Te'vil - İslami Bilgiler - 31. Sayfa
TE'VİL
Arapça bir kelime olup, sözcük anlamı itibariyle "aslına, öncesine döndürmek" demektir. Kur'an ve Kur'an ilimlerinde kazandığı teknik kullanımıyla ise bir söz, bir misal, bir teşbih veya haberi çıkıp dayandığı asıl kaynağına ve hakikat ve varacağı neticeye döndürmek, varacağı yere vardırmak anlamındadır.
İslâm'ın ilk asırlanndan beri, özellikle savaşlara kadar varan bir lakım anlaşmazlık ve fırkalaşmalann da etkisiyle, Kur'an'daki "Odur Kitabı sana indiren, onda muhkem ayetler vardır, bunlar Kitab'ın anasıdır, di-ğerleriyse müteşabihlerdir ki, kalplerinde eğrilik olanlar ondaki müteşabih olanlara uyarlar fitne isteyerek ve onun te'vilini isteyerek. Oysa, onun te'vilini ancak Allah bilir ve ilimde kök salmış olanlar, "ona inandık, hepsi Rabbimizin katımladır" derler.. (Bakara, 7) ayetinin çerçevesinde muhkem ve müteşabih ayetler ve te'vil konusunda çeşitli tartışmalar olagelmiş ve konu üzerinde değişik fikirler ortaya atılmıştır.
İhtimal bir takım dalâlete düşmüş mez-heb mensuplarının batıl yorumlarını izale için olacak, bir takım müfessirler te'ville tefsiri aynı görürken, daha bazıları ise te'vi-li, ayetin zahirine aykırı olan anlam şeklinde telâkki etmişlerdir. Bilhassa Hicrî III. asırdan itibaren Kelâm ilminin daha da gelişmesine parelel olarak te'vili tefsirden ayn düşünenler gittikçe çoğalmaya yüz tuttu. Daha sonraları ise özellikle tasavvuf! akımların da etkisiyle, te'vil, Kur'an'ın batini, tefsir ise zahirî açıklamasının ilmi haline geldi. Kelimenin bu şekilde özel bir kullanım sahası kazanmasıyla, "Kur'an'ın hem zahirî ham batını, yediye kadar varan batınının da batını vardır" şeklindeki rivayetlere de dayanılarak, Allah Kelâmı'nın zahiriyle sıradan insanlara, işaretleriyle seçkin kimselere, ince ve hoş manalanyla (letâif) velîlere ve hakikatleri yle de peygamberlere düstur olduğu, dolayısıyle, onun felsefî ve derunî izahının tefsirle değil, te'vil yoluyla mümkün olabileceği yolu doğdu. Haris el-Muha-sibî, Sehl et-Tüsterî, Ebu Talib el-Mekkî ve Sülemî gibi sufilerce yolu açılan bir 'Iş'arî Tefsir Okulu' kuruldu. Bunların karşısında zaman zaman Kur'an'ın bütünüyle zahirî anlamlarını savunan ve diğerlerini çeşitli ithamlar altında tutan bir takım müfessirlerin tepkilerinin çok fazla etkili olduğu söylenemez. Kur'an'da inceliklerin, işaretlerin ve bir takım sırların da bulunduğunu gören bazı alimler, bir yandan te'vili inkâr etmeyerek, bir yandan da Batınîlik ve Karam ita mezhebi gibi çok aşın sözde te'vilcüerin fasit yorumlarına meydan vermemek için orta bir yol tutarak, Kur'an'ın zahirî lafzına, belagat ilmine ve İmanî, Islâmî esaslara ters düşmeyen yorumlara 'et-Te'vîlül-münkad' (doğru ve makbul te'vil), batıl ve bozuk olanlarına da 'et-te'vîlü'1-müstekreh' (tiksindirici ve kabul edilemez te'vil) adını verdiler. Ünlü müfessirlerden İbn Kesîr, Kur'an'da geçen te'vil kelimesinin
a) Bir şeyin hakikati, künhü ve varacağı netice,
b) tefsir, beyan ve yorum anlamlarına geldiğini; birinci anlama göre Kur'an'ın te'vilinin Allah'tan başkasının bilemeyeceği ve insanlarca böyle bir te'vilin yapılamayacağı, ikinci anlamıyla ise ilimde kök salmış olanların müteşabih ayetleri bile te'vil edebileceği sonucuna vardı.
Te'vîl'in ne olduğunu iyi anlamak için Kur'an'da nasıl kullanıldığına kısaca göz atmak yerinde olacaktır:
Bir kez, te'vil sadece müteşabih ayetler için değil, Kur'an'ın tümü için söz konusudur. (Yunus, 39) Kâfirler Kur'an'ın te'vilini beklemektedirler, ama onun te'vili geldiğinde peygamberlerin getirdikleri haberlerin doğruluğu anlaşılacak ve gözlerindeki perde kalkmış olanlar gerçeği olanca çıplaklığıyla göreceklerdir. (Araf, 53; Kaf,42). Ölçü ve tartıyı doğru yapmanın te'vilini (sonucu) en güzel olan şekildir (İsrâ, 35). Yusuf (a.) rüyasında ay, güneş ve 12 yıldızın kendisine secde ettiğini görmüş ve nihayet ailesini Mısır'a getirip, anne-babasını tahtın üzerine oturtarak hepsi kardeşleriyle birlikte ona secde ettiklerinde bu rüyanın te'vili çıkmıştır. Aynı şekilde, Mısır melikinin gördüğü rüya da Yusuf (a.)'un tabiri üzere dünya hayatında gerçekleşmiştir. (Yu-suf,100,48). Hz. Musa ile Hz. Hızır kıssasında, Hızır (a.) sebepsiz ve hattâ ihanet gibi görülen bir işte bulunarak üzerinde git-tikleri gemiyi delmiş, kendilerini misafir etmekten kaçınan bir köyde yıkılmakta olan bir duvan düzelterek karşılığında ücret bile taleb etmemiş ve hiç suçu olmayan küçük bir çocuğu öldürmüş ve ilk bakışta Musa (a.)'ın Şeriat dışı gördüğü fiillerde bulunmuş ve sonra davranışlarını te'vil etmiştir. Buna göre gemiyi sebepsiz yere delip, gemi sahiplerine görünüşte zarar vermesinin al-ünda yalan sebep, gemiyi varacakları yerin kralının gasbından kurtarmaktı. Yıkılmakta olan duvan ücretsiz onarmasının sebebi, o duvarın altında yetim iki kardeş için babalarından kalma bir hazinenin bulunması ve bu hazinenin İlerde onların eline geçmesini sağlamaktı. Suçsuz bir çocuğu öldürmesi ise, anne-babası salih olan bu çocuğun ilerde askıya olup anne-babasına da zararlı olacağı ve bunun yerine Allah'ın o anne-baba-ya hayırlı bir çocuk vereceğiydi. (Sure: 18)
Kâinat'laki hadiselerin gerisinde her insanın bilemeyeceği kesin hikmetler ve sebepler vardır. Sözgelimi, bir insan günah işler ve Allah bu günahından dolayı onu dünyada cezalandırmak dileğiyle, hastalık veya daha değişik şekillerde musibet gönderir. Meselâ, hiç suçsuz hapse düşer; aslında hapse düşmesinin gerisindeki gerçek sebep işlediği günahtır ve bu yolla Allah günahının karşılığını dünyada vermiş olur. Öyleyse, başına suçsuz yere gelen bu hapsin te'vi-li, yani gerçekte dayandığı ana sebep ve hikmet, o kişinin işlediği günahtır. Böylece, te'vil, hadiseleri bir noktada gerçek hikmet ve sebeplerine irca demek olmaktadır.
Yine, ölçü ve tartıda doğru davranma, belki kişiyi hileyle sağlayacağı kazançtan ilk anda yoksun bırakabilir, fakat bu hareketinin temelinde doğruluk yattığından, bir
tohum gibi ahiret tarlasına edilen bu davranış belki hem dünyada, ama mutlaka Ahi-rel'ıe karşısına büyük bir Cennet nimeti şeklinde çıkacaktır, işte bu da o doğruluğun varacağı sonuç, yani te'vîlidir.
Kur'an-ı Kerim, toptan bir kere (inzal) ve hadiselere göre 23 yılda parça parça inmeden önce sağlam, korunmuş bir kitapta, Levh-ı Mahfuz'daydı. Tertemiz melekler onun indirilmesinde vasıta oldular ve Kur'an'la Rasulullah bir takım görünmez âlemlerden (gayb âlemleri), dünyada ve Ahiret'te Kur'an'a inanan veya inanmayanların başlarına geleceklerden, Cennet ve ce-hennem'den vb. haber veriyordu. Haber verdikleri reel plânda mevcuddu, ama dünya gözüyle görünmüyordu. Fakat bunlar bugün reel olarak insanların karşısına çıkacak ve bu haberler te'vilini bulacaktır. Bunun gibi, bütün Kur'an ayetlerinin her zaman ve her şartla, her kişi ve toplum için ve her seviyede reel planda gerçekleşecek haberleri, İşaretleri ve sembolleri vardır ki, işte bunları görebilmek onun te'vîlidir. Kur'an, gerçeği (realitesi) olan işaret, sembol ve haberlerinin, belki daha doğru bir deyişle geldiği yüce âlemlerdeki realitesinin bir bakıma şe-hadet alemindeki sembollerinden ibarettir; yani, geldiği âlemlerdeki. Korunmuş Ki-lap'taki realitesini Şehadet âleminde, yani şu yaşadığımız âlemde insana uygun işaretlerle ifade etmektedir ki, bu işaretlerin gerçeği Ahiret'te keskinleşmiş, perdesi kalkmış gözlerle apaçık görünecek ve bizzat yaşanacaktır. Onun te'vilİ budur; aynı şekilde, O'nun bizim ve âlemimiz için, meydana gelmiş ve gelecek her hadise ve herkes için göremeyen gözlere gizli olarak barındırdığı işaretleri, sembolleri ve incelikleri reel düzlemde, yani dünya hayatında da elbette gerçekleşecektir ki, bu da onun te'vilidir. Bunu bir-ikî örnekle müşahhaslaştıracak olursak, sözgelimi, Kur'an "Muhakkak insan tuğyan eder, tağut kesilir" (96:6) derken, belki Ra-sulullah zamanındaki bir kişiyi kastetmekledir ama, sonradan gelecek veya önceden gelmiş ehlinin bildiği daha pek çok tağutla-ra da şu veya bu şekilde işaretler vardır burada. Aynı şekilde, "Sana buğzeden, seni ayıplayandır asıl soyu kesik olan" derken (108: 3), o an için belki bir kişiden söz etmektedir ama, bu ifadenin içinde hem de ismen ehlinin tanıdığı dehşetli kafirler ve ta-ğutlar vardır. Bunun gibi, her bir ayetin bu ve daha başka pek çok şekilde te'villeri, yani reel âlemde parmak bastığı, anlamının ve işaretinin tatbik edilebileceği özellikleri vardır ki, bu da bir nevi te'vildir.
Kur'an'ın tamamına ait olan te'vilinin Allah'tan başka ilimde kökleşmiş gerçek alim-lerce bilinip bilinemeyeceği tartışmalarını ise, Hz. Musa ile Hz, Hızır (a.) kıssası ve bir acıdan da Hz. Yusuf (a.) in kıssası kökünden kesmektedir herhalde.
Ali ÜNAL
İslami Okul Okulların En Önemlisi