Muhtelif - 11. Sayfa
ŞÛRA
Şûra, arapça 'ş-v-r' kökünden türemiş, çok yönlü anlamları olan bir kelimedir. Fiil kalıplarının değişimi ile beraber: Bineği sa-tişa sunma, gücünü denemek için koşturma, sınama, balı petekten çıkarma, bir konuda başkasının görüşünü alma., vb. anlamlan alır. Kullanıldığı siyasi literatürde ise: Herhangi bir meselede muhtelif görüş ve bakış açılarının ehline sunularak, sonuçlardan en verimli ve uygununu elde etmeye çalışma anlamına kullanılmaktadır.
İslâm, bir hayat nizamı, toplumlan, muhtelif dinleri ve görüşleri ile idareye ta-lib bir din olarak Şûra'yı yapısının özünü teşkil eden temel unsurlardan saymıştır. Kur'an-ı Kerim'de iki ayette açık bir üslubla Şûra'ya teşvik vardır. Birincisinde Allah Teala Peygamberine Şûra'yı emrederken (A.Imran, 159), ikincisinde de mü'minleri mü'min yapan güzel vasıflan sayarken (Şura, 38) namaz ve zekât gibi iki rüknünün arasında Şûra'yı zikretmiştir. Bu iki ayetin meali şöyledir
"O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından.dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağış-lanmalan için dua et, işlerde onlara danış (istişare et). Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine sığınanları sever." (A.Imran, 159)
"Ki onlar Rablerinin davetine icabet ettiler ve namazı kıldılar. Onlann işleri aralarında şûra iledir. Ve kendilerine verdiğimiz nzıktan harcarlar." (Şûra, 38)
Peygamber (s.)'in uygulamalannda da şûra ve istişare Önemli bir yer tutar. Ashabı onu insanların en çok istişare edeni olarak tanıtırlar. Onun istişareleri kimi zaman cemaatle ilgili konularda olurken, kendi özel meseleleri etrafında da istişare ettiği oluyordu. Ashabı da bu sünnetini yaşamış ve yaşatmışlardır.
Şûra'nın tatbiki ve tartışması, ferdlerin özel sorunlan ile ilgili istişareleri ve toplumla ilgili sorunlarda yetkililerin istişareleri şeklinde iki şıkta ele alınabilir. Birinci kısım için söylenebilecek Islamî hüküm şudur: tstişare Peygamber (s.)'in müekked sünnetlerindendir. Kur'an'ın da bu konuda tavsiyesi ve teşviki vardır. Mü'min istişare ile hem sünnete uyar, hem de kendi lehine olabilecek sonuçlara daha kolay varır. İstişarenin sonucu da müsteşiri bağlamaz şüphesiz. Bir anlamda ufkunu genişletir istişare. Ancak topluma yönelik konularda istişare, mesul kişilerin muhayyer oldukları bir tavsiye niteliği taşımaz. îslâm özü itibarı ile, istibdadı ve kişilerin hakimiyetini reddeder. Bilhassa Ümmetin başında bulunan Halife veya bir cemaatin başı olan emir kararlarını Şûra ile alacaktır. Şûra'yı Çikarlan-na ters düştüğü için ihmalde ısrar eden bir li-der'in bu tavımın görevinin sona ermesi için muteber bir gerekçe sayılacağı konusunda otoriter şahsiyetlerin fetvaları vardır.
Şûra ve istişare, Kur'an ve Sünnet'in muhayyer bıraktığı ve hakkında icma gerçekleşmemiş konularda olabilir. Naslarla veya icma ile karara bağlanmış meseleler hiçbir zaman tartışmaya da açılamazlar. Bunların dışındaki sorunlar Şûra'nın gündemine girecektir.
İkinci mühim bir husus da, istişarenin ilgili konunun mütahassısı ile yapılmasıdır. Branşa saygı ve itibar yoksa istişare başlamadan bitmiş demektir. Herşeyi bilen haladan masun şahsiyetler yoktur Islamî yapıda. İsmet vasfı sadece peygamberlere verilmiştir. İstişare edilen konu birden fazla branşı ilgilendiriyorsa, müsteşarların sayısı da fazlalaşacaktır. Meselâ: Siyasî, fıkhî ve iktisadî yönleri bulunan bir konunun istişaresi bu üç branşın uzmanı ile yapılmalıdır. Bir başka husus da: Şûra'daki müsteşarlar için muayyen bir rakam tahdidi yoktur. Nitekim yer ve zaman tahdidi de getirilmemiştir. Önemli olan, Ümmet adına karar verme mevkiinde olanların şartlarına haiz kimselerle istişareyi gerçekleştirmiş olmalarıdır. Bu konuda zaman ve olayın nitelik ve niceliğine göre değişebilecek oranlar konabilir, örneğin: Bir meclis çatısı altında gerçekleşebileceği gibi, yetkilinin yazışma yoluyla da ulaşabileceği bir hedeftir bu. Önemli olan, ilgili konu ile, Şûra'nın şekli arasında bir dengenin kurulmuş olmasıdır. Özellikle Halife (İmam) için konuyu işlersek, Şûra'nın muhteviyatı da bazı değişiklikler görür. Zira Halife'nin yetki ve karar sının, diğer başkanlıklara ve emirliklere oranla daha geniş ve kesindir. Bu açıdan, mevcut beşerî sistemlerdeki muhtelif parle-mento türlerinden birinin Şûra kavramı ile ne kadar mutabık olabileceği tartışılabilecek bir konudur.
Şûra tahakkuk edip çoğunluğun meyli belirdikten sonra, karan tatbik mevkiindeki Halife veya emirin bu karan redde yetkisi olup olmadığı, muasır müslüman mütefekkirlerin tartıştığı bir konudur. Şûra'yı emreden naslar ve şûranın ilk uygulamalan, peygamber ve ashab tatbikatı incelendiğinde, Halîfe veya emirin bu karan aşamıyacağı sonucu daha makul karşılanmaktadır. Şunu da ifade edelim ki, şûra kararlan halife için bağlayıcı olmaz iddiasında olanlann da ileri sürdükleri delilleri ve ilk uygulamalardan açık seçik örnekleri vardır. Fakat, bu konuda karara varmadan, halihazırdaki asrın şartlannı ve gereklerini itibara alarak hüküm verecek olursak, birinci sonuç kaçınılmaz olur.
Şûra'da vazife yapabilecek şahsiyetlerin şu şartlan haiz olmalan zorunludur
1- Teklif:
Müslüman, âkil ve baliğ olmalıdır. Çocuklar ve akli muvazenesi müsait olmayanlann böyle bir görevi üstlenemiye-ceği açıktır. Müslüman olmayanlara gelince: Evvela, Kur'an-ı Kerim'de kâfirlerin
müslümanlara âmir pozisyonda olmasını yasaklayan ayetler vardır. Nisa suresi 141. ve 59. ayetleri bu konuda kesin hüküm koymaktadır- Gerek Abbasiler ve gerekse Osmanlılar dönemlerindeki bazı tarihî tecrübeler de bu gerçeği tesbit eder. Şunu belirtelim ki, müslüman olmayanlar devletin alt kademelerinde görev alabilirler, ama hiçbir zaman son imzayı atan durumunda olmamalıdırlar.
2- Hürriyet:
Konuşmasını ve kanaat belirtmesini fiilen veya başka bir yolla engelleyici bir konumda bulunmamalı. Bu noktada kurduğu baskı rejimi ile jurnalci veya yağcıların dışındakilere konuşmalarını muhtelif vesilelerle yasaklayan veya zorlu akibetleri hep zihinlerde saklatan bir liderin kuracağı şûra meclisindekiler, böyle bir or-tamı zaruret kabul edebilirler mi? Eğer böyle bir ortam zaruret sınırları içinde kalırsa neler yapılabilir? Yaşanan ortama göre nihaî karara vardınlabilecek sorunlardır bunlar. Ancak kesin bir ölçü olmasa da ağırlıklı bir lavsiye ve hedefi gösteren bir işaret olarak, Peygamber (s.)'in: "Şehidlerin efendisi Hamza, sonra da zalim sultan önünde hakkı haykırandır" buyurduğu dikkate alınmalıdır.
3- Erkeklik:
Öncelikle bu şarta kimi muasır müslüman mütefekkirlerin itiraz etmiş olduğunu belirtelim. Ancak, genel yargı şudur: İslam'ın siyasî düsturunda devletle ilgili meselelerde kadının görev alması yasaktır. Bilhassa imaret vazifesinde asla bulunamaz. Zira Peygamber (s.)'den bunu kınayan açık naslar gelmiştir. Fer'i olma niteliğini haiz bazı görevlere, bilhassa öncelikli veya zorunlu olduğu durumlarda gelebilir. Şûra meclisinde müslüman bir kadının bulunması, İslam'ın kadınla ilgili prensipleri-
nin itibara alınmaması veya kendi yuvasında reddedilmesine eş anlamlı olabilir.
4- İstişare yapılacak konuda yeterli bilgiye sahip olmak:
Nitekim Resulü! lan (s.)'in gerek uygulamalarında ve gerekse sözlerinde bîr nevi branşlara itibar bulmak mümkündür. Miras ilminde Zeyd b. Sabit (r.), Kıraat ilminde Übeyy b. Ka'b (r.), kaza (yargı)da Ali b. Ebi Talib (r.)'ın ısrarla gündeme getirildiğine şahid oluyoruz.
5- Adalet sahibi olmak:
Buradaki adaletten kastedilen şudur: Büyük günahlardan (kebair) sakınma ve küçüklerinde de ısrarlı olmamak. İbadetlerin edasında ihmalkâr olmamak.
6- Dar-ı İslâm'da alınacak kararlar için Dar-ı İslâm'da yaşıyor olmak.
7- Şûra için belirli bir meclis oluşturulması halinde, o mecliste görev alacakların propaganda yoluyla göreve gelmiş olmamaları gerekir. Buharı ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Peygamber (s.) imaret görevinin onu isteyene ve ona hırslı olana verilmeyeceğini söylemiştir. îslâmî bir şûra ile parlamenter demokratik bir sistem karşılaştırılırken bu hususun dikkatle incelenmesi kaçınılmazdır.
Peygamber (s.) dönemini ihtiva eden siyer kaynaklan üzerinde yapılan tedkikler neticesinde, o dönemde Şûra'ya k°nu olmuş problemleri şöyle zikredebiliriz:
a) Savaş kararları ve savaşlarda stratejilerin tayini. Şûra uygulamalarına Kur'an'da oldukça geniş bir yer tutan Bedir ve Uhud savaşları, Hudeybiye sulhu açık örnekler getirir,
b) Bedir gazvesinin akabinde esirler konusunun görüşülmesi,
c) Valilerin tayininde, d-Yapılan ittifakların karara bağlanmasında.
e) Peygamber (s.)'e mühür yerine geçecek bir yüzük yapılmasında
, f) Ezanın belirlenmeşinde,
g) Mescidde minber kurulmasında,
h) Peygamber (s.)'irı özel meselelerinde yaptığı istişareler.
Şûra ehlinin sorumlu olduğu çalışma alanlarını da şöyle tahdid edebiliriz:
1- Devlet başkanı (halife) veya cemaat reisinin belirlenip seçilmesi ve kendisine bey'at edilmesi.
2- Sorunların çözümünde devlet başkanı veya emirine yardım edilmesi.
3- Başta Halife olmak üzere devlet kademelerinde görev alanların murakabesi ve
emr-i bil-maruf ve nehy-i ani'l-münker vazifesinin resmen tatbiki.
4- Gerektiğinde devlet başkanı veya cemaat emirinin görevden azlini kararlaştırma ve kararın tatbikini sağlama.
Nurettin YILDIZ
Bk. Ehl-i Hal vel'Akd, Hilafet, İmamet, Ulu'l-Emr
İslami Okul Okulların En Önemlisi