Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Taklid - İslami Bilgiler - 7. Sayfa

 

TAKLİD

 

Kelime anlamı benzemeye veya benzet­meye çalışma, benzerini yapma, başka biri­nin fikir ve görüşlerine tahkiksiz olarak uy­ma, onun gibi hareket etme olan taklid, tslâmî ıstılahta kişinin delilden hükmü an­lamada kendine değil de delili anlayan bir başkasına dayanması anlamınadır.

Zarûrât-ı diniyye olarak bilinen konula­rın idraki, ravinin rivayetini kabul etme, hüccet olarak alınması halinde sahabî sözü­ne uyma taklidin muhtevası dışında kalır. 6u istisnalardan sonra taklidin yapılan tari­fi şu durumları ihtiva eder:

1- Ümmînin (cahilin) âlimin görüşüne uyması,

2- Bir ümmînin başka bir ümmîye uyma­sı,

3-  Bir delil incelemesine gitmeden bir âlimin başka bir âlimin görüşünü alması.

Taklidin tslâmî hükmü etrafında, bilhas­sa son asırlarda geniş tartışmalar olmuştur. Bu tartışmaları ve ortaya konan neticeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

1- Ümmînin kendisi gibi bir ümmîyi tak­lidi hiç bir durumda caiz olmaz.

2- Icühad ettiği bir konuda m üc leh i d in başka bir miictehide uyması da caiz değil­dir, tetihad etmediği bir konudaki taklidi ise tartışmalı bir meseledir.

3- Ümmînin bir âlimi taklidi: Usul âlim­lerinden muhakkıkların görüşü böyle bir taklidin zor unluğu yolundadır. Herkese, bütün naslan tetkik ve tahkik mecburiyeti getiren görüşler ileri sürülmüş ise de, hayat pratiğinde tatbik edilebilecek bir nazariye kabul edilmemektedir. Zahiriye mezhebi­nin önemli şahsiyeti îbni Hazm ikinci görü­şü savunanların başında gelir. Îbni Hazm dönemi ile son asırlar arasındaki tslâmî kaynaklara vukufiyetteki uçurum itibara alındığında, îbni Hazm'ın bile bu asırda ya­şayan bir ümmî için aynı şeyi söyleyip söy­lemeyeceği tartışılabilir. Naslar bütünü Kuran ve Sünnet bir tarafa, müctehidleri bile anlayamayacak kadar îslamî kültürden uzak kalmış toplumlar vardır ortada. Bu ve benzeri konulardaki şiddetli eleştirileri ile tanınan Îbni Teymiye bile: "Sadece bir âli­min görüşlerini ve onun delillerini bilebi­len, diğer âlimlerin görüş ve delillerini bil­meyenleri avamdan" sayar ve onu tercih ya­pabilecek seviyede görmez. "Onun için tak­lid zorunludur, şu hatalı bu doğrudur, diye­mez" demektedir. (el-Fetava, 35/253)

Prensip olarak taklidin yasaklanmış ol­masında iki önemli gerçek yatar:

1- Allah ve Resulü dışında kimsenin hü­küm verme yetkisi yoktur. Müctehidler Al­lah ve Resulü'nün hükümlerini araştırırlar. Körükörüne bir insanın taklidi yerine, doğ­ru sonuca ulaştığı tahmin edilen birine uyulmalıdır. Bu uyma da asla, kayıtsız-şart-sız bir uyma veya taklid değildir. Müctehidi müctehid yapan unsurların kaybolması ve­ya iki temel kaynak Kur'an ve Sünnet'e mu­halefetin belirmesi ile taklid de kalkar. Bir müslüman için kayıtsız-şartsız denebilecek bir itaat sadece Allah'a ve Resulü'nedir. Bu­rada Önemli bir husus, dini öğeleri kullana­rak insanların boynunda kesin itaat ve bağ­lılık halkası gezdiren liderler taklid edil­mekte meşru değildirler. Bir liderin taklid edilebilirliği onun Allah ve Resulü'nün ahkâmını tatbikine bağlıdır. Zaten son dö­nem âlimlerinin taklidi ısrarla yermelerin-deki ana unsur da meselenin bu siyasî açısı­dır.

Kendi içtihadına rağmen başkasının ay­nı konudaki içtihadını taklid eden bir müc­tehid, kendi içtihadını nakzetmiş olma du­rumunda kalacağı için böyle bir taklidden nehyedilmiştir.

2- Islamî meselelerde bir kör gidiş yeri­ne, sürekli bir canlılık istenmiş de olabilir. Nurettin YILDIZ Bk. Mezheb, Fıkıh, tctihad

Dini konuda zararından korkulan her-şeyden sakınma. Allah'ın cezalandırmasın­dan O'na itaat ederek korunma.

Kelimenin aslında, korkulan şeyle kendi arasına kalkan gibi bir koruyucu koymak suretiyle ondan korunmak anlamı vardır. Şeriatteki terim anlamında da, görüleceği gibi bu vasıf mevcuttur. Yani kulun, ibadet ve taatı sanki onu ateşten koruyacak siper durumundadır.

Geniş anlamıyla "takva" ile, taat konu­sunda ihlas, masiyetleri sırf masiyet olduğu için terketme ve sakınma kastedilir.

Takva'ya Mâsiva'dan (Allah'ın dışında herşeyden) korunma, şeriatın edeplerini gö­zetme, Allah'tan uzaklaştıran her şeyden kaçınma, nefsin nasiplerini terketme, nef­sinde Allah'tan başka bir şey görmeme ve Allah'tan başka her şeyi terketme, kendini kimseden üstün görmeme, söz ve fiil olarak Resûlullah'a uyma... gibi anlamlar da veril­miştir. Takva'h olana "muttaki" (ehMakva) denir. Kimlerin "muttaki" olduğu konusuna ışık tutan âyet-i kerîmeler vardır: Meselâ Kur'ân'm daha birinci sayfasında "muttakî-ler": Gayb'a inananlar, namazı dosdoğru kılanlar, Allah'ın kendilerine verdiğinden infak edenler, Resûlullah'a ve ondan önce­kilere indirilenlere inananlar ve ahirete yakın bilgisi olanlar diye vasıflanır. Aynı suredeki 177. ayette buna ek olarak iman esasları ve zekâtın dışında malın severek verileceği yerler detayıyla sayıldıktan baş­ka "muttakîler"den, sözleşmelerine riayet edenler, fakirlikte, hastalıkta ve sıkıntı an­larında sabredenler., diye söz edilir. Zümer suresinde, doğruyu getiren ve onu tasdik eden de "mutlakî" olarak vasıflanır. "Tak­va" kelimesi türevleri ile birlikte Kur'an-ı Kerim'de 358 yerde geçer. Böylece de Kur'an'da zikri en çok edilen hayırlı işler­den biri olduğu anlaşılır. Tek başına, "so­nuç, muttaki olanlarındır" ayeti bile takva­nın ehemmiyetini anlatmaya yeter. Tak-va'dan söz eden ayetler dünyanın ve ahire-tin bütün iyiliklerinin bu haslete bağlı oldu­ğunu anlatır gibidir. Bu ayetlere Ömek ola­rak şunları zikredebiliriz:

 1. Takva, medhu-senâ edilir: "Eğer sabreder ve takvalı olur­sanız, bu, azmedilecek büyük işlerdendir".

2. Düşmanlardan korunmaya sebebtir: "Eğer sabreder ve takvalı olursanız onların planlan size hiç zarar vermez". 3. Allah'ın desteği ve zaferi takvaya bağlıdır: "Allah   takvalı olanla beraberdir"

 4. Sıkıntılardan halas olmayı ve helal nzkı sağlan "Kim Al­lah'a karşı muttaki olursa, Allah ona (her türlü darlıktan) bir çıkış kapısı verir ve onu ummadığı yerden rızıklandınr".

5. Takva kişinin işlerinin düzelmesine yardım eder: "Ey inananlar, Allah'a karşı takvalı olun ve doğru sözlü olun ki, Allah da işlerinize sa­lah versin".

 6. Günahların bağışlanmasını temin eder: "..ve de günahlarınızı bağışla­sın".

 7. Yapılan hayır, dua ve ibadetlerin ka­bulü takvaya bağlıdır: "Allah ancak takvalı olanlardan kabul buyurur".

 8. Allah'ın sev­mesini sağlar: "Allah muttaki olanları se­ver".

 9. Değer ve keramet takva iledir: "Al­lah katında en kerîminiz, en takvalı o lanı-nızdır."

10. Ölümde müjde takvaya bağlı­dır "İnananlar ve takvalı olanlara dünya ha­yatında da, ahirette de müjde vardır." 11. "Ateşten kurtuluş takva iledir: "Sonra tak­valı olanları kurtaracağız, en takvalı olan ondan uzaklaştırılacaktır." 12. Cennette ebedî kalış takva iledir. "Cennet takvalı olanlar için hazırlanmıştır."

13. însan doğru olanla olmayanı birbirinden ayırma gücünü (Furkan'ı) takva ile elde eder: "Allah'a karşı takvalı olursanız size "furkan" verir"...

Bunlar Kur'an'ın takva için söyledikleri­nin bir özeti sayılabilir. Dokuzuncu madde­de mealini verdiğimiz ayete dayanarak ehli sünnet alimleri, Resulullah'tan sonra en üs­tün ve Allah'ça en değerli insanın Hz. Ebu-bekr olduğu kanaatine varmışlardır. Çünkü "Allah katında en üstün (etkilin) olanınız, en takvalı (etkâ) olanınızdır" âyetini Hz. Bbubekr için nazil olan "En takvalı olanı­nız, cehennemden uzaklaştırılacaktır" aye­ti yle birlikte düşününce varılacak sonuç, onun en üstün ve en mükerrem olduğu so­nucudur. Takva, muhtemel tehlikenin büyüklüğüne göre sakınmayı anlattığı gibi bü­yüğe büyüklüğü oranında saygılı olmayı da anlatır. Onun için Allah (c.c.) "Ey inanan­lar Allah'a karşı hakkıyla (nasıl gerekiyor­sa öyle) takvalı olun" buyurmuştur. Bu, onun büyüklüğü ile sizin küçüklüğünüz, O'nun ihüyaçsızhğı ve zenginliği ile sîzin muhtaçlığınız arasındaki fark kadar takvalı olun demektir. Bu yüzden İbn Mes'ûd "Hakkıyla takvalı olmayı": Allah'ın hiç is­yan edilmeksizin itaat edilmesi, hiç küfran'i nimet edilmeksizin şükredilmesi ve hiç unutul maksızın zikredilmesidir, diye ta­nımlar. Durum böyle olunca, aslında olma­sı gereken "takva" sahabeye bile ağır gel­miş ve "Allah'a gücünüz nisbeünde takvalı olun" ayeti, meseleyi hafifleterek takvayı olması gerektiğine göre değil, yapanların gücü ile sınırlandırmıştır. Bu iki ayetin bu şekilde ayrı ayrı gelmesi belki de yaptıkları ile övünen (ucüb) insanların, takva adına yapacakları şeyleri yeterli görmemeleri içindir.

Ayrıca Kur'an'da takvaya üç mana yük­lenmiş ve bu manalarda kullanılmıştır:

 1. Korkma ürperme: "Sadece bana karşı tak­valı olun"

 2. Taat: "Ey inananlar, Allah'a hakkıyla takva gösterin" (yani itaat edin).

 3. Kalplerin günahlardan temizlenmesi: "Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı takvalı olursa, işte ka­zananlar onlardır." Takvanın hakiki olanı­nın, bu üçüncüsü olduğu söylenir. Gazali bu sınıflamasından sonra da takvanın mertebe­lerini açıklar: "

 1. Şirkten

 2. Bida'tlardan

 3. Masiyetlerden ittikâ etme (sakınma). Bun­ların karşılığında da İman ve Ehli Sünnet vel-cemaatı ikrar, ihsan ve istikamet vardır. Böylece takvanın kendi içinde bir hiyerarşi­nin olduğu görülüyor. Resulullah'ın şu ha-

dişi de belki bunu anlatır: "Kul mahzurlu olana düşerim endişesiyle mahzurlu olma­yanı terk edebilecek duruma gelmeden tak-valı olanlardan olamaz". Mûnavî bunu, ha­rama düşme korkusuyla fuzulî helallan ter-ketme» diye açıklar. Ama takvanın, nehye-dilen ve münker olan şeylerden kaçınma­dan, maruf ve emredilen şeyleri yapmadan olamayacağı da açıktır.

Faruk BEŞER