin sorutacağı tabiî idi. Zamanla bu nakil işinde Râvîlerin sayısı arttı ve sünnet ilmi, haberin menşei hakkında bol sayıda şahidler vermek gayesi ile birbiri arkasından gelen ravi-ler zincirinin tamamının zikredilmesini gerektirdi. Bu sebeple de, çeşitli raviler arasındaki talebe-hoca münasebetlerini göstermek ve hatta bunların şahsiyetleri hakkında malumat vermek maksadıyla hadis nakledenlere dair hal tercemesi (rical) kitapları yazılmaya başlandı. Aynca sünnete has tenkid ilmi (ilmu'l-cerhi ve't-ta'dîl) geliştirildi. Aynı şekilde usûl'u hadis kitapları te'lif edilerek hadisler tasnife tabi tutuldu.
iki hadis arasında tezat gibi görülen durumlar bazan, birinin diğerini neshedip hükmünü yürürlükten kaldırmasından, kimi zaman da bu hadislerden her birinin ayn ayrı özel hallerle ilgili olmasından kaynaklanmıştır.
Burada şu noktaya da işaret edelim ki,
usûl-u fıkıh mütehassısları tslâm hukuku kaynakları arasında sünnete hemen Kur'an'dan sonra yer vermekte ve ancak ondan sonra icma ve kıyas gibi diğer kaynakları sıralamaktadırlar.
Bir fıkıh deyimi olarak "sünnet"ten, farz ibadetler dışında Peygamber (s.)'in yapmayı âdet edindiği ibadetler anlaşılır. Buna göre Peygamber (s.)'in pek az terkettiği ibadetlere "sünnet-i müekkede" (sabah namazının sünneti gibi), bu derece devamlı yapmadığı ibadetlere de "sünnet-i gayr-i müekkede" (ikindi namazının sünneti gibi) denir. Ezan, kamet ve* cemaat gibi İslâm'ın alametlerinden olan sünnetlere "sünen-i zeva-id" denir ki bunlar sünnet-i gayr-i müekkede sayılır. Bazı fatihler sünnet kelimesini "bid'at"ın zıddı olarak da kullanmışlardır. Dinin Özünde olmayan bir işi yapmak bid'attir ki, kabul edilmez, merduttur. Şu da ifade edilmelidir ki, sünneti terketmek ile sünnete muhalif hareket etmek arasında fark vardır. Nafile olan bir namazı tenbellik sebebiyle ihmal etmekle, önemsiz sayarak Peygamber (s.)in bir sünnetini terketmek aynı şey değildir. Bu sonuncu şekilde hareket eden İslam camiasının dışına çıkmış olur.
Ayrıca sünnet kelimesinin Türkçe-miz'de Arapça'daki "hitan" kelimesinin karşılığı olarak, tenasül uzvundaki fazla derinin kesilmesi ve bu iş için yapılan tören mânasında da kullanılmaktadır.
Ahmet T. ARSLAN Bk. Bidat
İslami Okul Okulların En Önemlisi