Ücret Teorileri - İslami Bilgiler - 3. Sayfa
ÜCRET TEORİLERİ
Üretim faktörlerinden biri olarak emeğin fiyatı (Ücreti) mn ne seviyede ve nasıl belirlendiğini açıklayan teorilerdir. Ücret teorilerinden her birinde ücretlerle ilgili gerçeğin unsurlarını ayn ayn bulmak mümkündür. Bir dönemde oldukça önemli kabul edilen varsayımlar sonraki bir teoride konu dışı ve anlamsız kaldığı için bir teori diğerinin yerine ikame olmaktadır. Bu sebeple ücretlerin hangi ilkelere göre ve hangi seviyede belirlendiğini açıklamaya çalışan görüşlerin tarihi gelişiminin ele alınması ücret gerçeğinin kavranılmasına yardımcı olacaktır.
Ücretin Tunç Kanunu (Doğal ücret)
Ücretlerin asgari geçim seviyesine göre belirlendiğini ileri süren bu teori ilk defa David Ricardo tarafından 1817 yılında yazdığı "İktisat Politikası ve Vergileme Prensipleri" isimli eserinde ortaya konulmuştur. Daha sonra Alman iktisatçısı Ferdinand La-selle bunu "Ücretin Tunç Kanunu" olarak ifade etmiştir. Ona göre, emeğin fiyatı (üc-ret)nı belirleyen emek arz ve talebidir. Emek arz ve talebine göre belirlenen fiyat piyasa fiyatıdır. Emeğin tabii fiyatı ise işçilerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamasına ve varlığını sürdürmesine irokân veren ücrettir. Malthus'un nüfus teorisinin etkisinde kalan bu teori, ücretlerin asgari geçimi sağlamaya yetecek seviyenin altına düşmeyeceğini iddia etmiştir. Ücretler bu seviyenin altına düşerse, işçiler zorunlu fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayacak maddi imkânlara sahip olamayacaktan ve hastalıklara karşı korunup evlilikler ve nüfus artmayacağı
için emek arzı azalacaktır. Bu durumda emek talebi emek arzını aşacak ve işverenler emek talebinde rekabete girişerek ücretleri yükselteceklerdir. Bu ise emeğin piyasa fiyatını tabii fiyata eşitlemiş olacaktır. Emeğin piyasa fiyatı tabii fiyatının üstüne çıkarsa, işçiler zorunlu ihtiyaçlarıyla birlikte sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını tatmin edebilecekleri seviyede maddi imkânlara sahip olacaklardır. Bu da işçilerin sağlıkla rını daha iyi korumalarını ve daha kalabalık aile hayatı kurarak emek arzının artmasını mümkün kılar. Nüfus artışından dolayı emek arzında meydana gelen artış, işsizlikle beraber ücretleri yeniden tabii fiyat seviyesine düşürür. Böylece ekonomide otomatik bir mekanizma emeğin tabii fiyatı ile piyasa fiyatı arasında devamlı dengeyi sağlamış olur.
Uzun dönemde emek arzının tam elastik olduğunu kabul eden ve emek talebini dikkate almayı gerekli görmeyen bu teori, asgari geçim seviyesinin işçinin zorunlu fizyolojik ihtiyaçlarından ibaret olmadığını da kabul etmiştir. Emeğin tabii ücreti fizyolojik ihtiyaçlarla birlikte bazı sosyal ve kültürel ihtiyaçları karşılamaya imkân verecektir. Asgari geçim seviyesini âdet ve alışkanlıklar belirler. Bir dönemde işçiler sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını belli bir seviyede tatmin etmeye alışırlarsa, bundan sonra da bu seviyeyi korumak isterler. Bunun için gerekirse evlilikleri tehir ederek nüfus artışı sınırlandırılmış ve ücretler sefalete yol açacak seviyeye düşmemiş olur. Lasalle, ücretlerin daima asgari geçim seviyesinde kalacağını kesin olarak kabul ettiğinden bu seviyenin sertliğini (değişmezliğini) "Ücretin Tunç Kanunu" kavramı ile ifade etmiştir. Eğer böyle ise doğal ücret; çalışanların sadece bedeni ihtiyaçlarım karşılayacaktır ve nüfus Özellikle düşük gelirli kesimlerde hızla arttığından yükselmeyecektir. Bu teori, nüfus artışının gıda maddeleri artışından çok yüksek olduğunu ve sonunda artan nüfusun açlık problemiyle karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu ileri süren Malthus'un görüşlerine dayandırılmıştır. Bu teoriyi savunanlar, teknolojik ilerlemelerin sanayi ülkelerinde bu kötümser tahminin gerçek leşmesine engel olduğunu görünce, görüşlerinin azgelişmiş ülkeler için geçerli olacağını savunmaya başlamışlardır.
Bu ücret teorisinin hatalarından biri, Malthus'un nüfus teorisine dayandırılmasıdır. Zira Malthus'un nüfus teorisinin gerçekleşmediği görülmüştür. İkinci olarak sanayi devriminin gerçekleştiği yıllarda ve sonrasında ücretler, çalışanların sadece bedensel fiziki ihtiyaçlarım karşılayacak seviyenin üstünde kalmıştır. Sosyal siyaset tedbirleri geliştirilip çalışanların sendikacılık ve toplu pazarlık haklarına kavuşması ve devletin ekonomik ve sosyal gerçeklere uymadığı tamamen ortaya çıkmış bulunmaktadır. Üçüncü olarak, doğal ücret teorisinin ileri sürdüğü gibi, eğer ücretler daima işçinin bedensel fiziki ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde kalsa idi doğal ücretin de ülkeden ülkeye, çağdan çağa, meslekten mesleğe ve sektörden sektöre değişmemesi gerekirdi. Dördüncü olarak da evlenme ve doğumların ücret seviyesine göre artıp azalacağı varsayımı da gerçekleşmemiştir. Çünkü yüksek ücretler ve refah artışının, doğum oranlarını azaltıcı yönde etkilediği görülmüştür.
Ücret Fonu Teorisi
John Stuart Mili tarafından geliştirilen bu teori, kısa vadeli ücret değişmelerini açıklamaya çalışmışlar. Bilindiği gibi. Tunç Kanunu uzun dönemde ücretlerin asgari geçim seviyesinde oluşacağını ileri sürmekle birlikte, kısa dönemde bu seviyenin altında veya üstünde oluşabileceğini kabul etmiştir. Ücret fonu teorisi, konuyu emek arzı bakımından ele alan Tunç Kanunu'nun aksine emek talebini esas alarak kısa dönemde meydana gelen ücret değişmelerini açıklamaya çalışmıştır. Bu teori arzı elde edilebilir varsaydı ve ücretle rin talepteki değişmeler yoluyla belirlenebileceğini kabul etti. Buna göre ücret seviyesi ücret ödemelerine tahsis edilen fonla işçi miktarı arasındaki orana bağlıdır. Ücret ödemelerine tahsis edilen fonlar nüfus artışından daha büyük oranda yükseliyorsa, ücretler geçimlik seviyenin üzerinde olabilir. Fakat ücret fonunun büyümesi nüfus artışının gerisinde kalıyorsa ücretler geçimlik seviyeye düşecektir. Dolayısıyla bu teori de ücretler konusunda kötümser olup, Malthus'un nüfus teorisine ve azalan verimler kanununa dayandırılmıştır.
Marjinal Verimlilik Teorisi
Bu teori emek talebinin marjinal verimlilik tarafından belirlendiğini ve ücret fonunun bu konuda önemli olmadığını ileri sürmüştür. Bu teori değişik işgücü türleri arzının en azından kısa dönemde sabit olduğunu ve ücretlerin bundan dolayı özellikle talep şartlan tarafından belirlendiğini ifade eden bazı varsayımlara dayandırılmıştır. Ücretler emeğin marjinal verimliliğini ölçme eğilimindedir. Marjinal verimlilik teorisi doğal ücret ve ücret fonu teorilerine göre daha az önemlidir. Çünkü ikinciler ücret düzeyinin makro ekonomik analizi ile ilgili iken, marjinal verimlilik teorisi ücretlerin mikro ekonomik analizi ile ilgilidir. Marjinal verimlilik emek arzının toprak, sermaye ve müteşşebbis arzına olan oranıdır. Ödenecek ücret seviyesini, marjinal emek biriminden elde edilen hasılanın değeri belirleyecektir. Bundan dolayı bu teorinin kâr maksimizasyon teorisinin bir sonucu olduğu iddia edilmiştir. Bir firma kârını maksimize ediyorsa, zorunlu olarak her faktörün fiyatını faktörün değer ürününe eşitleyecektir.
Artık Değer Teorisi
Kari Marks tarafından ortaya atılan bu teori, değeri belirleyen tek unsurun emek olduğunu kabul etmiştir. Dolayısıyla işçinin sermayedar tarafından istismar edildiğini, kâr ile faizin ücretten alınmış haksız gelirler olduğunu iddia etmiştir. Marks'a göre işçilerin varlığını devam ettirebilmeleri için zaruri ihtiyaç maddelerinden başka bir ülkenin gelenekleri ve alışkanlıkları emeğin ücretini belirler. Marks ücretin, işçinin ürettiğinden aldığı bir hisse olmadığını, işverenin mevcut Üretimden üretici emeği satın almaya ayırdığı bir pay olduğunu kabul etmektedir. Bir malın kıymetini belirleyen tek faktör onun üretimi için harcanan emek olunca emek sahibine asgari geçimine yetecek kadar ücret ödenmekte ve aradaki fark (artık değer) işveren tarafından alıkonulmaktadır.
Pazarlık Gücü Teorisi
John Davidson tarafından geliştirilen bu teori, ücretlerin tarafların pazarlık gücü tarafından belirlendiğini ortaya koymuştur. İşverenin ödeyeceği en yüksek ücret ile işçilerin kabul edebileceği en düşük ücret arasındaki ücretlerle ilgili geniş bir alan bulunmaktadır. Tarafların pazarlık güçleri ücret seviyesini bu iki sınır arasında alacağı yeri belirleyecektir. İşçilerin en yüksek verimlilik sının emeğin etkinliği, diğer firmaların rekabeti, alınan yeni kredilerin mahiyeti ve emeğin makina ve toprak yerine ikamesi tarafından belirlenecektir. En yüksek verimlilik sının ise işçilerin karşılıklı ilişkileri, sendikalı örgütlenme, sendika politikaları ve iş kanunlarından etkilenir.
Nevzat YALÇINTAŞ Bk. Ücret, Ücret Fleksibilitesi
İslami Okul Okulların En Önemlisi