Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muhtelif - 11. Sayfa

 

 ŞÛRA

 

Şûra, arapça 'ş-v-r' kökünden türemiş, çok yönlü anlamları olan bir kelimedir. Fiil kalıplarının değişimi ile beraber: Bineği sa-tişa sunma, gücünü denemek için koşturma, sınama, balı petekten çıkarma, bir konuda başkasının görüşünü alma., vb. anlamlan alır. Kullanıldığı siyasi literatürde ise: Her­hangi bir meselede muhtelif görüş ve bakış açılarının ehline sunularak, sonuçlardan en verimli ve uygununu elde etmeye çalışma anlamına kullanılmaktadır.

İslâm, bir hayat nizamı, toplumlan, muhtelif dinleri ve görüşleri ile idareye ta-lib bir din olarak Şûra'yı yapısının özünü teşkil eden temel unsurlardan saymıştır. Kur'an-ı Kerim'de iki ayette açık bir üslubla Şûra'ya teşvik vardır. Birincisinde Allah Teala Peygamberine Şûra'yı emrederken (A.Imran, 159), ikincisinde de mü'minleri mü'min yapan güzel vasıflan sayarken (Şu­ra, 38) namaz ve zekât gibi iki rüknünün arasında Şûra'yı zikretmiştir. Bu iki ayetin meali şöyledir

"O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba katı yü­rekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından.dağı­lıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağış-lanmalan için dua et, işlerde onlara danış (istişare et). Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine sığınanları sever." (A.Imran, 159)

"Ki onlar Rablerinin davetine icabet etti­ler ve namazı kıldılar. Onlann işleri arala­rında şûra iledir. Ve kendilerine verdiğimiz nzıktan harcarlar." (Şûra, 38)

Peygamber (s.)'in uygulamalannda da şûra ve istişare Önemli bir yer tutar. Ashabı onu insanların en çok istişare edeni olarak tanıtırlar. Onun istişareleri kimi zaman ce­maatle ilgili konularda olurken, kendi özel meseleleri etrafında da istişare ettiği olu­yordu. Ashabı da bu sünnetini yaşamış ve yaşatmışlardır.

Şûra'nın tatbiki ve tartışması, ferdlerin özel sorunlan ile ilgili istişareleri ve top­lumla ilgili sorunlarda yetkililerin istişare­leri şeklinde iki şıkta ele alınabilir. Birinci kısım için söylenebilecek Islamî hüküm şu­dur: tstişare Peygamber (s.)'in müekked sünnetlerindendir. Kur'an'ın da bu konuda tavsiyesi ve teşviki vardır. Mü'min istişare ile hem sünnete uyar, hem de kendi lehine olabilecek sonuçlara daha kolay varır. İsti­şarenin sonucu da müsteşiri bağlamaz şüp­hesiz. Bir anlamda ufkunu genişletir istişa­re. Ancak topluma yönelik konularda istişa­re, mesul kişilerin muhayyer oldukları bir tavsiye niteliği taşımaz. îslâm özü itibarı ile, istibdadı ve kişilerin hakimiyetini red­deder. Bilhassa Ümmetin başında bulunan Halife veya bir cemaatin başı olan emir ka­rarlarını Şûra ile alacaktır. Şûra'yı Çikarlan-na ters düştüğü için ihmalde ısrar eden bir li-der'in bu tavımın görevinin sona ermesi için muteber bir gerekçe sayılacağı konusunda otoriter şahsiyetlerin fetvaları vardır.

Şûra ve istişare, Kur'an ve Sünnet'in mu­hayyer bıraktığı ve hakkında icma gerçek­leşmemiş konularda olabilir. Naslarla veya icma ile karara bağlanmış meseleler hiçbir zaman tartışmaya da açılamazlar. Bunların dışındaki sorunlar Şûra'nın gündemine gi­recektir.

İkinci mühim bir husus da, istişarenin il­gili konunun mütahassısı ile yapılmasıdır. Branşa saygı ve itibar yoksa istişare başla­madan bitmiş demektir. Herşeyi bilen hala­dan masun şahsiyetler yoktur Islamî yapı­da. İsmet vasfı sadece peygamberlere veril­miştir. İstişare edilen konu birden fazla branşı ilgilendiriyorsa, müsteşarların sayısı da fazlalaşacaktır. Meselâ: Siyasî, fıkhî ve iktisadî yönleri bulunan bir konunun istişa­resi bu üç branşın uzmanı ile yapılmalıdır. Bir başka husus da: Şûra'daki müsteşarlar için muayyen bir rakam tahdidi yoktur. Ni­tekim yer ve zaman tahdidi de getirilme­miştir. Önemli olan, Ümmet adına karar verme mevkiinde olanların şartlarına haiz kimselerle istişareyi gerçekleştirmiş olmalarıdır. Bu konuda zaman ve olayın nitelik ve niceliğine göre değişebilecek oranlar ko­nabilir, örneğin: Bir meclis çatısı altında gerçekleşebileceği gibi, yetkilinin yazışma yoluyla da ulaşabileceği bir hedeftir bu. Önemli olan, ilgili konu ile, Şûra'nın şekli arasında bir dengenin kurulmuş olmasıdır. Özellikle Halife (İmam) için konuyu işler­sek, Şûra'nın muhteviyatı da bazı değişik­likler görür. Zira Halife'nin yetki ve karar sının, diğer başkanlıklara ve emirliklere oranla daha geniş ve kesindir. Bu açıdan, mevcut beşerî sistemlerdeki muhtelif parle-mento türlerinden birinin Şûra kavramı ile ne kadar mutabık olabileceği tartışılabile­cek bir konudur.

Şûra tahakkuk edip çoğunluğun meyli belirdikten sonra, karan tatbik mevkiindeki Halife veya emirin bu karan redde yetkisi olup olmadığı, muasır müslüman mütefek­kirlerin tartıştığı bir konudur. Şûra'yı emre­den naslar ve şûranın ilk uygulamalan, pey­gamber ve ashab tatbikatı incelendiğinde, Halîfe veya emirin bu karan aşamıyacağı sonucu daha makul karşılanmaktadır. Şunu da ifade edelim ki, şûra kararlan halife için bağlayıcı olmaz iddiasında olanlann da ileri sürdükleri delilleri ve ilk uygulamalardan açık seçik örnekleri vardır. Fakat, bu konu­da karara varmadan, halihazırdaki asrın şartlannı ve gereklerini itibara alarak hü­küm verecek olursak, birinci sonuç kaçınıl­maz olur.

Şûra'da vazife yapabilecek şahsiyetlerin şu şartlan haiz olmalan zorunludur

 

1- Teklif:

 

Müslüman, âkil ve baliğ olma­lıdır. Çocuklar ve akli muvazenesi müsait olmayanlann böyle bir görevi üstlenemiye-ceği açıktır. Müslüman olmayanlara gelin­ce: Evvela, Kur'an-ı Kerim'de kâfirlerin

müslümanlara âmir pozisyonda olmasını yasaklayan ayetler vardır. Nisa suresi 141. ve 59. ayetleri bu konuda kesin hüküm koy­maktadır- Gerek Abbasiler ve gerekse Os­manlılar dönemlerindeki bazı tarihî tecrü­beler de bu gerçeği tesbit eder. Şunu belirte­lim ki, müslüman olmayanlar devletin alt kademelerinde görev alabilirler, ama hiçbir zaman son imzayı atan durumunda olma­malıdırlar.

 

2- Hürriyet:

 

Konuşmasını ve kanaat be­lirtmesini fiilen veya başka bir yolla engel­leyici bir konumda bulunmamalı. Bu nokta­da kurduğu baskı rejimi ile jurnalci veya yağcıların dışındakilere konuşmalarını muhtelif vesilelerle yasaklayan veya zorlu akibetleri hep zihinlerde saklatan bir liderin kuracağı şûra meclisindekiler, böyle bir or-tamı zaruret kabul edebilirler mi? Eğer böy­le bir ortam zaruret sınırları içinde kalırsa neler yapılabilir? Yaşanan ortama göre ni­haî karara vardınlabilecek sorunlardır bun­lar. Ancak kesin bir ölçü olmasa da ağırlıklı bir lavsiye ve hedefi gösteren bir işaret ola­rak, Peygamber (s.)'in: "Şehidlerin efendisi Hamza, sonra da zalim sultan önünde hakkı haykırandır" buyurduğu dikkate alınmalı­dır.

 

3- Erkeklik:

 

Öncelikle bu şarta kimi mu­asır müslüman mütefekkirlerin itiraz etmiş olduğunu belirtelim. Ancak, genel yargı şu­dur: İslam'ın siyasî düsturunda devletle il­gili meselelerde kadının görev alması ya­saktır. Bilhassa imaret vazifesinde asla bu­lunamaz. Zira Peygamber (s.)'den bunu kı­nayan açık naslar gelmiştir. Fer'i olma nite­liğini haiz bazı görevlere, bilhassa öncelikli veya zorunlu olduğu durumlarda gelebilir. Şûra meclisinde müslüman bir kadının bu­lunması, İslam'ın kadınla ilgili prensipleri-

nin itibara alınmaması veya kendi yuvasın­da reddedilmesine eş anlamlı olabilir.

 

4- İstişare yapılacak konuda yeterli bilgi­ye sahip olmak:

 

 Nitekim Resulü! lan (s.)'in gerek uygulamalarında ve gerekse sözlerin­de bîr nevi branşlara itibar bulmak müm­kündür. Miras ilminde Zeyd b. Sabit (r.), Kıraat ilminde Übeyy b. Ka'b (r.), kaza (yargı)da Ali b. Ebi Talib (r.)'ın ısrarla gün­deme getirildiğine şahid oluyoruz.

 

5- Adalet sahibi olmak:

 

 Buradaki adalet­ten kastedilen şudur: Büyük günahlardan (kebair) sakınma ve küçüklerinde de ısrarlı olmamak. İbadetlerin edasında ihmalkâr ol­mamak.

6- Dar-ı İslâm'da alınacak kararlar için Dar-ı İslâm'da yaşıyor olmak.

7- Şûra için belirli bir meclis oluşturul­ması halinde, o mecliste görev alacakların propaganda yoluyla göreve gelmiş olma­maları gerekir. Buharı ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber (s.) imaret görevinin onu isteyene ve ona hırslı olana verilmeyeceğini söylemiştir. îslâmî bir şûra ile parlamenter demokratik bir sis­tem karşılaştırılırken bu hususun dikkatle incelenmesi kaçınılmazdır.

Peygamber (s.) dönemini ihtiva eden si­yer kaynaklan üzerinde yapılan tedkikler neticesinde, o dönemde Şûra'ya k°nu olmuş problemleri şöyle zikredebiliriz:

a) Savaş kararları ve savaşlarda stratejilerin tayini. Şûra uygulamalarına Kur'an'da oldukça ge­niş bir yer tutan Bedir ve Uhud savaşları, Hudeybiye sulhu açık örnekler getirir,

 b) Bedir gazvesinin akabinde esirler konusu­nun görüşülmesi,

 c) Valilerin tayininde, d-Yapılan ittifakların karara bağlanmasında.

 e) Peygamber (s.)'e mühür yerine geçecek bir yüzük yapılmasında

, f) Ezanın belirlenmeşinde,

 g) Mescidde minber kurulmasın­da,

 h) Peygamber (s.)'irı özel meselelerinde yaptığı istişareler.

Şûra ehlinin sorumlu olduğu çalışma alanlarını da şöyle tahdid edebiliriz:

1- Devlet başkanı (halife) veya cemaat reisinin belirlenip seçilmesi ve kendisine bey'at edilmesi.

2- Sorunların çözümünde devlet başkanı veya emirine yardım edilmesi.

3- Başta Halife olmak üzere devlet kade­melerinde görev alanların murakabesi ve

emr-i bil-maruf ve nehy-i ani'l-münker va­zifesinin resmen tatbiki.

4- Gerektiğinde devlet başkanı veya ce­maat emirinin görevden azlini kararlaştır­ma ve kararın tatbikini sağlama.

Nurettin YILDIZ

Bk. Ehl-i Hal vel'Akd, Hilafet, İmamet, Ulu'l-Emr