Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şizofreni - İslami Bilgiler - 9. Sayfa

 

ŞİZOFRENİ

 

Şizofreni terimi, nedeni henüz tam ola­rak bilinmeyen, en belirgin özelliği kişilik bölünmesi olan zihinsel belirtiler gösteren bir hastalıklar kümesini adlandırmak için kullanılır. Bu hastalıklar kümesinin tama­mının birlikte aynı genel hastalığı mı oluş­turdukları, yoksa her birinin ayrı birer has­talık mı oldukları, hatta hastalık olup olma­dıkları konusunda bir fikir birliği yoktur.

Şizofoenik denilen insanlar, hiç bir şekil­de bilinen sezişlerin abartılması ya da uza­masıyla açıklanamayacak garip yaşantılar geçirirler. Bireyin psikolojik yapısını oluş­turan hemen bütün unsurlar (duygular, dü­şünceler, algılamalar, dürtüler ve hareket­ler) bozulur ya da anormaüeşir. Hastalık bir çok biçimde seyredebilir, ama genel olarak gidiş ani alevlenmeler ve araya giren tam olmayan geçici iyileşme dönemleriyle has­talığın süreğen bir hâl alması, bireyin top­lumsal yaşamdan kopması, yeteneklerinin gündelik faaliyetlerini yapamayacak ölçü­de azalması şeklindedir.

Şizofreni en sık olarak erken yetişkinlik döneminde {20-30 yaş) görülür, ama ergenlik, hatla çocukluk döneminde de görülebil­mektedir. Yakın zamanlara kadar 45 yaşın üzerinde ortaya çıkmayacağı şeklinde ge-neİ bir kanaat varolduysa da, bugün hastalı­ğın hayatın geç dönemlerinde de ortaya çı­kabileceği kabul edilmektedir. Başlangıç, her kişilik tipinde patlama tarzında birden­bire olabileceği gibi, genellikle şizoid deni­len toplumsal ilişkileri alabildiğine kısıtlı, çekingen ve içine kapanık kişilerde sinsi bir seyir izleyerek ortaya çıkar. Erkeklerde ve bekârlarda, kadınlar ve evlilere göre biraz daha fazla görülür. Toplumda görülme sık­lığının % 0,1 olduğu, sosyo-ekonomik du­rumun düşüklüğüyle hastalık sıklığı arasın­da bir ilişki olduğu, yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Yine hastalığın gelişmiş ül­kelerde sıklığının ve tedaviye cevap verme­me oranının geri kaldığı söylenilen ülkelere göre daha fazla görüldüğü, hastalık belirti­lerinin kültürlere göre değişiklik gösterdiği de ileri sürülmektedir.

Genetik çalışmaların sonucunda tek yu­murta ikizlerinin birinde ağır bir şizofrenik rahatsızlık olması durumunda öbüründe de hastalık gelişme ihtimalinin % 70 olduğu; aynı cinsten çift yumurta ikizlerinde bu ihti­malin % 15'e düşmesi şeklindeki bulgular hastalığın genetik bir nedene bağlı olabile­ceğini düşündürmesine rağmen bugüne ka­dar genetik bir elken saptanamamıştır. Yine bu yüzyılın başında insanın beden ve zihin yapısı arasında ilişki olduğunu ileri süren teorinin revaçta olduğu dönemde şizofreni­nin ince, uzun yapılı astetik tiplerde fazla olduğu sanılmış, fakat bu iddia da daha son­raki araştırmalar tarafından doğrulanma­mıştır.

Şizofreni, modem tıp tarihinde organik bir neden tesbit edebilmek için üzerinde en çok çalışılan hastalıklardan biridir. Bugüne kadar gerek hormonların gerek kandaki ve sinir sistemindeki hücreler arası iletişimi sağlayan aracı maddelerin nicelik ve işlev bakımından şizofreniklerde normallerden daha fazla farklı olduğunu göstermeye çalı­şan sayısız araştırma yapılmıştır. Ölen şizofrenik beyinlerinde yapılan araştırmalar ve şizofreniye benzer tablolar yapan LSD, mescaline gibi maddelerin etki mekaniz­masının incelenmesi sonucunda bugün şi-zofreniklerin sinir sistemi işleyişlerinde ba­zı farklılıklar olduğu gösterilebilmiştir. Cat Scanning, Beyin haritalaması, Magnetik Resonance Imagİng gibi yeni görsel teknik­lerin gelişmesiyle şizofreniklerin beyin ya-pılannın farklılığına dair kanıtlar artmakta­dır. Fakat bütün bu çalışmalara rağmen şi­zofreniye neden olan kesin organik etken veya etkenler henüz saptanamamıştır. Kal­dı ki, mevcut bilimsel çalışma yöntemleriy­le şizofreniklerdeki organik farklılıkların hastalığı yapan nedenler mi, yoksa hastalık oluştuktan sonra ortaya çıkan sonuçlar mı olduğunu ayırdetme imkânı yok gibi görün­mektedir.

Şizofreninin yıllardır üzerinde tartışılan, fakat bir türlü açıklığa kavuşturulamayan yanlarından birisi de sınıflandırılmasıdır. Bugüne kadar bir çok şizofreni sınıflaması önerilmiş, fakat bunlar ilk kez Kraepelin ta­rafından yapılan sınıflamanın biraz değişik biçimleri olmaktan öteye gidememişlerdir. Kraepelin şizofreniyi belli başlı 4 tipe ayı-nn

 a) Daha çok kötülük göreceği şeklinde­ki, sistemli olmayan hezeyanlarla karakte-rize edilen paranoid tip,

 b) Bütün bedenin bir donakal im halinde sabitleşmesinden durdurulamayan bir galeyan haline kadar değişebilen kalatonik tip,

 c) Duygular ve düşüncelerdeki aşın dağınıklık ve zihinsel kapasitelerin hızla yıkımıyla karakterize edilen sedefrenik tip,

 d) Sinsi bir gelişim gösteren toplumsal uygunsuzluk ve eksant-riklikle belirgin olan basit tip. Şizofreninin organik nedenine yönelik araştırmalara, ai­le incelemelerine ve geliştirilen tedavilere cevabına göre son zamanlarda hastalık, Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere ikiye ayrılmakta­dır.

Hastalıktaki temel bozukluk, psikolojik yapının düşünce, duygu, algı unsurlarıyla ilgilidir. Sanılanın aksine bilinç açık, hasta kendisinin ve çevresinin farkındadır, bellek ve yönelim yerindedir.

Fikir çağrışımları kaybolmuş, mantıksız ve saçma düşünceler ortaya çıkmıştır. Ş-zofrenik, düşüncelerinin başkaları tarafın­dan kontrol edildiğini, fikirleri kafasına başkalarının soktuğunu ya da tam tersini ileri sürebilir. Düşünce akışı aniden kesile­rek, konuşması birdenbire duraklar. Keli­meleri kendisine göre sıralar, yeni kelime­ler icad eder. Kendine özgü bir konuşma or­taya çıkar. Çeşitli niteliklerde gerçekte ol­ma ihtimali bulunmayan düşünceleri (heze­yanlar) ileri sürebilir. Genellikle tek başına toplumdan tecrit edilmiş bir halde kafası bu düşüncelerle ya da fantazilerle meşguldür.

Duygulan tutarlılığını yitirmiştir. Ağla­nacak bir olaya gülebilir, ama çoğu kere dış dünyaya karşı lakayttır, duygusal bir künt-lük içindedir.

Daha çok işitsel olmak üzere hemen her duyu organıyla ilgili olmayan bir şeyi var sanma ya da varolan bir şeyi değişik algıla­ma tarzında algı bozuklukları olabilir.

Dışardan gözlendiğinde tutumlarına, davranışlarına bir anlam verilemez; garip el ve yüz hareketleri, salınmaları, ritüeli andıran hareketleri vardır. Çok ender olarak ba-zan karşısındakinin söylediklerini ve yap­tıklarının aynısını yapabilir. Bugün şizofre-niklerde bu türden davranış bozuklukları geçmiştekine göre yok denecek kadar azal­mıştır. Bu durum önceden hastaların depo hastanelerinde insani olmayan koşullarda, uzun süreli kalmalarına bağlanmaktadır.

Hastaların üçte birinde hastalığın süre­ğen bir nitelik kazanarak giderek kötüleşti-ği; üçte birinde zaman zaman araya geçici kısmi iyileşme dönemlerinin girdiği, geri kalan üçte birinde ise uzun süre hayatlarım aksatmadan sürdürecek düzelmeler olduğu sanılmaktadır. Hastalığın erken ve sinsi başladığı, tek başına ve bekâr yaşayan bi­reylerde daha kötü bir seyir izlediği bilin­mektedir. Bugün hastaların toplum içinde tedavi edilmesi bilinen en uygun tedavi po­litikasıdır. Özellikle hastalığın alevlenme dönemlerinde etkili olan bir çok ilaç var­dır.

Herşeye rağmen, radikal olarak bilinen psikiyatrist, antropolog ve felsefeciler şi­zofreniyle ilgili yapılan bütün çalışmaları, en insancılları da dahil olmak üzere şizofre-niklere uygulanan bülün muameleleri olumlu bulmamaktadırlar. Örneğin R. D. Laing'e göre şizofreni, aklın iktidarı adına bu yolu seçmemiş insanlara vurulmuş bir damgadır, akıl hastaneleri demahkemeler ve hapishaneler gibi iktidar kurumlandır. Şizofreni, modern toplum şanlarında seçi­lecek en sağlıklı psikolojik yoldur. Yine G. Bateson'a göre şizofreni, organik bir etken­le ortaya çıkmış bir hastalık değil, ailelerin çocuklarına verdikleri çifte mesajların so­nucu oluşmuş bir iletişim bozukluğudur.

Erol GÖKA