Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

TÜKETİCİNİN KORUNMASI - 45. Sayfa

 

TÜKETİCİNİN KORUNMASI

 

Tüketici, "kendi ve yakınlarının ihtiyaç­larını karşılamak için mal ve hizmeti satın alan kişi veya gruplar" olarak tanımlanabi­lir. Başka bir ifadeyle tüketici; aldığı mal veya hizmeti tekrar satışa arzetmeyen, kul­lanan veya tüketen kişi, grup ve organizas­yonlardır. Genel anlamda tüketicilerin ko­runması da, tüketicilerin aldığı bu mal veya hizmetlerin ihtiyaçlarını gidermesi özelli­ğine sahip olmasının teminine yöneliktir.

Herhangi bir malı satın alan tüketicinin, üreticinin fayda ve menfaatlerine karşılık bir takım haklan vardır. Bu haklar; mal ve­ya hizmetin tüketicinin ihtiyacını giderebil­me özelliğine sahip olması, aksi halde geri verebilme veya değiştirebilme, bilinçli ola­rak seçebilme, tüketicinin fiziki ve sıhhi sağlığını güven altına alma ve mal veya hiz­met hakkında tam, doğru ve yeterli bilgi alabilme gibi haklardır. Dolayısıyla tüketi­cilerin korunması kavramı, "mal ve hizmet­lerin alıcılarının haklarının korunması ve pazardaki güçlerinin arttırılması ile ilgili tüm faaliyetler" anlamına gelir.

Bir tüketicinin korunması hareketinde üç önemli unsur vardır. Bunlar; tüketici, üretici ve devlettir. İster kişi veya grup oj-sun, isterse bir örgüt olsun tüketicinin ko­runması, onun haklarının belirlenmesi ve muhafazası ile ilgilidir. Bunun için herşey-den önce, tüketicinin eğitilmesi ve bilinç­lendirilmesi gerekir. Eğitilmemiş veya bi­linçli tüketim seviyesine ulaşmamış tüketi­cilerin haklan sadece devletin düzenleme­leriyle korunamaz. Tüketici açısından bir başka Önemli konu, tüketicilerin tek başla­rına veya organizasyonlar kurarak haklarını savunabilmeleridir.

Tüketici korunmasının ikinci unsuru üreticilerdir. Üreticinin mutlak manada ka­liteli mal üretme mecburiyeti yoktur. Bu ahlâkî ve millî kaynakların etkili ve verimli kullanılmasıyla ilgili bir meseledir. Her malın ayrı alıcısı vardır. Bu sebeple genel sağlık şartlarına uygun olması kaydıyla üretici de, üreteceği malda bulunacak vasıf­ları serbestçe tayin etme hakkına sahiptir. Ancak tüketici aldığı malda bulunan vasıf­lan tam ve doğru olarak bilmelidir. Üretici sattığı mamulün kalitesini iyi ve doğru ifa­de etmelidir. Tüketicinin korunması açısın­dan üreticiler kendi aralarında birlikler ve­ya mesleki kuruluşlar oluşturarak, bir kendi kendini kontrol sistemi kurabilir, üreticile­rin kuracakları birlikler veya geliştirecekle­ri tedbirler, malların üretilmesinden Önceki dönemde yoğunlaştırılacak olursa, hem tü­keticiler hem de ülkenin kaynaklan etkili bir şekilde korunmuş olacaktır.

Üçüncü temel unsur ise devlettir. Devlet konuyla ilgili kanunlar koyarak ve uygula­yarak, gerekli kurum ve kuruluşlar oluştu­rarak, tüketicileri koruyabilir. Devletin hem üretim öncesi hem de üretim sonrası alabileceği pek çok düzenleyici tedbir ve koruyucu mekanizma bulunmaktadır. An­cak tüketicinin korunması çok yönlü bir meseledir. Dolayısıyla koruma hareketi­nin, konuya taraf olan bütün ilgililerce ele alınması ve uyumlu bir işbirliği ile çözüme kavuşturulması gerekmektedir.

Tüketicinin korunması hareketi aldatıcı reklamlar, haksız rekabet, istismarcı fiyat-landırma, tüketici aleyhine rakiplerle fiyat anlaşmaları, ambalajların çevreyi kirletme­si, etiketlerin yeterli bilgi taşımamaları, sahte ve uygulanmayan garantiler, belirti len özelliklere sahip olmama gibi doğrudan doğruya tüketiciyi olumsuz yönde etkile­yen sebeplerden doğmuş ve gelişmiştir. Modern toplumlarda kazandığı yeni anlam­la tüketicinin korunması hareketi ilk olarak

19. yy .in sonlarında ABD'de ortaya çıkmış ve bugüne kadar bir çok safhadan geçmiş­tir. Bu safhaların ilki, 1900 yılında uzun yu­lar boyu artan fiyatlar ve düşen gelirler so­nucunda ortaya çıkan huzursuzluklar ve ha­reketlenmelerdir. Bu hareketlenmelere bağlı olarak sendikal çalışmalar hızlanmış­tır. 1930larda ise, büyük ekonomik bunalı­mın doğurduğu bazı huzursuzluklar yaşan­mış ve tüketicilerin toplu davranışları göz­lenmiştir. 19601ı yıllara gelindiğinde, ge­lirler üzerindeki baskılar aynı şekilde tüke­tici hareketlerine yol açmıştır. Bu hareket­ler, 1966 yılında en üst düzeye ulaşmış ve bunun üzerine tüketiciyi korumak için dev­let tarafından çeşitli tedbirlerin alınmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Daha son­ra, tüketiciyi korumaya yönelik organizas­yonların kurulma çalışmaları hızlanmış ve bu organizasyonların etkinlikleri giderek hız kazanmıştır.

Tüketicinin korunmasına yönelik çalış­malarda 1927 yılı bir dönüm noktası özelli­ği taşımaktadır. 1927 yılında FJ. Schink adlı bir Amerikan vatandaşı "Paranızın De­ğeri" adlı bir kitap yayınlamış ve bunun amacının, hileli satış ve reklamların ardın­daki gerçekleri gözönüne sermek olduğunu belirtmiştir. Kitap bir anda büyük bir ilgi görmüştür. Kitapta verilen bilgileri daha ayrıntılı öğrenmek isteyenlerin çokluğu üzerine Schink bazı yardımcılar bularak okuyucu mektuplarını cevaplandırıp, bun­ları teksir etmeye başlamıştır. Böylece "Tü­keticiler Kulübü Emtia Listesi" adlı ilk tü ketici yayını basılmıştır. 1929 yılında ise "Tüketici Araştırmaları Organizasyonu" çalışmalarına başlamıştır. Bu kuruluşun tü­züğünde amaç maddesi, tüketici meseleleri ve bunların kullanıldığı mal ve hizmetlerle ilgili bilimsel araştırmalar yapmak şeklinde tanımlanmıştır. Tüketici araştırmaları or­ganizasyonu aynı zamanda tüketicinin salın aldığı mallan test etmek amacıyla kurulan ilk kuruluştur. Gün geçtikçe yerini sağlam-laştıran ve giderek güçlenen bu kuruluşun çalışma yöntemleri, tüketicinin korunması için harekete geçmek isteyen bir çok ülke tarafından incelenmiş ve benimsenmiştir.

Avrupa'da ilk teşkilat ise 1947'de "Dani­marka Tüketici BirliğTnin kurulması ile or­taya çıkmıştır. Avrupa Topluluğu ülkeleri­nin konuya yaklaşımı da esas olarak aynı yöndedir. 1972 yılında Paris'te toplanan Topluluk zirvesi şu teshili yapmıştın "Eko­nomik gelişmenin kendisi varılacak son amaç değildir. Ekonomik gelişme hayat se­viyesinin iyileştirilmesi için kullanılması gereken bîr araçtır." Bu düşünceyle tüketi­cinin korunması sahasında çalışmalara baş­layan AT Komisyonu, politikasını çok açık olarak şu esasa bağlamıştın "Tüketicinin zarar görmemesi için tüm tedbirlerin alın­masına çalışılacak, ancak bu tedbirler, Top­luluğun sanayi yapısının bozulması ve mal değişimlerinin engellenmesi sonucunu do­ğuracak seviyelere çıkarılmayacaktır." AT komisyonu, kendi içinde bir "Tüketiciyi Koruma Servisi" kurarak ise başlamış ve ayrıca "Tüketiciler Danışma Komitesi" ku­rulmuştur.

Tüketicinin korunması ile ilgili olarak köklü tarihi geleneklerimiz bulunmasına rağmen, ülkemizde tüketicinin korunması, son derece Önemli iktisadi ve hukuki mese­leler arasında yer almaktadır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kasabalara ve köy­lere kadar yayılan Ahi Birlikleri, tüketiciyi koruma fonksiyonunu yerine getiren güçlü bir teşkilat olmuştur. Bu birlikler, meslek ahlâkına sıkı sıkıya bağlı, köklü, sağlam ve düzenli bir toplum yapısı kurulması; üretici ile tüketici arasında sağlıklı bir ilişkinin oluşturulması ve bunların devamı yönünde faaliyet göstermişlerdir. Keza "Loncalar" da pazarın kontrol edilmesinde bir hayli et­kili olmuştur. Her mesleğin dürüst uygunla-masıra sağlamakla görevli olan bu organi­zasyonlar, mesleğin kendi içinden seçilen kişiler tarafından yönetilmekte ve mamu­lün kalitesi ile fiyatını kontrol ederek hatalı üretim yapılmasını engellemekteydiler. Daha da Önemlisi, toplumun her seviyesin­de tüketicinin hakkının korunmasına yöne­lik bir sosyal anlaşma ve kültürel yapı bu­lunmaktaydı. "Müşteri Velinimetim izdir" şeklinde veciz olarak ifade edilen bu anla­yış, tüketicileri korumaya yönelik önemli bir sosyal kontrol sağlıyordu. Bu yapı ve anlayış, tüketici olarak bir insanın yüceliği­ni tanımlamakta ve onun hak ve hukuku­nun, üreticinin kâr ve menfaatlerinden önce geldiğini tesbit etmekteydi. Ancak üretici­nin de bazı hakları ve Ölçüleri bulunmak­taydı. Müşterinin İstek ve beklentileri de bu hak ve ölçüleri aşamazdı.

Cumhuriyet döneminde ise. Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Borsalar kurula­rak, bu gibi meslek grupları bir çatı al unda toplanılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, Türk Standartlar Enstitüsü (TSE) ile tüketim mallarının belirli bir standarda bağlanması, giderek anan bir önem kazanmıştır. Tüketi­cinin korunması konusu ilk kez 1971'de gündeme gelmiştir. Ankara'da yapılan bir bilimsel toplantının ardından Ticaret Ba­kanlığı bünyesinde bir "Tüketici Sorunları Şubesi" kurulmuş, ancak bu şube uzman personel temin edememe gerekçesiyle 1975fde lağvedilmiştir.

Ülkemizde 1970'li yıllarda başlayan çalış­malar yeterli bir sonuç verememiştir. 1982 Anayasası'nın 172. maddesi "devlet tüketi­cileri koruyucu, aydınlatıcı tedbirleri alır ve tüketicilerin bu konuda kendilerini koruyu­cu girişimlerini de teşvik eder" denilmekte­dir. Anayasanın bu maddesi ile tüketicilerin korunması devlete görev olarak verilmiştir. Aslında, tüketicilerin dolaylı veya dolaysız korunması ile ilgili olarak bugüne kadar çı­karılan hukuki metinlerin sayısı oldukça çoktur: 58 kanun, 5 tüzük, 10 kararname, 7 yönetmelik ve 10 tebliğ. Ayrı ca ülkemizde 1986'da "Tüm Tüketicileri Koruma Derne­ği" adı ile tüketici birliği kurulmuş bulun­maktadır.

Ömer DİNÇER Bk: Tüketici Davranışı.