Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

TOPLUMSAL SÖZLEŞME - 37. Sayfa

 

TOPLUMSAL SÖZLEŞME

 

insanların bilerek ve isteyerek sahip ol­dukları bütün kişisel hak ve özgürlüklerden vazgeçtikleri ve bir toplum hayatı oluştur­dukları varsayımım kabul eden görüş. Sos­yal olayların ve fert-toplum ilişkilerinin izahında, tek taraflı bir yaklaşımın uzantısı olarak karşımıza çıkan toplumsal sözleşme, insanların toplum dışında, toplumdan ayrı ve daha önce fert olarak var olduklarım, mallarını, haklarını, hayatlarım ve kendileri için değerli gördükleri şeyleri muhafaza et­mek için bir toplum oluşturduklarını ileri sürmektedir.

Toplumun, insanların kendi istekleriyle biraraya gelerek kurulduğunu ileri süren görüşlere, ilkçağ felsefesinde de rastlan­maktadır. Nitekim, M.Ö. V. yüzyılda, Çinli filozof Mo Tzu ile Yunanlı Sokrates ve Epi-kurus'da bu görüşün temellerini bulmak mümkündür.

16. ve 17. yüzyıldan itibaren toplumsal sözleşme görüşü daha sık dile getirilmeye başlanmıştır. İngiliz Thomas Hobbes (1588-1679) ve Hollandalı Banıh Spinoza (1632-1677) toplumsal sözleşmeden bah­setmişlerdir.

Spinoza, toplum hayatının ve devletin olmadığı bir dönemde "büyük balık, küçük balığı yutar" felsefesinin geçerli olduğunu, insanların akıldan çok kin ve öfke ile hare­ket ettiklerini ve devamlı bir kavga içinde olduklarını belirtmekte, ancak insanların duygularını kontrol ederek akılla hareket etme eğilimine girdikleri anda toplum ha­linde yaşamaya başladıklarını ifade etmek­tedir. Spûıoza'ya göre, ilk durum çok fazla sürmeyecek ve mutlaka toplum hayatına geçilecektir.

Hobbes da Spinoza gibi, insanların baş­langıçta akıllarından çok duygularıyla ha­reket ettikleri için düzenin olmadığı ve de­vamlı kavga ortamında yaşadıklarını, böyle bir ortamda da herkesin kendi kişisel hak ve çıkarlarını Öncelikle korumaya çalıştıkları­nı ileri sürmektedir. Ancak, insanlar tutku­larını yenerek akılları ile hareket edecekler ve karşılıklı olarak bütün haklarını veya haklarının bir kısmını devrederek araların­daki kavgayı sona erdiren toplumsal bir ha­yatı başlatacaklardır. Bu yeni hayatın düze­nini oluşturacak olan da toplumsal sözleş­medir. Hobbes'a göre bu devirde insan, ken­dini korurken başkasına yapılmasını iste­mediği şeylerin kendisine de yapılmasını önleyecektir.

Toplumsal sözleşme bugünkü anlamını Fransız filozofu Jean-Jaques Rousseau (1712-1778) ile kazanmıştır. Rousseau'ya göre toplumun kurucusu sözleşmedir ve in­sanları daha Önce bulundukları doğal halle­rinden toplum halinde yaşamaya getiren zo­runluluklar ve hürriyetlerdir. Zorunluluklar ve hürriyet, insanları önce aile, daha sonra kabileler ve nihayet milletler halinde bir araya getirmiştir. Toplum hayatında, bira­raya gelen insanların hepsi, kendi hakların­dan vazgeçtikleri için hiç kimsenin diğerinden üstün bir hakkı olmayacak, dolayısıyla herkes kaybettiği hakkın daha fazlasına toplum halinde yaşarken kavuşacaktır. Toplumsal sözleşmenin amacı, insanları esir haline getirmek değil, fertleri kendi aralarında mutlak bir eşitliğe kavuşturarak onlan saldırganlıktan ve kavgadan uzak tut­maktır.

Özet olarak, toplum ve toplumu düzen­leyici devlet kurulmadan önce insanlar bü­yük bir kargaşa içinde yaşıyorlardı. Herke­sin istediğini yaptığı ve birbiri ile kavga içinde bulunduğu bu aşamada, kargaşaya son vermek ve mallarını güvence altına al­mak üzere insanlar birbirleri ile sözleşerek sınırsız haklarının bir kısmından vazgeçti­ler ve hürriyetlerini daha üstün bir iradenin hakim olduğu topluma ve devlete devretti­ler. Toplum ve düzenleyicisi devlet, kavga ortamım sona erdirdiği gibi, fertlerin vaz­geçtikleri haklarından daha fazlasını da el­de etme imkânını verdi.

Toplumsal sözleşme ve bu görüşten ha­reketle sosyal olayları ve fert-toplum ilişki­lerini açıklayan mukavele teorisi, sosyal olayları açıklamada yetersiz ve tek taraflı kalmakla eleştirilmektedir, tnsan ve toplum birbirinden ayrılamaz, insanın ve toplumun gelişmesinde, herhangi bir kesimin önceliği yoktur. İnsanın, insani özellikleri ancak toplum içinde ortaya çıkar, bu durum İki ör­nekle açıklanmaktadır.

Bunlardan ilki, küçük yaşlarda vahşi hayvanlar tarafından kaçırılan ve toplum hayatından uzak yaşayan insan yavruların­da insani özelliklerin hiç birisinin ortaya çıkmaması ile ilgilidir. İkinci örnek; ise, in­san yavrusunun toplumun bir üyesi olarak toplum içinde dünyaya geldiği halde, top­lum hayatına uyabilmesinin ancak çok

uzun süren bir sosyalleşme sureci ile ger-çekleşebilmesidir. Bu örneklerden hareket­le, insanın toplum hayatına girmeden önce, fert durumunda olduklarını, şahsiyete sahip olduklarını kabul eden görüşler, hatalı ve tek taraflı olarak kabul edilmektedir.

Yusuf ALPER