Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Teori - İslami Bilgiler - 26. Sayfa

 

TEORİ

 

Bilgi edinme sürecinin herhangi bir aşa­masında ortaya atılan, geçerlilik ve güveni­lirliği bilimsel yöntemle saptanmış bir ge­nel bilgi ve açıklama düzenidir. Modern bi­limsel ve felsefî bakış açısına göre, deneyle karşıtlık içinde, düşünce ile kazanılmış bil­gi; belli olayların ilkelerden kalkarak bilim­sel olarak açıklanması ve tek tek bilgilerin genel yasalar altında toplanması; kendile­rinden her türlü yasallığın ve tek tek olayla­rın çıkarılabileceği ilkelere göre düzenlen­mesi, şeklinde tanımlanabilir.

Teori kelimesi, eski Yunanca'da theore-in kelimesinden türetilmiş olup "dikkatlice bakmak" anlamına gelmektedir. Bu neden­le İlkçağ düşünürlerinin bu konudaki genel yaklaşımı teorinin, doğanın ve gerçekliğin gözlenmesinde ve açıklanmasında ince ve derin görüşler bütünü olduğu yolundadır. Nitekim, klasik çağın öncülerinden Pla-ton'a göre teori, zihinsel veya düşünsel bir gerçekliği ifade eder. Aristoteles ise aynı kavramdan, pratik bilginin karşısında yer alan saf bilgiyi anlamaktadır. Aristoteles'e göre bu saf bilgiye, pratikten bir soyutlama ile ulaşılabilir. Teori, olgular dünyasındaki gözlemler sonucu elde edilen bir ilkedir. Onun teori hakkındaki bu görüşü, bilimsel tutumunun ve gözlem ile deneye verdiği önemin de bir göstergesidir. Fakat Aristote­les'in bu görüş ve tutumundan hareketle kurmaya çalıştığı bilim teorisinde neden­sellik ilkesinin zayıflığı ve doğa kanunu fikrinin oluşmamış olması, kendisinde mevcut bulunan hylozoizm görüşünün ka­lın uları sebebiyledir. Nitekim onun "doğal yer" anlayışı, bu hylozoist anlayışa bir ör­nek olması açısından önemlidir.

Teori, varsayım gibi açıklayıcı bir bilim­sel araç olmasına rağmen varsayımdan da­ha geniş kapsamlı ve köklü izahlar getir­mektedir. Bu anlamda teori, gözlem dışı ilişkileri dile getiren açıklamaya dayalı ya­saların, olgular alanındaki ilişkilerin iza­hında aksiyom ve bir nevi varsayım işlevi gören bir sistem olarak düşünülebilir. Teo­riler, olgular arasındaki ilişkilerin izahında kavramsal bir nitelik taşımaktadırlar. Bu yönüyle teorilere kavramsal bir sistem ola­rak bakmak daha doğrudur.

Teori kavramı, özellikle diyalektik me­todu kullanan düşüncelerin hâkim olduğu dönemlerde, pratik karşıtı olarak ele alın­mış ve gerçekliğin sistemli ve organize edilmiş bilgisi olarak tanımlanmıştır. Bu bakış açısına göre teoriler, düşünsel veya zihinsel birer yapı olarak görülmüş ve gös­terilmiştir. Teoriler, bu anlamda, karşımıza bîr gerçeklik ve bilgi alanının soyut ve sim­gesel birer boyutu olarak çıkmaktadır. Bu noktada teorilerin pratik karşıtı bir yapı, sis­tem anlamını içeriyor olmalarına rağmen, gözlem ve deney sonucu ulaşılan bilimsel sonuçların mantıksal ve şematik bir sistemi belirtiyor olmaları da ayn bir gerçektir. Ni­tekim teori kavramının bir spekülasyon, aşın bir genelleştirme ve hatta bir varsayım olarak görülmesi de kavramın taşıdığı bu ikinci anlamın gözden ırak tutulmasından kaynaklanmaktadır.

Teori, tanımından da anlaşılacağı üzere, varsayımdan daha genel bir açıklama tarzı­dır. Varsayım, bir ölçüde, doğruluğu ispat­lanmamış ve hatta sorgulanmamış bir önde-yiş niteliğini taşır. Teorinin taşıdığı ve var­sayımdan ayrılan niteliği ise onun, doğru­lanmış, fakat henüz tümüyle belli bir kesin­lik kazanmamış bir sistem olmasıdır. Teoriler, önermeden oluşan varsayımların aksi­ne, birer önermeler dizisidir.

Teorilerin bilimsel çalışmalardaki temel ve önemli işlevi, onların birer hazırlık aşa­ması ve bilimsel çalışmada ilk adım evrele­rini teşkil ediyor olmalarıdır. Bu yönüyle teoriler, gözlem ve deneyler ile ulaşılan so­nuçlardan hareketle, yeni gözlem ve deney sonuçlarına kılavuzluk eden ve böylece bi­limsel çalışmaların kopukluğunu da önle­yen birer sistemdirler. Bu noktada teorile­rin, yeni gözlem ve deneylerin gerçekleş­mesi ile işlevlerinin sona erdikleri ve artık birer bilim tarihi konusu olduktan da diğer bir gerçektir. Bu aşamada teorilerin doğru­lanmaları veya çağdaş bir bilim felsefecisi K. Fopper'in ileri sürdüğü gibi yanlışlanma-lan sözkonusudur. Fakat, teoriler, doğrula­nabilir veya yanüşlanabiÜr nitelikte de ol­salar, bilimsel gelişmenin hazırlayıcısı ol­maları açısından, bilim tarihlerinin konulan olmaktan öte bir anlam ve öneme sahiptir­ler. Belki bu anlamda bir teorinin doğru ve­ya yanlışlığı değil de sınırlı oluşundan bah­sedebiliriz. Bir teorinin, olgulan açıklama­sında önemli bir işlev üstlenebilmesi için onun daha kapsamlı ve bilimsel verileri kapsayıcı olması gerektiğinden söz edilebi­lir. Einstein'ın en genel ve tek bir bilimsel teoriye ulaşma arzusu bu konuda atılmış önemli bir adımdır. Onun "birleşik alanlar teorisi", teorilerin kapsamlı nitelikler taşı-malan gerektiği görüşünün yansıdığı de­ğerli bir bakış açısının ürünüdür.

Teori kavramı, bünyesinde oldukça de­ğişik ve çeşitli görüşleri ve anlamlan barın­dıran geniş bir tarihsel arkaplana sahiptir. Eski Yunan'dan günümüze kadar felsefe ve bilim çevrelerinin tartışma ve düşünmeden uzak kalamadıktan bir konudur teori. Bu,teorinin bilimsel felsefi çalışmalardaki önemli konumunu da belirtmesi açısından ayn bir öneme sahiptir.

Bilim Teorisi alanında tarihte görülen en önemli ilk görüş, David Hume'a ait olan, bi­limsel teorinin, gözlem ve deneye dayalı ta­biat bilimlerine dayanması gerektiğini ileri süren natüralist teori fikridir. Bu teorinin psikolojizm, sosyolojizm ve fizikalizm ol­mak üzere üç değişik türü mevcuttur. Hu-me, Lipps, AVindelband, Wundt, Dilthey gi­bi düşünürlerce savunulan psikolojizme göre determinizm gibi tabiat kanunu fikri konusundaki teoriler psikolojik çağrışım metodu ile izah edilebilmektedir. Durkhe-im'ın öncülüğünü yaptığı ve aynca Mann-heim ve Sorokin taraflarından da temsil edi­len sosyolojizm de bilimsel ve felsefî konu­ların izahında topluma ve sosyal olaylara dayalı teoriler geliştirme eğilimi göster­mektedir. Son olarak bilimsel olayların açıklanması konusunda si s ıc m I eştir ilen te­orilerin fiziko-şimik kanunlara dayandırıl­ması gerektiğini ileri süren fizikalizmin temsilcisi de meşhur bilim felsefecisi H. Reichenbach'tır. Aynca, biyolojiye dayalı teoriler kurma çabasında olan Eug. Rigna-no ve F61ix Le Dantec ile aynı konuda Ener-jetizmi savunan James Jeans'i anmak gere­kir.

Kant'ın göreli bilim teorisi ve bilimi mümkün kılan akıl üzerindeki görüşleri ve çalışmalarından sonra, felsefe tarihinde, te­ori ile ilgili önemli fikirlerin ileri sürüldüğü Marburg Okulu'nu ve onun Önemli temsil­cisi Hermann Cohen'i görmekteyiz. Co-hen'e göre felsefenin en önemli bölümü bi­lim teorisi kısmıdır. 0,1878-1883 yılların­daki çalışmaları sonucunda felsefede tarih ile teorinin aynlamazhğını ileri sürmüştür.rüş birliğine vardığı anlayışa göre, insanın akıla ve "kendilik' fikrine sahip olması, insa­nı hem diğer canlılardan ayn kılmakta, hem de insanın obje ve süje olmaya muktedir olabilmesine yol açmaktadır. Başka bir ifa­deyle insan, hem çeşitli deneyimler yaşaya­bilir, hem de bu deneyimlerin farkında ola­bilir. Bundan dolayı hayvan uyarıcıya karşı otomatik olarak ve değişkenlik göstermek­sizin Önceden belirlenmiş bîr tarzda tepkide bulunurken, insan geçmiş deneyimlerinin ışığında geliştirdiği beklentileriyle plan ya­pabilir, aksiyonlarını gözden geçirebilir, kendisi üzerinde düşünebilir.

Tepki kavramına günümüz sosyolojisin­de karşı çıkan yaklaşımların başında sem­bolik etkileşimcilik ve etnometodoloji gel­mektedir.

Nilgün ÇELEBİ Bk. Davranışçılık, Uyaran