Teknoloji - İslami Bilgiler - 22. Sayfa
TEKNOLOJİ
Ekonomik kalkınma ve büyüme literatüründe teknolojiye verilen yer ve önem son yıllarda büyük bir gelişme göstermiştir. II. Dünya Savaşından sonra değişik alanlardaki teknolojik gelişmenin sür'atle ilerlemesi, azgelişmişliğin temel nedenleri araşma "teknolojik değişme" ifadesinin sokulmasına neden olmuştur.
Aslında teknolojik gelişme kavramı iktisatçıların kafasında yeni doğmuş değildir. Klasik iktisatçılarda "zanaatın durumu" Marx'ta "gelişmenin motoru" olarak ele alınan teknolojik gelişme, Schumpter'de müteşebbisle birlikte iktisadi gelişmenin temelini teşkil ediyordu.
Teknoloji kavramı çok çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. En basit tarifine göre teknoloji, üretilen mallardan ibarettir. Diğer bir deyişle teknoloji üretilen mallarla birlikte bu malın üretiminde kullanılan makina ve teçhizatı, emeği ve yönetimi de kapsamı içine almaktadır. Üçüncü bir tanımlamayla ise teknoloji; sadece bir üretimde bulunmak için kullanılması gerekli üretim faktörlerini ve bunlar arasındaki bileşim oranlarını gösteren bir üretim fonksiyonu olarak tarif edilebilir. Buna göre:
Y= P(K, E)
şeklinde göstereceğimiz bir üretim fonksiyonu aynı zamanda bir teknolojiyi de belirleyecektir. Daha açık bir deyimle, herhangi bir maldan (Y) kadar üretmek için ne kadar kapital (K) ve ne kadar emek (E) gerekli olduğu ve bu iki faktörün ne oranda (K/E) birleşeceğini gösteren üretim fonksiyonu aynı zamanda bir üretim tekniğini ve teknolojisini gösterir.
Teknolojik Gelişme Türü ile İlgili Yaklaşanlar
Teknolojik gelişmenin türlerini iktisat teorisinde dört grup alanda toplamak mümkündür.
1- Soyutlanmış Teknolojik Gelişme:
En basit teknolojik gelişme türü olan bu işlemde, teknolojik gelişmeyi yatırımlardan ve dolayısıyla sermaye stokundan ayırmayı amaçlamaktadır. Nedeni ise teknolojik gelişmenin bir maliyet olmadan elde edilebilmesini sağlamak ve türlü karmaşık ilişkilerin ele alma güçlülüğünü ortadan kaldırmaktır.
Teknolojik gelişmenin bu şekilde alınışı model için olup nüfus artışı gibi, iktisat dışı nedenlerde belirlendiğinin var sayılmasına dayanır.
Teknolojik gelişmenin bu şekilde tanımlanması, nötr teknolojik gelişmeyi ortaya koymaktadır.
Nötr Teknolojik gelişmenin 3 türlü tanımı yapılmakladır. Bunlardan ilki Hicks-türü-nötr teknolojik gelişmedir ki bunun amacı teknolojik gelişme ile, faktörlerarası ikame esnekliğinin sonuçlarım ayırdetmek ve aralarındaki ilişkiyi açık hale getirmektir.
ikinci Tür Nötr Teknolojik Gelişme: Harrod-türü-nötr teknolojik gelişme olarak adlandırılır. Bundan amaç ise büyüme teorisine uygun düşecek bir teknolojik gelişme kavramı bulmaktır.
Üçüncü Tür Nötr Teknolojik Gelişme ise solow~türü-nÖtr adını taşımaktadır. Bu türlü lan im lamanın amacı da, yine belirli başka bir grup madde uygun teknolojik gelişme kavramı bulmaktır.
2- Araştırarak öğrenme:
Bu yaklaşımda teknolojik gelişmenin araştırmaya bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu yaklaşıma göre teknolojik gelişmenin tek kaynağı bu amaçla yapılan araştırmalardır. Burada sermaye birikimi ile teknolojik gelişme arasında teıc yönlü bir ilişki belirtilmemekte, birlikte ortaya çıkma durumu kabul edilmektedir.
3- Sermaya Birikimi-Teknolojik Gelişme:
Bu yaklaşımda teknolojik gelişme ile sermaye birikimi arasına fonksiyonel bir ilişki getirilmektedir. Bu ilişki teknolojik gelişmenin, sermaye birikiminin fonksiyonu olması biçimindedir. Yeni teknolojik gelişme tamamen sermaye birikiminin uyarması ile gerçekleşmektedir.
4- Teknolojik Gelişme-Sermaye Birikimi:
Bu yaklaşım üçüncü yaklaşımdaki nedensellik ilişkisini tersine çevirerek elde edilmiştir. Bu yaklaşımda sermaye birikimi teknolojik gelişmenin fonksiyonudur. Bununla birlikte bu yaklaşımda teknolojik gelişme sermayeden soyutlanmamıştır.
Teknolojik Açık
Teknolojik açık, iki ülkenin teknoloji seviyeleri arasındaki fark olarak tarif edilir. Bu tarifteki "teknoloji seviyesi" kavramını iki ülkenin hem icat ve hem de yenilik seviyeleri arasındaki fark olarak düşünmek gerekir.
Teknolojik açık, bilimsel olarak iki ayn şekilde ölçülebilir. Birinci ölçü tarzına "yatırıma dönüştürülmeyen teknolojik açık" adı verilir ve çeşitli ülkelere ait üretim fonksiyonları mukayese edilir. Bu amaçla ele alınan üretim fonksiyonu bir sektöre ait olabileceği gibi, topyekün ekonomiye de ait olabilir. İkinci ölçme usulüne ise "yatırıma dönüştürülmüş teknolojik açık" adı verilir.
Buna göre iki ülke arasındaki teknolojik açık her ülkenin sahip olduğu makina ve teçhizatın "yapılış yılı"na göre ölçülür. Böyle bir ölçü, son model makina ve teçhizatın eski modellere göre daha da üstün olduğu faraziyesine dayanır.
Teknoloji Transferi
Üretim tekniklerinin seçiminin gelişmekte olan bir ülkenin ekonomik kalkınmasının ve istihdamının üzerinde çok büyük etkisi vardır. Çünkü o ülkenin istihdam hacmi, iş imkânları, üretimin çeşitliliği ve kapasitesi üretim tekniklerinin seçimine bağlı olmaktadır. Dolayısıyla çok uluslu şirketler yatırımlarda bulunacakları az gelişmiş ülkelerdeki gelişme ve işgücü politikaları üzerinde etkili olmaktadırlar. Bu etkinin olumla ya da olumsuz olması yatırımcı ülkenin çıkarları, ile bunlardan yararlanacak olan ülkenin çıkarlarının birbirleriyle çakışmamasına bağlıdır.
Teknoloji transferi genellikle sanayi ülkelerinde geliştirilen ve uygulanan üretim tekniklerinin hiç değiştirilmeden gelişme halindeki ülkelere transfer edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Sanayileşmiş ülkelerde gerçekleştirilmiş olan bu tur üretim teknikleri muhakkak ki bu ülkelerde mevcut faktör ilişkilerinden esinlenmiştir. Sanayi ülkeleri nisbeten sermayenin yoğun olduğu ve doloyısıyla ser-maye-yoğun üretim tekniklerinin geliştirildiği ülkelerdir. Teknolojilerin transfer edilmek istendiği ülkeler ise emek-yoğun üretim tekniklerine sahiptir. Çünkü emek-yoğun bir üretim faktörünün mevcut olduğu bir ülkede sermaye-yoğun yatırımlara öncelik ve önem verilmesi o ülkede emeğe verilen değerin azalmasına ve yerel kaynakların kötü kullanılmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte sanayileşmiş ülkelerde uygulanan üretim tekniklerinin az gelişmiş ülkelere aynen transfer edilmesinin de çeşitli nedenleri vardır.
Bunların başında gelişmekte olan ülkelerdeki araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yok denecek kadar az olması gelir. Dolayısıyla bu ülkelerin kendi yapılarına uyacak üretim tekniklerinin araştırılmasının maliyeti çok yüksek olacaktır. Belirli üretim teknikleri ise ürünün özelliği ve çeşitliliği açısından kullanımı zorunlu olabilmektedir. Dolayısıyla bu ürünü elde edebilmek için sermaye-yoğun üretim tekniği yerine emek-yoğun üretim tekniğini ilave etmek imkan dahilinde olmamaktadır.
Bununla birlikte bütün bunlardan az gelişmiş ülkelerdeki üretim tekniklerinin hiç bir şekilde değiştirilmediği gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Ender olmakla beraber üretim tekniğinde doğrudan yatırım yapılan ülkenin faktör ilişkilerini dikkate alan bazı intibakların yapıldığı haller de mevcuttur. Ancak bu intibakların çok daha düşük işçilik masraflarından daha fazla faydalanmaya yönelik olduğu ve yapılan değişikliklerin işgücü yoğun bir üretim tekniğine geçişi zorunlu kılmadığı ifade edilmemektedir. Genel kanıya göre bu alanda başarı ile alınacak önlemler üretimin küçük kısımlara ayın lab i İni e si ve işlemlerin etkili şekilde geliştirilebilme derecesine bağlı kalmaktadır.
Teknoloji transferi istihdam üzerinde de farklı etkiler meydana getirmektedir. Yapılan araştırmalarda sanayi sektörüne yapılan yabancı yaürımlann bu sektörleri hızla ge-
nişletmesine rağmen, istihdam hızı da aynı büyüklükte anmamaktadır. Çok uluslu şirketlerin gelişme halindeki ülkelerde (sanayi sektörüne) yaptıkları doğrudan yatırımların büyük bir kısmı, az istihdam yaratan alanlar teşkil etmektedir. Bununla birlikte en fazla istihdam alanı sağlayacak olan tarım sektörüne yapılan yatırımlar çok düşük olmaktadır. Halbuki gelişmekte olan ülkelerde istihdam sorununu çözmek için yatırımların fazla istihdam yaratacak olan alanlara yapılması gerekmektedir.
Bununla birlikte imalat sanayiine yapılan yatırımların bu ülkelerde az da olsa istihdam yaratma açısından sağladığı katkılar gözardı edilemez. Genellikle bu sektöre yapılan yatırımlar ithalatı ikame edici bir fonksiyona sahip olduğu ve mevcut bir işyerini devir almak suretiyle değil de yeni bir fabrika kurma şeklinde gerçekleştirdiği taktirde bu alıntı etkinin daha da belirgin olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Teknolojik Değişme Çeşitleri
Teknolojik değişmeler eş-ürün-eğrileri-nin orijine yaklaşıp uzaklaşması veya kapital ve emek miktarlarının ölçüldüğü eksenlere yaklaşıp uzaklaşması ile gösterilebilir.
Etkisiz Teknolojik Değişim: Faktör fiyatları değişmediği halde faktör prodüktivitelerinin teknolojik gelişme nedeniyle artması, belli bir üretim seviyesine daha az faktör kullanarak ulaşmasını mümkün kılmıştır. Böyle bir durumda faktör bileşim oranları aynı kaldığı için bu tür teknolojik değişmeye "etkisiz teknolojik değişme" adı verilir.
Kapital Yoğun-Emek Yoğun Teknolojik Değişmeler
Eğer teknolojik değişme, faktör fiyatları değişmediği halde belli bir üretime ulaşmak için eskisine oranla daha çok kapital ve daha az emek kullanılması sonucu doğurursa bu tür teknolojik değişmelere kapital yoğun veya emek tasarruf ettirici teknolojik değişmeler adı verilir.
Bunun tersi olursa, yani belli bir üretime ulaşmak için daha çok emek ve daha az kapital kullanmak mümkün olursa bu tür teknolojik değişmelere de "emek yoğun" veya "kapital tasarruf ettirici" teknolojik değişmeler adı verilir.
Nur Z. KESKİN
TELEOLOJİ
Evreni, amaçlarla araçlar arasında bir ilişkiler sistemi olarak gören felsefe öğretisi. Bir başka tanımıyla, İnsanın amaçlarım adalet ve mutluluk açısından ele alıp çözüme kavuşturmak isteyen disiplin, yani tabiat, insan ve toplumların amaçlara göre tes-bit edilerek yönetildiğini ileri süren felsefe teorisidir. Bunlar sadece insan davranışlarını değil, tarih ve tabiat olaylarının da, tümelin (küllinin) olduğu kadar tek tek olayların da amaçlarla belirlenmiş ve yönetilmiş olduğunu kabul ederler.
Evrende her varlık ve olayın belirli bir amaca göre geliştiğini ve meydana geldiğini, hiç bir varlığın ve olayın boş yere ve maksatsız varolanılyacağını kabul eden teleoloji, varlığın amacını araştırmayı kendisine bir görev saymıştır. Teleoloji, varlığı amaç-neden ilkesine göre açıklamaya çalıştığı için Determinizm, Mekanizm, Madde-cüik ye Evrimci varlık Öğretilerine karşıttır. Çünkü amaçlılığın olduğu yerde, determinist ve mekanist varlık açıklamaları ve tesadüf fikri tutunamaz. Zira nesnelerin ve objelerin "neden" meydana geldiklerini açıklamaya çalışan Determinizm'e karşı, varlıkların hangi "amaç" için meydana geldiklerini araştıran amaçlılık anlayışı, evrende böylesine bir amaç güdebilecek üstün bir gücün varlığı inancına dayanmaktadır.
Amaç (Telos) düşüncesini felsefeye ilk getiren antik çağ tabiat filozofu Anaksago-ras'tır. Teleoloji terimini ilk kullanan ve felsefeye mal eden ise Alman filozofu Wolff (1679-1754)'dür. İlkçağ tabiat filozofu Anaksagoras (500-428) evrenin bir telos, bîr amaca göre meydana geldiğini düşünüyordu. O, bu evreni meydana getiren ve yöneten zihnî ilkeye "nous" adını vermiştir. Bu teleolojik görüşünden dolayı, Sokrates ve Platon Anaksagoras'ı, kendilerinden önceki filozoflar arasında en "gerçek filozof diye nitelendirmişlerdir. Amaç (Telos) kavramı Anaksagoras'dan sonra çeşitli Yunan filozofları ve Özellikle Aristoteles tarafından geliştirilmiştir. Aristoteles'in ünlü "En-telekheia"sı telos kökünden türetilmiştir. Aristoteles'de entelekheia, kendi içinde bir amaca sahip olan, kendisini görünüşlerinde gerçekleştiren öz, maddeye biçim (form, şekil) veren, mümkünü gerçek olana çeviren etkin ilkedir. Bu anlayışa göre, bütün tabiat varlıkları amaçlarını kendi içlerinde, özlerinde taşırlar ve bu amaca göre biçim ve yapı kazanırlar. Cansız varlıklarda ise bu şuursuz bir amaçtır ve varlıkları daha Önceden belirlenmiş bir maksada doğru geliştirir. Bunun için Aristoteles'e göre, tabiat belirli bir amaca göre oluşan bir süreçtir; böyle bir sistemde tesadüfe hiçbir şekilde yer yoktur. Anaksagoras'ın "telos" ve dolayısıyla Aristoteles'in "entelekheia" kavramı daha sonra bütün idealist felsefelerin temel kavramı haline gelmiştir. Gaiyet veya amaçlılık (gaye-scbep) ilkesi daha yakın zamanlara kadar, pozitif tabiat bilimlerinde bile determinizm (neden-etki) yerine kullanılmaktaydı. Bütün tabiat olayları arasında geçerli olan yasa ve bağıntılar Aristoteles'in ortaya koymuş olduğu telos anlayışıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Farabi, îbni Sina, Aquino'lu Thomas, Leibniz, Buffon, Kant, Hegel, Heidegger vb. gibi düşünürler bu Aristotelesçi teleolojik anlayışı sürdürmüşlerdir. Bunlardan Kant, bilimi kuran akıl alanında ideolojinin düşünülmez olduğunu söylerken, sanat ve organik tabiat görüşünde bir iç amaçlılıktan (gaiyetten) söz etmektedir. Amaçlılığa karşı ilk tepki ise İlkçağda Demokritos atomculuğu, mekanizmi ve determinizmi ile başlamıştır. Onu Epi-kürcüler, Descartes, Robert Böyle, La Mettrie, Materyalistler, Spİnoza, Psikolog Kostyleff, J. Loeb vb. takip etmiştir. Bu me-kanist ve determinist görüş inşam bir "Ma-kina-Adam" (La Mettrie) olarak tanımlamış, biyolojik (J. Loeb) ve ruhî olayları (Kostyleff) mekanizm ile açıklamakta ısrar etmişlerdir.
Pozitif tabiat bilimlerinin gelişmesi, düşünürlerin tabiata, tekrar nesnel varlığa dönmesiyle "amaç-neden" ilkesi yerine "neden-etki" ilkesi hakim olmaya başlamış, böylece maddeci ve bilimci determinist anlayış ile idealist ve metafizik teleolojik anlayış arasında kapatılması imkânsız bir uçurum meydana gelmiştir. Çünkü determinizm bir nesnenin nasıl meydana geldiği sorusuna açıklık getirir; amaçlılık İse niçin, ne amaç ile meydana geldiği sorusunu cevaplandırmaya çalışır. Bu yüzden de teleoloji tabiattaki amaçlan belirleyen üstün bir ilkenin, Allah'ın veya aklın mevcudiyetini gerektirir. Bu anlayışa göre herhangi bir varlığın yapısını ve gelişimini belirleyen onun nedeni değil, amacıdır. Bu amacı da Allah koymuştur. Fasulyeyi fasulye yapan, fasulye tohumu oluşu değil, Tann'nın tayin etmiş olduğu fasulyeleşme amacıdır.
Bu sübjektif amaçlılığın karşısında yer alan objektif ve bilimsel amaçlılık ise tamamen maddîdir. Tabiattaki amaçlılığın maddî nedenleri bulunduğu ve bu amacın Çevreye en iyi bir biçimde uyma olayından ibaret olduğu Danvin tarafından ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bitkiler ve hayvanlar dünyasındaki değişmeler, onların, hayatın değişen şartlarıyla karşılıklı olarak etkileşmesinden meydana gelir. Determinizmi kabul etmeyenler karşısında yer alan bilimci ve maddeci anlayışa göre, eğer insanlar tabiat ve toplumdaki nedenselliği keşfetme-miş olsalardı, hiçbir davranışta bulunamazlardı, dolayısıyla bilim de yapamazlardı. Bilindiği gibi pozitif tabiat bilimleri tama-miyle nedensellik anlayışının ürünüdür. Bu bilimlerin teorideki temsilcisi olan dialek-tik materyalizm, özellikle canlı organizmaların anatomik yapılarındaki ve davramşla-rındaki amaçlılığın temelinde objektif ve maddî sebeplerin yattığını göstermiştir. Danvin nazariyesi işte bunu ispatlamaya çalışan bir çabanın ürünüdür. Buna göre hayvan ve bitkilerdeki değişiklikler, çevre şartlanndaki değişiklikler sebebine dayanır. Çevre değişikliklerine uyma zarureti, tabiî ayıklanmayla gerçekleşir ve soyaçe-kimle kuşaktan kuşağa geçerek canlı organizmaların yapısında bir amaçlılık meydana getirir. Canlı organizmalardaki her oluşum hayatı sürdürme amacına dayanır; ama bu amaçlılık, zaman içinde tamamen objektif ve maddî sebeplerle meydana gelmiştir. Bu amaçlılık içinde en köklü olanı da hayatı ve nesli devam ettirme amacıdır.
Dahilî amaçlılık olarak da nitelendirilen böyle bir amaçlılık yeni biyoloji ve tıbta da gittikçe yerleşmektedir. Bu amaçlılık anlayışına göre, canlı varlıklarda her uzvun belirli bir amaç ve hedefe yönelik olduğu, uzuvlar arasında bir uzlaşma, dayanışma ve yardımlaşmanın bulunduğu kabul edilir. Bu durumu insan organizması en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Canlı varlıklar mekanizmden ziyade finalizm ile açıklanabilirler. Organizmaların kendi kendilerini yenilemesi, onarması ve düzenlemesi ancak amaçlılık ilkesiyle açıklanabilir. Manuk'da akıl ilkelerinden söz edilirken, nesnel dünyanın açıklanmasında Nedensellik ve Amaçlılık ilkelerinin kullanılması gerektiği üzerinde durulur. Yani varlıkların bu ilkelerle açıklanabileceği belirtilir.
Teleolojinin ahlâk ile de bir ilgisinin olduğu görülmektedir. Çünkü Lapie'nin de dediği gibi, insanı teleoloji, adalet ve mutluluk nazariyeleri olgunlaştım. Mutluluğu yükseltmek amaçlılığın esas dayanağıdır. Zira her varolan bir amaca bağlı olarak yaratılmıştır; amaçsız hiçbir şey yoktur.
İslâm düşüncesinde ve temel kaynak olan Kur'ân-ı Kerim'de hiç bir şeyin boş yere yaratılmadığı, her şeyin belli bir amaç için yaratıldığı ve bütün varlıkların da insanın emrine amade kılındığı, insanın ise ibadet, erdem, mükemmellik ve olgunluk vb.ni gerçekleştirmek için yaratıldığı belirtilmektedir. Aynca evrende görülen düzen ve uyumun tâbi olduğu ilke olan amaçlılığa dikkat çekilerek bunlar üzerinde düşünülmesi, bunlardan Allah'ın kudret ve azametine dair deliller çıkarılması istenmektedir. Allah'ın varlığını ispat etmede kullanılan teleolojik delil de bu çeşittendir. Allah'ın varlığını ispatta kullanılan bu delil, ontolo-jik ve kozmolojik deliller dediğimiz, bilimsel, felsefi ve kelamı akıl yürütmelere dayanan delillerden daha kolay anlaşılmaktadır. Burada; "her düzen bir düzenleyiciyi gerektirir" akıl yürütmesinden hareket edilerek ve tabiattaki düzene bakılarak Allah'ın varlığının ispat edilmeye çalışılması, teleolojik delili ortaya koyar. Bu delil, doğrudan doğruya evren ve tabiattaki düzen ve uyuma dayanmaktadır. Evrendeki amaçlılığı inkâr, Allah'ı inkâr demektir, diğer bir ifadeyle, evrenin mekanizm ve tesadüfler tarafından idare edilmesi demektir ki, bu da mantıkî bir çelişkiyi doğurur ve bütün kutsal kitaplara da aykırıdır. Varlıktaki metafizik amaçlılık ilahî bir düzenlemenin sonucudur ve bunun üstünde de bir düzenleyici (nâzım) düşünülemez.
Hüsamettin ERDEM
İslami Okul Okulların En Önemlisi