Şehir - İslami Bilgiler - 2. Sayfa
ŞEHİR
Şehir ve şehircilik gibi terimler tarih boyunca ve bölgeden bölgeye büyük değişiklikler gösteren geniş kapsamlı bir fenomenle alakalıdır. Çeşitli disiplinler, kendi perspektiflerini şehircilik olayına yöneltmişlerdir. Bir şehir antropolojisi, bir şehir ekonomisi, şehir coğrafyası, şehir sosyolojisi ve şehir ahalisi türünden kavramlar, iki farklı dilde birbirine benzemez, tngilizcedeki townJcity (şehir/kent) ayrımının direkt karşılıklarım yakın akrabası dillerde bile bulamamaktayız.
Sınırlı bir bölgede makul bir büyüklükte ve daimi bir insan yoğunluğunu, tüm şehirlerin ortak özelliği olarak kabul edebiliriz. Bilim adamları bir yanda büyük toplumlar içinde bir tür cemaatlerin rolü üzerinde dururken, diğer yanda onların iç hayatlarının hususi karakteristikleri üzerinde odaklaşırlar.
Şehirciliğin başlangıcı günümüzde genellikle altı bölgede birbirinden bağımsız olarak gelişen kapsamlı bir ritüel-siyasal merkez tipiyle özdeşleştirilmektedir. Bu bölgeler Mezopatamya, Nil ve İndus Vadileri, Kuzey Çin, Orta Amerika, And dağlan ve Baü Afrika'daki Yoruba ülkesidir. Bu merkezlerde memurlar ve bekçiler topluluğu ile tann monarklar ve rahipler, çevredeki köylüleri denetim al unda tutuyorlar ve onlardan artı değer alıyorlardı. Kabile türbeleri olarak başlamış olan olay, en sonunda dev mimari kompleksleri olarak geliştirildi; tapınaklar, piramitler, saraylar, taraçalar ve hükümet sarayları. Burada şehirin ilk tarihini tesbit etmekle kalmıyor, aynı zamanda medeniyet ve devletin de ilk izlerini buluyoruz.
İlk merkezler, çevrelerindeki kırsal bölgeleri organize etme yetenekleri sayesinde -tabii ki sembolik kontrol yardımıyla- şehir lerdi. Hatta şehirler ufak meskûn nüfuslara da sahiptirler ve onların yönetimi altında yaşayan bu nüfusun büyük kısmı sadece büyük ayinlerde yöneticileriyle bir araya gelirlerdi. Bu anlamda merkezlere marjinal şehirler nazarıyla bakılabilir. Zamanla savaşlar ve diğer etkenler merkezlerde daha büyük nüfusların toplanmasına olduğu kadar, daha seküler türden siyasal kontrole yönelimi başlattı.
Bunlar iktidar şehirleri ve tüketici şehirleriydi. Ticaret ve sanayi bu şehirlerde önemsiz bir rol oynuyordu. Fakat kadim imparatorlukların şehirleri çökecek ve Ota Çağlar'da yeni bir şehircilik Batı Avrupa'da gelişmeye başlayacaktı. Bu şehirler esas olarak ticarete dayanıyordu ve tüccarlık sayesinde kuşatıldıkları feodal sosyal yapılardan önemli bir özerklik ve bağımsızlık elde ettiler. Belçikalı tarihçi Henri Pirenne, bu Ortaçağ Avrupa şehirlerinin doğusuyla ilgilenen bilim adamlarından birisidir. Bir başka önemli isim, The City (1958) (Şehir) adlı eserinde ideal bir tip ortaya koyan Max Weber'dir. Ona göre bir şehir halkının ana kurum olarak bir pazarı olmalıdır, fakat bundan başka bir askeri kuvvet en azından kısmen otonom bir idari ve hukuki sistemi ve şehir hayatının belirli yönlerini yansıtan bir tür işbirliği /loncalar bariz bir örnek de gerekmektedir.
Weber'in bu çok sık alıntılanan formü-lasyonu çok sınırlı bir şehircilik tanımı ortaya koymuştur. Şehrin, çevresindeki kırsal kesime oranla belirgin özelliği aşikârdır, fakat kullanılan kurumsal aygıt Avrupa tarihinin belirli bir safhasına aitti. Weber ayn-ca bu batılı şehri, doğulu mütekabiliyle mukayese etti. Doğu şehri içsel olarak parçalara ayrılmış olup aynı zamanda da impara torluğun yöneticileriyle daha yakından birleşmiş durumdadır. Doğu'ya seyahat eden ilk Avrupalı seyyahlar tarafından gözlemlendiği kadarıyla, Doğu'nun büyük şehir merkezleri (ticaret şehirlerinden çok iktidar şehirleri) ilk şehir formlarıyla daha yakın bir ilişki içindedir.
Sanayileşme ile birlikte doğal olarak bambaşka bir şehir türü ortaya çıkmıştır. Sanayi devriminden sonra hızla büyüyen şehirlerdeki merkezileşmenin getirdiği sefaleti anlatan önemli bir kitap Friedrich En-gels'in Manchester'deki tecrübelerine dayanarak kaleme aldığı İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu (The Condition of The Working Class in England, 1845) adlı çalışmasıdır. Sanayileşmenin şehir hayatı üzerindeki etkilerini inceleyen bir dizi klasikleşmiş araştırma, 1920'ler ile 1930'larda Chicago sosyoloji okuluna mensup Robert E. Park ve Lous Wirth adlı sosyologlar tarafından yapılmıştır. Chicago Sosyologları sanayi ve şehirlerinin mekânsal teşekkülüne ve görünürdeki muntazam değişmelerine dikkati çektiler ve böyle bir şehir ekolojisinin temellerini atmış oldular. Aynı zamanda da daha geniş mekânsal düzen içindeki özel tabii bölgelerin daha küçük ölçekli bir dizi etnoğrafilerini ortaya koydular.
Böylelikle onlar şimdi şehir antropolojisi için merkezi önem taşıyan pek çok konunun incelenmesinde öncü rolü oynadılar; etnik mahalleler, gençlik çeteleri, meslekler, sapkın gruplar ve kamuya ait yerler vb.
L. Wirth 1938'de yayınladığı "Bir Hayat Tarzı Olarak Şehircilik" adlı makalesinde sonradan ünlü olacak bir formülasyonda şehirdeki sosyal temas ve ilişkileri gayri şahsi, yüzeysel, gelip geçici ve parçalara bölünmüş şeklinde tanımlamıştır. Chicago sosyologları -pek çok diğer büyük düşünürlerin yapüğı gibi- şehir şartlarında tatminkâr bir hayat yaşama ihtimali konusunda genel olarak kötümser bir tavır takınmışlardır. Genel olarak bakıldığında onlar daha çok şehrin iç özellikleriyle ilgilenmişler ve onun toplum içindeki yeri konusunu ihmal etmişlerdir. Bu muhtemelen onların Chicago deneyimleri temelinde şehircilik hakkında genelleştirmelere gitme eğilimlerini kuvvetlendirmiş ve bu şehrin özel bir Amerikan bağlarının ürünü olduğu üzerinde durmamışlardır; bu bağlam bir yandan yaygın sanayi kapitalizminin yanısıra, henüz oturmamış bir devletteki etnik çatışmaları sergiler.
Kısmen bu tür genellemelere tepki olarak dikkate değer sayıda etnografik incelemeler, şehir şartlarında bulunabilen hayat formlarının son derece çeşitli olduğunu vurgulamıştır. Wirth'in yaklaşımının tersine Villiam F. Whyte'in Street Corner Soci-ety (1943) adlı eseri Boston'daki birbirine adeta yapışık yaşayan İtalyan-Amerikan komşuluğunu anlatıyor ve bu anlayıştaki ilk kayda değer çalışmayı yapıyordu. Whyte'in yaklaşımına göre şimdi anlaşılıyor ki, şehir hayatı bir yandan gayri şahsiliği ve anonimliği beraberinde getirirken, aynı zamanda bir dostluk, akrabalık ve mesleki bağlantılar ağını içerir; kısmen buna bir şehir köyleri mozayiği denebilir. Son zamanlarda yeni alt-kültürlerin ve hayat tarzlarının gelişmesiyle ve şehirdeki kültürel farklılıklara yeni bir bakışla birlikte şehir etnografyası Kuzey Amerika ve Avrupa'da yeniden canlanmış durumdadır.
Benzer perspektifler Üçüncü Dünyadaki çağdaş şehirciliğin incelenmesinde de önem kazanmıştır, özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika'da yirminci yüzyılın ortalarında şehirleşme süreci hızlandıkça ilk önce "karışıklık" kabile düzeninin bozulması ve geleneksel sosyal bağların zayıflaması temalarım vurgulama yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. Daha sonra yapılan incelemeler güvenliğin halâ akrabalık ve etnik özellikler sayesinde korunduğu, onların siyasal ve ekonomik amaçlarla değiştirilebileceği ve şehirliliğin yeni adaptasyonlara yetenekli olduğu noktasına yöne lin m iştir, özellikle Latin Amerika şehirlerinde görülen gecekondu sakinleri üzerine yapılan araştırmalar sık sık bu tür gayri resmi meskenlerin geçerlilik bakımından büyük ölçekli sitelerden üstün olduğu hususuna işaret etmişlerdir. Şehir ekonomisinin bu gayrı resmi sektörüne dair yakınlarda yapılan incelemeler dalgası göstermiştir ki, Üçüncü Dünyadaki şehir merkezlerinde yaşayan çok sayıda insan ya kendi kendini istihdam etmek veya resmi istihdam bağlantılarına çok az bulaşmak suretiyle geçimini sağlamaktadır. Bu sektör küçük el sanatları, küçük tüccarlar, dondurmacılar, ayakkabı boyacıları, seyyar satıcılar vb. işleri içerir.
Bu tür gayri resmi organizasyonların Üçüncü Dünya ülkelerinde şehir hayatının sorunlarım çözüp çözemeyeceği bilinmiyor. Bilinen husus, şehirler ve şehir hayatı hakkındaki genellemelerin hemen daima nitelikselleştirilmesi gerektiğidir. Çok sayıda şehir tipi sözkonusudur ve her şehirin bir çok türde sakini mevcuttur ve her şehirli pek çok türden sosyal bağlantılara ve faaliyetlere bağımlı durumdadır.
Bu farklılık ve çeşitlilik şehirler ve toplum arasındaki değişen ilişkilere dayanmaktadır. Büyük ölçüde, çok sayıda farklı perspektifler daha geniş bir bağlamda şehir merkezlerinin iskânıyla ilgilenirler. İktisadi coğrafya ve mıntıka biliminde daha büyük alanlarda şehir fonksiyonlarının uzay-sal dağılımıyla ilgilenmek üzere çeşitli modeller geliştirilmiştir. Merkez yer teorisi 1930larda Walter Christaller tarafından ilkin ortaya konmuş ve o günden bu yana yavaş yavaş tadil edilmiştir; ticaret yönetim ve hava limanı merkezlerinin yerleştirilmesiyle ilgilidir bu teori. Coğrafyacılar ise şehirleri başlıca toplumsal fonksiyonlarına göre sınıflama ve onların iç yapılarını bu fonksiyonlarca belirlenmiş olarak analiz etme problemiyle ilgilenirler. 1960'lardan itibaren Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da özellikle şehir süreçlerini sanayi kapitalizminin siyasal çatısı içinden görme yönünde güçlü bir disiplinler-arası eğilim başgöster-di. Bu eğilim Marksist etkilerde olarak şehirciliği sınıflı iktidar ve sosyal hareketlerle çok daha sıkı biçimde il i şk ilendirir.
Max Weber"in doğu ve batı şehirleri arasındaki tezadı belirlediğinden bu yana çeşitli bölgesel şehir tiplerini tesbit için çok sayıda girişimde bulunulmuştur örneğin, Ortadoğu Şehri veya Latin Amerika Şehri gibi. Kültür tarihçileri ve diğer bölge uzmanları bu tür kurgular geliştirmekte önemli bir rol oynamışlardır ve daima dünya şe-hirciliğini karşılaştırmalı olarak anlama tutkusuyla motive edilmişlerdir. Kuşkusuz sömürgecilik ve diğer Batılı tahakküm türlerinden ötürü çeşitli bölgelerin şehir formlarının gelişimleri aynı şekilde özerk olmamıştır. Onlar uluslararası merkez-kenar ilişkileri bağlamında görülmelidir. Afrika, Asya ve Latin Amerika'da Baü hakimiyetiyle birlikte gelişen Dakar, Bombay, Kal-kütta, Şanghay, Buenos Aires vd. büyük liman şehirleri buna bir örnek teşkil eder. Sö-mür gecilik ve sömürgecilik-sonrası Üçüncü Dünya'da tekrarlanan bir model de "pra-mit şehirler"in gelişmesi olmuştur. Bu şehirler bir ülkenin veya bölgenin ticari, İdari, endüstriyel, kültürel ve diğer işlevlerinin kuvvetle yoğunlaşması sonucu diğer mevcut şehir merkezlerinden çok daha kocaman ve önemli hale gelirler. Hatta sömürgecilikte başka türden şehir ahalileri yaratmıştır (örneğin, madencilik kasabaları, küçük idari merkezler) ve sömürgeciliğin ürünleri yerli şehir gelenekleriyle bir arada yaşamıştır.
Şehirciliğin bugününe ve yarınına bakacak olursak, bunlar demografik, ekonomik, teknolojik ve diğer faktörlere dayanır karmaşık bir tarzda. Yirminci yüzyıl daha önce benzeri görülmemiş bir ölçekte şehirlerin büyümesine tanık olmuştur. "Megolopolis" ve "birleşik şehirler" (conurbation) gerek Batılı, gerekse Batı lı-ol mayan dünyadaki deneyimlere uygulanabilen yeni kavramlardır. Dahası yeni nakliye ve iletişim usulleri, insanoğlunu kendini sınırlı bölgelere mahkum kalmaya daha az bağımlı yapma eğilimindedir. "Karşı-şehirleşme" (coun-ter-urbanization) başka bir modern fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır.
(SBA)
Bk. Şehirleşme, Şehircilik
İslami Okul Okulların En Önemlisi